27 Nisan 2014 Pazar

Bu Japonlar ne yapıyor ya! #4

Bugün son Sadou (çay) toplantımızı yaptık. 28-29'u Japonya günleri olduğu için son tekrarlar yapıldı. Annem gibi neyi çalışıyosunuz ki diye düşünyosanız eğer, 2 parmakla tutmanız gereken şeyi 3 parmakla tutamazsınız gibi incin cincik detayları olan bir çay törenleri var. Çay ikram edilmeden önce temsili yapılan temizlikte, mendili nasıl katlaman gerektiği, kaseyi kaç kez döndürerek silmen gerektiği gibi, çayın yapılışı sırasında çay koyduğun kaşığımsı çubukla kaseye maccha (yeşil çay tozu) dökerken kaseye dokundurup kaç kez tıklatman gerektiği, fırçayla köpürttükten sonra (türk kahvesi gibi bildiğin köpüklü içilen bi şey) fırçayı çayın üstünde japonca "no" hecesini çizerek alman gerektiği gibi kuralları bilmen gerekiyo. Bu söylediklerim sadece içlerinden seçtiklerim, bütün seremoni bu kurallar düzeninde ilerliyo. Hatta çay içmeye gelen misafirlerin bile kuralları var. Chawan'ın (çay içilen kase) resimli tarafının hangi esnada kime bakması gerektiği, elinde chawanı kaç kere çevirip içmesi gerektiği, hatta çaydan önce dağıtılan tatlıları nasıl alıp yemesi gerektiği...Hem ço hoşuma gidiyo hem de iç la artık yether oluyom. Şimdi tabi çok bilgili değilim bu konuda, seneye bunla ilgili daha ayrıntılı bilgilerle karşınızda oluceem!

Aslında bunu yazmıcaktım haa flksdjflsjf işteeee bu çalışmaları yaparken hocanın masasındaki dizili mangaları inceliyodum. Ellemeden :') Uzaktan :') Kanjileri çözmeye çalışarak :') Itazura na kissler, Hana Yori Dangolar, Dragon Ball'lar....Bi tane de Isutanburu Monogatari yazan bi manga gördüm. Anaaaaaaaaa İstanbul laaaaaaannn diye şok geçirdim. Gayet 1. ve 4. sayısı olan bildiğimiz manga yani! Baya eski bi şey belli ki. Netten baktım az önce 91yılına kadar 2-3 yıl çıkmış galiba. Konuyu şaapmaya üşendim ama. Bi kız var İstanbul'a gelmiş. Bi Türk bi de bi İngilizle olaylar olaylar. Ne bilmiyom artık. Şöyle bi mangaydı:


Başka ne diceeğdim. Ha geçen derste kaplardaki hazır noodleların nasıl keşiflendiğiyle ilgili bi yazı okuduk. Kısaca bi amca varmış. Amerika'ya gittiğinde bi herifi yaptığı makarnayı kahve bardağına koyup yerken görmüş ordan esinlenmiş. Adını unuttum amcanın ama burdan sesleniyom, amca onu Amerikalı bulmuş sen bi çekil kenara! İşte o sıra bizdeki Makarneks'in Japon şirket ortaklığıyla çıktığını öğrenmiş olduk. Tabi benim makarneksle neyn işim yok vegan olmayan içeriğinden dolayı, meğersem üstünde kocaman "Nıssın" (nişşin) yazıyomuş. Bunu da hayretlendiğim olaylara eklerim.

Bi de yine derste bi konu işliyoruz. Japonyadaki çöpçatan şirketleriyle ilgili bi parça. Görücü usulü olayları falan anlattı hoca. Bizdekini sordu. Eskiden hamama gidip kız beğenme olayını anlattık adam şok oldu flsdfksdjfk hele hamamda çalgılar çengiler ziyafetler yaparlardı dedik dibi düştü. Sonra Tosun Paşa filmindeki hamam sahnesini izlettik flsdjfsdf biz orda Adile Naşit sevimliliğine ve ritme dalmış göbek atarkene meğersem hoca utanmış büzülmüş bi çekingen gülmüş hep fksdjfslkdfj adamı da harcadık yazık... Neyse bu kadar.

26 Nisan 2014 Cumartesi

4 bebek gibi kitap



Markus Zusak'ın okuduğum ilk kitabı. Aslında kitapta hiç bi şey olduğu yok, oturup bi kaç saatte bitirebilceğiniz bi kitap olmasına rağmen vay bee ne okudum öyle dedirtecek türden değil. Ben yaşam tarzı bana uzak gelen tiplerin hayatını okumayı sevdiğimden, olumlu düşüncelere sahibim. Daha doğrusu ne düşünüyorum pek emin değilim. Elimde 2. kitabı İt Dalaşı da var. Onu okuduktan sonra şekillenmeye başlar sanırım.


