29 Ocak 2014 Çarşamba

Ne Dinliyorum #11

Bu tatilde kardeşimi eğitim turuna çıkardım fantastik serileri izletiyorum. Benim de niyeyse bir önyargıyla izlemediğim seri olan Narnia'yı izledik. İlk film iyi, iki eh, üç meh olarak değerlendiriyorum. Siz o Piytır'ı filmden çıkarırsanız film de bok olur tebi (narnia hayranları kusura bakmasın fekat)
2. filmin bitiş şarkısı ço hoşuma gitti bi kaç gündür onu dinliyorum hep.

2014 hedefi belirlendi: İngiltere

Yine Tüyçe'yle çok yaralandık, darbe aldık ve İngiltere'ye gitmeyi kafaya koyduk. Kafaya koydu mu yapıyoz biçızlar. 29 Ocak 2014 karar alma günü olarak notlara geçirilsin, yaz sonuna kadar ordayız. Hep siz zenginler mi gideceniz afedersiniz? Pardon da noluyoz!? Çanakkale'ye dönünce bi cafeye kapak atıyom, düzenli mayaşlı. Okulun da ilk 4 bursunu alabilirsem nays olur. Yarın da nasıl gidilirmiş pasaportmuş vizeymiş aydınlanıcaz. Yetti canımıza lan aaaa!!! Çekil kenara zengin evladı! Siz kimle kim olduğunuzu daha öğrenememişiniz!

28 Ocak 2014 Salı

Ve Melda kitabını yazdı: Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı

(Kitabın daha iyi bir fotoğrafını çekmek isterdim ama şu anda yatağımdan kalkamayacak kadar ağrı içindeyim, bununla idare edicez.)

Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı Melda'yı tanıdığımdan beri beklediğim, Eylül 2013te baskısı çıktığında internetten aldığım, ancak ben Çanakkale'ye gittiğimde kargosu ulaşan, kardeşime ve anneme defalarca yollayın dememe rağmen bi türlü yollayamadıkları ve en sonunda Ankara'ya döndüğümde okuyup bi kaç gün önce bitirdiğim harika ötesi kitap!
Kitabın adı ve kapağı dolayısıyla romantik-dramatik olaylar beklentisine girmiştim ancak kitap fantastik arkaaşlar! Sevdiğimiz şeylerin çoğu ortak olan, fantastik bir insanın fantastik kitabını okumak paha biçilemezdi!
Ya böyle ne desem bilemiyorum bak, o kadar sevdim ki! Kitaptaki her karakterde kendimi gördüm neredeyse. Karakterleri derin derin işlemiş Melda, en sevdiğim şeydir bi kitabı okurken. Hatta sürekli bir Murakami okuyorum etkisi altındaydım, o melankolik havası...Sürekli defterime kitaptan notlar alıp durdum zaten. En sevdiğim cümlelerden birini buraya yazmak istiyorum:
"Hayal edebildikleri diğer insanlara ne kadar saçma ya da aptalca geliyorsa o kadar özgürdü." (Sf.8)
Okudukça ağlayasım geliyo :') Heh dur ne diyoduk, karakter derinlikleri...Bütün karakterler için aynı şey söz konusu olabilseydi keşke, ama kitap 140 sayfa olunca pek mümkün olmuyo tabi :'/ Gelen yorumlarda kitabın daha uzun olması taleplerini gördüğüm ve Melda'dan bi sonraki kitabın daha uzun olacağı sözünü duyduğum için bu kısmı atlıyorum :3
Önceden bi kaç Türk yazarın fantastik/bilimkurgu kitaplarını okumuştum, şu an isimlerini dahi hatırlamadığım. O zamandan beri Türk yazar okumam belki de flksdjfslkjf Melda'nın kitabının farklı olacağını ve iyi olacağını biliyordum. Onu az çok tanıyan insanların tahmin edebileceği bi şey bu zaten diye düşünüyorum. Ama bu kadar iyi olacağını beklemiyordum. Arada bazı bölümlerini açıp tekrar okuyacağıma eminim. Kitabın en güzel ayrıntılarından birisi yağmurlu, kapalı havaların seviliyor oluşuydu! O kadar yıprandım ki bi şeyler okurken, izlerken kapalı hava görünce burun kıvıran karakterlerden! Alıp bağrıma basasım geldi, kitabı ya da Melda'yı açık kapı bırakıcam lfksjdfsdf... Diğer güzel ayrıntı, karakterlerin isimlerinin Elf isimleri olmasıydı :') Ay böyle ne yazsam daha bilemiyorum, okumadıysanız alın okuyun içiniz yımış yımış olsun :''')
Bi de şuraya blog tur kapsamında Melda'yla yaptığımız söyleşinin linkini bırakıyorum lazım olur genç çocuklarsınız. Bir kez daha Melda'ya bu kitap için teşekkür ediyorum ve gözüm yolda (üzerinde) bi sonraki kitabını bekliyorum!

Japoncaya veda ettiğim bir rüya..

İyrenç ötesi bir rüyayla ruhum sarsıldı yeminle yaa! Unutmamışken yazıyım.

