28 Mart 2014 Cuma

[Blog Tur] 2055: Büyük Hesaplaşma - Teri Terry | Kitap Yorumu


Tehlike dolu bir dünyada kime güvenebilirsiniz?

Kitabın Adı : 2055: Büyük Hesaplaşma
Orijinal Adı : Fractured
Yazar : Teri Terry
Serinin Adı : Slated
Seri Kitap Numarası : 2
Tür : Distopya, Genç-Yetişkin
Yayıncı : Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı : 354
Yayın Tarihi : Mart 2014

"Kyla programlanmadan önceki hayatına dair hiçbir şey hatırlamamalıydı ama geçmişine ait karanlık sırlar gömülü oldukları yerde kalmayacak. Huda baskısı ve özgürlük mücadelesi arasında bir savaşın ortasında kaldı ve sağ çıkamayacağı bir çıkmaza doğru sürüklenmeye başlıyor. Ben’i umutsuzca arayışı devam ederken bu sırlar ve yalanlar dünyasında kime güvenebilir?

Geçmişinden gelen karizmatik fakat tehlikeli biri, çokça övülen 2054: Çıkış Yok’un bu gergin ve sürükleyici devam kitabında Kyla’yı kendi yolunu seçmeye zorluyor."

Bu seriye cok yazik ettim ben cok... Iki kitabi da oyle dar zamanimda okudum ki bi keyfini cikaramadim. Acikcasi ilk kitaba dair hatirladigim pek bi sey yoktu. Seri kitaplarda araya zamn girince sifirliyo beynim kendini resmen. Vaktim olsaydi ilk kitabi bi daha okur oyle gecerdim ikinci kitaba. Ama bunu bile bugun derste siranin altinda gizli gizli okudugumu dusunursek (sensei sumimasen :') )..

Bu kitapta da yazarin simdiki zaman ekiyle yazmis olmasina bol bol dellendim. Yok alisamiyorum yani... Bi kerede bitirebilseydim okumayi bu kadar batmazdi ama, cunku ilk kitaba gore daha heycanliydi bana gore. Ben surekli heycanli kisimlarda ara vermek zorunda kalinca baya yiprandim mesela :')

Yine bayaa sevdigim nadir kiz karakterlerden Kyla. Bana boyle kizlarla gelin. Ayrica manyak distopik bir ulke olma yolunda ilerledigimiz su gunlerde kitaptaki bazi kisimlarla da karsilastirma yapabildim resmen. Adamlar hep ayni kafa iste. Bizde bi levo eksik, baska bi sey degil yani. Hah, Ben konusu ne olacak asil Ben?! Bunun icin 3.kitabi beklemek zorunda olmamiz cok aci (ve evet 3.kitap ciktiginda isi gucu birakicam ayip oluyor artik!)

Gecis kitabi olmasina ragmen dolu doluydu. Hatta seriyi bu kitapla sevdim ben. Seriye henuz baslamayanlar icin tavsiyem iki kitabi birden alin. Hic ara vermeden okuyun. Zaten ara verebileceginizi de sanmiyorum :3

Çekilişimize katılmak için Kutsal Yorumcu 'nun sayfasına uğrayın.


24 Mart 2014 Pazartesi

Normalimsi hayata dönüş

Pazar günü öğlen ağlamaktan ölüp akşam gülmekten öldüğüm bi gün oldu.
 Sabah Kana'yı yolcu etmeye gittik. 2 hafta hemen geçti Japonya'ya döndüler. İlk başta vedalaştık falan, mutlaka gelin Ehime'ye dedi. Konuşmaya devam edelim falan dedik. Sarıldık ettik, otobüs geldiğinde, iskeleden girmek için arkalarını dönüp gitmeye başladılar ya. Anaaaamm nasıl ağlamaya başladım. Herkes ağlıyo böyle lkfjsdflsjdf Japonlar ağlıyo biz ağlıyoz. Askere çocuk uğurlayan anne babalar gibiydik. Nasıl kötü oldum lan böyle anlatamam. Sonra yanlış otobüsmüş meğersem, geri döndüler bize. Ama arada iskelenin trabzanları var. Orda küçük bi Propaganda filmi çevirdik zaten fsldjkfsldf Dipdibeyiz ama herkes birbirine el sallayıp ağlıyo. Sonra Kana tekrar geldi son kez diyip sarıldık, artık ben hıçkırıyom zaten klsfdjfsldkfj Okuyama Hoca vardı yanımızda geldi kafama pıt pıt yapıyo ağlıyorum diye. İlk defa insanların içinde ağladım, bundan beele ota boka ağlarım ben dedim yani, daha da durduramazsınız lksjdflsdjf
Sonra bi senpai ağlamayın bu kadar ya 3-4 saat sonra eğlenmeye başlarsınız dedi, hee biz pikniğe gitcez zaten dedim tabi yine ağlayarak lkfsdjlsdjfskdfj  Ben annemden ayrılırken ağlamıyorum olm bu ne yaa diye sinirlendim, sonra annemle telde konuşurken aynen şu cümleyi kurdu "benden ayrılırken ağlamıyosun eşşek kafalıııaaa!".

