28 Mayıs 2014 Çarşamba

Bu Japonlar ne yapıyor ya #6

Kendi gündemim dışında bi blogla giriş yapıyım, az kafam dağılsın, sallanıp duruyoz çünkü sinirlerim bosuldu .s.:S artık.

Biliyonus gelmiş geçmiş en komik insan K Sensei'nin dersinde yine gülürken ordan oraya vurduk kendimizi. Adam bok dedi lan ğfoksdfpoksdfposdkf Japon bok dedi olum. Japon hoca BOK DEDİ!!! Bi anısını anlatıyodu, yolda yürürken bi şeye basmış falan. "Fun" diyo biliyonuz mu diyo...Ses yok bizde, ne o yabış bi şey mi kaka mı ne acaba diye düşünüyoz. Sonra "Bokku desu, bokku" dedi fdskfsdfksdşflksdfsokdfp Bi iki saniye sessizlikten sonra kavrayınca yığıldık olm ağladım yeminle fksdfsdfkspodfksdf

Bi başka mevzuya geçiyom. Şimdi bizim bu dönem gelen bi hocamız var. İlk gün çok sevmeme rağmen, derse başlayınca yavaş yavaş Kagurazaka'dan bile daha nefret ettiğim bi konuma geldi. O da ses tonu beni mahvediyodu ve de aslında biraz da haklı olarak seviyemizi bilmediği için sultan ahmette yol sormuş dil bilmeyen turistler gibiymişizcesine ders anlatıyodu. Sonra bi gün  koca bir yıldır konuşma tonlamasına sinir olmaktan da öte olduğum ama çok iyi konuştugunu harika vurgular yaptığını düşünen kıza "robot gibi okuyon" dedi. Tabi böyle lök diye söylemedi ama böyle düşünmek daha çok hoşuma gidiyür lfksjdfsoudf  O gün bi aydınlanma yaşadım. Hiç bi hocanın yapmadığını, acaba kimse farketmiyo mu diye içimizin içimizi yediği olaya A Senseim son verdi. O zamandan bu zamana yanaklarını mıncırasımın geldiği bi kadın oldu.

İşin en güzel yanı her derste ilk önce neler yapmış, yeni yeni neler öğrenmiş onları anlatır. İlk başta çok yapmacık gelen tavırları artık nasıl doğal geliyo bilemeniz. Depremde duştaymış mesela zavallım. Çıplak mı çıksam, yoksa giyinsem bina göçer mi gibi arada kalmışlıklarını, hızla giyinip kafada havluyla çıkmasını falan anlattı. En çok hoşuma giden hikayesi de şu: Okulda başka bi bölümden bi hocayla tanışmışlar. Daha doğrusu A Sensei tanışmış, diğerleri tanıyomuş zaten sanırım. Adam A Senseiyle tokalaşıp yanak değdirme yapmış. Ya karşındaki Japon be adam!!! Garibim gelmiş anlatıyo, Türkler de normal mi öyle mi falan diye. Seni yemişler gülüm diyemedik tabi fşsldkjfsldkfj Normal ama yeni tanıştığımız insanla yapmayız, tanıdıklar arasında olur daha çok falan dedik. Bi de adamın sakalları varmış, yanakları acımış lan yazık lfksdjfksjdflskdfj

Yeni kelime öğrenirken de çok şirin oluyo, ve manyak hızlı öğreniyolar yareppim bu insanlar neden bu kadar çalışkan!!! Geçen gülümsemek fiilini öğrendi derste. Sonra diyo ki "Aaaa gülüm pide! gülüm pide!" (Çanakkaledeki Gülen Pide'den bahsetmeye çalışırken) ıfojsdofıjsdfasd Böyle gözlerimizin önünde büyüyolar resmen çok tuhaf...

25 Mayıs 2014 Pazar

Son deprem taşıyıcıyım resmen

Allam sırf haftasonu evden çıkmamak için cuma gününden gezceeni gezen insanlara bu deprem yapılır mı!?! Bütün gün sokaklarda sürttük ya!

Dün gece bi şeytan dürtmesiyle simcity oynamaya başladım te sabah 6 bıçıklara kadar. Sonra yattım. Gökçe'de evde değildi. Öğlen depremin ilk hafif sallamasıyla anında göz açtım. Yataktan çıkmayıp kendimi yatıştırdım tamam bitcek şimdi diye. Bilyonus ki hayatta en büyük fobim 1.deprem 2.tsunamidir. Ne tatlı ki raflardaki kitaplar şişeler yere düşmeye başlayınca bi fırladım ama napcamı bilmiyom. Sadece etrafımda dönüyorum çılgın gibin. Gökçe'ye bakıyom o sıra acaba yatakta da ben mi görmüyorum diye... Odadan çıkabilip ara girişe attım kendimi. Bizim açık mutfak camından karşı apartmana bakıyom "yıkılcak heralde dayanmaz daha fazla" diye düşünerek. Çünkü ben bunları yaparken hala deli gibi sallanıyodu ayakta durulmıcak şekilde. Meğersem mutfak masasının altında da yan odadaki kız varmış görmemişim bile. Bana bağırdı hemen koş gir bi şeyin altına diye. Evin içindeki seslerden kızı duyamadım bile lan nasıl iş!!!
Sonra odaya döndüm bizim masanın altında girdim. Deprem hala devam ediyo son hız bu arada. O an aklıma yarı yıl tatilinde gördüğüm rüya geldi. Deprem oluyo bizim apart göçüyo, ben göçükten çıkıyorum Gökçe'yi arıyorum. Düşündüm acaba o göçükten nasıl çıktımdı diye yine öyle çıkarım diye flsdkjfsldkfj akla bak lan.
Yalnız ben harbi dinsizmişim, bi kere olsun allahtır pismillahtır demedim lfskdjfsdfjsdfj Götüm sıkışınca hiç aklıma gelmiyomuş meğersem... Neyse işte sonra bitti yan odadaki kız beni aldı ve dışarı attık kendimizi.

