28 Eylül 2013 Cumartesi

[Blog Tur] Seraphina - Rachel Hartman | Kitap Kapakları

Tek bir genç kız iki dünyayı bir araya getirebilir mi?


Kitap: Seraphina (Seraphina #1)
Yazar: Rachel Hartman
Orijinal Adı: Seraphina
Yayıncı: Aspendos
Sayfa Sayısı: 456
Tür: Fantastik

"Goredd Krallığı'nda kırk yıllık barış, insanlar ve ejderhalar arasındaki güvensizliği hafifletmekte çok başarılı olmamıştı. İnsan kılığına girerek ejderhalar, elçiler olarak saray meclisine katılıyor, âlimler ve öğretmenler olarak da rasyonel ve matematiksel zekâlarını üniversitelere ödünç veriyorlardı. Anlaşmanın yıl dönümü yaklaşırken ise sinirler gergindi.

Seraphina Dombegh'in iki taraftan da korkmak için sebepleri var. Olağan dışı bir şekilde yetenekli bir müzisyen olan Seraphina, tam da kraliyet ailesi üyelerinden biri, ejderhalara yaraşır bir tarzda öldürülmüşken saraya katılır. Soruşturmanın içine düşünce, Kraliçe'nin Muhafızları'nın algıları tehlikeli bir şekilde kuvvetli komutanı Prens Lucian Kiggs ile birlikte çalışır. Barışı yok etmeye yönelik meşum bir plana dair ipuçlarını ortaya çıkarırken Seraphina, kendi sırrını, müzikal yeteneğinin ardındaki sırrı korumaya çalışır; öyle kötü bir sır ki ortaya çıkması hayatı anlamına gelebilir."

Tur zamanı tam başka şehirde okul kazanma yerleşme dönemime denk geldi, ayrıca okul ve çalıştığım yerden vakit bulamadığımdan kitabı okuyamadım bunun için sizden özür dileyip kitabın kapakları hakkında yorumuma geçiyorum.

Genel olarak kitabın konusuna uygun kapaklar olduğunu söyleyebilirim.

Ejderhalı bir dönemden bahsettiği için daha çok ejderhaları vurgulaması uygun tabi ama sanırım kitap daha çok baş karakterimizin çevresinde dönüyor.
Bu kapakta hikaye sadece ejderhalardan ibaretmiş gibi olmuş.
Bu kapak Seraphina ve ejderhaları vurgulamak açısından daha uygun ama merak unsuru yarattıkları Seraphina'nın sırrını çat diye ortaya koymuş. Bir de daha çok romantizm içerikli bir kitap gibi görünüyor.
Sanırım bu kapak içeriği en çok anlatan kapak olmuş belli ki bu şehrin ejderhalarla alakası var, belli ki insanlar ve ejderhalar etkileşim içinde. O yüzden en uygun kapaklardan biri diyebilirim.Renk kullanımı açısından fantastik türüne de uygun bence.
Seraphina karakterini ön plana çıkarmış ve arkadan hafifçe ejderhaları çıtlatan bir kompozisyon olmuş ama font kullanımı açısından hoşuma gitmedi ve sanki ejderhaların insanlar savaşının sıcağı sıcağına gelişmelerini anlatırmış gibi...

Zaten yukarıdaki mor kapağın birebiri olduğu için kendimi tekrar etmeye gerek yok ama renklerin solukluğu nedeniyle olaylar eski yıllarda geçiyor etkisini vermek açısından uygun bir kapak olmuş .
Bu kapak fantastik bir kitaba en uygun olanı diyebilirim. Ancak 2. kapaktaki gibi Seraphina'nın sırtındaki pulları göstererek merak unsurunu bitirmiş. Renk kullanımı ve kapağın fotoğraftansa illüstrasyon oluşu fantastik bir kitap için daha uygun oluyor sanırım.