Genç kızlık hayallerimle oynayan, zalım kitap. Ergenlere negsel aşklar yaşatıyonuz öyle allah kahretmesin. Dram varsa, kaçırmam mümkün olmadığından, ayrıca  2hafta bu kitabı okuma isteğimle can çekiştiğimden tam poan veriyorum. Hem içim gitti hem ağla ağla öldüm oh negsel oldu. Amaa tek bi yerden kırarım puanını, o da şiirlerden nefret etmeme karşılık karakterlerin ara sıra şiirle anlaşmaları. Anlamıyom da hani okuyup okuyup lfksjdflksjdf Bana öyle konuşsalar "Yani?" der harika bakışlarımı atarım. Okurken kimseye sinir olmadığım kitapları nasıl da seviyorum. Bi de öyle güzel konuşuyolar ki, hiç öyle süslü püslü kelimeler yok. Zaten genç bir kızın ağzından anlatıldığı için samimi cümleler doluydu. Mesela not aldığım bi kaç kısımdan birini yazıyım:
..."Seninle tekrar görüşebilir miyiz?"diye sordu. 
Sesinde sevimli bir gerginlik vardı. Gülümsedim. "Tabii." 
"Yarın olur mu?"
"Sabırlı ol çekirge," diye nasihat verdim,
"Aşırı istekli görünmek istemezsin."
"Evet, zaten o yüzden yarın dedim." dedi.


Harika fangörlingler yaşadım yani anlıycağınız. Kitabın sonu da kesinlikle tam istediğim gibiydi. John Green abimiz öl de ölelim halindeyim. Filmini de becerebilmişlerse harika olur. 


Bu yıl okuduklarımdan başucu olmaya aday kitabım. Ne kadar güzel depresiftin öyle, bayıldım! Resmen diyecek bi şey bulamıyorum bak, okumadıysanız koşun gidin alın. Bir de şunu iliştireyim şuraya:
"En sevdiğim ağaç Ağlayan Bilgin Ağacı'ydı.
Japonya'dan gelmiş olmalıydı.
Japonlar ruhsal olanlardan anlarlardı."


Tekinsiz Kitap'ı Domingo'dan çıkmasa almazdım belki de. Çünkü kapak tasarımının içine ederdi diğer yayınevleri çok büyük ihtimalle. Bu yüzden Domingo en iyisi ya :') İçi dışı her bi yeri o kadar güzeldi ki! Ama yusuf yusuf olmaktan çok uzun zamanda bitirebildim flksdjfsdkjf Harbi korkunçtu lan! Bi de hep yatmadan önce okudum, çok korkucağımı hissettikçe bıraktım. Özellikle tek başına denize açılan adamın hikayesi aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyo hala. Töbe töbe yaaa! Sonlara doğru ilgimi kaybettim o ayrı. Hele o siyah sayfalar neymiş yiee enee diye en baştan beri merak ettiğim kısmı "Ne diyonuz" diye diye okudum. 
Sonuç olarak 4 güzel kitabı ardarda okumanın güzelliğini yaşıyorum. Huzurluyum.

19 Nisan 2014 Cumartesi

Vizeler, Japonya Günleri

Sonunda vizelerim bitti sonuçlar açıklandı, iyi kötü çok rahat bi nefes aldım. Ayrıca notlarımdaki aşırı düşüşle delicesine hırslandım, tabiri caizse (ay ilk defa diyom bunu doğru işalla) finallerde koycam!
Mis gibi yükselttiğim bunpou (dilbilgisi) notum, cevapları doğru yaptığım halde, örneğe bakmayıp yapılış şeklini yanlış anlayıp yok yere giden bölüm sayesinde -5 puan hiç oldu gitti. Notuma değil en çok o salaklığıma yanıyorum yani gerizekalı ya!
 Kanji notum en yükseklerden biri hadi yine iyi o. 
Kaiwam neyse ki 90lardan düşmedi. Hocanın "arigatou gozaimasu" (teşekkür ederim) demesine karşılık cevaben "ii desu" (iyi) desem de fksdjflsdjflsdkfjdf Ço şükür heycan faktörünü hesaba katıyolar. Bütün puanlarım okuma kısmından gitmiş zaten 7 puan. Salak gibi takıldım 2 kelimede çünkü. Bi de kimochi (duygu) puanım 4 üzerinden 2 lan lfjsdhfşskljdfgkhfskldjf Allam hiç böyle gülmemiştim. Bana çok bile vermişler, o kadar ruhsuz okuyom ki. Resmen ayıp olmasın diye vermişler. Saygı, oturma, kıyafet kısmından bi puan kırmışlar bak ona çıldırıyom. Neden allam neden. Bi dediğinizi iki etmedim!!! Çiçekli tayt giydim diye mi lan!?
Gelelim koudoku vizesine...İşte o güzel girdi be. Şu okulun ilk 85 altı notuydu yani 69 olarak girdi fklsdjfskjdfdsf Ama yine güzel sallamışım ordan 1 puan alsam şurdan 2 diye, 50 falan bekliyodum. Kendimi tebrik ederken hocaya da teşekkür ediyorum efem...
Ay ben buraya bi şey yazmak için geldimdi de unuttum gitti.