Şimdiiee okuldayız, ama farklı bi bina, her neyse bizim dersimiz bitmiş sınıf değişicez ama ben tam çıkarken bi bakıyom çantam, bizden sonra o sınıfta dersi olan senpailerden birinin montunun iplerine dolanmış. Onu çözmeye çalışıyorum, ama manyak dolanmış manyaaak! Ben hırslandıkça o daha da dolanıyo. Sonra o sınıftaki ders başlayıveriyo, hiç tanımadığım bi Japon hoca giriyo. Kimse beni takmıyo ama ha, bi el atıyım bi şey yapıyım... Ben kenarda ağlıcam çantayı çözmeye çalışırken. Sonra Japon hoca gak guk bi şeyler diyip birden yere seriliyo. Ben de aha hemen çözüp çıkayım çaktırmadan diyorum. Adam öldü mü noldu umrumda değil. Herkes ayaklanıyo falan adama doğru noldu diye. Sonra birden adam suratında birinin maskesi varmış meğer, onu kaldırıyo, aslında öğrencilerden biriymiş (aşırı doz Sherlock etkileri). Niye böyle bi şey yaptığını anlamlandıramıyoruz, ama hemen ardından sınıfa Japonlu Türklü hoca heyeti giriyo. Şansıma baksana, halbuki bırak çantayı çık! Sonra bi senpai bana yardım ediyo, çantam kurtuluyo. E çantam kurtuldu, hocalara sumimasenli eğilip çıksam mı sınıftan, çaktırmadan otursam mı? Çünkü bi tanesi bile farkında değil orda yaşadığım dramın. Çıkmaya niyetlenirken, bi kaç senpai kaş göz yapıyo beele çıkma diye. Ama ben bi kaç adım atınca bizim bi hem çok sevdiğim hem de tırsıkladığım Tolga senseimiz var o görüyo. Ama surat onun değil, ona da mı maske taktınız NE BİÇİM RÜYA LAN!? O görünce ben turbolayıp kapı koluna ulaşıyorum. Tam açıp ruh emici gibi aradan süzülürken, Tolga hocanın sesi geliyo "Bu arkadaş nereye gidiyo, kafeye mi gidiyo?" diye.... O kadar korktum o kadar "aha mezun olamayacam" duygusuna girdim ki bu cümleden sonra hemen uyandım. Çanakkale'ye dönmek istemiyom arkaaşlar, hiç hayra alamet değil!

27 Ocak 2014 Pazartesi

Genç kızlarımızın en büyük problemi

Şimdi Tuğçe'yle her oturduğumuz mekanda SherlockJohnculuk oynuyoruz. Bilmeyenler için:

Sakin ol fangörl, sakin ol...İşte, "sarışın mıyım? Esmer miyim? Kumral mıyım?" sorularında dağılıyoruz... Benim esmer dediğime Tuğçe kumral diyo. Kumral dediğime sarışın diyo işin içinden çıkamıyoz. Bugün yine oynarken, bu konuyu masaya yatırdık. Bi şekilde Vahşi Güzel'deki karakterlerden bahsederek aydınlanmaya çalıştık neden bilmiyom. Milagros kumral mesela. Çok net bence. Ama Pablo'yu bilmiyom. O evde oturduğu için esmer (hani sakattı ya), ama böyle saçının teline güneş ışığı değsin sarışın olcakmış gibi..Ama teni kahve onu nabacok? Bordo sarışın mı olcak çocuk? Hele bi kötü kadın vardı ya ki biz ona Murat Kekilli diyoz, zaten gözümün önüne direk o geliyo, o ney mesela? Esmer mi kumral mı? Siyah saçlı ama buyday tenli gibi bi şey mi? Kısaltması yok mu bu işin? Benim sarışın anlayışım Draco Malfoy, esmer anlayışım Lost'taki Sayid. Arada kalanlar kumral. Bu kumrallar o kadar bet bi şey ki allah belasını ya... Ben kendimi lise 2ye kadar esmer sanıyodum mesela, kumralmışım. Çok töbe töbe olduydum. Annem parantez açıp buyday tenlisin diyo arada ama yine kara kızım diye seviyo nasıl işse?!
O değil de hala Natalia Oreiro'yla Ivo (evet adı bu) nasıl evlenmez üzülüyom aklıma geldikçe.

26 Ocak 2014 Pazar

[Blog Tur] Demir Kral - Julie Kagawa | Ön okuma




Kitap: Demir Kral
Orjinal Adı: The Iron King
Yazar: Julie Kagawa
Seri Adı: The Iron Fey #1
Yayıncı: Pegasus Yayınları
Yayın Tarihi: Ocak 2014
Sayfa Sayısı: 411
Tür:  Fantastik, Genç-Yetişkin

Evde ve okulda çevresine uyum sağlayamayan Meghan on altıncı yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hisseder. Karanlık bir yabancı onu izlemeye ve muzip dostu aşırı korumacı davranmaya başlamıştır. Ancak gerçek, bütün tahminlerin ötesindedir; genç kız, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşın en önemli piyonudur.

Bu gerçekle yüzleşen Meghan, kardeşini perilerden kurtarmak, hiçbir perinin yüzleşemeyeceği gizemli bir canavarı durdurmak ve doğuştan hakkı olan güçleri yönetmek için ne kadar ileri gidebileceğine kendi bile şaşıracaktır. Bu macerada ona tuhaf bir ekip eşlik edecektir: en yakın dostu, fazlasıyla ilgili ve şakacı Puck; sürekli ortadan kaybolan kedi Grimalkin… Ve yasak aşkın vücut bulmuş hali, soğuk kalpli Prens Ash. 

4 ay doğru düzgün kitap okuyamamanın aşkıyla Demir Kral'a öyle bir saldırdım ki, tek oturuşta kitabın yarısına kadar geldim...Genel olarak Hobbit, Percy Jackson ve Alice Harikalar Diyarı karışımı bir kitaptı bana göre. Böyle periler ve çeşit çeşit mitolojik yaratıklar, geçitlerden başka diyarlara gitmeler çok sevdiğim olaylar olduğundan, kitabı da beğendim. Yalnız ilk kısım diğer kısımlardan daha ilgi çekiciydi bence. Meghan'ın etrafında yaşananların farkına varması, ardı ardına gelen çeşit çeşit periler kitabın en heyecanlı kısımlarıydı. İkinci kısımda tavan yapan aksiyon sahnelerinden, ilk kısımdan aldığım zevki alamadım. Yazı birazcık spoiler içerebilir.