Ya düşünüyoruz da 2 haftalığına gelen 1 metrelik insanların yarattığı etki buysa, biz Japonya'ya gidip kaldığımızda, dönerken ne yapıcaz acaba. Hastanelik olana kadar ağlarız heralde allam çok korkuyom yeminle yaa.  Bi de bize hediyeler hazırlamış giderayak, küçük notlar yazmış falan.

2 haftada neler neler yaşadık hepsini yazamadım ama dolu dolu çok eğlenceli günlerdi. 

Sonra da pikniğe gittik işte. Şu yaşıma gelmişim ilk defa böyle arkadaşlarla bi piknik olayı yaşadım. Sonra anladım neden ilk defa oldugunu manyak gibi para harcadık çünkü :') Ama çok eylenceliydi tatlı küçük ailemiz olaraktan. En son ben oynadığımız topu batlattım öyle eve döndük lfksdjflskdfj

Bunları da hiç kafam yerinde olmadan yazıyom. 2 gündür uyumadım yine. Bizim Japonya Günleri geliyo ya, ona boyum kadar afiş hazırlamakla kalmayıp, dün akşam yumurta kapı olunca bana gelip benim afişe yardım eder misin diyenlerle, bugüne kendi afişim dışında 5 afiş daha yetiştirmem gerekti. 2sini tamamlayabildim tabi bi günde napıyonuz!!!?? Sonra bugunkü yönetim kurulu toplantısına gidemiyceğimi söyledim, neyse ki son günü perşembeye almışlar afişler için. Resmen okulda görünmez olmak istedim olm, benle konuşanın ağzından çıkan ilk ve son kelimeler afiş oldu. Yeminle kandırıyonuz ben Japonca değil Grafik okuyom yine burda!!! Son gün gelmeseler neyse, zaten yaparım herkesin afişini de gece 12de mesaj yağmuru yapılmayaydı :') Asıl sorun hiç Japonca çalışamadım günlerdir, yarın erkenden kalkıp çalışmam lazım. Konular da o kadar tatlı ki, daha Türkçe'de çözemediğim etken edilgenler bilmemneler. HOF.

18 Mart 2014 Salı

Hiç bitmeyesi günler :'/

Alllaaaaah diyerek başlamak istiyom. Allam bu ne yoğun hafta laaan! Japonya günlerinin davetiyesiydi, posteriydi, her hafta 3er quizdi, Japonlara annelik yapmaktı derken ölüm çıkıcak en son. Hem çok yoğun hem çok eğlenceli. Ama bi hafta boyunca 3er saatlik uykuyla durunca, bi gün bi uyuyakaldım akşam 4 buçukta uyandım, ders falan gitti tabi :')

Kana'cığımız pek bi alıştı bize. Hatta espriler falan yapıyo böyle allam ısırıcam kızı o kadar tatlı ki. Neler yaptık ettik hatırlamıyom ama.. Keşke günü gününe yazsaymışım he.. Bol bol alışverişe gittik. Tabi onlara deli ucuz..Bissürü şey alıyolar. 4 tane kıyafet aldığı fiyata Japonyada anca 1-2 şey alıyolar çünkü lanet olsun ki. Diyoruz biz oraya gidince aç kaldık yani. Sonracığıma bunlar Mizuki'yle bize bi Japon yemekleri yaptılar ölüyoduk galiba lan! Yemekleri hazırlamaları 2 saatten fazla sürdü ama masada 5 dk bile durmadı onlar. Türkleri ne biçim tanıtıyoz lkfsdjlskdfj 