23 Eylül: Çekiliş | raflarinarasindan.blogspot.com
24 Eylül: Ön Okuma | mirielenda.blogspot.com
25 Eylül: Yazar Tanıtımı | thcodex.blogspot.com
26 Eylül: Yazarla Söyleşi |pinucciasbooks.blogspot.com
27 Eylül: Bunları Biliyor Musunuz? | sssuigenerisss.blogspot.com
28 Eylül: Kitap Kapakları ​| sohbetedecekkimseyok.blogspot.com

14 Eylül 2013 Cumartesi

[Blog Tur] Kuralsız - Veronica Roth | Yazar Tanıtımı

TEK BİR SEÇİM SENİ YOK EDEBİLİR

Kitap: Kuralsız
Orjinal Adı: Insurgent
Yazar: Veronica Roth
Seri Adı: Divergent #2
Yayıncı: Artemis
Yayın Tarihi: Ağustos 2013
Sayfa Sayısı: 504
Tür: Distopya, Genç-Yetişkin

"Her seçimin bir sonucu vardır. Tris sevdiklerini -ve kendini- kurtarmak zorunda. Üzüntü, fedakarlık, kimlik, bağlılık, kurallar ve aşkla ilgili sorunlarla boğuşurken bu hiç de kolay olmayacak. Üstelik savaş başlıyor ve herkes tarafını seçmek durumunda. Ancak geri dönüşü olmayan bir yola giriyorsan, zafer getireceğini umduğun seçim, tüm hayatını altüst edebilir."
   
Kitabi bitirdigimde "3. kitabi nasil beklerim!" isyanima basladim bile. Uclemenin gecis kitabi olmasina ragmen yine cok heyecanliydi ve muthis bir yerde bitti.

İlk kitapta aklimiza takilan sorulara cevap aliyoruz. Aslinda ben Uyumsuz'u okurken kendimi nasil kaptirdiysam hic soru falan takilmamis aklima :'D Diger Oburlarin yazilarini okurken " Hakkaten yaa!  "  diye meraklandim. En cok da "Chicago disinda neler oluyor?" sorusu kafamda yer edinmisti. 3. kitapta neler oldugunu ayrintili gorecegiz sanirim.
   
Orda burda heyecanlanirken Dort ve Tris'in de inisli cikisli asklarina sahit oluyoruz ayni zamanda. Hatta ben bu kitapta Dort'e biraz sinirlenip Tris'e destek ciktim. Tris'in nasil bir psikolojide olabilecegini dusununce ruhum daraldi. O kadar olayin uzerine Dort'un surekli "Bana neden hemen soylemedin?" diye triplere girmesinden gina geldi. Bi dur be yavrucum kiz zaten dagilmis! 

"Tabanca yaninda mi?" diye soruyor Peter, Tobias'a.
"Hayir," diyor Tobias. "Kursunlari burun deliklerimden atarim diye dusundum, o yuzden tabancayi yukarida biraktim."
Sayfa | 376

Ayrica Tris'in her yaptiginin sonuna kadar arkasindayim. Bu kadar mantikli bir ergen kiz gormedim. Sacmasapan deli yurek hallerinin olmayisi da cok hosuma gitti. En cok sasirdigim karakterler Caleb ve Lynn oldu, Lynn sevdigim de bir karakter oldu ayrica.
   
Diger topluluklari da tanima firsatimiz oldu, hatta Topluluksuzlari da tanidik. Yazarin anlatimina hayran kalmisken bir de Dostluk ve Durustluk ziyareterinde Tris'in maruz kaldigi siringalar sonrasindaki duygularini anlatisina bayildim! -Dostluktakiler neymis ama oyle ya baya baya kafa iyi dolaniyolar- Sonra dedim, bak yasitlarin ne kitaplar yaziyor, sen hala evde otur agzina beyaz leblebi diz inci diş diye...
   
Serinin ikinci kitabi da boylesine iyiyken 3. kitabin mukemmel olacagini dusunuyor ve yazar tanitimina geciyorum.

Yazar Tanıtımı:
Veronica Roth 19 Agustos 1988 dogumlu. Barrington Lisesi'nden mezun olduktan sonra Carleton Koleji'ne atanmis ve buradan da Northwestern Universitesi'ne gecis yapmis. Yaratici Yazarlik bolumunden mezun olmus. Okulda odevlerini hazirlamak yerine Uyumsuz serisi uzerine calismayi tercih etmis. Fotografci esi Nelson Fitch ile Chicago'da yasamaktaymis, bize de 3. kitabi beklemek dusmekteymis.