Allam hayatımda böyle korku yaşamadım lan. O zeminin altından gitmesi hissi ne iğrenç meeeh!!! Tiksiniyom yaaa!!! Sonra işte mahallede oturuyoz herkesçe. Karşı apartmandan bi amca da "70 yıl önce daha büyük bi deprem olduydu burda, herkes öldüydü." dedi kfjsdfosıdjf saol amca ağzın bal oh muck...Gikçe gelince yukarı çıktık hemen alcaamızı alıp kendimizi attık dışarı. Yalnız çantama ilk attığım şey Tuğçe'nin yaptığı Tardis kumbarasıydı fsdjfsodıfjsf Sonra da laptopım. Çok lazım şeyleri unutmuşum fekat açık etmek istemiyom fsdıfjsdfj

Sonra telefonlar iptal zaten. En son anneme ulaşınca bi part ağladım anlatırken, sonra babama anlatırken ağladım, sonra refikaya anlatırken ağlayayazdım, sonra çay bahçesine gittik oturduk, orda arkadaşlar gelince konuşurken de ağladım lfsdjfsfdfsdkfj Bol bol ağladım bugün oh çok şükür. Bizim Yu Sensei (yeni yeni şifreler) de çok korktuğunu yazmış fba. Ona söylemiş refika burcu da çok korkmuş çay bahçesindeler isterseniz gidin yanlarına diye. Kıyamam kalkmış gelmiş. Hemen "Burcu-san daijoubu desu ka?" (iyi misin?) diyo bana flskdjfsodıfj Öyle hoş beş ederek 5 saat kadar aynı yere mıhlandık. Senseiye deprem olmasına rağmen finaller yine de var mı dedim ama adam Japon biç piliz, kime ne soruyom. Bu 5 saat boyunca benim titremem geçmedi tabi, sallanmaya devam ediyodum hala ha! Ama bi cesaret gikçeyle kalktık tekrar aparta geldik. 5 dkda banyo yapıp giyindik resmen fsdjfskdfjsf

Bi de annem aradı "Baban duş alıp geliyomuş." dedi fsldjfslkdfjsldkjf allam adamı ikna edemedim. Ben bu satırları yazarken o 1 saate falan burda olcak ha... Kalktı Ankara'dan gelyür, apartta kalmayın arabada yatarsınız dedi. Sonra bütüüüün gün 12den 11e kadar dışarda dolandık ama baktık daha yolu var geldik yine aparta. Uykumda var ha, ben bu uykuyla yatar uyurum yine odamda ama işte dedik madem geliyo boşa gitmesin diye. Resmen uyumak için dışarı çıkcaz, evde takılıyoz şu an ama. Neyse son olarak depremden tiskiniyom. Bay.

23 Mayıs 2014 Cuma

[Blog Tur] Idhun Günlükleri 1 : Direniş - Laura Gallego Garcia



Kitap : İdhun Günlükleri #1 - Direniş
Yazar: Laura Gallego Garcia
Orijinal Adı: Memorias de Idhún 1- La Resistencia      
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Tür: Genç Yetişkin, Fantastik
Sayfa Sayısı: 527

"Üç ay ve üç güneşin diyari Idhun'da, karanlık büyücü Ashran hâkimiyeti ele geçirir.
Yaşadiklari dünyadan kaçan bir savaşçı ile büyücü, yeryüzünde yaşayan Jack ve Victoria'yı da aralarına alarak Direniş'i kurar.

Amaçlari kanatlı yılanlarin hâkimiyetini sona erdirmektir ama Ashran'ın bu iş için özel olarak görevlendirdiği genç ve acımasız katil Kirtash buna izin vermemeye kararlıdır."

Fantastik bi kitap okumayalı kaç ay olmuş yaa! Bu yüzden Idhun turumuz için fazlasıyla heycanlandım. Özellikle kitabı elime alınca, kapağının güzelliğine ne desem bilemedim.. Ciltli kitaplara zaten bayılıyorum ama iç kapağı da harika çıktı :') Kitabın konusunu oluşturan tek boynuzlu at, yılan ve ejderha figürü ve 3güneş 3 ay olayı çok güzel aktarılmış kapağa. Amaaaa.... Bu tasarımın bende yarattığı etkiyle, kitabı okuduğum zamanki hislerim birbirinden çok farklı oldu. Çünkü bu tarz bir kitap için ağır kaçmış biraz diye düşünüyorum.

Kitabımız 2 bölümden oluşuyor. İlk bölüm fantastik bir çocuk kitabıyken, ikinci bölümde genç-yetişkine dönüyor. Bu yüzden ikinci bölüme kalpler fırlatıyorum :3 Birinci kısım Jack'in Limbhad'da Direniş ekibine katılması, Victoria, Alsan ve Shail'le tanışması kötü karakterimiz Kirtash ile olan karşılaşmaları üzerine. Bu kısımlarda biraz sıkıldığımı ve ağır ilerlediğimi söylemeliyim. Ama o Kirtash yok mu Kirtash :'') Daha en baştan katilliğiyle damga vursa da okurken "Ay ne güzel de bakıyor yiğidim" moduna geçmiştim. Fekaat, Jack'in ve Victoria 'nın 13-12 yaşında olması beni bitirdi. Öyle ciddili konuşmalar yapıyolar ki aralarında "Ya ben 12 yaşındayken cebimde taso şıngırdatarak gazoz içiyodum sokaklarda" demedim değil. Dedim bol bol dedim. O yüzden de bunaldım sanırım biraz, tamamen kişisel.