Böyle ilginç bi şey yedim bu arada. Bunu erik kurusu olarak söylediler, ama bildiğin suyu süzülmüş erik turşusuydu. Çok ilginç bi şeydi lan. Turşu diyince bizde bizim turşudan verdik. Kavanozdan salatalık turşularını verdik, yediler birden "karai" (acı) diye bağırdılar, bi baktık, kavanozun alt tarafı biber turşusu dolu fklsdjlsjdfsldkfjsdlkfj orda senpainin ayağa fırlayıp "miizzzuuuuu" (su) diye bi çığrışı vardı ki unutamıcam fjlsdjsdfhsdfh Sonracııma bol bol lise hayatı hakkında liseler sordum. Festivaller, kulupler vs. Hayatımın yalan olduğunu da anladım ayrıca. Hani o animelerde gördüğümüz bentosunu alıp çatı katında yeme olayı vardı ya...Yalanmış olm o lan... Yokmuş eele bi şey. Yasakmış zaten çatıya çıkmak. Sınıfta yiyolarmış efendice. Usooooo (yalan) diye bağırdım duyunca ya. Olmaz olsun öyle şey!!
Hep beraber Sherlockçuluk falan oynadık, ço tatlıydı şapşallar yaa... Kana hoşuna giden hareketleri taklit ediyo arada flksjdfksjdfdf Son çöp toplayıcı olduğumdan Japonyadan gelen aburcubuların çöplerini de bana veriyo saolsun...
Dün uçak gösterisini izledi, yarın da fener alayına katılcaz, havaifişek gösterisini izlicez. 

Bugün de karşı tarafa geçtik Kana ve değişim öğrencisi olarak gelen bi Japon arkaaşla. O yavaştan başlamış zaten Türkçe öğrenmeyi. Arada bir "allaa allaa" diyo lan flskdjsdlkfjsldf Bugün "yov hee hee" demeyi öğrettik ikisine, bi güzel de diyolar ki :') Bazen biz türkçe düşünüp Japoncaya yeni kelimeler katıyoruz, sonra o kelimeyi kullanarak devam ediyoruz, anlaşıyoz çok şükür...Hangi Japonlarla evlenmek istediğimin listesini çıkardım bugün Kana'ya. Tori Matsuzaka'yla olan düğünüme o da gelcekmiş fklsdjfksjdf.
Ya işte hiç adam gibi vakit yok yiaa, yazık çucuklar te 5te çıkıyo. Sabah9 akşam 5 memur gibi çalışıyolar. Vakit kalsa da çok yorgun oluyolar, kıyamıyoruz. Resmen anne-babayız he...  Ah nasıl gitcekler şurda 5 gün kaldı, nasıl bırakcaz yavrumuzu :'( Sürekli Ehime'ye gelin diyo zaten, zart diyince gidebiliyomuşuz gibi... Of neyse toparlayamıciim başka gelmedi aklıma neler neler var. Daha ben afiş hazırlıcam ANLAYAMAZSINIZ. Bay.

13 Mart 2014 Perşembe

Kana'yla her gün bir yeni bilgi.

Geçen günlerde Kana'yı bizim güruhla tanıştırdık. Her zaman ders çalıştığımız cafeye gittik, hep beraber oturduk Japonca-Türkçe bol bol saçmaladık. Kana'ya sahlep içirdik, dediğine göre çok sevmiş. Bok yedirsen seviyo zaten görünürde, o yüzden çok takmıyoz işin o kısmını..Ay ama bir açıldı bir açıldı. Nasıl konuşuyo artık böyle. Çekinikliğini attı biraz biraz uzun uzun cevaplar falan. Gayet açıklıyo her şeyi. Anlamadığımız kelime olunca ben hemen sözlüğe sarılıyom chotto matte (accık bekle) diyip "aaaa gomen" (özür dilerim) diyo böyle utanarak şapşik flksdfjsfd Bi de böyle bi şey anlatırken mesela arada düşünüyo en basit şekilde nasıl anlatabilirim diye. Onu düşünürken eli bi havada kalıyo, sonra kelimeyi bulunca "aa a aa" diye omzuna pıt pıt yapıyo :''''') Alcam kırcam elini boynuna kadar çat çat yaa çok sevimli!

Yine bir sürü kültür alışverişi yaptık. Yemeklerden bahsettik. Bizdeki karpuzla peynir olayına çok şaşırdı. Tabiysi o konuya karpuza tuz dökmelerinden geldim, daha tatlı olduğunu düşünüyolarmış öyle yapınca (Kana normal yiyomuş ama). Çok ilginç bi şey öğrendim ki, kavunla beraber domuz jambonu yenirmiş onlarda da...Çok ilginç lan.. Sonracııma, kolbastı izlettik fşldkdkfjdg Yazık yeminle yazık yaa...Japonca konuşma yarışmasına katılcak olan 2 arkaaş kompozisyonlarını okudu ezberden, sorular sorduk onlara falan. Sonra kalktık 2 saat selfie çektik tabisi trend insanlar oldugumuz için ttlm ;) Başka neler konuştuk hatırlamıyorum..

