28 Şubat 2014 Cuma

Bu Japonlar ne yapıyor ya! #2

Bizim hocaların harika bir Türkçesi var. Senseimizle geçen hafta gittiğimiz kahvecide konuşurken, "torukogo de kawaii kotoba ga arimasu" dedi, yani Türkçe'de çok şirin kelimeler varmış. Mesela dedik..Bi düşündü, sonra masadaki peçeteliği gösterip hevesle "peteçe peteçe!!!" dedi. Orda bi gülmekten toparlayamadık, sonra peçete diyince, yazık yüzünü kapatarak güldü bissürü. Çok tatlı lan :')
Aklıma son günlerde olan kelime failleri geliyo şu an, mesela geçenlerde de gelmiş geçmiş en komik senseimiz derste detay demek isterken, "ditay" demişti. Biz anlamadık, suratımıza bakıp "ditay ditay" diyo böyle flskdjfslkdfjdsf
En son bugün, bla bla planım var kalıbını öğreniyoruz. Sensei dedi işte türkçede ne bu diye. Plan dedik. "pilav?" diyo kflsjfaşslkf plan diyoruz yine pilav diyo şapşik şfksjdflkjsdf Kaç saattir pilav yemiyo kim bilir yazık... Sonra anladı gülüyo "blabla pilavım var" diyerek.Ay gelmedi aklıma başka, gidiyom.

26 Şubat 2014 Çarşamba

Kitap alışverişi #9

Hani ben İngiltere'ye gidicem, harcamalardan kıstım ya...Yok annem o kitap için olmuyo yani.. Ben kaç aylardır kitap alışverişi yapmıyorum yaa! Bugün kargom gelince bi süre sarıldım, açmaya kıyamadım ha!! Yalnız kendime bi kitap listesi oluşturmaya başladım, alacağım öncelikli olanların listesi. Burda aldıklarım bi 3 tanesini karşılıyo ama olsun flskjdsdfj Şu an Zaman Yolcusunun Karısı'nı okuyorum. Onu bitirince Köpek Düşleri'ne başlamak istiyorum hemen. Ay hepsi de çok güzel kitapların bilemedim başka bi şeye de başlayabilirim.
Yalnız ben Hayvan Çiftliği kitabının Can yayınlarının çıkardığı pembe domuzlu kapağıyla sipariş vermiştim klasik can yayınları kapağı geldi ya sinir oldum -_- Neyse dedim napalım...
Bunları kitapsihirbazından aldım, bi kaç hafta sonra hepsiburada'dan da bi alışverişim olcak. Sepetimi oluşturdum bile. Bakalım artık..

Ayakashi: Japanese Classic Horror | YF Blog Tur

Anime adı: Ayakashi: Japanese Classic Horror
Tür:  Tarihi, Korku, Fantastik
Yazar: Chiaki Konaka

"Japon kültürü'nün üç farklı korku hikayesini anlatan seride. kocası tarafından aldatılan eşin, ölümden sonra bile intikam arayışını anlatan "yotsuya kaidan" , bir tanrıça ve insanın yasak aşkını anlatan "tenshu monogatari" ve bir aileye kin duyan gizemli bir kedinin hikayesi "bakeneko." hikayelerine yer verilmiş "

Konu olarak beni uzun zamandır cezbeden ancak bir türlü izlemeye fırsat bulamadığım Ayakashi: JCH'i Yorozuya Family gündemine almamızla sonunda izledim. Hiç bir korku türündeki animede korkma gibi bi olay yaşamadığım için, zaten ay çok korkucam diye bi şey beklemiyodum. Zaten animelerde korku olayını beceremiyolar, en fazla iğrendirebiliyolar. Hatta bu seride bi ürperti bile oluşturmadı.  Ama Japon halk/korku hikayeleri hep ilgimi çektiği için büyük beklentilerim vardı animeden. Ancak çok güzel şeyler ortaya çıkarabilecekken, çizimlerle hiç edilmiş olduğunu düşünüyorum. Bir tek, özellikle ilk hikayedeki, göz çizimlerini sevdim, çekik olmalarından dolayı. Ama bunun haricinde gerçekten felaketti. İzlenebilir, ilgi çekici hikayeler çizimlerin kötü olması sebebiyle ön plana çıkamamıştı bana göre.

Bir de şu eski zamanları yansıtan animelerde cırtlak sesli kadın seiyuu seçmelerine kıl oluyorum. İzleyenler varsa onlar da "Urameshi Iemon Dono" kısımlarında bi kaç dolgu düşürmüşlerdir heralde benim gibi. Efektler de "Turist Ömer Uzayda"dan halliceydi. Ay ne biliyim çok üzüldüm ben bu seriyi sevmemiş olmama... En iyisi bu halk hikayelerinin olduğu kitapları okumaya devam ediyim ben. Animeyle olmaz bu iş.

İzlerken hepimizin kafasına takılan şöyle bir ayrıntı vardı, ilk hikayedeki fareler. Japonlarda farelerle ilgili bi inanış bi şey mi var, ben baktım ama bulamadım hakkında bi şey. Bilen varsa rica ediciim buraya bi yorum düşerse.

Şööyle güzel bi yapımla bu hikayelerle bi anime yapsalar, bak o olur. Ama bu seriyi ne yazık ki tavsiye olarak veremiycem. Diyereeek yazıma son veriyorum.


25 Şubat 2014 Salı

Kanji hikayeleri

Bugün ilk sınavımızı olduk. Büyük kuiz daha doğrusu. Moji (kanji) idi kendisi. Kendimi hazır hissetmediğimden maalesef son 2 kanji dersini ekerek, beraberimde ekenlerle bizim cafeye çalışmaya gittik. Ama o ne çalışmaa!!