Bunun yanında kitapta klişeleşmiş şeyler de olduğunu düşünüyorum. Özellikle bi bölüm vardı, barının altındaki geçiş hattını kullanmalarına, Meghan'ın ismi karşılığı izin veren bi peri vardı. Meghan da "Tamam sana bir isim vereceğim." diye kelime oyunu yapıp herhangi bi isim veriyordu hani...Yani ne biliyim çok eskide kalmadı mı artık bunlar? Sanki müthiş bir zeka örneği diye sunmuş yazar, gibi geldi bana. O kadar sinir oldum ki çıkmıyor aklımdan günlerdir :'D

O bölüme olan sinirimi azaltacak bi kısım vardı ki...Meghan'ın "Otaku perisiyim" dediği bölüm. Otaku dedi otaku!!! diye sevinç naraları attım birazcık. Yazarın "Kagawa"lığından gelen küçük tatlı sürprizler işte :')

Bütün fantastik severlerin hayallerini süsleyen o elf kulaklarına kitaptaki "baaağzı" karakterlerin tiksinerek bakması da kalbimi bin parçaya böldü sevgili insanlık...Bir sabah uyandığımda aynada elf kulaklı yansımamı görsem heycandan kafamda bardak kırardım tahminimce.

411 sayfanın tamamının ordan oraya maceralar şeklinde olması ve sıkmamasının yanı sıra karakterler biraz yüzeysel kalmış sanki...İçimdeki fangörlü Ash'e yöneltmeyi çok isterdim mesela ama olmadı...Serinin devamında Meghan-Ash-Puck olayları daha da derinleşecek belli ki. Benim favori karakterim Grimalkin oldu sanırım. Zeki ve gizemli kedilerden güzeli yok zaten :'3 Serinin devamında kendisiyle ilgili büyük olaylar bekliyorum.Ayrıca kitapta abartılı karakterler olmaması hoşuma gitti. Meghan'ın bir anlığına da olsa Demir Kral'ın teklifini düşünmesi mesela...Dört dörtlük bir ana karakter olmadığının göstergesiydi.

Fantastik açıdan doyurucu bi kitap olduğu için, fantastik sever arkadaşlara tavsiye ederim. Son olarak da dileğimi yazayım bu seri için; mutlu, pembe sonlar olmasın ne olur :') Kan, gözyaşı ne zaman görebilicem şu genç-yetişkin kitaplarında :'D Umutla bekliyorum...Hadi güveniyorum sana Julie!

Kitabın ön okumasına burdan göz atabilirsiniz:

Tur Takvimi 
25 Ocak: sssuigenerisss.blogspot.com- Çekiliş
26 Ocak: sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  - Ön Okuma
27 Ocak: segesegese.blogspot.com  - Yazar Tanıtımı
28 Ocak: raflarinarasindan.blogspot.com - Alıntılar
29 Ocak: pinucciasbooks.blogspot.com - Ekstra Sahne (İlk Öpücük)
30 Ocak: kutsalyorumcu.blogspot.com
31 Ocak: ​mirielenda.blogspot.com
31 Ocak: thcodex.blogspot.com - Bunları Biliyor musunuz?

25 Ocak 2014 Cumartesi

Eski Japon filmlerine dalış #1 | Seppuku

Kült filmler, sanat filmleri falan izleyip kültürlenmeye çalışan bi insan değilim, benim gibi olanlar, güvendesiniz. Çünkü dün oturdum "ben neden eski Japon filmlerini izlemiyorum?" dedim (Thor 2'yi onlayn 720p kalitede bulamadı) gözüme ilk çarpan, Seppuku'yu izledim. Ve sevdim. Entel dandik konuşmalar yapmadan konuya giriş yapıyorum.

1962 yapımı Seppuku ya da Harakiri, Masaki Kobayashi yönetmenliğinde çekilmiş. Japonların şimdiki popüler filmlerinin çekim tekniklerine vs bakınca açıkcası hiç bu kadar harika görseller beklemiyodum. Adam harikalar yaratmış bildiğin. Bi süre "öf noluyoz yaa..." ilgisizliğiyle izledim. Hem siyah-beyaz hem de çok durağandı. Bambu kılıçla karın deşme sahnesinde ilgimi çekti, sonrasında da merak içinde devam ettim zaten. Müthiş bi dram ve aynı zamanda da çok zekice bir intikam. 

Japonların ilk defa Samurayları bu şekilde eleştirdiğini gördüm, Gintama sayılmaz heralde lgkdjfg. O çok mikemmel görünen Samuraylık olayı bu filmle "pü allah belanızı versin e mi!" ye dönüştü benim için.
Başroldeki Tatsuya Nakadai abimiz IMDB yalancısıyım ya 1932 ya da 1930 doğumluymuş. Bu durumda filmde 30/32 yaşlarında oluyo ki 50 yaşlarında birini canlandırmış. Hiç şüphe etmemiştim yaşından şahsen... Filmde samuraylarla dövüştüğü bi sahne var, orayı artık görsel danslı bi şey olsun diye mi yaptılar bilmiyom ama ben 30 kere deştiydim bunu. Ya da samuraylık kuralları falan filan işte.

Bundan böyle eski Japon filmlerini izleyeceğimdir. Bu konuda kültürsüz kültürsüz Japonya'ya gidip elin Japonlarına rezil mi olayım ha!

Geç kalmış Shingeki no Kyojin yazısı

Şu an çok durduk yere SnK yazısı yazıyomuşum gibi dursa da, Eylül sonu biten seriyi ben daha bi kaç gün önce bitirebildim. Çanakkale'ye gitmeden önce 12-13 bölüm izlemiştim, dönünce de tamamladım nihayet. O ara unutmuş gitmişim fksdlsdf

Hakkında yapılan bütün muhabbetleri de kaçırdım tabi, burda kendi kendime konuşmaya geldim...Bi kere Mal puanı çok düşük değil mi yia? 8.91. Ben 9lu bişey beklerdim. Sonra review kısmına baktım ya 10-9 ya da 5-6 verenler var genelde. Ben 10 verdim de, 5-6 verenler ne düşünerek vermiş onu merak ediyorum, varsa bunu okuyup düşük puan veren bana bi açıklasın :') Mal'de öyle bi yazıyolar ki sanki bana tez yazıyo. Okumaya üşeniyom.