11 - 16 Eylül Tur Programı
11 Eylül thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
12 Eylül pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Film Hakkında
13 Eylül mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
14 Eylül sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
15 Eylül raflarinarasindan.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Alıntılar
16 Eylül sssuigenerisss.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları

12 Eylül 2013 Perşembe

Blood Lad - Mangaka Hakkında | YF BLOG TUR

Anime Adı: Blood Lad
Bölüm Sayısı: 10
Yayın Tarihi: 8 Temmuz 2013 - 9 Eylül 2013
Tür: Vampir, Komedi, Seinen
Yazar: Kodama Yuuki

"Staz, iblis dünyasındaki sözü geçen patronlardan biridir. Vampir olmasına rağmen insan kanına ilgisi yoktur. Japon kültürü daha çok ilgisini çeker. Yanlışlıkla iblis dünyasına düşmüş, Japon bir genç kız olan Yagami Fuyumi ile tanışır. Fuyumi'nin Japon kültürü ile ilgili olan bilgisi Staz'ın ilgisini çeker. Fakat, Staz bölgesine giren davetsiz misafir ile ilgilenirken, Fuyumi bir canavar tarafından öldürülür ve başıboş dolaşan bir hayalete dönüşür. Fuyumi'nin bir hayalete dönüşmesi sonucu hayal kırıklığı yaşayan Staz, Fuyumi'ye onu tekrar hayata döndüreceğine dair söz verir."

Sezon animeleri açıklandığında hevesle beklediğim animelerden biriydi Blood Lad. Ama ne yazık ki hiç bir şekilde beklentimi karşılamadı. İlk bölümüyle fena değil gibi düşünsem de ilerleyen bölümlerde resmen uyukladım! Hatta anime açıkken ben başka işlerle uğraştım ne yalan söyliyim. Utanmadan, gururla söylüyorum bunu fjsdhsdf. Yani Blood Lad izlemek benim için bir işkence haline geldi. Buna en büyük etken de koca memelerini sağolsun gözümüzün önünden çekmeyen kızımız Fuyumi Yanagi. Zaten olaylar onun sahneye girmesiyle gelişmekte. Elimizde tazecik ilik gibi ve otaku vampir çucuğumuz Staz varken (tırmık dişler bu ara moda heralde), bu kız bir giriyor sahneye sinirden omzum atıyo resmen! Bir de olaylar kızın üzerine döndüğü için, pek görünmese bile sinir olmama yetti benim. Kenarda köşede "artık insan değilim" dramı da yapmıştı zaten. Sen hiç bi şey olma ya çok rica edicem! Ne insan halin çekiliyo ne hayalet halin. Neyse karakter inceleme işinde Samedo kıza ağzının payını vermiştir bence fsjkhsdfh (Ben bu yazıyı yazarken tarih 9 Eylül idi sevgili arkaaşlar) Türlerine girilmemiş fakat bence ecchi bir animeydi. Sallanan, şişirilmiş poşet gibi meme görmek istemiyosanız da tercih etmeyin bence bu animeyi.

Eğer ki Fuyumi'yi görmezden gelebiliyorsanız, çizimleri olsun efekleri olsun bir takım esprileri olsun fena bir anime değildi aslında. Ama takip ettiğim kadarıyla animeyi güncel takip eden bir çok arkadaş da hayal kırıklığına uğradı, bunu da belirteyim.

Mangakaya gelirsek. Kodama Yuuki 4 Eylül 2009dan beri devam eden şimdilik 9 volumelük Blood Lad'in mangakası. Aynı zamanda kısa hikayelerden oluşan 1 volume 15 chapterlık Brat Blood Lad'de var elimizde. Asoviva ve Rairaiden diye ne olduğunu anlamlandıramadığım, anlamlandırmak istemediğim seinen mangalarda da parmağı varmış. Mangakanın kişisel tumblr hesabına şurdan ulaşabilirsiniz: http://ktpn.tumblr.com/ Malesef hakkındaki bilgiler bu kadarla sınırlı en azından ingilizce kaynaklarda. Kendisine Blood Lad manga hayatında başarılar diliyor fjksdkhf YANLIŞ YOLDASIN EVLAT uyarımı da yapıp gidiyorum.