Son olarak belki takip eden Çanakkale'de bulunan birileri vardır. 28-29 Nisan Japonya Günleri duyurumu yapıp gideyim. 
İşte vize öncesi beni başlarına kitleyen afiş ve tanıtım videosu:



Bi önceki katılma fırsatı bulduğum 19. Japonya Günleri Çanakkale'de yaşadığım en güzel günlerden biriydi. Böyle bi olaya dahil olmak çok hoş bi duygu. 20. Japonya Günleri'nin daha daha güzel olacağını hissedebiliyorum. Çanakkale'deyseniz gelin görün. Oh mis.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Noragami | YF Blog Tur - Seiyuu

Anime adı: Noragami
Gösterim Tarihi: 5 Ocak 2014 - 23 Mart 2014
Tür: Aksiyon, Macera, Shounen, Doğaüstü
Yazar: Adachi, Toka

"Yato, bir gün en çok inanılan ve en büyük tapınağa sahip olmak isteyen küçük bir Tanrı’dır. Fakat, parasız olması ve yardımıcısının kendisini tek başına bırakması Yato’yu zor duruma düşürmüştür. Yato'nun kendisine iş bulduğu ender günlerden birinde, Hiyori Iki isimli bir kız, Yato’nun Tanrı olduğundan habersiz bir şekilde, kendisine otobüs çarpmasın diye kurtarınca; Yato’nun sıradan hayatı değişmeye başlar.

Bu kaza, Hiyori’nin ruhunda bir anormalliğe sebep olur ve Hiyori istediği zaman ruh ve Tanrılar’ın dünyasına geçiş yapabilir hale gelir. Normal haline geri dönebilmesi için Yato’dan kensine yeni yardımcısı Yukine ile yardım etmesini ister."

Bu sezonki turumuza ilk olarak Noragami ile başlıyoruz. Tur animelerinden biri olduğu için çok mutlu oldum. Çünkü Eylül'den beri YF turları dışında anime izleyemez hale geldim. Bu seriyi kaçırsam çok üzülürmüşüm.

Bi kere "eşofmanlı tanrı" olayı ile en baştan kendine bağlayabilecek bi anime. Tanrılığı meslek olarak para karşılığı yapması, hatta kartvizitinin olması güzel esprilerden. Olaylar o kadar güzel devam ediyo ki hiç bi bölümde sıkılmadım. Genelde son bölümlerde animeye olan ilgimi kaybederim ama, Noragami de bana göre finali de gayet iyi yapmışlar. Baş karakterlerin çok yüce (üstün, güçlü vs gibi tanımlamalar da olur) ama aslında eziğin de önde gideni olan animeleri çok sevmemden ötürü, Noragami'ye kötü bir yorumda bulunabileceğimi sanmıyorum.

Gelelim benim bu turdaki konuma. Seiyuular. Ki seiyuuların sese odaklanmaktan çok sahne kaçırıp tekrar tekrar izlediğim oldu. Neredeyse tüm sevdiklerim bu animede çünkü.

Yato / Kamiya, Hiroshi : Baş karakterimiz Yato ve seiyuusu Kamiya Hiroshi ile başlayalım. Kamiya Hiroshi, ödülleri silip süpüren ve benim de çok sevdiğim bir seiyuu. Yato için biçilmiş kaftan diyorum. En çok Ao no Exorcist - Mephisto, Durarara!! - Izaya, Karneval - Gareki, Natsume Yuujinchou - Natsume ve tabi ki Shingeki no Kyojin - Levi olarak biliyoruz. Ayrıca KamiYu isimli bir grubu da var.



Yukine / Kaji, Yuki : Kaji Yuki'yi çok sevmeme rağmen, Yukine ile pek bağdaştıramadım ben. 14 yaşındaki bi karakter için fazla geldi bana. Daha çocuksu bi ses olsa sinir olurdum belki ama ne biliyim...Ama Kaji Yuki'nin bi yerlerini yırtarcasına bağırması ve ağlaması kalp ben. Diabolik Lovers'ın saykosu Kanato, Guilty Crown'ın uyuz Ouma'sı, No 6'nun Shion'u ve SnK'nın Eren'i. Eren'le Levi'nın bi aradalığı :') Ayrıca bi aralar takip ettiğim tek manga olan, yazın çıkması planlanan Ao Haru Ride'ın Kou karakteri için seçildi. Yine bu yıl ödül alan seiyuulardan.

Hiyori / Uchida, Maaya : Kadın seiyuulara pek hakim değilim, Paku Romi ve Kugimiye Rie dışında seslerini ayırt edemediğim için. Yenilerdenmiş kendisi, yine bu yıl ödül alan bir seiyuumuz. Tipi de çok şirinmiş lan :') Hiyori'yle de gayet iyi bi iş başarmış bence.  Chuunibyou demo Koi ga Shitai! - Takanashi, Gatchaman Crowds - Hajime, Sankarea - Sanka Rea başlıca karakterleri. Ve yine Ao Haru Ride'dan Kaji Yuki'ye eş olarak Futaba'yı seslendirecekmiş.