Anime benden en büyük eksiyi Armin'den alıyo bi kere. Geberesice. Hıyy tiksiniyorum lan, zekası falan umrumda değil katıksız gerzek tırsık pislik ya. İğrenç bi seiyuu seçmişsiniz İĞRENÇ! Zaten tırsak ve görünümü vur enseye al lokmayı olan bi tipe neden kadın seiyuu yaparsınız! Bunun yanında, milletteki Levi aşkını hiç anlayamadım. Taam biraz kuğulluk olan bi tip işte...Niye ölüyom bitiyom yaşanıyo hiç anlam veremedim... Ha seviyorum ama yani, ormanda Tinkerbell gibi uçması falan...Kamiya Hiroshi'yi de severim ama Levi'den o ses çıkmazdı be gülüm... Seiyulara değinmişken Eren için Kaji Yuki ne güzel bi tercihtir :') Ayrıca animede Paku Romi sesi duymak paha biçilemezdi :')

Müzikleri 10 poan, efekleri 10 poan, ama zeka yönünden zayıflardı biraz, bazı sahnelerde çıldırdım "ya şöyle yapsanıza oloooom" diye saç baş yolarken iş işten geçtikten sonra öyle yapmalar bi şeyler...Öyle boktan bi yerde bittiği için de mangadan devam etsem mi diye de düşünmüyo değilim, ama bilgisayardan okumaya üşeniyorum işte. Titanlar gerçek anlamda midemi bulandırdı. O suratlar, koşuşlar, öldürme biçimleri...Tüyler ürperticiydi kesinlikle.

En çok heycanlandığım şey de live-action olayı. Çok yapamazlarmış gibi gelse de şu videoyu izledikten sonra fikrim değişti. Titanlar aynı iğrençlikte ve göründüğü kadarıyla gayet iyi efektlerle... Böyle araba reklamı mı olur ya töbe töbe!

 

Bu kaa. Şu ara ne izlesem diye ordan oraya atlıyorum animelerde, henüz aradığımı bulabilmiş değilim.

24 Ocak 2014 Cuma

Gereksiz konuştuğum anlardan bir tanesi daha

Öyle bi sıkıldım ki, zaman geçsin diye sabahki küçük maceramı yazıyım dedim...
Bugün annemle dişçiye gidicektik. Benim lanet olası 2 implantın provası vardı, annemin de bi takım bi şeyleri işte. Ailecek müptelasıyız. Annemin iş yeri servisiyle gidip ordan başka bi servise binip beleşe, rahata getiricektik ne güzel. İş yeri servisiyle kızılayda inip, aktarma yaptık. Asker şefere "gataya gidiyo mu?" diye sordu annem. Fındık beyin evet dedi. Sonra baktım ters yönde gidiyoz. Geldiğimiz yolu geri mi dönüyoz biz yaa diyince yandaki kadına sorduk. Meğersem önce Oran sitesine uğruyomuş :)))) Düşünsene elvankantten kızılaya geliyon, ordan orana gidiyon ve ordan gataya gidiyon :)))) Ankara'yı biliyosanız bi kaç damla gözyaşı dökmüşünüzdür... İnsek inilmez bir durum olduğundan kaderimize razı olup devam ettik yola ama binbir söverek şefer askere. Ben bi 10 yıl yaşlandım 3 bıçık saat yolculuğumuzda mesela. Çıkardım kanjilerimi çalıştım falan 121 tanesi net kafamda şu an fksjdfkjsf

Neyse hastaneye gidebildik şükür. Benim doktorum çok komik taam mı... Böyle bedük, mobby,  yüksek sadakatın eski solisti karışımı. Genç ve kel yani. Gidince dedi ki "siz bu kıza evde napıyosunuz suratı hep bi asık" dedi. Annem "suratı öyle onun" dedi fklsjdfşsdkflk ben bi yandan ağzımın içinde ellerle onay verirken kafa sallayarak. Niye gülem? Pardon niye durduk yere güliyim olm? Ay hiç anlamıyom bu insanlığı! Sırıtarak mı dolaşcam yavşak gibi.. Onu geçtim dişçisin lan sen! İnsanı huzursuz eden bi tipsin yani normalde, komikliğini bi kenara koyarsak..Bi de benim dişlerim küçük bicik bişeymiş o yüzden gereken yere uygun implant annemlerin kullandığı markalarda yooğmuş, en pahalısını takmışlar. Doktaağ dedi anneme "Bülent abi(baba) size ucuzunu almış, kıza pahalısını almış. Gerçi napcanız bu saatten sonra pahalısını" dedi. Az daha boğuluyodum lkfsjdfklsjfdf Bi de ordaki hizmetliyi "Ramazaaan" diye bi çağırışı var, mesaj sesi yapılası.

Uzatmıcam ellerim üşüdü, ordan işimiz bitince otobüse bindik, tıklım tıkış taşınıyoruz. Yandaki bi adam bi çocukla konuşuyo, ego şeferi de dahil muhabbete. Ankara kart mı yeni bi boka geçiliyomuş ya, daha ucuza mı denk geliyomuş ne öyle bi konuşma yapıyolar. Adam çocuğa "Ya işte devlet öğrenciyi de gözetiyo demek" dedi böyle sesi yükseltip padişahım çok yaşalık yapmaya çalışarak. Annemle bi kkkkkkkk olduk anında tüm hevesi söndü şfklsdff. Ardından otobüse tahta kasa ya da ayakkabı boyacısı kutusu (onun adı ne lan) ile bi amca bindi. Net göremedim ne taşıdığını çünkü o sıra bacağıma tahtanın iyi bir kıymıklı çıkıntısını saplamakla meşguldu. Emektar taytımı yırtıp geçip bacağıma sapladı saolsun çızıktırarak. Hala açıp bakmıyom ne halde, Yarından Sonradaki gibi kız olmiyim diye. Haberim yokken öliyim, pislik yaşanmasın.

Bu gereksiz yazıma burada son verirken, seçim zamanı Ankara daha da bir çirkin oluyor diye not düşmek istiyorum. O boy boy fotoğraflarınız yok mu şeker bıyıklarınızla. Normal bi insan midesi ne aç ne tok karnına kaldırıyo yeminle bu kadar üst üste. Hayır bu ne özgüven tatlışım bi de ya! Hakkaten bizdeki siyasetçiler ne kadar çirkin yaa!! Bi tane bile Benedict Cumberbatch olası insan yok! Yazıklar olsun. Püh.