10 Eylül 2013 Salı

Uyumsuz | Veronica Roth

Kitap: Uyumsuz
Orjinal Adı: Divergent
Yazar: Veronica Roth
Seri Adı: Divergent #1
Yayıncı: Artemis
Yayın Tarihi: Eylül 2012
Sayfa Sayısı: 516
Tür: Distopya, Genç-Yetişkin

"Beatrice Prior'ın Chicago'sunda toplum, her biri belli bir erdemi yaşatmaya adamış beş topluluğa bölünmüş durumda. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik. Her yıl, belli bir günde bütün on altı yaşındakiler, hayatlarının geri kalanında birlikte yaşayacakları grubu seçmek zorunda. Beatrice, hem ailesiyle kalmak, hem de kendi benliğini bulmak istiyor ama ikisini birden seçemez. Bu nedenle kendisi dahil herkesi şaşırtan bir seçim yapıyor."

Kitabı elime alır almaz bu arka kapak yazısını okudum ve o anda sevmeye başladım. Hem distopya kitaplarını çok seviyorum hem de çeşitli sembolleri olan seri kitaplarını çok seviyorum. Ve okuduktan sonra da hiç hayal kırıklığına uğramadım, beklentimi tamamen karşıladı. Kısaca bahsedersem; öyle bir dünyada yaşadığınızı düşünün ki, size hayatınızı şekillendirmek için sadece 5 yol sunulsun. Bunlardan birini seçmek ve hayatınızı o toplumun kurallarına -hem de fazlasıyla katı kurallarına- göre yaşamak zorundasınız. Beatrice de her 16 yaşına giren genç gibi yolunu belirlemek üzere, yapılan testlere giriyor. Eğer ait olduğu Fedakarlık'ta kalırsa ailesiyle beraber kalabilecek, başka bir topluluğu seçerse onlardan ayrılmak zorunda kalacak. Seçtiği toplulukta da adaylık sürecini başarıyla atlatması gerekiyor, eğer başaramazsa hayatını "Topluluksuz" olarak dışlanmış bir şekilde geçirecek. Fakat Beatrice'in test sonuçları onun 5 topluluktan birine değil bir kaç tanesine uygun olduğunu gösteriyor ve "Uyumsuz" olarak nitelendiriliyor. Gençler test sonuçlarına bağlı kalmadan bir seçim yapabildikleri için, Beatrice yine seçimini yapıyor tabi ama bu Uyumsuzluk onun başına bela olarak peşinden geliyor.

Başından sonuna kadar o kadar heycanlı ki! Hemen bitirmek ve bitmesin diye uzatmak arasında kalıyor insan. Şimdiki zamanla anlatılmasını ilk başta yadırgasam da, sonradan olayı daha da heycanlandırıyormuş gibi bi izlenime kapıldım. Kitabı Açlık Oyunları'nı sevenlere tavsiye ederim ama benzemeleri gibi bi olay söz konusu değil. Sadece Açlık Oyunları serisini okurken yaşadığım heycanı bu serinin ilk kitabında da yaşadım. Tek benzerlikleri iki serinin de distopya türünde olması. Beatrice'in hangi topluluğa ait olduğuyla ilgili belirsizliklerde olması da bana Harry Potter'da Harry ve Seçmen Şapka'nın muhabbetlerini hatırlattı. O sıralarda da güzel bi nostalji yaşamış oldum böylece.

Kitabı az önce bitirirken bir cümleye takıldım -belki de kafam biraz dağınıktı ben anlayamadım- "Kulağımda kahkahasını, çenemde kayan burnunu, kulağımın arkasında oynaşan dudaklarını hissediyorum.". Şimdi bunların hepsini aynı anda mı hissediyormuş, yoksa çocuk kızın suratında tura mı çıkmış? Aynı anda yaşanıyosa bunlar -burun çenedeyken, dudak kulakta olamaz ama- vah vah kızım neye aşık oldun sen böyle? Ama Dört candır ya Dört bi tanedir, Dört kalbimizi çalan eli yüzü düzgün efendi çocuktur.

Diğer kitaplarda da hayal kırıklığına uğramayacağımı umarak çok çok çok tavsiye ediyorum. Bi de küçük bi not; filminde kötü kadınımızı Kate Winslet'ın oynaması! Ay bayılıyorum!