Dün de okuldan sonra hep beraber kahveciye gittik. Yolda giderken, burda da eylemler vardı. Noluyoz bakışları attı, basitçe anlattık işte. Çok şaşırdı, fotoğraf çeksem olur mu falan dedi. Biraz durduk meydanda milletle birlikte, o da alkış tuttu falan. Buralarda öyle olay olmuyo ama emanet çocuk sonuçta, gittik sonra. Otururken lokum hediye ettik buna yine. Nasıl yiyo allam çok ilginç ya flsdkfjsdf  Furby besliyom gibi yeminle... Sonra midye dolma aldılar buna, löp löp yedi yani... Geceye doğru evet gittik, Buse'nin eve yani. Yemek yedik. Japonya'da vişne diye bi olay yokmuş bu arada. İlk defa vişne suyu içti. Yoğurtu da tatlı olarak yiyolar bu arada, onlarda zaten şekerli falan sanırım. Bi de "yakult" olayı var, ben onu hep meyveli sulandırılmış yoğurtlar sanıyodum da Kana'nın anlattığından anladığım kadarıyla bizdeki kefir gibi bi şey galiba. Ama şişesi çok şeker yine de.. Sonra biz masayı topladıktan sonra, bu yavrucağım da çıkardı bi ıslak mendil masayı sildi lan :') Kıyamam. 

Haftasonu bize Japon yemeği yapmasını istedik, ben çok başarılı değilim de Mizuki'yi de çağırsam olur mu dedi. Tabiysi dedik olur dedik. Bi ara buse ve gikçi bulaşık yıkarken, biz busenin annesi babasıyla oturuyoduk. Hep beraber konuşuyoruz işte, arada bi şey soruyolar ben çeviriyorum falan. Bi yarım saat sonra Kana "tuvalete gitsem olur mu" dedi endişe ve heycanla lfsdkjlsdfjd Yazık lan pıtı pıtı koştu nasıl sıkıştıysa... Sonra odasında bizim Kanji ödevlerini yaptık. Buse'yle ben hızlı hızlı yapıyorum "eee hayai" (hızlı) falan diyo, Gökçe geriden geliyodu işte, biz eve dönceğimiz sıra daha yarısını bitirmişti bi de, koluna pıt pıt yapıp "ganbatte" dedi lan fşlksdflşskjdfşsldfjsdf Espri de yaparmış şapşik. Ödevi yaparken de Kanjani8 söyledik laptopından açtı da...Ay çok ilginç lan ya!

Gikçeyle ben eve dönerken yine kapıya çıktı uğurlamak için, oyasumileştik (iyi geceler) sonra sarıldım bi de "türklerde beele işte" diye. Biliyolarmış sarılmayı evet sorun yok flskdjsdfj Haa bi manyak bilgi daha, burda önceden kitapçıda çalıştıgımı söyledim. Saati 3 lira burdaki part-time işlerin dedim. Ağzı düştü ha.. Japonya'da 16 lira civarıymış allah kahretmeye. Saatine 16 lira laaayn!!! 

Asıl bugün güzel olaylar vardı da, ödev yapcam artıkın. Yarına kalsın hadi.

9 Mart 2014 Pazar

Bir Japon'a Ankara'nın Bagları dinletmedim de demem.

Bugün Kana-san'ın gelen diğer Japonlarla bizim fakültede toplantısı olduğundan, saat 12 buçuk gibi okula gittik. Minnak okulumuza kawaii dedi, sakuramızı falan gördü. Toplantı olcak olan yere gittik, 3 Japon daha vardı. O arkadaşlarıyla biz bizim bölümdekilerle konuşmaya başladık. İşte diyoruz "sizinki de sessiz mi?" "Ne yedirdiniz?" falan diye. Sonra izliyoruz onları falan böyle parka çocugunu götüren anne babalar gibiydik fskldjsdfj. 5-10 dakka sonra bi sensei geldi, garip bi aksanı vardı ama, anlaşılıyodu. İşte tek tek sordu çocuklara ne yediniz diye. Bizimki dedi nasu (patlıcan, aslında karnıyarıktan bahsediyo), kitaptan (senseiinin yanında japonlar için şirin çizimli türkiye kitabı vardı) sarmayı buldu gösterdi, pilav, ayran, çekirdek falan onları gösterdi. Sonra alışverişe gittiniz mi dedi. Kana bize baktı böyle, dedim Bim'e gittik diye şsldkjskdjfhsdjf Senseii de kahkaha attı belli ki onu da götürmüşler. Neyse bunların toplantı başlayınca çıktık, yine sizin çocuk naptı falan diye muhabbet ettik bahçede. 