22 Ocak 2014 Çarşamba

Bir takım fangörllükler + 47 Ronin

27 Aralıkta vizyona girdiğim an gitmeyi planladığım 47 Ronin, Çanakkale'nin tek bi tanecik var olan sinemasına gelmeyince, bugüne kadar beklemek zorunda kaldım. Tüçiylen nansıtap fangörl günlerimizin son noktası olarak gittik.

Çok fazla olumsuz yorum olmasına rağmen gayet de beğendim. Ama tabi Japonya, Keanu Reeves ve Hiroyuki Sanada yüzünden objektif de olamıyorum. İlk başta acaba Keanu'yu filmde Japon diye mi yutturuyolar yoksa herkes Japon olmadığını biliyo mu diye çelişkiler içinde izledik. Her bi şey söylemek için ağzını açanı seslendirip "Sen Japon değilsin." dedik bi kenarda. Filmin manyaaaaaaak bir eksisi vardı o da, geldi yine tipini sktiğmin Akanishi Jin. Anında şöyle olduk:
Japonlar aleminde Kagurazaka'dan bile daha çok tiksindiğim birisi varsa o da Akanishidir. Sen naaabıyon ki o filmde pislik bee!! Bi de 47 ronin demişiniz ama 46ronin+1yeniçeriydiniz bunu bilin. Aranıza bi tane Osmanlı karışmıştı.
Fantastik olaylara daha da ağırlık verseler dadından yenmez bi film olcakmış, çünkü efekler mefekler çok iyiydi. Mesela çarşafa dönüşüp duran bi kadın var flksjdfsdf

Filmdeki shougunu hiç ciddiye alamadık Gintama sağolsun. Shougunluk makamını bitirdi gözümüzde pislik bee flsjdfskjdfh
Bunun dışında fangörllüklerimiz tabiyki de Harry Potter ve Sherlock ağırlıklıydı.


Gerçekten patates kıvamına geldik. Anatomimiz bozuldu. Ama Çanakkale'de yapamadıklarımın acısını çıkardım sonuçta iyi oldu güzel oldu.

19 Ocak 2014 Pazar

Bu Japonlar ne yapıyor ya! #1

Başlıktaki söz pek sevgili Kawamoto Sensei'me aittir ve hemen hemen her dersinde mikemmel Türkçesiyle söyleyip bizi kahkahalara boğmaktadır. Cümle, anlatacaklarıma tam uygun olduğu için çaldım ve bir seri başlatıyorum. Okulda yaşadığım/yaşadığımız eğlenceli ya da ilginç Japonlu anlar.

Aklıma ilk gelen şu: Şimdi bizim bi Takahashi Senseimiz var. Kanji derslerimize giren. Her ödevimize aşırı güzel damgalar basmakta şunun gibi:
Totoro'nun altında yazan: ganbare. "Hadi koçum dayan, yaparsın sen" olarak çeviriyom ben.

İşte bi gün ödev kağıtlarına basmamış bunlardan. Ben de yanımdaki arkadaşa "aa o pıççıklardan yok mu?" dedim. Sen tut bunu duy. Duymakla kalma "pıççık" derken neyi kastettiğimi de anla. Kendine has harike gülüşüyle "eheehhööheee yok yok" de. Kaç dakika nefessiz kalarak güldük ve şok olduk bilemeniz...

Yine Takahashi senseinin dersinde bi gün harika Türkçemi konuşturuyorum anısı: Tahtaya bi kaç dilin farklı yazı sistemlerini yansıtmıştı. İşte korece japonca çince taice (tay dili mi diyok yoksa?) diye gidiyo. Taiceyi görünce yine yanımdaki arkadaşıma "ay çok vicilivili değil mi?" dedim. Gitti onu da duydu, maşşallah bir kulak var adamda. Ordan "viciviici heheeöhöeheö vicivici" yaptı. Soluksuz geçen bir kaç dakika yaşadık yine. Bir Japon'un vicivici demesi nasıl bir olaydır bilir misiniz fksjdflsdfşk 

Saptanamaz cografik bölgeler

Az önce annemle coğrafya bilgimin ne kadar iyrenç pislik olduğu hakkında konuşurken, sadece benim değil arkadaşlarımın da nasıl oluyosa coğrafya bilgilerinin iyrenç olduğunun farkına vardık şu anlattığım 2 küçük anıyla. Hemen buraya aktarıp ölümsüzleştirmek istiyorum...

Aralık ayında Tüyçe Çanakkale'ye geldi pehlivanım 4-5 gün kalmaya.. İşte gittim aldım onu kaldığım aparta geldik kavaltı yapıyoruz. Diyo ki bana; yolda gelirken otobüs bi yerde durdu, anonsta Niga dedi ne kadar gerildim diyo oşdkaşfkapogjadıfjsodfjspdj gerizekalı Biga'dan bahsederkene...Sonra devam etti, bi de Lapistak mı ne öyle bi yerde durdu ne biçim isimler var falan diye. LAPİSTAK! Sonra ben de düzelttim hayır olum Lapeski orası diye. Sonra meğersem Lapseki'ymiş fksjdfsjdfkld

Ankara'ya gelirken de Berkay ve Nuray arkaaşımlan geldik otobüste. Berkay Bandırma'da Nuray Bursa'da incek. Berkay indi, sonra Nuray'la konuşuyoruz işte, Bandırma nerenindi diye flsjdhfksjdflksf Ciddi bir eğitim öğretim açığımız olduğu kesin. Ben diyom ki Bursa'nın değil mi lan? Nuray diyo ki; hayır olm bak  Bursa'nın ilçeleri İnegöl var.....İnegöl....İnegöl var...lşdfjaofjadşlfkjaldkfhsdkjfh Ne biliyim bari 3 tane sayabileydin Bursalısın sonuçta. Tebi şu an biliyoz, Balıkesir'inmiş google saolsun. Ama ezberlemeye üşeniyom anlıyo musunuz lan, çok gereksiz.