Asıl olay ikinci bölüm! Çünkü Kirtash'ı tanımaya başlıyoruz. Yalnız çok sorunlu isimler vardı yaa..Okurken sorun değil de arkadaşıma "Kirtash'a şöyle şöyle didiler, böyle yaptılar" diye anlatırken sesli bir şekilde "Kirtash" diyince cümleten kulaklarımız kanadı. Şu an bunu okuyanlar sesli bir şekilde "Kirtash" desin lütfen. En iyisi fazla dillendirmeden aşkımızı yaşamak diğ mi?  Yazar oturmuş bu karaktere özenmiş belli ki. Jack'i bi kenara atmış, iyi de yapmış bence. Keşke biraz da Victoria'yı salsaymış kendi haline. Okurken neler yaşadım, ne dizlerimi dövdüm bu kız yüzünden. Bi yerde görmeyeyim yani bence hiç hoş şeyler yaşanmaz. Sinirden mahvetti beni be!

Ha bu arada 2 yıl sonrasına atladığımız için karakterler en azından benim taso dönemini atlatmış oluyolar. O yüzden sorunsuz okudum bu bölümü. Şimdi azıcık bi spoiler bölümü açıyorum buraya, okumayanların bi sonraki kısma geçmeleri rica olunur.

[SPOILER] Victoria'nın kararsızlığı nedir!? Hatta kararsızlık da değil, Jack'e de Kirtash'a da aşığım diyerek ikisini birden istediğini gayet dile getirdi aslında. Bu ne ergenlik canım! Jack'e karşı öyle pek bi şey hissetmesem de ona da yazık be! Çocuğun anası babası ölsün, bi de gelsin düşmanına aşık kıza aşık olsun. Kız da ona aşık olsun ama düşmanına da aşık olsun. Böyle aşk üçgeni de olmaz olsun. Koskoca katil Kirtash'ı şebek etti, kuzu gibi oldu çocuk. Yalnız bu katil profilinin yanında albüm çıkarıp konser vermesi apayrı bi şeydi. Çok hoşuma gitti o kısımlar. Bi de ben Victoria'nın alnında ışık çaktığı sahnelerde gülüp durdum. İnsanın alnında ışık mı çakar öahahhaöhö diye -_- Bi dur, bi düşün de mi..Adamlar tek boynuzlu at diyip duruyolar...Son ana kadar anlamamışım fljsdff. Bitti galiba spoilerım tamam. [SPOILER]

Büyücü, asa, tek boynuzlu at, ejderha, kanatlı yılanlar, güçlü kılıçlar...Hepsi var kitapta, sırf bu yüzden bile alıp bağrına basmalık bir kitap. İkincisini beklemedeyim. Umarım benim okuduğum kitaplardaki olayları hızla unutmaya başlayan balık hafızam, serinin devamını görene kadar dayanır.

Son olarak 2 kişiye Idhun Günlükleri'ni hediye ediyoruz. Katılmak için Kitap Oburları'nın facebook sayfasına bir göz atın.

Tur Takvimi:

21 Mayıs | raflarinarasindan.blogspot.com - Ön Okuma
21 Mayıs | mirielenda.blogspot.com - Kitap Yorumu
22Mayıs | segesegese.blogspot.com - Yazar Tanıtımı
22 Mayıs | kutsalyorumcu.blogspot.com - Kitap Yorumu
23 Mayıs | sssuigenerisss.blogspot.com - Kitap Kapakları
23 Mayıs | sohbetedecekkimseyok.blogspot.com - Kitap Yorumu
24 Mayıs | thcodex.blogspot.com - Kitap Yorumu
24 Mayıs | pinucciasbooks.blogspot.com - Alıntılar

20 Mayıs 2014 Salı

Yine çok canım sıkılmıs benim

Yine bi sıkıntıdan öleyazdım. Finaller geliyo diye sims yükleyemiyom ya nelere nelere sardım. Bizim ahaliyi popmundoya başlattık. Kızlı erkekli oynuyoz, anında da vip aldık bi de. Böyle bi işsizlik olamaz ya 2000leri geri getirdik resmen.

Finaller dedikçe bunalıyom zaten. Okulda bu dönem yakın zamanda Japonca dışında her şeyi yaptım maşalla. Daha Japonya Günleri'nin tasarımlarıydı falan taze bitmişken bi senpainin hazırladığı tilifon oyunu için karakter arkaplan çizdim, bi senpainin de devraldığı cafe için logo tasarladım. Resmen grafik okurken alamadığım paraları böyle böyle alıcam galiba...Para demişken zaten İngiltere işimiz de yalan mı olcak nolcak. Bu dönem Çanakkale'ye işe gircem diye geldimdi ama, bi kaç iş görüşmesinden sonra zaten  haftaiçine 3 toplantım olunca o iş yalan olmuştu. Ben ite kaka yine bi 40tl biriktirmişim fskdjfskdfjskdjf Ardıma bakmam giderim aslında ama işte Tuğçe'ye yazık olmasın.

Hee bi çalışma gazı almıştım son vizelerimdeki düşüşlerden...Çoh şükür dilbilgisimden 89 (ki önceki kuize göre yine düşük ama vizeye göre iyi), kanjiden 97 aldım. Ben şu an yolumu bellemiş gibiyim zaten. Dilbilgisinden öyle bi tiskiniyom ki 500 kanji daha verin ezberliyim...