Kazuma / Fukuyama, Jun : Seiyuu cennetimizin bir başka üyesi Jun! Bu adamdaki ses değişimi kimsede yok! Bi an sevimliyken bi an ateş püsküren bi sesle belirebiliyo. Özellikle Ixion Saga'daki trans karakteriyle kalbime taht kurmuştur kendisi. İşleri saymakla bitmez ama bi kaçını söyliyim; XXXHolic - Watanuki, Working - Souta, Vampire Knight - Aidou, Durarara!! - Kishitani, Code Geass - Lelouch, Ao no Exorcist - Yukio diye uzaaar gider bu liste. Ayrıca albümleri de bulunmakta. Adamlar tek işle yetinmiyo ki...

Kofuku / Toyosaki, Aki : Yine çok sevdiğim ama sesinden tanıyamadığım bir seiyuu flksdfjsdkfj Saçları da aynı olmuş bak Kofuku'yla. Sadece K-On'un Yui'si olarak tanıyabilirim, dünya sevimlisi :') Bunun dışında, Beelzebub - Aoi diyebilirim bi de. Diğerlerinden hatırlayamadım karakter ve ses bağlantısını üzgünüm fklsdjflkdjf Seiyuuluk yanında şarkıcı olarak da anime op/ed'lerinde kendisini görüyoruz.

Daikoku / Ono Daisuke : Seslendirdiği karakterlere aşkla bağlanmışlığım yoksa da adamın sesi....Lütfen... Bu karaktere de cuk oturmuş. "Izaya" diyişleri özellikle... Kuroshitsuji Sebastian en iyilerinden ayrıca (Her ne kadar animeyi de karakteri de sevmesem de). Working'in Satou'su, SnK Erwin'i, Kuroko Midorima'sı, K'in Yatogami Kuroh'su, Durarara Shizuo'su (durarara seiyuuları doluşmuş meğersem Noragami'ye) diye uzayan bir listesi var. Seviyoruz efenim.

Bishamon / Sawashiro, Miyuki: Yine manyakça ses değiştirebilen bir seiyuumuz. Bishamon gibi karizmatik bi kadına da bu yakışırdı. Seslendirdiği karakterlerin listesini sıralamaya ömrüm yetmez heralde... Ama en çok Beelzebub Baby Beel olarak sevicem sanırım. Arakawa Under The Bridge'in Maria'sı, UtaPuri'de Haruka en sevdiğim rollerinden.


Nora / Kugimiya Rie : Geldik YF'nin biriciğine flsdfksjdfsdjf Neden mi? Bi kere Gintama'nın Kagura'sı!!! Noragami'de azcık olan rolünde bile "Aha Rie konuşuyo!!!" olmamıza sebep...Bu kadının 35lerinde biri olması inanılır gibi değil ama Japonlar işte...Gönül isterdi ki tüm animelerini bitirmiş olayım ama nerde..Fairy Tail'den Happy, FMA'dan Alphonse, ToraDora'dan Taiga olarak benim gönlümde taht kurmuştur. Gintama'yı saymıyorum bile.

Rabou / Sakurai Takahiro : Adını sık sık Takurai Sakahiro gibi gerzekçe şekilde söylüyo olmama rağmen seiyuuların kinglerinden. Rabou'ya animede daha fazla yer verilseymiş dedirtecek cinsten. Code Geass - Kururugi, D. Gray Man - Yu Kanda, Psycho Pass - Makishima, Junjou Romantica - Misaki, Mononoke - Kusuriuri ve bissürü bissürü karakterler. Yoruldum tüm seiyuularda bu kadar iş olunca :')


Yazdığım seiyuulardan başka takip ettiğim birileri yok, eğer gözümden kaçmadıysa. Şöyle bi bakınca, cidden çok iyi kadroymuş lan! Bu adamlara maaş nasıl yetiştiriyosunuz acaba!?
Son olarak konu ilginizi çekiyosa mıtlaka izleyin der, tur takvimimizi de koyar kaçarım.


13 Nisan 2014 Pazar

Japon filmi | Sekai no chûshin de ai o sakebu

2 gündür nansıtap dram sabahlaması yapıyoruz. Son leveldan başlayıp Gökçe'ye More Than Blue izlettim. Benim 8 oldu galiba izleyişim. Hala ağlıyom delicesine. Yine burun çekmekten midemiz yıkatılası hale gelmişti zaten. Sonra bi kaç film daha izlettim. Dün gece, benim de izlemediğim bi film olsun dedim Sekai no chûshin de ai o sakebu'yu seçtik.