7 Eylül 2013 Cumartesi

Ne dinliyorum #9

Ben J-pop uzmanlığımı Kanjani8 üzerine yapmaya karar verdim. Ryo Nishikido'yu bildiğimden beri ufaktan dinliyo olsam da 8Uppers filmiyle hepten albümleri singleları indirmeye klip, canlı performans, eğlendirik poroğramlarını izlemeye başladım. Bi de boş boş takılmak yerine çocukların eli enstrüman tutuyo ya, düz boyband değil öyle hoppidik hoppidik dans eden, o yüzden hoşuma gidiyo. Bir haftadır da dinleyerek eskittiğim şarkıları sanırsam 2011deki albümleri Fight'ta yer alan Tsubusa ni Koi. Hep Tsubasa diyodum ben o ayrı. Orjinal klibi bırakıyorum ben buraya:



*Tadayoshi davul tıngırdatırkene çok sexsi arkaaşlar bi kabul edelim.

6 Eylül 2013 Cuma

Sürünerek tatil yapmak

Şimdi size çok güzel bir tatil anlayışı sunucam, bakınız: 2 ay önce İstanbul'a uçak bileti almıştık 2-5eylüle, ucuz oluyo diye. Bi otelden de 3 gecelik yer ayırtmıştık. Sonra ben Çomü'yü kazanınca kayıt tarihleri tam olarak 2-6eylül olunca "biz ne kadar salağız allah belamızı versin" modumuza girdik.

Eylülün ikisinde uçağımıza gittik. Tuğçe ilk kez binicekti uçağa. Dedim ona bak böyle olcak şöyle olcak diye. Uçak havaalanında tıngır mıngır ilerlerken "bı ni yia" diye yavaşlığına konuşup duran Tuçi, uçak birden hız alınca derinden bir "siktir" dedi fkşlsdfsfdsdf Ona gülürken hep kaçırdım zaten kalkış anını. Bi de "kaç bin fitteyiz keptın?" sorularımız vardı ki, 10metreyi bile hesap edemeyen insanlarız... Sabiha Gökçen'de indiğimizden o gün Kadıköy'de takılıp akşam Çanakkale otobüsüne binicektik. İstanbul'a gitmeden önce de gitceğimiz yerlerin adreslerini alıp küçük haritalarını çizmiştim. Kimselere yol sormayalım gereksiz insan muhabbetlerine girmeyelim diye. Hiç bi yeri bulamadık, adım başı yol sorduk klfjsflskdjfdskjf Zaten Kadıköy büyük hayal kırıklığı oldu bizim için. Dolaştığımız sahaflardan aradığımız şeyleri bulamadık (Japonyayla alakalı herangi bi şey işte).. Yemek için not aldığımız Çin restoranı vardı, Bağdat Caddesinde. Dolmuşa bindik gittik, ama restoran ortada yok, haritada gösterilen yerde. En az 4 tur attık orda, sonra bi teyzeye sorduk haa siz bilmemne sitesindekini diyosunuz oohoo çok uzak şurdan şuna binin de gidin falan dedi. Hevesimiz kırıldı tabi, kendimizi bi tane kafeye atıp bi şeyler yedik, servis saatini bekledik ki o da 10da mı ne gelcekti. Oranın tuvaletinde üstümüzü değiştirme vs işlerimizi de halledip servise binip otobüse gittik. 2-3 saat uyuduk belki sabahın 7sinde Çanakkale'ye indik. Götümüz donarken gidip Mekdanılsa (resmen nasıl yazılır bilmiyomuşum) sığındık. Çanakkale'ye giderseniz ya da ordaysanız mutlaka mekdanılsın tuvaletine gidin. Çok muntazam lan orda yaşarmışım ben ha. Orda bi kahve içip azıcık ayılmaya çalışıp tuvalette vakit geçirdik zaten fklsdjsdf insani işler olsun, yüz yıkama makyajlanma vs. Sonra benim kitapçıya gittik. Edım (adını hala sormayı unutuyorum) bize broşürlerini verdi dağıtalım diye. Burası senin ikinci evin artık muhabbeti yaptı sağolsun, yerleştiğimde de gelip çalışmamı söyledi allam işalla taam mı  gidiyim çalışıyım orda :')

