29 Ağustos 2013 Perşembe

Ne dinliyorum #8


One Ok Rock'ın bu yıl Martta çıkan Jinsei x Boku= albümünden 2 gündür takık olduğum şarkı. Aslında çok tiskiniyom lfksjdlfksjdf  Resmen ben liseye başladığımda deli patlama yapan emo rock şarkılardan. Bi de Taka'nın (vokal) hareketlere tahammülüm yok. Sanki bana çok sert şarkı da hareketlere bahele! Ay çok sinirleniyom flsdjkslkdf ama gel gör ki taktım işte şarkıya. Hayır ne ara ingilizceden japoncaya geçiyo onu bile anlamıyom..Hele ilk dinlediğimde tamamen ingilizce şarkı olarak benimsedimdi. İşte One Ok Rock sevmeme sebeplerimden bir tanesi de budur. Bana göre çok overrated çucuklar. Arada sevdiğim şarkıları çıkar, dinler koyarım yerine. Bu şarkıda da böyle ritim bozukluğu gibi bi şey seziyorum nasıl anlatsam bilemedim ama o yüzden seviyorum sanırım. Oldu hadi.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Çok kolay okul bırakılıyo lan!

Bugün Hacettepe'yle ilişiğimi kestim ve resmen üniversitesiz kız oldum! Sabah binbir gerilimle (çünkü bölüm başkanına imza attırmam gerektiğini düşünüyodum ki kendisi bölümde bulunmamakla meşhurdur) gittim. Önce öğrenci işlerini kırıp attıklarını öğrendim. Zaten hangi bina lazım olsa yıkıyonuz ben nasıl şansım var anlamadım. Neyse ki taşındıkları yer belliydi ve gittik. Bi formu doldurup kütüphane, yurt, öğrenci işleri ve mediko gibi 4yıldır alakamın olmadığı yerlere imza attırmaya gittim. Girdiğimiz yerlerde "ilişik mi kesiceksiniz?" sorusu anında geldi çok şükür. Sonra tabi diğer imzaları attırmaya giderken sürekli burdan mı kestiriyoruz, siz de mi kestirdiniz gibi iyrenç konuşmalarla yolda yata yata gittik.

En son imzalar bitince öğrenci işlerine tekrar götürüp çat diye aldım diplomamı. Allam bir kayıt sildirme işlemi bu kadar kolay olmamalı lan! Ya elim kaysa yanlışlıkla o belgeyi alıp çat çat çat 5 yere imza attıırsam ve yine bi hata sonucu teslim etsem? Hayat böyle basit DEYİL! Annem de tutturmuş "bi sor sen asıl diplomanı alıp yerine noter onaylısını koyuyolar mıymış diye" dolanıp duruyo. Sanki müzeden binbir lazerle donatılmış eseri çalıp yerine taş koyyom. Böyle havadan sarkıtmışlar, daytlı falan.

Neyse, ordan fakülteye gittim en sevdiğim hocamlan vedalaşmaya. Odadan çıkar çıkmaz özledim resmen lkfsjdflskjdf...Sonra okulun her bi yanında fotoğraf çektirerek de okula veda ettim. Ama "okulu bıraktım" pozu yokmuş lan. Hep "ben bu okulu yeni kazandım" pozları oldu. Neyse aynılarını çanakkalede çekincem bi de klsjdfksjdf. Gidecek gibi göründüğüm tek foto bu zaten. Belli bırakmışım okulu.