18 Ocak 2014 Cumartesi

Hiç bitmeyeceksin sandım Hyouka!

Hyouka 2012 Nisan'ında çıkan ve benim ancak az önce bitirebildiğim çok güzel ve de iğrenç bi anime serisi. Bir animenin çizimleri, efektleri, seslendirmeleri (Nakamura biç piliz), efenime ayrıntıları bu kadar güzel olur da bu kadar mı boş olur. Slice of life'ın boku çıkmış, uzayıp giden sonuna geldiğinde başını unuttuğun diyaloglar falan..Konusu da şöyle ki, şimdi aşşa gifteki kız Chitanda eften püften şeyler merak ediyo, kalkıp işleri güçleri yok onu araştırıyolar.
Ama hani izlerken o kadar merak etmiyon ki, bi şeyi hiç bu kadar merak etmediğim olmamıştı. Animeye güncel başlayıp ilk 8 bölümü 1 yılda falan bitirdim. Evet şu an çok yeriyom ama Myanimelist'te 10 puan verdim fljsdfsjdfh...Konusuzluğu yüzünden işçiliğin güzelliğinin hakkını yemek istemedim.

Bi kere Oreki! (Şu sakince alkış tutan) Anime çucukları taplistimde baya üst sıralarda. Bir karakter bu kadar harika giydirilir, bu kadar harika tepkiler verdirtilir, bu kadar harika seslendirilir (Naka-chan ttlm)...Karakter olarak da kendinden enereji tasarruflu bi insan olması kalplerimizde sıcacık aman bitiremiyom bu cümleyi ama güzel işte taam mı öyle bilin yeter. Oreki'yi özetleyen bi kaç gif konduruyorum hemen:


Kafasına pıtpıt saçlarına bicibici yapamadığım için avuçlarım kaşınıyo resmen. 2d aşklarımla çok mutluyum yeminle :')

Veee animenin bir diğer mükemmelliği, arada bir sebastiyandan ince ince çalmasıdır. O çizimlerin güzelliğine bi güzel gidiyo ki şu...Toparlıyom çotto matte...Çizimlere takılıyosanız, Nakamura seviyosanız, 2d aşklar biriktiriyosanız (dhdfkjhs yazıh ya), bi de canınıza susamışsanız izleyin bence.
Gidiyom!

16 Ocak 2014 Perşembe

Bir Sherlockian'ın halinden ancak bir Sherlockian anlar!

Bu video Sherlock 3. sezon izlememişler için ağır spoiler içerir çucuklar uyardım bak.

Şu aşağıdaki video son zamanlarda izleyip dinlediğim en güzel şey...2 gündür Sherlock boşluğunu doldurmak amacıyla durmadan dinliyip, izliyorum. Yani Sherlock'u başa sarıp sarıp izlemediğim zamanlarda. Beni sıksan Sherlock episodeları akıtırım ha o hale geldim.

Özellikle Sherlock'un "Goodbye John" dedikten sonra John'un o tepkisinin müzikle uyumu...Tüylerin diken diken olmaktan bağımsızlığını ilan ettiği kısımsa benim için Sherlock'un "Control, control..."diye acı çektiği yer. Böyle içe doğru bi kaç damla göz yaşı akıttığım doğrudur.. Dünyanın en güzel insanlarını, dünyanın en güzel dizisinde oynatıp, sadece 3 bölüm yapıp yıllarca bekletiyosunuz ya...Böyle bi boşluk hissi yok lan! Ben seni sevdim de öldüm gülüm insanına dönüşüyorum adeta! Yeni şeyler izleme hevesimin içine edip gidiyo, diğer şeyleri anlamsız kılıyo bak pisliğe yaa! 
Şu kalbimi paramparça eden aşk dolu gifi de buraya bırakıp gidiyom. Arkaya his last vow açıp simcity oynıcam.

Çanakkale'nin 4 aylık özeti

Bu yazacağım yazıdan sonra, aktif ve günlükümsü blog hayatıma geri dönüyorum arkaaşlar. Yalnız neredeyse 4 aylık bi süreci burda özetlemeye çalışıcam..Hani beceremezsem toptan kapatıp da gidebilirim öyle bi içim bunalıyo düşününce flksdjfskjf Neyse bi başlıyım bakalım...

Eveet, en başa çekersek olayları. Bilindiği gibi Çanakkale Japonca Öğretmenliği kazandım gittim kalacak yer olarak ayarladığımız orduevine yerleştim. Tek kişilik odada kalıcam diye biliyoken gittiğim an öğrendim ki beni 2 kişilik odaya yerleştirmişler. Ben orda 75 çanta kanter içinde durumu çözmeye çalışırken resepsiyondaki askerin "saçın ne güzel olmuş. Ben de kuaförüm normalde. Ama resepsiyona koymuşlar beni..."diye uzayıp giden muhabbetine katlandım. Hatta kendisi ilerleyen zamanlarda bana "Haftaya bizim buraya çinliler geliyomuş bana bi kaç kelime öğretsene" gibi bir teklifle geldi. Kafa çocuktu yani lfkjsdflskjdf

O orduevinde neler yaşamadım ki...Sıcak su yok, internet yok, haftada en az bi kere yan odadakileri şikayet etmek zorunda kalıyodum, buz gibi havada yorgan vermediler pikeyle yattık, kaloriferler yanmıyo, klimayla ısınmaya çalışıyoruz, e net yok zaten ölüm gibi, yemekler hep etli götlü...Bi de bunların üzerine bizi bayramda odadan atmasınlar mı. Tabi durur muyum kalktım hakkımı aradım da ordan kendime bi düşman astsubay edindim lfksdjfsdjf Durum adamı üslerine şikayet etmeme kadar gitti. Hala arada orduevine yemeğe gittiğimde latin dizilerini aratmayacak intikam bakışları atışıyoruz. Neyse...