İşteaa bankaya gittik, zarf parası yatırma işi vardı. Ordan sıramı alıp (ki sıram 666'ydı lan töbe töbe) millete broşürlerden dağıtmaya başladım, hep kayıt yaptırcak öğrenci doluydu zaten. Biz böyle gözümüze kulağımıza inanamaz haldeyiz, herkes nasıl kibar. Ben broşürü alana teşekkür ediyorum bana "Ben teşekkür ederim" diyolar, kenardan "ben de alabilir miyim?" diyolar KIZ DÖVERİM SİZİ!!! Ay ben Çanakkale'de insanlığı öğrenip gelcem sanırım fksljdfsjdf Neüse paramı yatırıp okula gittim, orda baya bi sıra bekledik en sonunda kaydımı yaptırdım. Çok rüküş bi okul kimliğim var Hacettepeninkine kıyasla ama ossun flkjsdfljksdf Sonra orduevine müracaat işleriyle uğraştım. Ama ne uğraşma. Orduevindeki başçavuş saossun benim dilekçelerimi hazırlamış beni bekliyomuş bile. Ama istenen belgelerde bana yurt çıkmadığına dair kykdan bi dilekçe de var. Onun için kaç kişi seferber olduk, çünkü vermiyolarmış öyle bi belge :') Orda annemin arkadaşının karısı kykda çalışıyomuş onun yanına gittik önce, ordan hallolmadı. Ana kampüse gittik yurda, bi müdür yardımcısına bi ona bi şuna derken en son müdüre kadar çıktım ben flskdfjskdfj Kadın da çok tatlıydı ama orduevi sürekli böyle dilekçe için birilerini yolluyomuş bıkmışlar haliyle onca iş arasında, öyle bi dilekçe yazmıcaanı söyledi. Yıhıldım tabi. Ama askeriyenin her zamanki saçma sapan işleri işte. Bana yurt çıksa neden gidip orduevinde kalayım lan?! Neyse başçavuşu aradım, gidip komutanla konuşmuş ve bi şekilde halletmiş tamam gel dedi :') Adamın melakeliğine bakar mısın :') Sonra dilekçeleri anneme babama doldurtup postalamak üzere işimizi bitirdik. Çanakkale turlamamıza başladık. Bi yerde yemek yedik, sahildeki barlarda bişeyler içtik, sonra çeğirdek ve çöp poşedimizi alıp deniz kenarı banklara yerleştik. Otobüs saatimize kadar oyalanıp gece 1de iskeleden bindik. Güya çok teknolocik otobüstü ama kafamı koycak yerim yoktu, düşünün ki kemerimi takıp ona yasladım kafamı. Öyle huzursuz bi yolculuktu, 1 saat bile uyuyamadım Tuğçe horul horul uyurken.


Sabahın 7sinde İstiklaldeydik. Hava da bız gibiydi, yağmurluydu. Hiç bi yer açılmamış, çişimiz var yorgunuz lan! 4-5 istiklal turundan sonra açık bi yer bulduk yemek yedik ama wc yok :') Mekdanılsı bekledik. Açılınca gittik hemen. Tuvalet yüz-saç yıkama diş fırçalamaya kadar her türlü işimizi halletik. İnsanın barınacak yerinin olması çoh kötü. Haa otel işini de iptal ettik işin içine çanakkale girince, o boşta geçen bi gecemizde annemin arkaaşı İlkay ablada kalcaktık. Neyse işte mekdanılstan çıkınca dolaşmaya başladık. Gittiğimiz her tükkanda Manekineko var. Ne kaa bu diyorum satmıyoruz diyolar. En son biri yukarda "Edo" var ordan bulabilirsiniz dedi. EDO MU EDOO MUU!!?!/'&+73^y'^+()% diye koşarak gittik. Sadece Japonya'yla ilgili şeylerin satıldığı, sahibi Japon bi kadın olan nimetlerin en büyüğü bi yer. Ne ararsan var. Kadınla bir sürü konuştuk, Ankara'ya niye açmıyonuz diyince "ordakiler hep memur paralarını harcamıyolar" dedi lfksdjfsjdf haklı :'( Gintama seviyoz biz diyince Gintoki figürleri falan göstertti bize :') NE ALSAAM LAAAANN diye hepsini almak isterken en son şu manekinekoyu ve hashileri aldım. Allah poponuzu kessin İstanbullular ne biçim yerleriniz var :'( Ordan çıkınca farkettik bi de 20küsür yıllık hayatımızda ilk kez bi Japonla bu kadar iletişime girebildik!