Yıllardır izlemek isteyip nedense izlemediğim bi filmdi. Yine izlemesem bi şey farketmicekmiş yani. Ağlıcam diye başladığım filmlerde ağlamayınca gözüm dönüyo sinirden fskdfjsdkfj Romandan uyarlama bu filmin mangası da çıkmış tv draması da çıkmış. Her bi şeyi çıkartılarak abartılmış. Oysa daha ne romanlar filmler var... Niye bu acaba, anlayamadım...

Konusu klasik dramlardan. Baş karakterin gençliğinde aşık olduğu kız ölmüş (spoi değil ha), geçmişe doğru şöyle bi yolculuğa çıkıyo. Şimdiki evleneceği kadın bi yanda, kendisi bi yanda, ölen kız bi yanda. Konu olarak sevdim ben onda bi problem yok. Ama 2 saati geçirmek için o kadar gereksiz sahnelerle donatmışlarki aheyy ahheyy hadi laaaaann diye diye izledik. Dramlı sahne vercekler mesela, bi şey konuşuyolar allam lise müdürlerinin sabah konuşması gibi her kelime arası 15 saniye bekliyolar. Bunaldık yemin ediyom. "Hadi ağlamıyoz AĞLAMADIK! bitirin artık lan!" demek mecburiyetinde kaldık. Hatta öyle bunaldık ki bi sürü şeyle dalga geçip töbe töbe ya diyip dil ısırma kulak çekme popo kaşıma gibi hareketler yaptık (hasta kızla bile dalga geçtik çünkü hani). Ha bana sorarsanız izleyin dursun arşivde zararı yok flskdfslkdf Ama böyle çok boş zamanda ve sıkılmak üzere olmadığınız bi anda izleyin.

Filmden hatırlamak istediğim tek şey de şu şarkıdır:

11 Nisan 2014 Cuma

Japon dizileri sezonumu açtım | Limit

2013 dizisi Limit'i dün akşam başlayıp az önce bitirdim. Uzun zamandır Japon dizisi izlemiyodum, 3 günlük tatilimin ilk gününde bunu bitirip ödüllendirdim kendimi :')
Oynayan hiç bi oyuncuyu tanımıyorum, bi kaçına göz aşinalığım vardı sadece, oyunculuk olarak gayet tatmin ediciydi ama bence.
Konu olarak, Battle Royal izleyenleriniz varsa, onun daha dramatik dizi versiyonu diyebiliriz. Liseli öğrenciler hep beraber okul gezisine giderken otobüsleri uçurumdan aşağı düşer ve bu kazadan kurtulanlar ormanda yaşam mücadelesine girişir. Bi yandan otobüs firması, bi yandan okul müdürü hatalarını örtbas etmek için polis mevzularını geciktirir falan. Bebeler heder oluyo tabi. Böyle ortama Japon koydum mu birbirlerini öldürürler zaten o bi net. Hem liseli hem Japon olunca ezilen ve ezen grupları var tabi bunların. Kurtulanlar da bu kişilerden oluşunca, entrika aşk ihtiras yalan dolan fiiyuuuuvvv... Hepsine bi teker teker üzülüyosun izlerken zaten. 
Ben en çok başta işleri boka sardıran senseiyi sevdim yalnız. Adamın mimikler o kadar hoş ki... Hep ona üzüldüm içim parçalandı çocukceeze. Sonlarda bi kaç gözyaşı döktüm ona hatta. Bi şey olduğundan değil. Belki de olmuştur? lkfsjdflkdsjf spoiler vermiyom.
Trailer alalım şuraya:

Op/ed olarak da çok sevdim, bi tane de ending bırakıyım:

Bi solukta bitiveresi çoğoş yani bence izleyin. Hadi bay.

10 Nisan 2014 Perşembe

Kitap alışverişi #10

Bahar indirimleriyle beraber kendime engel olamadığım bi takım kitap alışverişleri yaptım ben :'3 

 Geçen ay Hepsiburada'nın 50tl üzeri alışverişe Nisan ayı için 20tllik hediye çeki olayı vardı. Sanırım bu 4kitabı o zaman aldım. Aynı Yıldızın Altında'yı almamsa şöyle oldu. Zaten dramatik bi kitap olduğundan mıtlaka ki okumak istiyodum, "KESİN BİRİ ÖLCEK LAN :'))))" hevesimin önüne geçemiyorum. Kitabı almadan önceki son 2 hafta öyle bi hale geldim ki, başka kitabı okuyamıyodum resmen. Kitabın filminde Tuğçe'yle sömestrda izlediğimiz Acun'a benzeyen çocugun oynadığını biliyodum. O filmi izlerken ne sinir olup saydırmıştık çocuğa. Ama sonra "Kesin ölcek o çocuk" duygu yamışmamla, delicesine sevgi besledim içimde flsjdflsdjf O şekilde sonunda aldım kitabı, okudum hatta. Onları da bi ara yazcam. Yanına da yine John Green'in Alaska'nın Peşinde'sini aldım (ciltli kitaplar beni bi gün ağlatıcak :') ). Büyücüler ve Sherlock Holmes El Kitabı'mla (galp galp galp) beraber daha sonra okunmak üzere bekletiyorum.