Sonra bunların çıkmasına yakın girdik içeri, Kana'yı aldık ay arkamdan bi pıtırcık Japon kız Burcu-san Burcu-san dedi. Ay bir bikkurishimashta ki bilemen! (bikkurishimashita japoncada en sevdiğim kelimelerden, şaşırdım demek). Hai hai diye döndüm kızın da adını sordum, tabiyki hatırlamıyom bile yoroshikuladım sonra yine Burcu diyip durdu ney istiyon gız diyemedim.. Çok şirindi ama...Neyse Kana'yı aldık yine Bim'e soktuk lfkjsdflkdjf Antep fıstığı ezmesi, lokum, soyulmuş çekirdek falan aldık. Ordan omiyagelik (hatıralık hediye) bi şeyler bakmaya başladık. Bissürü foto çekti etti. Annesine bi taşlı maşlı süslü ayna aldı, üstüne okaa-san (anne) yazdırdık. Adam da anahtarlık hediye etti. Teşekkür ederim demeyi öğrendi çocugumuz bu arada.. Sonra fes, tespih falan gördük onları açıklamaya çalıştık Japonca. Seyit Onbaşı figürleri dolu olduğu için her yer, onu bile anlattık ama o top mermisini bi anlatamadık allam milletin içinde dıkşın bumm poomm sesleri çıkarıyoz böyle flksdjsldkfj Sonra neyse anladı, meydanda da büyük topu görünce aaa dedi zaten. Bi yerden pişmaniye aldık, ordaki teyze de lokum ikram etti. Pek sevmiş Kana lokumu. 
(Bizdeki foto accık bulanık, Mizuki'de var doğru düzgün çekilmişi :'( )

Ha bi ara dedi ki, bunlar otobüste gelirken kadınlara çiçek dağıtmışlar neden dedi...Bilmüyüler lan 8Mart'ı. Yokmuş eele bi olay Japonya'da. Sonraaağ sevgili Baykuş cafemize gittik. 3 senpaimizde kendi çocuklarıyla ordaydı zaten. Hep beraber oturduk, bizimkiler 2 Japon olunca daha konuşkan oldular ama bizimki bildiğin daha konuşkanmış onu anladık yani. Nelere şaşırdınız falan dedik, geldiğinizde. Kana canayakın olmamıza şaşırmış. Sarılma, öpme gibi olaylara şaşırmış. Japonya'da mesela yıllarca anne babanın evinden uzak kalıp dönsen de sarılma falan olmuyomuş. Tadaima (ben geldim gibi) diyolarmış. Ohisashiburi (görüşmeyeli çok oldu) bile denmiyomuş aileye. Hiç öyle özledim falan da yokmuş. Anaa nabıyonuz dedim ya.. Neyse, ordan kalkınca kıyafet alışverişi dediler. 4-5 yere girdik. Allam 10 saat dolanıyolar bir baydık bir yorulduk ki! Ellerine bi tişörtü 10 kere alıyolar yaa arkadan "al işte onu al zıkkım olasıca" diye söyleniyom sürekli. Senpailerle geçtik kenara dedikodu yapıyoruz Japonlar hakkında falan flskdjfsdkf  Ben akşama kadar bir simitle durduğum için, sürekli acıktın mı diye sordum Kana'ya, yok anam acıkmıyo, yorulmuyo da terminatör seni yaa! En son hadi yürü yürü eve diye döndük. Makarna yedik. 

Bi de çok gariptir ki, Buse'nin annesi makarna için sos hazırlarken baharatları sorduk tek tek bunu yer misin bak şunu koycaz iyi mi falan diye hepsine iyi, olur falan dedi. Sonra bize normal olmasına rağmen ona çok baharatlı geldi, sürekli su içti. E söylesene  kız istemiyom de koyma de allam yareppim yaa! Bozcaklar mideyi haa...Çiğköfte yedircez daha asıl o zaman napcak acaba flsdkfjsdkf
Yemekten sonra, Japonca altyazılı Truva trailerını izlettik, sonra Türk düğünü gösterdik, tabi ki Ankara'dan misketli, ankaranın bağları çalan düğünler. Kaşıkla yapılan danslar falan da gösterdik adını bilmiyom. Sonra takı törenini gösterdik, anlattık falan. Bizimki çok gürültülü dedik. Çünkü onların ki sessiz ve danssız, hatta bugün öğrendim ki tören boyunca oturulduğu için (tabi ki yere) zor oluyomuş. Ama daha da spoiler istemiyom, Kana o konu hakkında sunum yapcak çünkü. Çanakkale'de çekilen Gangnam Style'ı izledik falan, sonra dedi sizin merak ettiğiniz şeylere bakalım dedi. Ehime'yi gösterdi (geldiği yer) cenaze törenlerini sorduk, matsurilere baktık, yemeklere tatlılara falan baktık. Dango şarkısını söyledik flksjdfsfj Kimi ni Todoke'den bahsettik çünkü amazakeyi sordumdu. Başka naaptık, ne konuştuk hatırlayamadım. Artık bi ders çalışmam lazım. Bay.