Bi yandan da kitapçıda çalışıyodum. Hayatımda bu kadar stresli bi iş görmedim. Saati 3lira için yapılacak şey değil. O kadar kalabalıktı ki bazen ben giremiyodum içeri düşün. Zaten tükkan sahibi normal zamanda kanka gibi olsak da iş zamanı öyle bi geriyodu ki tüm ortamı... Ayrıca bir sokak da 3 koca dükkana da koşturuyodum. Bazı günler 8-9 saat boyunca hiç bi şey yemeden ve 5saniye dahil götümü bi yere koymadan ayakta koşturdugum oldu. Ama şikayetçi değildim. Çünkü eğlenceliydi. Fekat dersler ağırlaşınca 2ay sonra bırakmak zorunda kaldım. Adama 25 kasıma kadar yokum 2 hafta çünkü vizelerim var dedikten sonra bi daha gitmedim lfksjdflskdjf O yüzden kitapçının oldugu sokağa girmiyoruz. Yasak ormanım orası. Görürse sokağa çıkıp bi şeyler bağırıcağını net bi şekilde öngörebiliyorum, garip bi adam biraccık.

İşte sonra bi mucize oldu ve sınıftan arkadaşımın mikemmel apartında bi kişilik yer açıldı ve ben oraya yerleştim. Sonra hayatım düzene girdi. Aman arkadaş falan edinmeme gerek yok okuycam Japonya'ya gitcem diye düşünürken mükemmel arkadaşlıklar edindim. Genel olarak hep beraber takıldığımı 9kişilik bi grubumuz var. Tabi ki içlerinde pek normal şahıslar yok ama özel hayatlarına saygı adına burda anlatmıycam (şimdilik jfshdfkjdh)... Hem çok eğlenceli hem de hırslı bi grubuz. Hepimiz Japonya'ya ilgi duyan, gitmek isteyen insanlar olunca haliyle tabi...Mesela şöyle muhabbetleri çok yaşarız:

-Nasıl geçti sınav?
+Bilmiyorum ya 90-95 arası bi şey anca alırım.

95ten aşağı bi şey alınca o kadar üzülüyoruz ki. Artık bilmiyorum Japonların karşısında kendimizi salak mı hissediyoruz öyle olunca, yani niye yetmiyo bize o notlar anlamış değilim lfksjdflksjdf Bi kere 50 üzerinden 49,5 aldıydım ne kudurmuştum. 40 alsam o kadar üzülmem yani. Ama hedeflediğim yolda ilerledim gerçekten... Asılan sonuç listelerinde okulda ilk 4lerde gördüm kendimi çoğunlukla, hatta 1.likler de oldu çoh şükür. Son vizelerde kaiwa(konuşma) sınavında fazlasıyla batırdım ama, düşünmemeye çalışıyorum. Kaiwa şöyle bi şey ki; bir odada not alan 2 Japon, soru soran 1 Japon ve sizi kayda alan bir kamera olduğunu düşünün. Tek başınıza savunmasızca o odada 5dk. boyunca sorulan sorulara cevap vericeksiniz...Hayatımda yaşadığım en korkunç olaylardan biri bu sınav.. Girmeden önce sakinleştirici alanlar falan var yani, ki son yaşadıklarımdan sonra ben de almaya başlıyorum 2. dönem.

Heheemmm başka ne anlatabilirim acabası...Heh bi kere Çanakkale'yi tercih ettiğim için o kadar mutluyum ki anlatamam! Annem demişti ki "İlk defa seni okula hevesle giderken görüyorum."..Cidden öyle. Dünyanın en sevimli en yardımsever insanlarından ders alıyorum. Her dersimiz eğlenceli bi program kıvamında...Sürekli Japonlar hakkında yeni bi izlenim ediniyoruz, tabi bazılarının eksik Türkçesi sayesinde gülmekten toparlayamadığımız anlar oluyo. Bizim de Japoncada faillerimiz oluyo tebi...Mesela ilk quizlerimizden birinde getsu げつ (ay) yazıcağıma her yere ketsu けつ (göt) yazmışım flksdjflskdjfsdjf Sonra hocanın kağıtları dağıttıktan sonra bana dönüp sevimli bi şekilde elleriyle denden işareti yapıp gülmesi falan...Evden çıkıp markete giderken Japon hocanla karşılaşabiliyosun, markette beraber sebze seçebiliyosun mesela...Ya da gözlemeciye yine Japon bi hocanla gidebiliyosun. Arkadaşlarla felekten gece yapıcağın zaman hocalarını davet edebiliyosun. Hatta 70 küsür yaşındaki dünyanın en tatlı yenilesi Sensei'n bile geliyo bu toplantıya...

Okulda neredeyse birer Japon gibiyiz. Senpailerimiz, senseilerimiz, kouhailiğimiz bi yana kluplerimiz var...Kaligrafi, çay, japon satrancı, manga, kendo, ikebana...diye uzayıp giden 11-12 kadar klup var sanırım. Kasım ayında Japon Günleri düzenledik ve bütün Japoncacılarda yaptırdığımız tişörtler, kapşonlular vardı. Çok havalıydı fksjfsjdfkj bi yerde körili pilav dağıtılırken bi yerde kendo gösterisi, çay töreni vs. Hatta ben de Sadou(çay)dayım ve sahnede ilk çayı ben sundum. Hem de şu an ünvanını unuttum ama Japonya elçilik bi şey temsilcisine. Hem de heycandan yanlış şekilde sundum üzerinize afiyet flskdjflskdjf Çanakkale'de yaşadığım en güzel günlerden biriydi ama. Böyle bi şeye dahil olabilmek çok güzel bi duyguydu. Bi kaç hafta önce de bir senpainin teklifiyle Manga klubune katıldım ve baya aktif olcağımızı düşünüyorum (Japonyadaki manga yarışmalarına katılmak vb).

Sonracııma, takıldığımız yerler belli olunca how i met your motherda bara indiklerinde yerlerinin belli olması gibi bizim de yerlerimiz belli...Her zaman takıldığımız kafeye gidince "durun sizin yeri temizliyim" lafını duymak... Her zaman gittiğimiz ev yemekleri yapan yerdeki kadın anamın menüsünde bol bol sebze olması, çorbalara et suyu koymaması, istediğimiz bi şey olunca yapması...Her zaman gittiğimiz gözlemecide sipariş vermeme gerek kalmaması, direk hazırlanıp gelmesi...Böyle takıldığın belli yerler belli insanlar falan işte küçük şehrin güzelliği bayılıyom!