 Ben kanjilerin çizimlerini hep bi şeylere benzeterek çalışıyorum. Sonra bunları bizimkilere aktarmaya çalışırken "ne kaa salaksın yaa" bakışı yiyorum ama o salak muhabbet yüzünden aklında kalıyo herkesin lfskjdsfjd feaydalı arkadaşlık işte. Mesela 困る komaru fiili "zor durumda olmak" demek. O kutunun içindeki 木 de "ağaç" demek. Ben de bunu "ağaç kutuya sıkışmış bak büyüyemiyo ne zor durum deeğ mi" diyerek ezberlemiştim. Bugün sınavda bunu düşünüp yapıverdi çoluk çocuk.

Özellikle son öğrendiğimiz kanjilere pek çalışamamıştık. Onun da bi kısmına şöyle bi çözüm bulduk. Şimdi;
家  ie kanjisinin anlamı "ev". Ama bunun "ya, ke , ka" okunuşları da var yanına gelen kanjilere göre değişiyo. En azından biz şimdilik bu okunuşlarını öğrendik, başka varsa buyursun gelsin. Bu kanjinin "ke" okunuşuyla yapılan kanjilere çalışırken şöyle yaptık. Bizim bir ore-sama'mız (ore-sama nasıl açıklanır bilmiyom ama kendini beğenmiş erkeklerin kendine hitap şekli diyebiliriz galiba, ama bizim ore-samamız kadın) var grubuzun en genç büyüğü. Sen 本家 (honke)sin dedim. Bu kök aile demek. Sonra birine sen de 分家 (bunke)sin dedim. Dal aile demek (böyle salak salak kelimeler işte). Honkemiz bunkesini yetiştiriyomuş meğersem hikayede. Diğerleri de 家来 (kerai) dedim. Yani "beraberindekiler" demek. Yani hepimiz bir keranedeyiz şu an dedik. Bu kerailer artık çalışmaya başladığı için (töbe töbe allah düşürmesin flsdjfsdfj) 家計 (kakei, burda ke okunuşundan ka okunuşuna geçtik) yani ev bütçesi sağlıyolar eve. Bi yandan da 会計 (kaikei)leri yani faturaları ödemeye çalışıyoruz. Bu hikayeden sonra Japonlar işi gücü bırakır giderdi bence. Ama manyak senaryo. Hepimiz ezberledik bunu, daha da unutcağımızı sanmıyom lkfjsdflsjdf Ama noldu, sınavda çıkmadı fkjsdfksjfşdfjsdjflsdfj Böyle kenara köşeye tüm hikayeyi yine de yazmak istedim ama...

Beynimiz bulanmış sınava doğru yol almadan 10 saniye önceki halimiz bu da.Olm bildiğim şeyi yanlış yapmışım bak bi tek ona üzülüyom. 100 alamıcam. Bay.

24 Şubat 2014 Pazartesi

Sonra buraları neden seviyom!

Bugün ilk kez çalışma toplantımızı gerçekleştirmiş bulunmaktayız. Tabiysi her zaman gittiğimiz, sahibiyle baba ve çocukları gibi olduğumuz şirin kafemize gittik. İlk ben gittim, bi hasretleştik nerdesiniz yiaa dedi falan. Sonra herkesler geldi, kanji kastırdık işte. Allam beynim bırklıcak yaa o son 10 kanjiyi öğrenmeyeceğdik. Derste uyuduğum için (gerçek anlamda) hepsini ilk defa bugün gördüm ve yok yani kafamın içi tın. Yarın ki quizde yine en birinci olmam lazım tatlımlar.
He işte grubumuzun ihtiyarı İstanbul beyfendimiz, hepimize (sadece kızlara flskdjfsf) küçük hediyeler getirmiş. Fekat kendiminkini lecındlık bi şey olarak görüyorum.

Diyorum hep bu Çanakkaledeki arkaaşlarımı yirim diye. Valla sırf hediye yüzünden demiyom fksljdfksldjsldf
Hah bi de orda ders çalışırken abimiz güzellik yaptı cafede Japon şarkıları çaldı shamisenli falan lan :') Hatta sonra Kore dizilerinin şarkıları başladı. Eşlik etcez diye kanji kaynadı arada flksdjfdslfkjsdf hep You're Beautiful şarkılarıyla çalışmaya çabaladık. Sonra kalkınca dedi size japonca korece şeyler açtım bak dedi, dersleriniz bitsin bi Japonca partisi yaparız dedi fşskldjfsdfksdf Allam ço hoş ya. Bu gereksiz konuşmadan sonra gidiyom kanjiye. Bay.

23 Şubat 2014 Pazar

Japonya ve Japonları sevmek için her gün bir yeni sebep :')

Bugün bir Sensei'mizle buluşma planımız vardı. Hepimiz bi yerde buluşup senseiyi de alıp sevdiğimiz bi kahveciye gidicektik. Biz buluştuk, senseiyi (sensei örtmen demek bu arada aynı zamanda minnak japonca dersi olsun flksdjfd) bekliyoruz. Havada yağmurluydu bugün. Bi 5dk sonra uzaktan geliyo sensei, böyle atkısını şemsiyesini kapmış şirin şirin koşturarak :''''')) Orda "ay koşma hiii aayy" diye yıprandık bi zaten fosjdfsdlkf sonra hep beraber gittik. Böyle heycan dorukta, hocanla Japonca pratiği yapcaksın sonuçta. 