Hene du accık kanjili dilbilgisili bilgilendirme şeysi yazıyım. Bi tek tüyçe okur bence ama ossun kendime feaydalı fskdjfosdıfj Dilbilgisinden bunalma sebebim (gerçi hazırlık halimle bu kadar bunaldıysam ilerisini düşünemiyorum), Japoncada şöyle bi şey var; bi kalıp öğreniyoruz, sonra bundan bi kaç hafta sonra başka bi kalıp öğreniyoruz ya, işte bi önceki öğrendiğimiz kalıp için hocalar " o şekilde konuştugunuzda robot gibi oluyo, aslında bunu kullanmanız gerekir" diyolar. O kalıp yalan oluyo. Ben başka bi dilde görmedim böyle olay. Niye öğreniyoz lan o zaman da diyemiyosun işte. Başka bi kalıp öğrendiğinde o robot gibi olan kalıp işine yarayabiliyo çünkü.

Ayrıca bizde mesela bi sizli bizli bi de senli benli olay vardır, Japonca da sizli bizlinin türlerinden geçilmiyo. Herkese bi başka konuşuyon maşalla. Japonlar işi dille çözmüş. Şöyle ki, diyelim liseden  2-3 tip konuşuyo. Biri 1.sınıf biri 2. sınıf diğeri 3. sınıf. Türkçe muhabbetlerde laf içinde 2. sınıf kişisi 1.sınıfa seneye bunları görceğniz, 3te neler görcez diye de 3.sınıfa soru sormadıkça (örnek olarak yani) kimin ne oldugunu anlamazsın. Ama Japonlar öyle bi sistem kurmuş ki "Naber nasıl gidiyo?" diyişinden kim 1 kim 3 anlıyosun. Yani aslında kendilerince seviye farkını özetlemişler. Her şey ekstra belirtmeye ihtiyaç duyulmadan üst veya alt kademedeki kişilere konuşma tarzıyla anlaşılıyo.

Zaten dilbilgisinde işin içine "duygu katarak konuşma" işi girdiğinden beri biz dersimize giren tek Türk hocanın ağzının içine bakıyoruz. Her hafta bu hafta bunları öğrendik şimdi nölüyür bu diye hocayı sıkıştırıyoruz. Hoca'nın bize dediği bi şey vardı ilk zamanlar, öyle konular gelicek ki sizin Ayla Bnin ne farkı var dediğiniz yerleri anlatmaya çalışırken ben bile içimden lan aslında hiç bi farkı yok dicem diye... İş o hallerde yani. Bi de çok fazla çekim öğrendik çoh şükür. Örnek veriyim: tabemasu fiili (yemek) taberu, tabenai, tabeta, tabete, tabenakatta, taberareru, taberarenai, taberu na, tabeyou, tabesaseru....daha nerelere gidiyo da üşeniyom bile yazmaya. Bunların hepsini de bi araya getirince kafa oluyo bimelyon!!! fiillerde 3 grup var 3 grubu da ayrı ayrı 70tane farklı şeye çekimliyon. Başımı nerelere alıp gidem oluyom derslerde...K sensei (artık böyle diyim bari senseilere isimleri vermek istemiyom özel hayat plz) bize bi şey öğrettikten sonra hep "Bu caponlar ne yapıyor yaa" der işte bu sebepten.

Ama bebeyim güzelim kanjime bak bir de...Bir kanjinin 7 diyardan farklı okunuşu da olsa dilbilgisinden daha tatlı geliyo şu an. Çalışma dönemi çok sancılı olsa da okuyabilir-yazabilir hale geldikten sonra "LAAAN OKUYOM LAAAAAAN" duygusuna kapılıp öyle güzel gidiyosun ki..Ha tabi ben daha 300tane kanji biliyom. Bunun var bi 1600küsürü daha. Orasını aklım almıyo o bi net. Ki bu 300ü bak daha geçen haftaki quiz için yalayıp yutmuşum, tek kanjide hata yapmışım, bugun yine bu kanji neydi ya la? oldum bi kanji için. Sürekli okuycan, yazcan namıssızı. Özellikle çizimi basit kanjiler çabık unutuluyo. Zıkkım olasıca basit kanjiler var mesela 若, 済 falan. Bunların okunuşu ezberlesem de anında unutuyorum. Ama bir 議 asla unutmam. İlk görüşte biisssmiiilllll desek de iğrene iğrene sevmeye başlıyosun ve hiç unutmuyosun.  İşte beele şeyler. Bunları yine ders çalışmamak için yazıyom galiba ben yaa...Gidiyim kitap okuyup uyuyım bari, konuştum boşu boşuna bi sürü. Bay

11 Mayıs 2014 Pazar

İzlenmeyesi dizi yabmışınız!


Hemen kısaca bahsedip spoiler akıcam burda. 
Miura olmasa devam etmeyeceğim dizi, The Last Cinderella. İlk başladığında 2 bölüm kadar takip ettiğim sonra ancak bu son 2-3 günde tekrar izleyip bitirdiğim bi dizi. Zamanında Miura hiç gözükmüyo diye sıkılmıştım hatta. Çünkü konu olarak biraz desperate housewives gibi bi şey. Onun da konusu bilmiyom gerçi ama ablalar var işte fksldfkjsdf Evlisi bekarı çapkını...Ama kankalar. 1 tanesi de afişteki 2 güzel adamın arasında seçim yapıcak (afişten de bariz ki)

Konu bu kadar şimdi ben spoilerlarıma geçiyorum.

Diziyi bitirip 10dk falan tepindim yatakta. Allah cezanızı versin 2.adamlara günyüzü göstermiyonuz!!!!!!!!!! Ya elin zibidisi (Miura hayranı konuşuyor evet) aldı gitti kadını yaaa!!!!! Bi de bu rol o kadar olmamış ki resmen pot durmuş üstünde. Daha az biraz daha vakti varmış bence liseli dizilerinden çıkmak için. Bi tane de örtmen oldugu dizi vardı o da garip durmuştu mesela. Her neyse... İlk başta viihuuuuvv dedirten sirsiri hareketleri sonradan "aman git be git! pislik seni! dip boyan da gelmiş meeh!" boyutuna dönüştü ben de. 