Bunlar da DnR'daki manyak indirimin bebekleri. 75tl üzerine 20tl indirim mi vardı öyle bi şeydi paypal alışverişlerinde. Bu kitapların da hepsini 65liraya alıverdim :') 9 kitap için manyak fiyat bence.  DnR'ın 5tllik kitaplar kampanyasından Ted Dekker, Mark Gatiss (Bunlarla uğraşacaana Sherlockla uğraş bidenem),Nail Gaiman ve Harlan Coben'i kaptım. Yıllar yılı Stephen King okumak isterim, okumadan hayranıyım (Hayvan Mezarlığını okudum bi tek), sonunda ssepetime 2 kitabını atabildim :') Sylvia Plath'in Sırça Fanus'unu da okudum, o da başka zamanın konusu.


Gelelim son alışverişime. İlk alışverişten kazandığım 20tl'lik çekimi bi güzel harcadım şu güzel bebeklere, Rowling'in kitabı hariç. Gökçe kendi alışverişinde benim için de atıverdi sepetine DnR'dan çünküsü 10 liraydı!!! 10 lira lan! Şu an baktım 30 olmuş fskdflksdjfsdjf
Koudoku vizesi öncesi 2 gün önce Pride and Prejudice damarım kaynayınca, Gökçe'ye de izletiyim diye açıp milyonuncu kez izledim. Ordan da ingiliz edebiyatı aşkım geldi. Martı yayınlarının kitaplarını aldım. Umarım güzel çeviridirler :') Markus Zusak'ın Köpek Düşleri kitabının devamını aldım. Yıllardır okuycam diye öldüğüm ama bi fırsat bulamadığım Ferrari'sini Satan Bilge ve Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı da nihayet aldım. Bi de oturup bi günde bitiriveriyim diye İnsan Sürümü 0.4'ü aldım. Ebay'den de Manekinekolu yapışkanlı not kağıdı almıştım o da geldi :'3
Artık daha da bi şey almıyım nolursunuz, odada kitaptan bana yer kalmadı, rafım çökecek lan ondan korkuyom. Litfen daha fazla indirim yapmayalım çıcıklar LİTFEN!
 Şuvan Tekinsiz Kitap'ı okuyorum, ödüm bokuma karışmış bi halde. İşte eele.

Girdili cıktılı vize haftası

Çoook çok yoğun bir haftanın sonuna geldik. Yeminle hayatımda yaşadığım en "işim başımdan aşkın" zamanlardı. Hatta günleri karıştırdım arada. Bi kaç saat uyyım diye yattığımda bi kere bi uyandım arkadaşa mesaj atıyom olm hangi gündeyiz gün mü atladık diye öyle gerilmişim okula gitmedim 2 gündür uyyom diye flsdkfjsldfkj

 Vize haftasının hemen öncesinde 3günde 8 afiş bitirdim, Japonya Günleri ve kulüpler için. Ardından kanji ezberlemek yerine oturdum 6 saat Japonya Günleri tanıtım videosu için animasyon yapmaya başladım. 6 saatin sonunda hazırladığım şeyi beğenmedim, hocaya söyledim 2 gün içinde yeni bi şey yapıp bitircem diye. Ben çizdim senaryo yaptım Tuğçe'ye yolladım o animasyon haline getirdi. Uçağa atlayıp gelse daha kolay olurdu yeminle flskdjfslkdf. 4 yıldır okulda hiç bi işte ortak çalışma yapmadık buna şaşırıyom ben asıl lfksjdflskdjf Neyse 2 gün sonunda videoyu bitirdik.

Sonra ben kanji çalışmaya başladım. Derslere çok güzel gittiğim için, hayatımda hiç görmediğim 60 kanji falan vardı çalışmam gereken. Ki toplamda 240 kanjiden sorumluyduk sınavda. Allam çalışırken resmen sıyırdık! Hiç böyle sıyırdığımı bilmem. Çığlık atıyoruz rahatlamak için, mezdeke açıp oynuyoruz, birbirimize bi şeyler fırlatıyoruz Gökçe'yle böyle kavga dövüş çalıştık. Sonracııma kanji sınavı çok güzel girdi. Nasıl mı? Sınavda hoca şehirleri kanjiyle yazmış bizden hiraganasını istiyodu. Bi tanesini harika sallamam dışında diğerlerini yazdım. Asıl giren kısmı, bunları Japonya haritasında göstermemiz gerekiyo olmasıydı. Ben ki Türkiye'de bile kim nerde bilmiyom, Ankara'yı yakın bi zamana kadar tam ortada olduğunu sanıyomdu, her gün "aa öyle şehir mi var lan?" dediğim anlar oluyo tutup Japonya'yı mı soruyon? Bi Hokkaidou'yu biliyom, en soğuk yer diye gitmek istediğimden zaten en üstteki o işte fsjdflskdfj bi de Tokyo'yu biliyom. Kyoto'yu bile bilmiyom ki Aomori-ken'i bilcem olm. Hepsi yanlışmış zaten lfksdjlskdjf Çok burda olurmuş gibi diye diye işaretledim ben...