8 Mart 2014 Cumartesi

İlk dokunulabilir Japon arkadaş

Dün akşam Gikçe dedi bi film izleyelim ama senin izlemediklerinden olsun diye.. Benim izlemediklerim de ikimizin izlerken sıkılacağı filmler olduğundan, dayanamadım 8uppers'ı izlettim. Ordan tekrar bi Kanjani8 yanım ortaya çıktı, kliplerinden dolandırdım. Sonra Ryo Nishikido'yu görmüşken 1 Rittoru no Namida'ya başlattım. 1 bölüm izledikten sonra sevgilisine gitçekti ama bahane uydurdu gitmedi fklsdjfsldkfj Oturduk 11 bölüm+ asıl ailenin geldiği özel bölümü izledik. Sabah 10a kadar, bütün gece ağlamaktan öldük. Hüngür hüngür ağlıyoz sonra ikimizin de ağlıyo olması komik geliyo gülme krizine giriyoruz o şekilde. Ağlamak neyse de, sümük yutmaktan midemiz yıkancak kıvama geldi yeminle. Sonra o halde Japonları karşılamaya gitmemiz imkansızdı tabi. Buse'den bi azarı yedik, akşam 6ya kadar uyudum ben. 
Uyanınca Buse'nin eve gittim. Kana'yla (Buse'de kalan Japon kızın adı) Burcu desu yoroshiku onegaishimasu'laştıktan sonra (ben burcu memnun oldum) Awkward Silence anlarıyla donatılmış saatler geçirdik. Kız çok sevimli falan hani öyle despot bi tip değil ama sadece soru soruldugu zaman konuşuyo ve cevapları aşırı kısa, biz böyle heee diye kalıyoz yani. Muhabbet açcaz diye götümüz çıktı ya! Çekinikliğine veriyorum, bi kaç gün içinde daha rahat olur belki.
Buse'nin annesi sarma falan yapmış mis, annesi dedi pek sevmedi galiba Kana diye..Aman eşek hoşaftan ne anlar dedim orda flsdjfkdjf babası da diyo kız bi de Türkçe biliyomuş ,tam giderken küfrü sallayıp gidiyomuş diye. Bi ara çekirdek gösterdik. Japonya'da siz yemiyosunuz de mi dedik. Var ama hamsterlar yiyo dedi şfksdjfdsfjsşdlksdlfjksdlfj Hiç tadına bakmamış, biz başladık çatur çutur çitlemeye, o pek beceremedi eliyle falan açtı ama sevdi belli ki. 2 haftaya Türk çıkarırız onu. Henuz 5 aydır öğreniyo oldugumuz için tabi bi çok kalıbı bilmiyoruz Japonca'daki, söyliyceğimiz şeyi öğrendiğimiz kalıplara oturtmaya çalışırken baya yıpranıyoruz. Ama eğlenceli yine, anlıyo seni falan ya çok hoş duygu lan başka dilde anlaşmak, töbe töbe oluyom sürekli... 

Kana ilk defa ayran içerkene...Ne sorsak sevdim diyo zaten o yüzden anlamıyoz sevmiş mi sevmemiş mi diye..Ama biz yedik bitirdik muhabbet ettik hala arada ayran çekiyodu pipetle. Napıyo lan niye bitmedi o ayran diyip durduk aramızda ama anlayamadık...


Bu da getirdiği şirin hediyelerden biri. Allam böyle bi tatlılık olabilir mi yaa! Her bisküvinin üstünde farklı bi resim vardı. İşte ilk gün böyleydi, yarın fakülteye gitmeleri gerekiyomuş, ordan sonra da alışverişe götürücez, gezdiricez bi şeyler bi şeyler.. 