Kadının seçim yapmak zorunda kaldığı diğer erkeği de 1 Liter of Tears'dan doktorum canım bönöm oynayınca hepten sıyırdım!!! Ah Tachibana'm vah Tachibana'm diye saçlarım ağardı yeminle yaa!!! Sen yıllarca niye anlamıyon aşık oldugunu o kadına girizikaalı!!!! Hayır aşık oldugunu anlıyon da niye melek gibi olup gidip zibidiyle arasını yapıyon bi de!!!! Ya siz alsanıza beni o sete bak ne güzel çiftler yaratırım. Miura'yı da saçından tuttuğum gibi yere yabıştırırım!!! Yalnız gerisi çok meçhul olur fangörllüğüm gün yüzüne çıkabilir fksdjflkdjf


Yavrıma hiç gif de yabmamışınız püüüü size!!! Yazık garibim daha ne kadar hor görceniz haa!!!Allam içim parçalanüyür anlayamazsınız... Üzüntüden en son "Tachibana hani bana hani bana" dedim bak görüyon mu ne dediğini bilmezliği...

Ammaaaa yine bir dizi de daha harika geylikler vardı. Tachibana'nın çocukluk arkadaşı ve her zaman takıldıkları mekanın sahibi Ken'in gay oldugunu öğrendiği sahne, ki en baştan beri bariz bi olaydı. Son bölümde Ken'in gelin çiçeğini tutup zavallıcık kuaför çalışanı çocugu öpmesi fşsdkfsdşflksdf Ne güldüm bilemeniz... Zaten bi yerde de Miura'nın az daha totoyu görüyoduk. Giyinik oldukları sahneler ilk bölümlerde nadirdi maşalla... Host club sahneleri vardı bi de. Süprüz olarak Yusuke Yamamoto'yu koymuşlar. Hostların vazgeçilmesi gadasını aldığım :3

Sonuç olarak iyi hoş ama ben diziyi şu şekil bitirdim:

9 Mayıs 2014 Cuma

Bu Japonlar Ne Yapıyor Ya #5

Her hafta gelmiş geçmiş en komik Japon olan bir senseimizin dersinde kaiwa (konuşma) yaparak, o hafta olup da anlatmak istediğimiz şeyleri anlatıyoruz. Bugün de Refika dün başına gelen bi şeyi anlattı.

Şimdi şöyle bi şey var, eminim her dil öğrencisine oluyodur, ingilizce tamamen silinmek üzere bizden. Her şeyi ilk önce Japonca düşünüyoruz. Yemek yemek neydi ya diye uzuun uzuun düşündüğümüz oldu shokujiler tabemasular dolanıyo kafada ama ingilizcesi yok. My name is Burcu diyemem mesela tek seferde. "I am" kalıbı da gelmiyo sürekli bi köşede "watashi" var. İngilizce 1 neydi lan diye düşündüğümüz zamanlar bile oldu. Öyle bi durum yani. Refika da dün eve gitmek için durağa gitmiş. Gelen bi otobüsten bi adam inmiş. Bozuk bi Türkçeyle bilmemne otel nerde diye sormuş. Refi de adama bakmııış bakmııışş "Sumimasen, (Özür dilerim) I don't know." demiş şflkadsfksjşflajsdls ki bu kadın ingilizcede manyak netler yaparak gelmiş ve hatta daha da rezil edem divxplanet çevirmeni flksdjflskdfjsdfkj Vee hatta hatta arkaya dönüp duraktakilere ingilizce bilen var mı? diye sormuş şdaojdasdjkslşkfdsdfşlksdşf

İşte bunu anlattıktan sonra sensei de aynı şeyleri yaşadığını söyledi. Tabi Türkçe için. Anlatıyo işte, İngilizce bi şey sorduklarında panik olup "Abi dur dur yaa!!!! Capon ben!! Sushi sushi!" yaptı el kol hareketleriyle lfkjsdodıasjdsdfjkosıdfjs Sushi sushi ne olom yaa!!!!!!!! Bi de o "abi"yi öyle bi güzel söylüyo ki ağbee ağğbe oluyo böyle. Adamın Japon oluşuna inanmak bazen çok güç.

Yine aynı hocanın dersinde bi şey öğrenmişiz, ben dalıp gitmişim o sıra o yüzden Refi'nin anlattıklarının yalancıyısım. Japonlar 3 vuruşluk dansları yapamıyomuş, vücutları uygun mu değilmiş öyle bi şeymiş. NASILL NASSSIIILL AAY NASIIIILL!! Aklım almıyo açıklama getiremiyom!!!!!!! Topuklarına sıkın yapıversinler ne demek olmuyomuş yaaa!!!!!

8 Mayıs 2014 Perşembe

Divergent fangörllüğü


Sonunda dün Divergent'i izleyebildim yaa! Seri olarak benim için Açlık Oyunları'nın ötesine geçtikten sonra filmleri için hevesle beklemeye başlamıştım. Her zaman için filmler kitaplardan daha iyi olamıyo tabi. Bu düşüncemi bi kenarda tutup gittiğim için belki de film gayet hoşuma gitti.

Birebir yapılmış diyemiyorum çünkü çok ayrıntıyı unuttum kitaptan, ama çoğu şey hayal ettiğim gibiydi. İlk başlangıçta mekanları gördükçe baya etkilendim özellikle. Kitabı okurken Four karakteri için ölüp bayılırken, fragmanlarda gördüğümde peeh demiştim. Ama filmde o "peeh"lik gitti,  arkadaşlarla heycandan el ele tutuşmaya, alkışlamaya bıraktı yerini.

Başroldeki gızımız neyseki afet bi şey değildi. Sıradan yoldan geçen bi tip olduğu için seviyorum bu kızı da ha. Özellikle, spoiler geliyor canıms ona göre, burdan bi alt satıra geçmek hayrına olur, annesinin öldüğü sahnedeki ağlayışı ço hoşuma gitti benim. Gayet doğaldı höykürerek böyle. Nays.