3 kişi kurabiye vs almaya gittiği için o sıra, hocayla konuşma işi bana kaldı ilk olarak. Menüdeki kahveleri tartıştık, tavsiye istedi dedim süt içmiyom ya o yüzden bilmiyom diye. Sonra mekandan bahsettik falan. Diğerleri de geldi siparişleri verdik ordan başladık hocaya sorular. Hocadan bize sorular. Bi ara japonlar neden hashi kullanırı tartışıp, vakti zamanında annemden duyduğum yanlış yunluş hatırladığım çinlilerin kıtlık zamanı az tüketme olayını bile japonca anlattıktan sonra (tabi tamamen mikemmel bi japoncadan bahsetmiyoruz, tarzan japoncası) bir hoooohh ne konuştum beeaaaahhh dedim. Geçen hafta tanıştığımız Japon arkadaşla sadece Türkçe konuşmamızı, japonca konuşmaktan çekindiğimizi de ironik bi şekilde japonca anlattık flksjdlskjdf Hocaya türklerde garip bulduğu bi alışkanlık/davranış var mı diye sorduğumda uzunca bi süre düşündü, uzun süre burda olduğum için şu an aklıma gelmiyo diye düşündü yine ama belki ayıp olmasın diye söylemedi bilemiyoruz fkjsdlfsjf ama çok merak ettimdi cevabını. 

Sonracığımaaa izlediği türk dizisini söyledi Güneşi Beklerken'i izliyomuş şflksjdflkdsjf hemen aklıma tuğçeyle muhabbetimiz geldi bi gülesim tuttu zaten. Japon dizilerinden falan bahsettik. Matsumoto Jun'un oynadığı bi dizi varmış şu an onu izliyomuş. Ordan benim Oguri Shun sevdama geldik...Diziler filmler derken Sherlock'a geldi laf. Kenarda arkadaşla fangörllenirken telefona mesaj gelince arka planda Benny'nin foto fırladı. Hoca "ahh sherlock" dedi. Böyle hansamular(yakışıklı)  havada uçuyo...Bana dedi ki "dokushin desu ka?" (bekar mı?) orda öyle bi "hai hai" deyişim vardı ki biz dağıldık zaten sanki gidip evlencem lfksjdfksf Hoca da ilk sezonu izlemiş falan allam sherlock fangörllüğü yapabildiğim bir hocam var what a wonderful world olum. Hocanın gittiği ülkelerden bahsedildi bi ara. Ben İngiltere planımı söyledim, sonra konu nasıl olabildiyse Harry Potter'a geldi fklsdjfskdfjsdf Şu an her türlü fangörllüğümüzü biliyo yani sensei. 

Senseinin hiç Türkçe konuştuğunu duymamıştım. Bugün dedi ki hadi Türkçe pratik yapalım soru sorun ama basit olsun dedi. Bi kez daha farkettim Japonların Türkçesi aşık olunası bi şey!!! Yeter bu kadar özet. Bi de günün anısı olarak şu fotoyu bırakıyorum:

  
Şimdi salı günkü kanji quizine çalışıciğim. Görüşürük.

18 Şubat 2014 Salı

Kısa mesafeli taşınma

Ben yan odaya taşındım bak onu demeyi unutmuşum (Toplantıya gittim geldim bu arada, neyse ki ilkini atlattım oh). Kaldığım apartta alt katta da sınıf arkaaşım Gökçie kalıyodu ama sürekli benim odadaydı zaten. Yan odamdaki kız aparttan çıkınca, o kızın oda arkadaşı da gökçeyle yer değiştirmeyi teklif etti. Ben de yan odadan buraya geldim yerleştim. 2 düzen ve temizlik hastası insan olarak dün akşam yerleşirken kafayı yiyoduk. Bunu nereye koysak, şunu napsak da gözükmese diye. Ama en son çok güzel oldu yani bildiğin evim gibi oldu tamamen. Zaten dışarı çıkasım gelmiyo, ilk dönem her gün dışardaydım, bu dönem 2 kere falan çıktım anca. Öyle güzel oldu flsjdflsdjf Hatta netim iyi olsa eve bile çıkmıcam lan. Temizlik yapılıyo, çamaşır yıkanıyo, fatura yok. Oh mis...

Taşınınca en sevdiğim şey olan raf dizmenin meyveleri bu foto da. Daha buna Çapulcu haritam ve Hogwarts mektubum eklencek de çıkarmaya üşendim defter arasından fksjdfksf Her gün bunlara bakarak ders çalışıyorum ya çok tatlı oluyür. Hah bi de tatilde kille yaptığım fangörllük şeylerini koycam ne zamandır buraya hep unutuyorum.



Kilimi de getirdim buraya, ay dedim boş zamanlarımda hobilerime vakit ayırayım dedim ama çok tatlı boş zamanlarım oluyo gerçekten yaa ah canım :)))) Şimdi de gidiyim ders çalışıyım. Yarın quiz neyn var. Bay.

Bitti bizim Japonca bu kadar

Bugün denişik şeyler deneyimledik! Sabah okula gittik Gikçe'yle. İbochan bahçedeydi oturduk yanına simidimizi yiyip bi tane kediyle oynaşırken, bizim okula arada bir gelen bi Japon çocuk var Ankara'dan o geldi. Kafamı bi kaldırdım "ben de oturabilir miyim?" dedi aşırı mikemmel bi türkçeyle. Tabi falan dedik. Nasıl mıtlılık akıyo suratımızdan ilk defa bi Japonla konuşcaz hocalar dışında. Ama hep Türkçe konuştuk o ayrı fksdjflsfj İşte Ankara'dan nefretimizden bahsettik. Yazık bi de Ulus'ta kalıyomuş dedim çantana dikkat et haa diye, sonra bi arkadaş "warui tokoro" dedi kflsdjfslkjf böyle manyak japonca kastık. Sonra bize hediye verdi.
İçi muz dolgulu muz şeklinde kek :') Bizde de simit var ye dedim fsjdfsdjf Baktı sayımız artıyo poşetine baktı yazık laan, biz paylaşırız dedik. Arada japonca olsun diye ii tenki desu ne falan dedik ama fsdjfsdkfh Zaten çocuk türkçe pratiğine gelmiş yiaa iyi oldu öyle. Sonra ders başlamaya yakın gidiyoz dedik. Ben "simit yer misin? al simidi bırakıyım sana" diyerek kalktım şsdkfsfksdfksdjfsdfj Bilmiyom bi daha hiç bi Japonla konuşmasam mı napsam...

