2 Mart 2014 Pazar

3 kitap

Şubat ayında okuyup sevdiğim 2 kitap ve az önce bitirdiğim kitap hakkında bi blog yazasım geldi.

Geçen yıl Domingo yayınlarının kitaplarını sepete doldururken almıştım Fang Ailesini. Geçen ay okuyabildim. Domingo'nun kapaklarına bitiyorum zaten, kapakta fotoğraf kullanmayarak kalbimi çalıyolar özellikle. Konu olarak da çok ilginç bi kitaptı. Camille ve Caleb Fang performans sanatçısı bir çift ve çocukları Annie ve Buster'ı da bu işe dahil ediyolar. Ta ki onlar ailelerinden kaçıp kendi hayatlarını kurmaya çalışana kadar. Benim için bu kadar sanat fazla yalnız. Caleb ve Camille'le gerçekte tanışsam kesinlikle ne kafada olduklarını anlayamam sanırım. Herhangi bi mekanda olay çıkarıp insanların tepkisini gözlemliyolar, sonra da ailecek bunu kutlamaya gidiyolar falan, ilginç yani... Bunu okurken şunu farkettim, ben mesela bi yerde birileri kavgaya tutuşsa, biri bayılsa, ya da ne biliyim yanımdaki birinin başına bi şey gelse ağlasa falan, istemsizce gülme refleksi gösteriyom. Bıraksam sesli şekilde gülerim belki ama garip kaçar diye sadece gizli sırıtışla kalıyorum. Gülmek istemediğim halde gülüyorum, geçenlerde de oldu bak niye öyle acaba...Her neyse, kitabı ilginç tabiatından (o ne demekse) dolayı çok sevdim.


Ego ve Asti'yle okumaya başlayıp benim Çanakkale'ye gelmem o dönem hiç kitap okuyamamla beraber yıllar yıllar sonra bitirebildiğim bitanecim Murakami Haruki kitabı, Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu. Böyle uzun bi zamana yaydığım için belki de, sebebini bilemiyorum ama içine giremediğim bi kitap oldu. Murakami kitapları içinde en son sıraya koydum hatta. Sevdim mi sevmedim mi yorum yapamıyorum, belki başladığım zaman devam etseydim sevicektim. Çok belirsiz yani kitap hakkında ne düşünüyorum. Fekat Murakami olduğu için toz konduramam da, obcektif olamıyom üzgünüm.


Az önce bitirdiğim kitap. Geçen yıl, tabi ki de adı sayesinde kendini aldırttı. Genel olarak beğendim, ama gereksizce uzatılmıştı. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen kurgusunu çok sevdim. Takip etmezsen kafa karıştırıcı bi kitap olacağı belli oldugundan baya bi dikkat verip okudum. O yüzden karışık gelmedi. Kitap 2 kişinin ağzından anlatılmış, sürekli Henry ve Clare arasında geçişler var. Zaman yolculuklarındaki "kendine görünme" kuralını bi kenara atıp, gelecekteki ya da geçmişteki haliyle muhabbet edebilen Henry sevdiğim ayrıntılardan oldu. Ama böyle bilimkurgu yapsam, aşk romanı mı yapsam bi bilememiş yazar sanki. Sonradan tamamen aşk oluyo zaten olay. Kitabın ortaları en sıkıcı kısımlardı, ne demeye çalışıyon diye okudum. Bi de hiç ama hiiiç Clare ve Henry'nin karakterleri hakkında fikir edinemedim. Çok zayıftı bence o yönü. Ha bana göre aşk falan da yoktu ortada...Kitabı niye sevdiğimse, burası okumayanlar için spoiler olcak uyarıyorum, son 100 sayfası. Belli ki kötü bitecek ve kötü sonlara bayılıyom!!! Birilerinin ölmediği dramatik kitapları okumayı, filmleri izlemeyi sevmem zaten. O sebeble çok tatmin oldum flskdjfsdkfj Ohhgg ne güzel de öldü dedim. Böyle boğazıma da bi yumru oturdu falan, güzel oldu yani.

Şimdi yeni aldığım kitaplara doğru yola çıkıyorum. Köpek Düşleri'ni okuycam büyük ihtimal.

2 yorum :

  1. Biri ölünce ben isyan ediyorum yazara ya, çok sinirim bozuluyo, huzurla kapamak varken kitabı niye yani diyip kendi kendime atara geliyorum :Dd

    Köpek Düşleri'ni de çok yerde gördüm ama okumaya bir türlü fırsat bulamadım, bir sonraki kitap yorumlu postunda onu da görürüz umarım :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dramatik ilerleyişlerin sonunda acı olmazsa boşuna üzülmüşüm gibi hissedip sinirleniyorum ben. O yüzden kötü sonları seviyorum :'D

      Az önce bitirdim onu da, bi kaç kitap daha okuyunca yazarım yine :3

      Sil