Asıl ben Four değil de Tris'in kardeşi Caleb'i alayım şuraya ben.

Allam oğadar tatlı olmuş ki girizikaalı!! Akşon (Action demek istiyor fekar japon etkisi) sahnelerde löbür löbür nasıl koşturdu yavrım...Zaten %70i dudak ve gıdık!!! Nasıl bu çocuğu sever hale geldim allam yaa, daha Carrie izlerken "Meeeh Acun kılıklı" diye yıpranmıştık Tuğçe'yle. İşte hep The Fault in Our Stars etkileri bunlar. 

Amaaaaa benim içün bu filmin en güzel olayı gadınım bidenem Kate Winslet!

Asıl fangörllüğümü onun sahnelerinde yaptım, asilliğine öliyim :')

Bi ara 3. kitabı da okuycam işalla. Filmi de tekrar tekrar izlicem bence. 

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Pupa | Yorozuya Family Blog Tur

Anime adı: Pupa
Bölüm Sayısı: 12
Gösterim Tarihi: 10 Ocak 2014- 28 Mart 2014
Tür: Fantastik, Korku, Shounen, Psikolojik
Yazar: Sayaka Mogi

" "Ölüm" ve "hayatın" kardeşleri Utsutsu ve yume Hasagawa'nın birden bire kendilerini yapayalnız bulmalarının hikayesi. Bir gün, Yume gizemli kırmızı bir kelebek görür ve vücudu bir metamorfoz geçirerek, insanları yiyen bir canavara dönüşür. Utsusu, küçük kız kardeşini normale döndürmenin yollarını aramaya başlar."

Anime hakkında hiç bi fikri olmayanlar için söyleyeyim, öyle konusunda yazdığı gibi ilginç bi anime değil. Abi-kardeş normale dönmenin yollarını falan da aramıyolar. Koy göte rahvan diyip yaşıyolar.

Konusunu görünce nasıl da merak etmiştim ama her bölümün 2-3dk kadar olması, ayrıca etrafta konuşulanlara bakılırsa mangasından apayrı dünyalarda gezmesi sebebiyle baya boka sarmış. Alan memnun satan memnun, kız abisini yiyo, abisi ye çucuğum ye modunda... Kızın ilk iğrenç yaratığa dönüştüğü sahnede abinin "yine de o benim biricik kardeşim" demesi sebebiyle kapatıp gidebilirdik zaten. Yav bi dön de bak! Neye diyon allaşgına yaa!! Bi bölüm kızın abisini yerkene "oniichan" diyip durmasıyla geçti zaten. Afakanlar afakanlar. Bi sadede gelinemedi anlayacağınız.

Kötü bi kadın karakter çıktı sonra, kızla oğlanın yumurta-sperm birleşimini yapıp kendi karnına koymuş yeni bi yaratık mı yapcakmış ne. İşte bilmiyoz napcakmış, çünkü o sahneyi gösterdiler bi daha da bahsi geçmedi. Sonra bi bakıyon bitmiş anime. Tam böyle aha dur konuya girecekler galiba diyosun ama yok yani...Son bölümü izlerken Turkanime'de yorumlara baktım. Birisi "Ne diyem..Mahmut mu diyem." yazmış. Buna hem yıllarca gülücem hem de üstüne söylenecek başka söz yok diycem. Bu kadar duygularıma tercüman olunamazdı.

Madem yamyamlı korkunçlu anime yapıyosun o ekranın yarısını kaplayan sansürler nedir be gülüm!? Zaten kaç yaş grubuna hitap ediyor olabilirsin ki?  Tesadüfen sansürsüz versiyonlarının gösterildiği bi yazıya rastladım, onu da paylaşayım merakımız gitsin bari fsdşfkjsdfkjsdf Buyrunuz.  Öyle matah bi olay da yokmuş yani, gereksiz merak unsuru.

Hani şimdiye kadar turunu yapıp sevmediğimiz animelerde yine derdim seveni çıkar bi bakın da, bunun seveni çıkmaz yani sanmıyom flsdkjfskfjd Yine sırf meraka yenik düşüp bakılır, başka türlü olmaz. Manga okuyabilen biri olsam okurdum ama mangasını. Daha da diyecek bi şeyim yok bu kadarı bile fazla.


5 Mayıs 2014 Pazartesi

11 nin mo iru! izleyin arkaaşlar


Şimdi size uzun zamandır izlerken en çok eğlendiğim dizi olan 11 nin mo iru! hakkında konuşucam. O kadar uzun zamandır ki Hana-kimi'den beri böyle bi şey izlememiştim. 9 bölüm olması sebebiyle hemen bitmesin diye ağırdan almaya çalıştım ama 2 günde bitti ne yazık ki.

Konusu; anne baba ve 8 çocuklarından oluşan kocaman bir ailemiz var. Kendi hallerinde, kıt kanaat geçinmeye çalışıyolar, ailenin en büyük çocuğu kendi kendine büyük sorumluluklar yüklemiş, hem okul hem part-time işte çalışıyo. Ama aile aslında 11 kişi. +1 olansa ailenin en küçük çocuğuna görünen sevimlimsi ruh. 
Konuya baktığımda aman bunların 2 yakası bir araya gelmez bunalırım diye düşünsem de, hiç öyle olmadı. Abzürük harika bi komedisi vardı. Özellikle gay konusunu baya bi işlemişler. Hatta aslında erkek sandıklarımız, erkek değilmiş kadınmış gibi olaylar da mevcut. Ha bunları toplumsal bilinçlenme ossun diye göstermiyolar tabi, direk bunlar üzerinden komedi yapmışlar.
Çocuklarının gay olduklarından şüphelendikleri kısımlar beni bitirdi:

Dizi boyu bu çocuk harcandı zaten. Ryuunosuke Kamiki'yi bi biricik dizim Bloody Monday'den bilirdim. Ama şu dizideki oyunculuğuyla listeme aldırdı adını. O mimikler flksdjflkdfj
Asıl favorim dizinini babası Tanabe Seiichi'ydi. Allam böyle bi şirinlik olamaz :') Ayrıca da dizinin seksisiydi ltfn. Normalde şöyle bir karizma olmasına rağmen:

Anne karakteri de, ekstradan aileye giren amca karakteri de harikaydı. Keşke gif, foto bolluğu olsa da paylaşsam ama yok. Bu dizinin de değerini bilememişiniz çok yazık....