Sonra yine talkshow tadında dersler. Kawamoto senseinin ilk defa hapşırdığını gördük. Adam hapşırır hapşırmaz gülüyo lan çok ilginçti kljdfskjfsdf. Bi de Takahashi sensei bazen öğretmenler odasında çalışırken şarkı söylüyomuş kendi kendine, ona bi şeyler fırlatası geliyomuş. Onu canlandırdı. Lan çok yazıksınız bak anlatıyom ama gülmüyonuz, aslında çok komik fjsdkdsjf

Bu kadar gereksiz konuşmam neden mi? Çünkü birazdan 6 bıçıktaki yönetim kurulu toplantısına gitcem allam çok gerginim. Sanki kaiwa sınavına giriyom. Ya yaptıklarımı beğenmezlerde? Ya bunlar ne biçim afiş derlerse? Ya ben ne yaptığımı anlatamadan biri araya girer bi şey sorarsa ve tüm konsantrem kaçarsa... Midem bulandı korkudan :') Bi kaç dakka meditasyonlanıyım da hazırlanıp gidiyim. Bay.

16 Şubat 2014 Pazar

Dı best sukul evır (hogwartsdan sonra ofkors)

2gün içinde ne biçim şeyler yaşadım yiaa! Hepsi de olumlu güzel şeyler bence.

Şöyle bi özetlersek; sınıf ve aparttan arkadaşım Gikçe benim odaya taşınıyo yihihlohlhollo. Buraya ilk geldiğimizde yan odadaki kızlardan birinin aparttan çıkabilceğini öğrenmiştik, apart sahibinden. Daha bizim odadakiler bilmezken biz büyük bi hevesle bekliyoduk bunun haberini. Dün benim oda arkadaşım geldi "Gizem taşınıyomuş" diye. Biz "Aaaaa nasıl yaaa?!!" dedik şaşırarak ve gözgöze gelmemeye çalışarak fksjdflksdjf Sonra odadan çıkınca 3-4 dk sessiz çığlıklar attık dans ettik falan. Yan odadaki diğer kız da aşağı kata inerse toptan o odaya yerleşiyoz yani. Dün yemek yaparken Gökçe'ye baktım bulamadım, bi gittim o odayı turluyo falan flsjdfskjdf Ben de yatağıma karar verdim. O kadar hazırız yani. Ama düzenli hayatımıza o kadar güzel olcak ki şu iş. Ya eve geliyoz ders çalışıyoruz, sonra biraz takılıyoruz, sonra ödev yapıyoruz ve kitap okuyup yatıyoruz allam nasıl seviyom bu tekdüze hayatları flskjdfsldjf Dolu dolu bildiğin. Ertesi günün yemeklerini falan bile yapıyoz!! 
Hatta dün yeni keşfettiğimiz cafeye kitap okumaya gittik. Hep hayalimdeki kitap okunacak yeri buldum. 3 ay falan oldu daha Çanakkale'ye açılalı ama o kadar şirin bi yer ki. Adı bi kere Baykuş!! Logoları baykuş! Bardakları baykuşlu! Hogwartsım benim :'3 Soya sütümü de kaptım gittim, bana onunla kahve hazırladılar :') 

Her haftasonu burdayız artıkın. Bugün İngiltere için ne yaptın derseniz, kitap okudum derim. Hala iş bulabilmiş değilim çünkü :) 
Peki Japonya için ne yaptın derseniz, sanırım okulun Yönetim Topluluğu'na girdim! Çok gerici değil mi olm?!!! O da şöyle oldu diye anlatmıcam üşeniyom ama okulun grafik tasarım işleri bana verildi ve artık grafik tasarım kaptanı olarak yönetim kurulu toplantılarına katılıcakmışım. Daha katılmadım, salı günü var. Bi kaç afiş hazırladım, onlarla gidicem. Çok korkuyom, çünkü bildiğin animelerdeki aşırı sorumluluklu okul başkanları olayı gibi bi şey bu. Aldıkları kararları şöyle duyuruyolar, "...yapılmasına, ...edilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir." O ortamda kendimi düşünemiyom :') Fakat tabiyki de okul hayatımda istediğim şeylerdi bunlar, o yüzden önce bi korksam da şu ara çok mesudum. Ay her geçen gün okulu daha çok seviyom lan!!! Haa manga kulubu için de harika olaylar gerçekleştiricez gibi geliyo Nisan'daki gösteride. Umarım yetişir yia. OLUM OKULUM ÇOK GÜZEL AFEDERSİNİZ AMA. GİDİYİM DE KİTAP OKUYIM HADİ BAY.