Ertesi gün bunpou (dilbilgisi) sınavı vardı. Çalışmamak için haftalardır el sürmediğimiz bulaşıkları yıkadık lfksdjlskdfsdf Sonra yine çığlıklar eşliğinde çalıştık. O kadar anlamıyomdu ki, o kadar çok kural var ki. Hayır, sınavda yapmalık anlıyorum, ama bunun daha kaiwası (konuşma sınavı) var. Konuşurken lan burası muishi doushi miydi, şimdi bu fiil jidoushimiydi diye düşünürken cümleyi kuramıyom diye çok korkuyodum. Bunpouda da bi soruyu çok gerzekce anlamam dışında fena geçmedi.

Sonra bir koudoku sınavı olmuşuz ki. Okuduğumuzu anlayalım sınavımız oluyor bu. 3 parça vardı. İlk parçayı okudum ve ne hakkında oldugunu bile o kadar anlamadım ki. Hiç birimiz anlamamışız. Bi yer varmış (o kelimeyi bilmiyoz ondan neresi bilemicez klfsjdflksdjf) içinde resimler heykeller varmış. Heralde müzemsi bi yerdir dedim. Ordan anlamadığım kelimeler bllalblalblaaa bi bakıyon bi adamın sağ eli sol eli bi şeyler yazmış. Resmen sorduğu sorularda hangi kanjiler varsa, parçanın içinden onları bulup copy paste yaptım. Sonra saldım gitti zaten bari sıkıyım sallıyım en azında 1-2 puan ala ala 50-60 alırım diye. Titanikle ilgili bi parça vardı. Titanik'in battığını parçadaki son cümlede anladım flskdjflsdkfjsdkjf batmasından bahsediyomuşuz meğersem benden yapımından vs sanıyom. Sonra bi soru sormuş, sizce neden ilk kadınlar ve çocuklar kurtarıldı diye. YAV NE BİLEM!!!! Türkçe düşündüm mü ki ben onu Japonca yazcam. Aklıma gelen ilk cinsiyetçi yorumu yazıp "ÇÜNKÜ ERKEKLER KADINLAR VE ÇOCUKLARDAN DAHA GÜÇLÜ TAAM MI ;)" yazdım. Bi soruda "saigo no toki"nin anlamını soruyodu. Son anları demek. Ölmeden önce dua ediyo falan diceeme öldükten sonra dua ediyo didim lfskdjfslfkjsdkfj Bi de bakıp anam ne güzel cümle kurdum haa didim yaa... Bi yerde gemiye binenlerle ölenlerin oranını soruyodu :)))))))))))))))) diye baktım zaten kağıda. Oturdum 2112 gibi bi sayıyı 705 gibi bi sayıya oranlamaya çalışıyom. bölmeler bi şeyler doldu sayfa. 3'e kadar buldum, şıklarda 32 ve 37 vardı. Devam edemicem dedim 37 diye sıktım 32ymiş flksdjfskjfskjdf yav nalaka allasen bu koudoku sınavıyla!!!!

Ve geldik korkulu rüyam kaiwaya...Kendimi bayaa bi sakinleştirdim, ki kaiwa sınavını yapan önceden de dışarı kahve içmeye gittiğimiz hocamız olduğundan bebek gibi olduk. Hep onun girmesini istiyoduk zaten. Çekindiğimiz hocalar yoktu hiç :') Her bi hocamı ayrı ayrı seviyorum ama üniversite bazında bakınca çekinme olayı daha ağır basıyo. Girdim oturdum, konnichiwalar bi şeyler. Saçlarımın renginden konuştuk, bi tane hocamızın tivide poroğrama çıkmasından konuştuk lfksjdflksjdf sonra bi kaç soru  sordu. Ben Japonya'ya fındık ihraç edebiliyo olabilirik (evet Japonya'ya ne ihraç ediyo Türkiye diye soru sordu) derken fındık için "Nattsu" dedim. Yanlış telaffuz ya da yanlış kelime sonucu anlamadı hoca nattsu? didi. Fındık dedim flsdkjfsdşlfksf Sonra bi diyalog yaptık ve bitiverdi pırt diye... Şimdiye kadarki kaiwalarda stresten bayılasıya bi halde girmiştim, yüksek notlar almıştım. Ama bu sınavda o kadar rahattım ki düşük bi not alsam da bu rahatlığa değişemem yani. Hep aynı kadro girsin, hep hoşbeş edelim, resmen bi daha kaiwalanasım var :')

İyi kötü hepsi bitti ya oh diyorum. 2 ay rahatız, sonra gelsin 1.sınıfa geçebilme finalimiz. Yarın da karşıya geçip kavaltılar bi şeyler. Oh 3 gün tatilim var. Animeler, kitaplar takılıcam yatağımdan çıkmıcam lan. Özledim işssiz bomboş olmayı. Şuraya da geçen hafta açıp, çoktan dökülmüş olan sakuralı fotomuzu koyyim ve gidiyim.