6 Mart 2014 Perşembe

Tabiy ki yine Japonlardan bahsediyom ttlm

Kitap okurken (Aynı Yıldızın Altında'yı aldım sonunda evet, her satırda aşık olarak okuyom :') ) Gikçe okula gelen Japonlardan bahsediyodu. Aynen şöyle:
G-Aaa bak bu çocuk çok güzelmiş.
B- Hıı...(kitap okuyo)
G- Boyu da uzunmuymuş neymiş.
B- Hıı... (kitap)
G- Ay çok tatlı lan!
B- Hıı... (kitap)
G- Gözünün altında ben var.
B- YOLLA YOLLA  HANİ!!?

İşte ne kadar basit insanlar olduğumuzun güzel bir örneği daha. Ve evet cumartesi 10 adet Ehime Üniversitesi Japonu ağırlıcaz okulumuzda. Biz evsiz çulsuz oldugumuzdan,ezelden beri Çanakkale'de olan arkaaşımız kaptı bi tanesini homestaylik. Bi kaç senpai de uğraşmak istemiyodu (görüyon milleti, adamlar Japondan bıkmış), siz gezdirin tozdurun, sadece yatmaya gelsinler bize dedi. Cumartesiden itibaren çılgın bir 2 haftamız olacak yani. Hem de şu yarım dönemde Japon görünce heycandan kusasımın gelmesini yavaş yavaş (bknz. yavaş yavaş..Hala yeterli değil) aşmaya başladığımdan iyi bi Japonca pratik fırsatı olcak.
Ay hem deee okulda afiş asmışlar fantastik bilim kurgu klubu mu ney ilk toplantısı varmış cumartesi. Fantastik edebiyat, bilimkurgu edebiyatı ve anime/manga alt başlıklarında oldugundan mıtlaka gitmek istiyorum. İlk defa bi kulube katılıcam (yani en azından Japonca bölümü dışında) gidersem, ço heycanlı. Çünkü haftada 3 tane toplantısı, 1 büyük 2 küçük kuizi olan ben değilim, kaşınıyom resmen. Neyse kitabıma dönüyom.

Bu Japonlar ne yapıyor ya! #3

2 günlük soğuk algınlığımın ardından sabah tıpış tıpış okuluma gittim. Sırf bugünkü olayla bile anladım ki tek bir dersi bile kaçırınca boşuna vicdan azabı çekmiyomuşum ben bu okulda yani! Bak şimdii!
 İlk dersimiz başladı, yoklama falan alındı...Sonra senseimiz dedi polen alerjiniz var mı, japonlar böyle maske takar bu durumlarda diyip, beyaz maske taktı. Sonra gözler açıkta kalıyo o yüzden de güneş gözlüğü takıyoruz diyip onu da taktı..Sonra baktık çantadan bi de şapka çıktı, onu da taktı derkeeen bi baktık çantadan silah çıkarttı ve "te wo agero!!! Ugokuna!"(eller yukarı, kımıldamayın) diye bağırıyo dlfksjfşksjdlkdf  Bi kaç dakka bu sahneden sonra birinin cüzdanını aldı çıktı dışarı, sonra hiç bi şey olmamış gibi normal haliyle girdi, birinin cüzdanı düşmüş ama diye fklsjdflsdkfjsldfkj Sırf yeni ünitedeki, yukarda yazdığım 2 cümlenin kalıbı içindi bu tiyatro. Bayılıyorum hocalarımıza lan olamaz böyle bi şey :') 

Ha bi tane daha...Bu dersten bi sonraki dersimizde yeni bi konu görüyoruz yine. Duvara bi kaç görüntü yansıttı hoca. İşte birinde türk şarkıcı ve şarkılarının olduğu ufak bi liste vardı. Diyo ki Japonca "Burda ne yazıyo?" biz de söylüyoruz işte Türkçe olarak. Allahım bi tane şarkının adı "Acıyı sevmek olur mu?" flksdjflsdkfjsdljf Söyledik, ne demek bu diyo.. Biz de acıyı yemeklerdeki acı olarak anlattık fklsjdlşsdfkjsdf Acı yemek sevmek olur mu diyo garibim karşımızda lfjsdflsdfjds Bi de bugün boğazı acıyomuştu, sabah yediği yemek çok acıymış, tam üstüne cuk oldu yani fşsdljflsdkfj

Aha du bi tane daha geldi, yine bu acı yiyen hocanın dersinde.. Gelecek planlarından falan bahsediliyo derste. Bi arkadaş "Yazın koreye gitmeyi planlıyorum." dedi. Kore Japonca'da "kankoku" demek. Bunu duyan sınıfımızın tatlış espriler yapan çocuğu "kan kokuyo ehehhö" dedi. Allam 10 dakka gülmekten toparlayamadım iğrençliğinden şflskdjflksdjf hoca da nani nani (ne?) diye bakıyo yazık.. Daijoubu desu (taam taam yok bi şey (ay ben hiç japonca-türkçe çeviri yapamıyom ama türkçesini de türkçeleştiriyom daha net) ) dedim ben de. İşte böyle günlerimiz geçiyor be tatlım :) Bizim ki de okul işte....