12 Şubat 2014 Çarşamba

En iyisi zengin koca bulcan

Bugün iş ararken can veriyodum galiba yaa! Koca Çanakkale'de part-time arayan adam gibi bi yer yok ha! 3 arkadaş okuldan sonra başladık dolanmaya, yarım saat sonra bi baktık, hep merak ettiğimiz yeni açılan kahvecide kahve içiyoz lkfsjdfkshdf Ama nasıl da şirin bi yer. Orda güldük ettik enerji toplayıp düştük yollara. Nerde eleman aranıyosa girdik ama tam zamanlı arıyolar. Kapısında her a4 beyaz kağıt gördüğümüz tükkana heveslendik. Hatta "koyun peyniri bulunur" yazanlara bile heycanlandık, "koyun peyniri ilanı için gelmiştik" seviyesindeydik yani...

Bi kaç saat sonra o kadar umutsuzluğa düştük ki eleman arayan bi tane kuaföre girdik artık. "Manikür, pedikür yapmayı biliyo musunuz?" dedi tabi kadın şklfjsdfljsdf Bi fotoğrafçı photoshop bilen biri arıyodu ama o da tam zamanlıydı.. Bi hediyelik eşya dükkanındaki kadına dedim eleman arıyo musunuz diye. "Ay kıyamam iş mi arıyosunuz?" dedi fljsdfjsdhf Yeni eleman almış onçün üzüldü halimize... Sonra yine umutsuzluğa düşüp Bim alışverişi yapıp parka oturduk. Kederimizden yedik içtik. İş ararken parasından olan insanlarız olm yaa...

Sooğrrnaacıma, bizim ilk göz ağrımız bi kahveci daha vardı, oraya gittik, bu sefer iş sormak için ama lfksjdnfskdjf tam zamanlı alıyoruz ama bazen günlük eleman lazım oluyo biz burda olmayınca siz numaranızı bırakın dediler. Ordan umut ışıklarını yaktık hemen. Cesaretimizi topladık dedik neden illa eleman aranıyor yazanlara giriyoz. Başladık kafelere dalmaya, part taymcı olarak numaralarımızı bıraktık. En son burda meşhur bi pastaneye girdik. Adam konuştu işte bizle (bu arada bi arkadaş savaşı kaybedip, gitti 2 kişi kaldık), aa benim çok Japoncacı çalışanım oldu, farklı oluyo onlar daha bi kibar saygılı oluyolar dedi flksjksdjf Dedik Japon öğretmenlerimizin farkıdır diye. Parası da gayet iyiydi ayrıca bahşiş olayı ve yemek parası da var. Siz verin numaralarınızı dedi ben 2 güne arıcam sizi dedi. Ama ikinizi de arar mıyım kesin değil birinizi de arayabilirim, genelde 2-3 arkadaş geliyolar birbirlerini etkiliyolar sonra falan dedi. Bence ben tam bir aranmayasıyım ama fksjdfskjf öf işime de gelirmiş gibi geliyo, gömlek giyiyolar çünkü lan ay hiç sevmem. İngiltere için katlanılır şey mi bilemedim bak. Hof aşırı yorgunum ha, ödev yapmalık enerji bulup yatcam. Bay.

[Blog Tur] Anna Kan Giyinmiş Kız - Kendare Blake | Çekiliş

 Kazanan: Fatma Kalay 


Kitap: Anna Kan Giyinmiş Kız
Orjinal Adı: Anna Dressed in Blood
Yazar: Kendare Blake
Yayıncı: Martı Yayınları
Yayın Tarihi: Ocak 2014
Sayfa Sayısı: 350
Tür:  Fantastik, Korku, Genç-Yetişkin

"Düşünceler zamanla bulanıklaşıp kaybolur
Ama gözler hiçbir şeyi unutmaz…

Cas Lowood, ihbarlar üzerine hayaletlerin peşine düşerek onları yok eden bir hayalet avcısıdır. Yeni görevi ise, evine adım atan herkesi acımasızca öldüren hayalet Anna Korlovu yakalamak ve ondan kurtulmaktır.

Fakat Cas bu kez daha önce hiç rastlamadığı türden bir hayaletle karşı karşıyadır. Annanın içindeki, insanları öldürme isteğinin nedenini öğrendiğinde onun hayatına ve ölümüne dair sırlarla örülü gerçekleri de su yüzüne çıkarır.

Yirmi beşten fazla dile çevrilen ve birçok ödül alan Kan Giyinmiş Kız sizleri doğaüstü fantastik kurgunun romantik öğelerle harmanlandığı sıra dışı bir hikâyeyle tanıştırıyor."

Bu kitabı okurken heycandan öldüm! Uzun zamandır korku türünde bir kitap da okumamıştım, bi çırpıda bitiriverdim. Özellikle son zamanlarda sadece Supernatural izlediğim için (Sherlock izlemediğim zamanlarda fsdhf) bi yandan da bu kitabı okumak çok hoştu :3

Bi kere baş karakterin erkek olması çok iyi olmuş. Ergen genç kızlardan öğğ gelmişti artık. Yine bir liselimiz var başrolde ama mesleği gereği erkenden olgunlaşmış zaten. Şirin bir mizahı da var hem. Annesiyle beraber sürekli taşınıp, okul değiştirmekte. Son görevi ise Anna'yı öldürmek. Ama öyle ha diyince olacak iş değil. Başından sonuna kadar heycan dolu olaylar...

Şimdi burda spoiler paragrafı yapıyorum. Kitabı okumayanlar, henüz bitirmemiş olanlar bu paragrafı atlasın derim. Başladıııım! Cas ve annesi eve taşındığında o çatıdan gelen tıkırtılar yok mu... "BAKSANIZAAAA!!! NE DEMEK FAREDİR FARE YAAA"  diye çıldırmıştım. İşte bu yüzden hep derim birden fazla katı olan bi evim olursa (hahashdgfd) diğer katları ateşe veririm diye... Nasıl tüylerim ürperdi her mevzusu geçtiğinde. Hani belli ki o çatıdan bi şeyler fırlayacak kitabın bi yerinde. Soluksuz o kısımları bekledim ve olayların gidişatıyla zaten tahmin edilebilir olsa da mesele ortaya çıktığında tüylerim yine diken diken oldu. Bi de geç saatte okuyunca oooohh, bir etrafıma bakınıp durdum ki bilemezsiniz.