Eğer abzürük bi komedi arıyosanız koşun gidin izleyin ha. Çok tatlı dizi. 9 bölümle kalmayıp daha da devam edebilirdi aslında ama..Ay şu an farkettim ki Malcolm in the Middle gibi aslında bu dizi lan eneee.. Neyse diceklerim bu kadar, bi openingi bile yok ortalıkta dizinin zaten, şunu koyup gidiyim bari:



1 Mayıs 2014 Perşembe

Küçük Japonya'mıza hoşgeldiniz :3

28-29 Nisan 20. Japonya Günleri bitti, ama ben kendime anca gelebiliyorum. Eğer bugün tatil olmasa ruhumu teslim etmiştim sanırım.2 gün de o kadar dolu dolu o kadar yorucuydu ki, hala kollarım bacaklarım ağrıyo. Ama tüm o yoruculuğa değdi :')

İlk gün sabah 8de gidip Manga Kulübü için ayrılan yerde sergilik çizimlerimizi asmaya başladık.Şu maketi yapıcam diye canım çıktı canım! Elde çizim yapmaktan nefret ettiğim için kulübün o işlerine karışmadım, fikirleri verip kenara çekildim. Katkı amaçlı kendi tablet çizimlerimden sergiledim bi de şu maketi yaptım. Parama gömmesinler diye 70x100kağıdı a4lere bölüp yapboz gibi bi araya getirmek nedir bilir misiniz?! Sonra marketlerden aldığın kolilerle arkasına destek yapmak için yerde breakdance yaparcasına onları kesmek, yapıştırmak.... Peki sabah havanın yağdı yağacak gerilimiyle okula kadar onu taşımak! Neyse ucuz atlattım flkdsjfsldkfj Sergi için de eskiden çizmiş olduğum 2 resmi yeniden çizdim. Çünkü afişler, videolar, davetiyeler zamanım yoktu.
Manga çizmeyi beceremediğimden böyle idare ettim. Zaten bireysel sergi kısmı serbestti. Ama yazın geliştircem kendimi ufak tefek planlarım var :3

Sonra açılış konuşmasına gittik. İlk olarak Tuğçe'yle hazırladığımız tanıtım videosu izlendi. Refika sürekli beni dürtüp dürtüp duygusal suratlar yapmayaydı iyiydi gurur duyyom diye flsdkjfsdklfj Hocamız açılış konuşması yaptıktan sonra, ilk defa izlediğim ve yanlış olmasın ama anladığım kadarıyla okulda da ilk defa yapılan Bon Odori gösterisini izledik.
Bon Odori hakkında çok ayrıntılı bilgim yok ama kısaca, Japonların atalarının ruhlarına saygı ve minnetlerini göstermek için yaptıkları bir dans. İzlediğimiz gösteri gerçeğine ne kadar yakındır bilemiyorum tabi ama hareketler ço hoştu. Öyle hızlı bi şey değil, güzel Japon ezgileri eşliğinde giden tırın mırın bi dans. Hatta saneye ben de Bon Odori'ye gitme planlarındayım, ama kankitolarım çok destek oluyo saolsun "Sen nasıl yapcan lan odun" diyerek :)))))) Şişko şişko giymeyem Yukata'yı az zayıflıyım seneye durun fkjsdfsdf

Bon Odori'den sonra Kendo gösterisini izledik. Sadou (çay seremonisi) gösterisi için hazırlıkları yapmaya başladık. Ben arka tarafda çay çırpıcı, tatlıları hazırlayıcı ve servise çıkan kişi olarak görevliydim. Zaten kol ağrılarımın sebebi 60 konuğa 4 kişi çay çırpmaya çalıştığımız içindir. O çay çırpma işini yaşamayan anlayamaz fljksdflskjdf 
İşte bu şekilde önde bir gösteri sergilenirken, 10 konuk bunu izliyo. Çayı yapan kişinin yanındaki Türkçe açıklama yapıyo. Bu sırada biz bu 10 kişi için önce tatlı servis ediyoruz. Gösterinin aksamaması için saniyelik ayarlamalar bunlar, mesela seremonideki bi su çırpma hareketinde çıkıp tatlı dağıtmamız lazım, söylenen belirli bi kelime sırasında çay dağıtmamız lazım vs. Tabi biz de çaycı gibi dağıtmıyoruz onları. Onun da usülü var. Selam ver, tek elle çayı al, 2 kere çevir diye giden. 
Arka tarafta çoh traji komik olaylar da yaşadık tabi. Bi ara 11 kişi geldi ona göre çay hazırlayın dediler. Tam servise çıkıcakken 10 kişi 10 dediler. Biz de içtik o fazla çayı soğuycak boşa gitmesin diye. Demesinler mi 11kişi diye fldskfnsdlkfj Öyle bir göt tutuşması olamaz 10saniyede yeşil çay köpürtmüş olabiliriz. Ay bi de kaynar su soğumadan servis edilmesi gerekiyo bu çayların. Ama meret o kadar hızlı soğuyo ki. Servise çıkmadan 1-2 dakika önce başlıyoruz yapmaya. O yüzden çok gerilimli oluyo. 