Yemek için Hong Bin Lou'ya gittik.Sonunda ilk Tofumu yiyebildim. Ayrıca müthiş ucuz bi yer. Yemekleri ısıtıp getiriyolar sanırım ama tadı hiç kötü değildi. Ben Tofu çorbası, sebzeli noodle, bir çin böreği (ki içinde kıyma varmış yiyemedim) 17lira ödedim, ki porsiyonlar kocaman kocaman, yeşil çay ikramlı. İçtiğim en güzel yeşil çay da buranınkiydi.
Sonra Taksim Restaurant & Karaoke Bar'ı aramaya başladık. Nasıl bi yer diye gözümde canlandıramıyodum
ama animelerdeki karaoke odalarıydı lan resmen :')'')')')) Heycandan kusabilirdim içeriye! Adam 1,5 saat+ilk içki kişi başı 20 lira dedi. Bu kadar ucuz olmasını beklemiyodum, ki 50lik birayı dışarda 7tlye alıyoz lan! Yanına fındıkfıstık bile getirmişti :') Tabi biz şarkı seçme söyleme işleriyle uğraşınca yemeye vakit bulamadık ben giderken onları yanımdaki poşete boşalttım flksjdsdfj O şarkı seçme kumandasını görünce de ağlayabilirdim zaten :'( Şarkı listesi Japon ve Kore alfabesinden olduğundan, Japoncalarda yanında op ve end yazanlardan, hiragana ve katakanaları okuyarak bildiğimiz şarkılardan gittik. Gintama ostleri ve hatta Spyair bile vardı!! Sözler de ekranda latin alfabesiyle geçmediğinden hiraganaları okuyarak ve bildiğimizden giderek söyledik. Ne çok eğlendim lan. Vaktimiz olsa bi daha giderdik de işte :'( Her İstanbul'a geldiğimde gidicem buraya. Hatta kalabalık gidince indirim de yapıyolarmış. Biz de dediydik Şiymalarla falan geliriz diye. İşte burdan istemeye istemeye ayrılıp İlkay ablanın yanına gittik. Giderken Gezi Parkı'nın ordan geçtik. Tuğçe'nin afrikalı aç çocuk fotoğrafına "tiksiniyom" demesi ve Van depreminden sonra yaza doğru "Van üşüyor" afişini görünce "siz hala üşüyonuz mu?" yorumlarına bir yenisi daha eklendi; "O kadar da ağaç yokmuş lan" fklsjdfkljsdslkdfjskdhf Gerizekalı yemin ediyom. Neyse ordan İlkay ablanın evine geçtik. Veganım diye almadığı şey yapmadığı şey kalmadı kaç günlük şey yedim orda. Çiğ köfte bilem almış :') Sonra gece ağlayarak yattık resmen kaç gündür uyumuyoz, yatmıyoz, son enerjimizle etrafı dolanıyoruz... Ertesi sabah da kalktık İlkay abla bizi deniz otobüsüne bindirdi. Tekrar Kadıköye geçtik.

Kadıköyde gidemediğimiz Mai-Ling'i bu sefer bulucaz diye hırslanmıştık çünkü. Sonra meğersem o gerzek teyzenin bize "ohoo çok uzak" dediği yer, tam bulunduğumuz yerden 100-200metre kadar ötedeymiş. Binbir sinirle gittik. Kocaman bir sebzeli pilav+sebzeli yemek tabağı + 3 kappa roll + 1 Mantou + 1 icetea 23 liramı ne ödedim. Yine müthiş ucuz (Ankara'yla karşılaştırıyorum hep) hem de çok lezzetli. Mantou'yu da hayatımda ilk defa yemiş oldum (fotoğraftaki). Yemeğimiz bitince de havaalanına doğru yol aldık bindik geldik işte. Ankaraya inince ilk kelimelerimiz her zamanki gibi "pislik, iğrenç"oldu. Öyle bi sevgi. Yazcağım çok şeyi unuttum ama yeter bu kaa.