Spoilersız alandayız. Aslında söyleyecek daha fazla bir şeyim de yok. Çok sevdiğim kitaplara yorum yapmakta zorlanıyorum gerçekten. Cas ve maceraları şeklinde bir sürü kitap okuyabilirim mesela, Kendare Blake yazsın ben okuyayım... Korku-gerilim sevenlere kesinlikle tavsiye ediyorum. Hatta kitabı alırken 2 kere düşünmeyin direk katın kitaplığınıza bence. Bizim çekilişimize katılarak bi açılış yapabilirsiniz hatta. Lafı uzatmadan, herkese bol şans!

a Rafflecopter giveaway

10 Şubat 2014 Pazartesi

Tatilden sonra ilk rehabilite günü

Dün ne biçim geldim Çanakkale'ye yaa! Bi daha da Metro'yla gelip gitmem ha! Zaten mola hariç 7 otogarda duruyoruz. Adamlar "yolcu alcaz mola değil, otobüsten inmeyelim" dedikten sonra 30-40dk orda bekliyo. Hadi ona alıştım zaten artık neyse, ama her durduğumuz yerde gerizekalı çalışanları yüzünden koltuk sorunu yaşadık! Hepsinde lan! Çıldırıyodum haa! Sonra tam Çanakkale'ye girdik Lapseki'yi geçtik 40-45dk yolum kalmış, biri koşarak şoföre gitti. Kaç kere dicem size Lapseki'de incez diye bağırdı. O yolu geri döndük. Bu krizleri yaşarken en büyük destekçim tabiyki her zaman olduğu gibi panpiytom Tüğçe'ydi:

En son otobüsten inip servise bindim. Birisi başkasının bavulunu almış. 10dk onu tartıştılar napsak diye. İşte benim gibi aykırı bavullar alsanıza kendinize fix lacivert aynı sıtayla bavullar... En son odama giriş yaptım bızzzz gibi. Donarak yattım uyudum. Sabah kalktım istemeyerek okula gittim. Sonra arkaaşlarla görüşüp takılınca isteksizliğim kaçtı neyse ki... 

İlk ders bol bol 2.dönemle ilgili korkutulduk. Sabah "seçim zamanı 2-3 gün dersi eker erken giderim yeaa" derken, ilk dersten sonra NAH GİDERİM dedim. Anam ağlayacak gibi. Zaten her bi boku özenle unutmuşuz öğrendiğimiz. Birazdan oturup tekrar yapıcam. Hatta yetinmeyip yarının dersini çalışıcam. Kesinlikle sıralamamdan düşmemem lazım. Ay yarın çıkışta iş arıycam daha bi de. Sabah didim "ben tekrar çalışmaya başlıcam, sosyal aktivitelerde ben çok yokum ona göre." dedim. Ardımdan 2 arkadaş "aa ben de çalışcam" dedi. Yarın bağalım hep beraber tura çıkıcaz. 

Sonra bi de yeni hocamız geldi. Kısıtlı imkanlarımızla tahta süsledik lkfsjdflksjdf O kenar süsleri özümüzü gösteren bi olaydı taam mı!

Sonra geldi işte allam böyle küçücük. Görünce hepimiz "aiiiyyyy" olduk. O da tahtayı gördü. Voaaaahhhh bikkurshitaaa ureshiiii diye başladı. Kameramı unuttum, sonra gidip alıp fotoğrafını çekebilir miyim falan dedi fklsjdflskdjf hiç türkçe bilmiyo bi de hııaa nasıl tatlıydı! Bi ara chokoreetoyla alakalı bi olay geçti. Türkçede de chokoreeto mu dedi, hayır çikolata dedik. KAWAIII!!!! yaptı fksjdflkdjf hakkaten ne şirin bi kelimeymiş lan, ilk defa farkettim. Neyse işte böyle şirinlikler bi şeyler öyle geçti gün. 

Sonra dışarlarda dolandık, hasret giderildi vs. Odaya geldik. Ben eşyalarımı düzenledim, Gikçe yemek falan yaptı. Düzenli hayata geçtim çok şükür. Benim kendimi evimde gibi hissetmem için çalışma masası lambamı getirmem gerekiyomuş meğersem. Ama beni en fazla 2 hafta tutar. O yüzden ıvır zıvırlarımı da doldurdum şu şekil:

Neyse gidiyom, en birinci olcam.


9 Şubat 2014 Pazar

Moral alkışı istiyorum

Olum 1 aylık tatil nasıl biter ya? Soruyorum size nasıl bitebilir? Daha yapacaklarımı yapamadan nasıl biter!!! Her gün dizi karşısında örgü ördüğüm, yediğim önümde, yemediğim arkamda ve kendime ait bir odamın olabildiği yaşantımdan 1 ay sonra kopmak çok zor. Aynı zamanda okula da gitmek istiyorum ben istemicem de kim isticek zaten ama şu evdeki konforumu da Çanakkale'ye taşısak? Başka bi insanla, kim olursa olsun, aynı odada yaşamaya tahammülüm yok yiaa T_T Bu sene sonu eve çıkma işlerine de geriliyom bi yandan, nasıl çıkcaz, kim kim çıkcaz, benim tasarruf ve diğer konulardaki takıntılarıma uyum sağlayabilecekler mi? Her şey hazır olamıyo mu bi kerecik de ha :') Bi şey için de uğraşmayalım çaba göstermeyelim olm bı ni yiiaa!!! En azından gözlerimi kapıyım açıyım çoktan ptesi okula gidiyo olıyım, 11saat yol + 1 saat servis çilesiyle yerleşme derdi yaşamıyım. İşte bunlar hep üşenmekten dolayı gelen burukluk, iç yımışması. Kendimi şu mükemmel müziklerle  kitabıma gömüp sallandırıcam yarın otobüste. Hadi bay.