2 Mart 2014 Pazar

3 kitap

Şubat ayında okuyup sevdiğim 2 kitap ve az önce bitirdiğim kitap hakkında bi blog yazasım geldi.

Geçen yıl Domingo yayınlarının kitaplarını sepete doldururken almıştım Fang Ailesini. Geçen ay okuyabildim. Domingo'nun kapaklarına bitiyorum zaten, kapakta fotoğraf kullanmayarak kalbimi çalıyolar özellikle. Konu olarak da çok ilginç bi kitaptı. Camille ve Caleb Fang performans sanatçısı bir çift ve çocukları Annie ve Buster'ı da bu işe dahil ediyolar. Ta ki onlar ailelerinden kaçıp kendi hayatlarını kurmaya çalışana kadar. Benim için bu kadar sanat fazla yalnız. Caleb ve Camille'le gerçekte tanışsam kesinlikle ne kafada olduklarını anlayamam sanırım. Herhangi bi mekanda olay çıkarıp insanların tepkisini gözlemliyolar, sonra da ailecek bunu kutlamaya gidiyolar falan, ilginç yani... Bunu okurken şunu farkettim, ben mesela bi yerde birileri kavgaya tutuşsa, biri bayılsa, ya da ne biliyim yanımdaki birinin başına bi şey gelse ağlasa falan, istemsizce gülme refleksi gösteriyom. Bıraksam sesli şekilde gülerim belki ama garip kaçar diye sadece gizli sırıtışla kalıyorum. Gülmek istemediğim halde gülüyorum, geçenlerde de oldu bak niye öyle acaba...Her neyse, kitabı ilginç tabiatından (o ne demekse) dolayı çok sevdim.


Ego ve Asti'yle okumaya başlayıp benim Çanakkale'ye gelmem o dönem hiç kitap okuyamamla beraber yıllar yıllar sonra bitirebildiğim bitanecim Murakami Haruki kitabı, Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu. Böyle uzun bi zamana yaydığım için belki de, sebebini bilemiyorum ama içine giremediğim bi kitap oldu. Murakami kitapları içinde en son sıraya koydum hatta. Sevdim mi sevmedim mi yorum yapamıyorum, belki başladığım zaman devam etseydim sevicektim. Çok belirsiz yani kitap hakkında ne düşünüyorum. Fekat Murakami olduğu için toz konduramam da, obcektif olamıyom üzgünüm.


Az önce bitirdiğim kitap. Geçen yıl, tabi ki de adı sayesinde kendini aldırttı. Genel olarak beğendim, ama gereksizce uzatılmıştı. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen kurgusunu çok sevdim. Takip etmezsen kafa karıştırıcı bi kitap olacağı belli oldugundan baya bi dikkat verip okudum. O yüzden karışık gelmedi. Kitap 2 kişinin ağzından anlatılmış, sürekli Henry ve Clare arasında geçişler var. Zaman yolculuklarındaki "kendine görünme" kuralını bi kenara atıp, gelecekteki ya da geçmişteki haliyle muhabbet edebilen Henry sevdiğim ayrıntılardan oldu. Ama böyle bilimkurgu yapsam, aşk romanı mı yapsam bi bilememiş yazar sanki. Sonradan tamamen aşk oluyo zaten olay. Kitabın ortaları en sıkıcı kısımlardı, ne demeye çalışıyon diye okudum. Bi de hiç ama hiiiç Clare ve Henry'nin karakterleri hakkında fikir edinemedim. Çok zayıftı bence o yönü. Ha bana göre aşk falan da yoktu ortada...Kitabı niye sevdiğimse, burası okumayanlar için spoiler olcak uyarıyorum, son 100 sayfası. Belli ki kötü bitecek ve kötü sonlara bayılıyom!!! Birilerinin ölmediği dramatik kitapları okumayı, filmleri izlemeyi sevmem zaten. O sebeble çok tatmin oldum flskdjfsdkfj Ohhgg ne güzel de öldü dedim. Böyle boğazıma da bi yumru oturdu falan, güzel oldu yani.

Şimdi yeni aldığım kitaplara doğru yola çıkıyorum. Köpek Düşleri'ni okuycam büyük ihtimal.