2 Nisan 2014 Çarşamba

Edebimle uçamıyom bile

Ankara-Çanakkale 11saatlik çilem sona erdi, bunu fırsat bilip 1buçuk günlük ders ektim ve bu sabah uçakla geldim Çanakkale'ye. Tabiyki yine çok güzel şeyler yaşadım :)))))))))))

Havaalanında xraylerden geçerken ötmemek benim işimdi ama bugün ÖTTÜM!!! Sonra zavallı ayakkaplarımı çıkarttırdılar :') Başımı yere eğmeden gururla süzüldüm geçtim, uçağı beklemek üzere gittim oturdum bizim kapıya (gate tam oluyo da kapı olmuyo gibi lan). Anında yanımda bi teyze bitti, daha totosunu oturtmadan "yolculuk niree?" dedi. Böyle bi güldüm, ney diyon sen teyze diye, "Çanakkale?!" dedim. "Ay ben de oraya gidiyorum :D:D.d.:D" dedi ffşskdjfsşdklf Hepimiz aynı yolun yolcusu değil miyiz lan zaten? Sen ne istiyon ki benden anlamadım..1-2 dk sonra çıkardı elma yemeye başladı, neden elma yediğini, günlük olarak neler yediğini, ilaçlarını falan anlattı, ben o sırada hep bir o may gat zaten. Uçak da gecikmesin mi densiz...8de açılcak kapı 8.30da açılmasın mı :') Neyse güzel teyze anılarından sonra gittim yerime oturdum. Ders çalıştım, kitap okudum. Sonra hostesler yicek iççek servisine başladı. Susamamış oldugum halde, su alınca, ön koltugun arkasındaki cebe koydum. Ama hani şu plastik ağzı kapalı bardaklardaydı. Sonra bi ara sen bi tanecik dizim oraya çarp. O su patlasın. Püüüyuuuvvvv diye tazyikli su, neredeyse arka koltuga ama neyseki değil, omzumdan aşşaa...Şok olunca durduramadım da bi süre izledim fslkdjfsdfkjsdjf Aklıma gelince aldım yere koydum suyu, çaktırmadan indim.

Çanakkale'deki havaalanı da havaalnı değil ha, bildiğin uçak durağı. Hatta ilk defa bi uçaktan merdivenden indim, keşke rüzgarda flip flip olan şapkam olsaydı tutarak inseydim lan :') İşte sonra da derse gittim, en sevmediğim hocanın dersiyle açılışı yaptım hemen "sıs lan" diyerek. Şu anda da kanji çalışmamak için her şeyi yapıyom, blog yazmak dahil. Oloom 120 kanji çalışmışım ben ama şu an 240-250 bi şeyiz galiba flkdjfsdfkjsdkfj pazartesi vize lfjksdlfjsdfj finallere girebilcez mi giremiycez mi onu belirlicek olan vize flskjdfsdjf 1.sınıfa geçebilme vizesi yani skdfskjfsdkfj gülmüyom biliyonuz. Dilbilgisinden de öyle bir kal gelmiş halde ki bana ANLAMIYOM diye çıplak eylem yapıcam, konu komşuya yazık.

Şu an aklıma bi anı geldi ona gülüyom, yazıyım gidiyim bari. Ankarada'yken Tuğçe'yle film izliyoz. Dünya: Yeni Bir Başlangıç'ı izlerken, etraf hayvan, böcek dolu diye sinirlendik. "Yokluğumuzu fırsat bilip hemen ele geçirmişsiniz, hemen! Gitmiyom lan gitmiyom" diye. Yazınca hevesim kalmadı aman hiç bi şeye şahit olamıyonuz siz de. Meh.

Ha dur bak bi de, ailecek yeni yapılan sitelerin örnek dairelerini gezdik bi gün (neden bilmiyoz). Zaten fiyatların götü başı ayrı oynuyo, her şeyi satsak yine alamayız ama sırf gözümüz doysun diye, tanıtan adamları dinleyip evleri geziyoruz falan flsdkfjsldkfjsdf Almıcaamız o kadar belli ki. Kadın "sitede sauna, sinema salonu, bla bla sahaları blalabalaalardan yararlanabilirsiniz" diyo, "Peki bunlardan yararlanmıcaamıza yemin etsek fiyatda bi değişiklik olur mu?" dedim. Kadın bir sürü bilgi verdi, annem "Bu site reklamında Sibel Can'ın oynadığı site değil mi ya :)" dedi lfsdjkfsdkfsdfsdf  Evi dolaşırken "Sadece banyoyu alabiliyo muyuz?" vb densiz olaylar da yaşadık. Bu sırada kardeşim de masalarda duran bedava şekerleri cebine dolduruyodu fksşdkfdşslfksşdlkf Ya işte böyle gidiyom bay.