Sonra vakit geçirmek amacıyla Beytepemizin yemek alanı olan City'ye gittik. Öyle boooş boooş otururken yan masamıza 2 Koreli kız oturdu. Şöööyle bi bakıp kendi konumuza devam ettik. Bi süre sonra kafamı bi çevirdim bizim masanın dibinde ayakta duruyolar. Saçımla ilgili bi şey dediler boya bilmem ne falan diye. Sonra "hene negsel türkçeniz" hevesiyle yanıtladım, bi yandan "sizin orlarda çok değil mi böyle?" sorularıyla kafamda. Sonra fotoğraf çekilebilir miyiz dediler, ben anlamıyom bu çekiklerdeki tanıştığı insanla fotoğraf hevesini. Tebi dedik. Bizim masaya kuruldular. "Koreli misin?" diyince nassı şaşırdılar yazık kim bilir neler neler diyolarsa fksjdfksj nerden anladınız tarzı şeyler sorunca biz ilgileniyok da dedik. Tabi "aslında Kore'den tiskiniyok, Japonya BANZAAAIII!" diyemedik. Fotoğraflarımızı çekilince laf lafı açtı her bi bokumuza kadar anlatmış olabiliriz çünkü 2 saat kadar oturduk sohbetlendik. Hattası sivil-polis çatışma etiketlerini verip neler olüyür? sorusuyla Gezi Olaylarına bile daldık. Sonracıığma...Koreden bildiğimiz bi takım geleneksel şeyler olsun diziler olsun müzikler onlardan konuştuk. Hatta kız Secret Gardendan bi şarkıyı söyledi bak bize kfjsdlfksjfd biz orda durup sana ne şarkılar söylerdik de ey gidi... 2ne1 ve Bigbang'ın tarzında Tiovpinin saçlarına kadar konuştuk... Kızlardan biri bize Koredeki sevgilisinin fotoğraflarını gösterdi. Tabi şu fotoğraf kabinlerinde çekilmişler sticker olanlardan. Hemen gözlerimiz büyüdü ağlaştık burda yok onlardan diye. Sakın dedik sakın Türk erkeğiylen hoşbeş etmeyin dedik fksldjfskdfjsşdlf Birisi zaten hemen çok sakallı kıllı olduklarını belirtti aferim ona lkfsjdfsf Yine laf lafı açarken yediğimiz kore yemeklerinden bahsettik. Ben siyah fasulye soslu yaptığım yemeğin adını hatırlamaya çalışırken yıprandım janjokjuk gibi şeyler diyip tarif ettim. Bi de orda yemek dicem diye küfür etmek var yazık garibana. En sevdiği yemekmiş bunların. Tüküremedim tabi suratlarına tü sizin zevkinize diye. Size yemek yapalım diyerek atladılar. Pazar günü kimbap ve o jakjoklu şeyden yapcaklar bize kflsjfdskjdf şöyle bişey var ki büyük ihtimalle (yüzdeyüz)  misyoner bunlar flksjdfklsjdf Pazar günü ibadetleri varmış ondan sonra yemek yiyolarmış, ibadet nabünüz dedim gitar çalıyoz incilden kısımlar okuyoz dedi lan fklsdjfsldkfjsdf öyle şey mi olur...Bize müslüman mısınız demişlerdi konuşma arasında zaten, yok inanmıyok biz deyince böyle din konularında karşılıklı bilgileşildi birazcık. Kaldıkları yer çok muamma, 7 koreli varmışlar..Bilmiyom gider miyiz ama gidersek de arkadan halleluyah diye girerim ben eşlik ederim. Hee hee hristiyan oluyom gibi bak bi ruhum yükseldi derim. Yemeğe bişey katmadıkları sürece sorun yok, bi de bi ayine kurban gitmezsek sevinirim.

Ha bi de yemeklerden bahsederken etli şeyler yok yalnız dedim koymayın dedim. Ordan veganı anlatmaya çalıştım. Yumurta yememem kısmını kaldıramadı kız gözlerimin önünde eridi gitti. Tabi hamamda bile yumurta yiyonuz pis pis bee!!! İşte sonra bana "köpekleri seviyo musun?" dedi. Bi süre anlamadım. Yemek açısından mı soruyo acaba :'( diye kendimle mücadele ettim, yok yemiyom demek istedim...Tuğçe imdadıma yetişti "hayvanları sevdiğin için mi demek istiyo heralde?"dedi diye.  Çok zor tuttum kendimi köpek yiyon mu sen diye sormamak için ha. İşte bu kadar lan. Du bakıyım hayırlısıyla Pazar günü ölmezsek pazartesi günü İstanbul ve Çanakkale yolculuğumuz var. Hadi gittim.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

[Blog Tur] Ölmem Gerekirse - Amy Plum | Kitap Yorumu


"Sevdiğini kurtarmak için ne kadarına hazırsın?"


Kitap: Ölmem Gerekirse
Orjinal Adı: If I Should Die
Yazar: Amy Plum
Seri Adı: Revenants #3
Yayıncı: Akılçelen Kitaplar
Yayın Tarihi: Temmuz 2013
Sayfa Sayısı: 407
Tür: Genç-Yetişkin, Romantik, Fantastik

"Dokuz ay boyunca yaşamıma şekil veren Vincent, kalbimi tüm benliğiyle sarmaladı. ve sonra aniden kayboldu ve kalbimi bomboş bıraktı. peki ya ben, şimdi onun yerini kim veya neyle dolduracağım?"