Şimdilik bunlarla özetliyorum durumu.Bundan beele güncel olarak aktarıcam. Görüşürük.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Gintama: Kanketsu-hen - Yorozuya yo Eien Nare | YF Blog Tur


Anime adı: Gintama: Kanketsu-hen - Yorozuya yo Eien Nare

Yazar: Sorachi Hideaki

Shiroyasha hiç yaşamamış olsaydı ne olurdu?

Edo, sebebi bilinmeyen bir kaosa sürüklenmiştir. Sakata Gintoki, var olmadığı bir geleceğe gönderilir. Yorozuya, dağılmıştır.

Artık bir hayalet olan Gintoki, arkadaşlarını son bir kez daha kurtarma görevini üstlenmiştir. Yorozuya’nın sonu olabilecek, bu büyük görevi bitirmek zorundadır.

Aşağı yukarı 6 aydır beklediğimiz, millet filmi sinemada izleme şansına sahipken bizim bön bön, gözü yaşlı, göğsüne öküz oturmuş şekilde baktığımız, YF'mizin de biriciği olan Gintama sonunda nete düştü. Hatta Selin ve Samed bi güzel çevirdi (burda). Tekrardan teşekkür ediyorum onlara burdan :')

Gelgelelim filmimizeee....İlk başta bizi uzuuun bir sosyal mesaj karşılıyor ki tabi fazlasıyla Gintama sıtayla bir şekilde. Burda İlker'in dediğine çok katıldım onun yazısını okurken ben de belirtmeden geçemiycem. Sosyal mesaj bölümünde Sugita için "İstemeyerek seslendirmiş galiba, parasını mı az verdiniz nabtınız" diye düşünmüştüm. Böyle ne biliyim, Sugita Gintoki gibi değildi, kırıldım yani klfsdjfslkdjf garip bi şey. Ama sonradan toparladı gayet.

Gintoki'nin bir şekilde var olmadığı Gintama bölümleri çok hoşuma gidiyodu zaten, o yüzden bu filmde de bayıldım. Gintoki'nin öldüğü ya da olmadığı diyelim bir gelecekte herkes hayatına devam etmiş, büyük değişimler geçirmiş. Hele ki bir Shinpachi var... Shinpachi'likten çıkmış, gözlük ruhunu kaybetmiş. Kagura afet falan... Sevdim mi? Yüoo sevmedim. Zaten bu şekilde bir Yorozuya olmalarını hayal dahi etmek istemiyorum. Gerçi o halleriyle akşon sahnelerde görsel şölen yarattılar hani...Çizimler efektler coşmuş. Ama Klasik ShinpachixKagura her zaman en iyisidir. Gintoki'nin de geleceğe gidince Chin Po olarak diğerlerine görünmesi...Hah işte Gintama yaa dedirten türdendi kfsdjfskdjf. Değişen karakterler arasında en fangörling Sougo olmuş bu arada! Mesela Katsura ne kadar değişirse değişsin yine Zura işte.

Filmin en can alıcı yeri Kagura'nın fecii dramatik konuşması Gintoki'nin bizim çucuklara sarılması, biz tam o sırada salya sümük olmuşken patlattıkları Shinpachi gözlük esprisi...Allahım nerelere yatıp gülsem bilemedim. Filmden çok söz etmek istemiyorum zaten her Gintama sever izleyecektir, Gintama sevmeyen de kaksın gitsin şurdan allasen niye yaşıyon kız!
İlker'i kırmayayım da Spyair adı geçireyim bi de şurda bari flksdjsdkfj (zaten yazıcaktı). Bir kez daha söylüyorum ve söylemekten de sıkılmıcam Spyair Gintama'ya çok yakışıyor! Ya da Gintama Spyair'e çok yakışıyor. Biri olmadan diğeri düşünülemez gibi bi şey demicem ama fksldjfsdf gayet düşünülür bence. Ama iyi ki şu filmde en gaz yerde arkadan Spyair'i verdiniz! Fangörllük tavan yaptı tavan!
Sanırım konuşmadan ortak bi karar almışız, filmden şu sahneyi koymuş herkes...Benim de izlerken kenara aldığım bi sahneydi zaten, gelenek bozulmasın dursun burda.
YF olarak bir Gintama turu yapabildiğimiz için ne kadar mutluyum lan! Hatta anime serisi devam etse her bölümden sonra tur yapsak lkfjksdf Neyse, biz gözü yaşlı Gintama fanları olarak beklemeye devam edicez. Ve bir turumuzun daha sonuna geldik diyerek gidiyorum.

3 Ocak 2014 Cuma

Ne dinliyorum #10

Yok ben ayrı kalamıyorum burdan. Dönmeye karar verdim :'3 Şimdilik açılışı ne dinliyorumla yapıyım, önümüzdeki vize haftasını atlatıp Ankara'ya döndüğümde de koca bi dönem ne bok yedim onu yazıcam. Şu an için feci bir boşluktayım yalnız, çok amaçsız çok yalnız böyle huzursuz hislerdeyim. Alıştığım ortamı özledim ondan bence. Yarına kadar silkelenip kendime gelmem lazım, Japonya'ya gidicem hırsıma geri dönüp, bu vizelerde de okulda ilk 3e yerleşip yerimi sağlamlaştırıyorum. Tamam hadi.

Öncelikle 3 günlük takıntımla başlıyım; az önce bitirdiğim Kyoukai no Kanata'nın mikemmel endingi. Dinlemelere doyamıyorum bu nassı güzel bi şey! Anime de bu aralar izlediğim en güzel animelerde başı çeker.

 

Bir de 2 günlük takıntım var, geçenlerde Granrodeo'nun ordan burdan toparladığım şarkılarını dinlemekle yetinmekten bıkıp neyi var neyi yok indirdim. Şundan kopamadım:


Sesine ölüreem Kishow *3*

İvit bu kadar. Görüşürük 10 gün sonra.