Ama gösteriden sonra hep beraber sahnede fotoğraf çekilip, alkış tutup dağılmamıza değiyo hepsi. Senseinin içeri "Valla çok güzel oldu, valla!!" diye girmesi paha biçilemez arkaaşlar. Bir Japondan böyle bir Türkçeyi sık sık duyamazsınız :')
Daha sonra gittim Manga sergisinde nöbet tuttum. Tüm Japonca öğrencileri pestilsi kıvamda orda burda seriliyodu akşama doğru. Eve gidince bir yatmışım 13 saat!!!! Hem de pencere açık uyumuşuz, ertesi gün millet konuşuyo "gece bi gök gürledi uyandım" diye. Şehrin altı üstüne gelmiş biz uyurken ama bize fıss flksdjfsdf

Neyse efenim, ertesi gün Sadou tanıtımı amaçlı okuldaki çardakta gelen ziyaretçilerin çay da yapabileceği bir gösteriye başladık. Sabah 10da başladık, 12 de bitirmeyi hedefleyerek. Açıkcası kim içsin ki, kim niye merak etsin Japon çayını, Japonya'ya bi ilgisi yoksa diye düşünüyodum ama, akın akın geldi millet nasıl şaşırdık. 

Burda da senseilerimiz çay seremonisini öğrenmeye gelmişlerdi :') Böyle böyle bizim 12de bitecek etkinlik 1'e uzatıldı, hatta sonra 2ye ve inanır mısın 3te bitirdik. 5 saat ayakta çay yap, temizle, servis et hepimiz öldük öldük! Senseimiz her seferinde  "Yoruldunuz mu? Değişimli olarak yemek yemeye gidin, bi şeyler için, oturun dinlenin azıcık." diye geldi yanımıza :') Hatta bi ara gidip bize bir sürü içecek almış ben ağlayacaktım zaten az kaldı flksdjfskdfj Aramızda "ay öldüm ay hadi bitirelim artık çok yorulduk" diye konuşuyoruz, sensei geliyo "1 saat daha uzatalım sorun olur mu size?" diyo. Olur hocam, 5'e kadar bile yapabiliriz gibi celallenmeler yaşıyoruz. fksjdflskdjf Senseilerimize asla hayır diyemiyoruz. 

Bizim etkinliğimiz bitince takvim sergisi çekilişi vardı. 2 takvimi hedeflemiştim, biri şu 39du. Ama ekim bilir hangi ellerde geziyo şu an. Sonra da kapanışı yapan Tiyatro Kulübünün gösterisini izlemeye gittik. Bu kadar mükemmel bi şey beklemiyodum. Bir Japonca öğrencisinin Japonya'ya homestay yapmaya gitmesiyle alakalıydı. O kadar güldük ki! Ayrıca ne deli oyuncular varmış bizim bölümde dedik.

Bu şekilde bitirdik 20. Japonya Günleri'ni. Akşam da "hocamızın doğumgünü" partisine gittik. İlk önce bu 2 günde çekilen fotoğrafların slaytını izledik. Dışarda yaptığımız sadou gösterisi sırasında, hocanın getirdiği yelpaze rüzgardan düşünce düzeltirken kenardan "Burcu sakın bozma" diye bi ses geldi. Meğersem senpai fotoğraf çekiyomuş ama o makineyi görünceki gerilimle etrafa şu şekilde baktım ve tüm pozlarım öyle çıktı flsdkfslkfjsdf Slaytta onlarda vardı üzülmeyin, bölümcek izledik. Görmeyenler ne şanslı... Sonraaa hocamız sahneye çıktı, takım kaptanları öne doğru gelsin dedi. Benle alakalı değildir diye çıkmadım hiç. Sonra tek tek her kulüp için teşekkür belgesi dağıttı. Bi baktım Grafik-Animasyon Kulübü diyo. Şoka girdim o an flksjdfslkdjf Öne gitmeye çalışıyorum ama bi şey beni engelliyo onun ne olduğunu da çözemiyorum. Meğersem önümde yapılı bir senpai duruyomuş. Ben görmedim bile o şokla ama Refika çocuğu bi itmiş kenara fklsjdfksdfjsşldfjksdf Ben ordan geçmişim. Hoca "Burcuu?" diyo, ben fare gibi burdaağğyıım diye ilerlemeye çalışıyorum. Sonuç şudur:

Tabi bi tek benim değil bu, Tuğçe'nin de aynı zamanda. Japonya'da evimize asarız çerçeveletip fklsdjflksdjf 
Neyse, sonra geldik gecenin en heycanlı anına...Japonya Günleri'ne en iyi hazırlanan kulübe verilecek olan flama. Hoca hangi kulübün kazandığını söylemeden önce eliyle bi çay kasesi döndürme hareketi yapınca hepimiz çığlık attık tabi. Sadou kulübü olarak flama bizde bu sene :') O andan sonra Senseimizin gelip tek tek bize sarılması var ya tüm yorgunluğu aldı götürdü. 

Haah unutuyodum hee! Bir de tatil, yağmur demeden Türk Japon Dostluk Topluluğu ve Türk hocalarımızla bizim bölüme bi sürpriz hazırlamıştık. O da izletildi. Ben kendileri çalıp oynamışlar tarzı bi tepki beklerken salon "bi daha bi daha" diye inledi. Demek ki tanıyamamışım ben bu bölümü daha flksdjfskjf 
O videoyu da paylaşmak istiyorum.



Şu bölümü, hocaları ne kadar sevdiğimi anlatacak kelime bulamıcam galiba. Buraya geldiğime bi an bile pişman olmamak çok güzel bi şey.