6 Şubat 2014 Perşembe

Fıranki ve Çeneçukuru

Nasıl bir hata sonucu Frankenstein izlemeye gittik hiç bilmiyorum. Catching Fire izlemeye gittiğimizde fragmanı görüp, efekler güzel haa demiştik, onun etkisinde kaldık sanırım. Fekat efektten filmi göremedik! Bu kadar görmemişin efekti olmuş bir film olamaz ya! Tamam anladık yapabiliyon diye kafasına pıtpıt yapmak isterdim, bu filmde emeği geçen herkesin. Film bi başladı, sanki ikinci yarıyı başa almışlar anında dövüşüklü olaylar. Bi dur bi karşına al konuş be oğlum aaa!! Ya allam o kadar konu yoktu ki, o kadar mevzusuz bi filmdi ki... Nasıl bunaldım, parama üzüldüm. Bi ara sadece Fıranki'nin çene çukurunu izledim. Adeta Fıranki ve Çeneçukuru olarak savaştılar. Bi ara Tüyçe filme yorum yaptı "E bunun ruhu varmış, nasıl ele geçirdiler." gibi bi şey, ben de "bunu ele mi geçirmişler?" dedim. "Şş tamam ben sana sonra anlatcam." dedi, o derece kaçırdım filmi lşfksdfsjdf  Ayrıca hiç gündüz olmadı. Hep gece. Onu geçtim yer yerinden oynadı bi kişi bile mi uyanmadı lan. Ülkeyi batlattılar resmen ama halk uyuyo. Haa patlama konusunda da nasıl çıldırdık. Ne kadar büyük bi teknoloji de olsa fişini çektin mi iş biter olum. Kadın (Chucktaki sarışın vardı ya, salak sinir oluyom tipine de), böyle mal gibi bakıyo her yerde alarmlar öterken falan. Biz sürekli "fişi çek fişiii fişiiiiiii fiiş FİŞ LAAN FİŞŞ!!!" diye yıprandık kenarda. Tamam karizmatik olsun istiyosanız, "gücü kesin! RAYT NAV!" falan da diyebilirsiniz. Biz biliyoz nasılsa olayın "fiş" olduğunu. Filmde bi tane "bari şunu izliyim" diyebilceğin bi şey yoktu, herkes mi her şey mi çirkin olur. Zaten abzürük bir tipi olan Harvey Dent (gerçek adına bakamayacak kadar bir kez daha üşendi) niçün sürekli sinirli, hırslı mimiklerde dolanan fıranki için seçilmiştir? Ama iyi oynuyo güzel oynuyo şimdi, o yüzden tiskindim, "allasen mimik yapma" diyip durdum. Aslında anlattığım kadar sikko değil film ama 12 lira verdim ben olay orda fksdjfskdjfsdf
Bi de Lotr'daki Eowyn de oynuyodu filmde. Arkamızdakiler onun kim olduğunu bulmaya çalışıyolardı. Uzun tartışmalar sonucu Lotr'daki Galadriel olduğu sonucuna ulaştılar. Tebrikler çucuklar bir harikasınız.

2 Şubat 2014 Pazar

Haftalık Cumberbatch dozu alındı

3 adet Cumberbatch filmiyle karşınızdayım.

Little Favour
Little Favour 2013te çıkan 22 dakikalık bir kısa film. Tr altyazısı yok ama eğer lise düzeyi bi ingilizceniz bile varsa anlayabilirsiniz. Zaten 22 dakikada ne kadar diyalog geçebilir... Konusu şöyle kısaca; Wallace (Benedo) Rus mafyasından kaçan arkadaşı James'in isteği üzerine, onun kızına göz kulak olmak için söz verir. Ve ardından soluksuz geçen kanlı dövüşüklü dakikalar gelir.

Mesela bu giflerdeki gibi pek çok sahneyle adeta kutsanmış gibiydim. Güzel adamların ağzının burnunun kırılmasının ne kadar sevdiğimi bilen bilir klfjslkdj Her hafta en az 1 kez izleme suretiyle başucuma koydum filmi.

The Fifth Estate
Yine bir 2013 filmi. Uzun zaman bekleyip, sinemalarda afişlerini görüp heveslendiğimiz fekat Türkiye'de vizyona girmeyen Benedo filmi. Olay Wikileaks olunca zaten konunun beni sarmayacağını bilerek bekledim ve izledim. Benny'nin olmadığı sahnelerde Peter Capaldi'ye Remus Lupin'e (gerçek adına bakamayacak kadar üşeniyom), Stanley Tucci'ye odaklanabiliyoruz. Ama bi sıkımlık rol vermişiniz bu adamlara. Yazık olmuş. Filmin belli bi yerine kadar Benny'nin güzelliği için izliyosun zaten, sonra bi heycanlanıyo fiyuuuvv... En sondaki röportaj sahnesi favorim oldu, özellikle film hakkında ne düşünüyosunuz gibi bi soru sorduklarındaki tipi :') Haah bi de epik bir dans sahnesi var ki...


 (Yine birilerine aşkla bakarken :') )

 İlk izleyişimde kendimi frenleyip hiç bi sahnede durdurup keps almadan izledim. Bi dahakine yardırıcam ama fsldjfsjdfh Çok böyle alıp posterlettirilesi sahneler vardı. Hayır adam platin olmuş. Saf biritiş kırmızılığının üstüne bi de. Nasıl güzel olmasın!?

August: Osage Country

10 Ocak'da vizyona girmiş sanırım, ama yine bizde vizyona girmedi tabi... Tiyatro oyunundan uyarlama filmin kadrosu diyorum! Meryl Streep, Julia Roberts, Obi van kenobi... Tabiysi Benedict. Ve hayret verici bir rolde. Ailenin eziği.Ay bir içim ezildi izlerken bir içim ezildi...Yapmayın etmeyin diye içimden çığırdım hep.


Çok ezik olduğu için ve kimse onu sevmiyo diye ağlarken klfjsdflkjf babacığı teselli ederken...Bi bak kediye :'3 
Filmde Weston ailesinin garip ve trajik hayatının bi kısmına şahit oluyoruz. Ailenin hapçı annesi olarak Meryl Streep, hem bayıldım (çünkü kadın aşmış) hem de öldürmek istedim yeter artık sus diye. Annesine ağız burun dalabilen, çilekeş kızı Julia Roberts (ki filmde ne kaa güzelsin diyerek dizlerimi dövdüm yine). Obi van kenobiyle evli, bi de 14 yaşında sürtük bi kızları var. Little Miss Sunshinedaki kız. Abigail bişeydi galiba. Sen nasıl sen ananla babanın arabasında "sigara içmem lazım" diye iniyon sen 14 yaşında? Gel bi de burda yap ağzınla dizin yer değiştirir yeminle. Tam bir Amerikan gençliği görüyoz yani (tek gördüğü amerikan gençliği filmlerdeki, gerçek amerikan gençliği farklıysa özür dilerim amerikan gençleri) Ve sorunlu bir kaç aile üyesi daha. Hepsi bir araya gelince bir tantana ki fiyuuuv...Sonra bi de bi güzel şok ettiler beni, ondan sonra nolucak bu çocukların hali diye dramlandım bi köşede zaten. Yaağni bayılınası bir filmdi.
Yine harika bir Benedo sahnesiyle kutsandım ayrıca;


O tanrısal sesiyle kedi gibi şarkı söylemesi ::::::::::) Alarm yapıcam bunu kendime. 

İşte bunlar iyi günlerimde indirebildiğim filmlerdi. İnternetim şu sayfayı bile açamayacak kadar sorunlu son günlerde. Yazıma son verirken, bugün startını verdiğim Benedict ve ben şoplarının ilkiyle kapatıp gidiyom. Görüşürük.


1 Şubat 2014 Cumartesi

Çok mantıklı İngiltere hayallerimiz başladı

İngiltere planlarımız son hız devam ediyor (gezi rehberi bakıyolar). 7günlük turlarla gitme kararı aldık. Tabi gerekli parayı biriktirebilirsek ki sterlin olayı çok canımızı yakıyo :') Bi de vizeyi turun ayarladığı bi şeyler bakıyoruz ama hep bireysel başvuru dimişler.. Anlamadık, önümüzdeki hafta yüzyüze bi görüşcez ne demek oluyo diye kenara çekicez.

İşte bugün de bi kitapçıda bütün rehberleri toplayıp inceledik. Farkına vardık ki İngiltere'yle ilgili hayallerimiz çok küçükmüş lan :') Mesela, ola ki Sherlock çekimlerine denk geldik, seti dirsek darbesiyle kırma hevesimiz var. O gücü bulacağımıza inanıyorum. Bi de bu komik koca şapkalı kırmızı üniformalı askerlerin kemerinin üstünden pıçak batırmak istiyoz cidden oluyo mu diye flksdjfksdjf (Bknz. Sherlock 3x2) Sonracııma Harry Potter Melez Prens'in başında yıkılan köprüyü görmek istiyoz. Ama kafamızda, birine yol sorarken  "beele beele" (beele beele olup yıkılıyo ya) lafı geçirdik, hayrika bir ingilizce olacak. Ve tabisi Harry Potterlı gördüğümüz her boka atlayacağımız kesin. Mesela bir diğer küçük hayalimiz de;

Ha bi de rehberlerde müzeler için hep ücretsiz yazıyo nası la aklımız almadı nası yani? Biz yine al harçlık olsun genç adamsın diyip eline 3-5 sterlin sıkıştırırız gibi...Yemeyip, içmeyip parayı sırf fangörl şeylerine yatırmayı istiyoruz, anneme dicem bazlama yapsın bize sokakta kemiririz. Simit de yoktur şimdi orda. Ulaşıma da para gitmesin diye haritadan bakıp bakıp burdan buraya yürürüz lan aslında diyorum ama şehir değiştiriyon bildiğin. Öyle bi harita ölçek bilgim yok. Şimdiden çok da heveslenmiyoruz (yav he he) daha iş bulcaz da para birikcek de... Vakit de dar. Çok zorda kalırsak B planı olsun diye ucuz ucuz Orta Avrupa turları var. Biriktiği kadarıyla onlara gideriz artık dedik. Ama ben inanıyom birikcek o para :') Gerçi bugün Tuğçe alışveriş yapcaktı, bi baktık ben kasada sıraya girmişim. "Olm nasıl yaa?!" olduk bi elimde 2 kazakla. Aman zaten Çanakkale'de alışveriş yapamıyom, son oldu işte bu.