2.kitapta dengesiz ergen Violette'in Vincent'ın vücudunu yok etmesiyle karşı karşıya kalmıştık. Ölmem Gerekirse'de Vincent geri döndürülmeye çalışılıyor. Serinin diğer kitaplarında beklediğimiz Şampiyon ortaya çıkıyor. Bir yandan da Kate'in babaannesi ve dedesi herşeyi öğreniyor. İşler iyice karışıyor yani...Ve bardialar ile numaların savaşına şahit oluyoruz.

Eğer 3 kitabı ard arda okumasaydım bu kitap biraz daha heycanlı gelebilirdi belki. Bu paragrafı 3. kitabı okumayanlar es geçsin, birazcık ****spoiler**** vermem lazım *,* Şimdi, eğer ard arda okumasaydım da pek heycanlanmazdım sanırım. Çünkü kitabın başlarında ortaya çıkmıştı ki Kate Şampiyon'du. Yazar bir sürü ipucu vermiş hatta ekstradan açıklamasına gerek bile kalmamıştı bence. "Hah Kate şampiyon demek ki!" demişken, yazar eline geçen fırsatı kullanıp bizi tersköşe yapabilirdi. Ama bir baktım Kate hakikaten Şampiyon. O noktadan sonra da kitaba olan ilgim tamamen kayboldu. ****spoiler****

"Anlıyordum, ama hoşuma gitmiyordu. Keşke eskisi gibi hepimiz bir arada olabilseydik: en iyi dostlar olarak, kalbi kırık yabancılar olarak değil..."
Kate - Sf. 404

Tamam, spoilersız kısımdayız...Kate'in araştırma yaptığı kısımlar, tarihi kalıntılar arasında dolaşmamız...Bu kısımlar hoşuma gitti. Ayrıca bu kitapta Paris'ten ayrılıp NewYork'a dönüyoruz. Anlam veremediğim kısım JB ile ilgili bi takım gerçekler ortaya çıktıktan sonra JB'nin hal ve hareketleriydi. Biraz saçmaladı, Geridönenlerin orta yaş krizi falan heralde... Başrolü Vincent'tan alıp Arthur ve Jules'a verdiğimi de belirtmem gerekir. Ve de Ambrose-Charlotte ikilisini keşke biraz daha görebilseydik.

Geldik kitabın kapağına... 3 kitap arasından en iyi kapağa sahipti, ama iyi değildi. Diğer 2 kitaptan sıyrılmasını güzelim Paris manzarası sağlamış. Ama her kitapta farklı kızların fotoğrafının kullanılmasını anlayamadım... Bu kapakta fotoğraf kalitesi düşmüşken, kapak kızımızın sağ elinde 3 parmak vardı. Tabi bir elinde toplamda 4 parmağı olan insanlar olabilir fakat Kate'in öyle bir özelliğini hatırlamıyorum. O açıdan görülmesi gereken 1 parmak, photoshop sırasında fazlalık gelmiş sanırım.

2. kitap yorumumda dediğim gibi bir kitapla karşılaştım. Bu toz pembe hayatlar mutlu mesut aşıklar bana göre değil. Yaşım geçmiş benim bi kere zaten! O yüzden, aşkı için savaşanların kitabını okumayı seven gençlere tavsiye edebilirim ancak...

Tur Takvimi
19 Ağustos: Benim İçin Öl Yorumu
20 Ağustos: Ben Ölene Kadar Yorumu
21 Ağustos Ölmem Gerekirse Çekiliş:   http://mirielenda.blogspot.com/

22 Ağustos: Kitap Yorumu: http://raflarinarasindan.blogspot.com/
23 Ağustos: Kitap Yorumu + Yazar Tanıtımı: http://sssuigenerisss.blogspot.com/
24 Ağustos: Kitap Yorumu: http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/
25 Ağustos: Kitap Yorumu + Bunları Biliyor Musunuz?: http://thcodex.blogspot.com/
26 Ağustos: Kitap Yorumu: http://pinucciasbooks.blogspot.com/

22 Ağustos 2013 Perşembe

Bence bitirin bu filmle uzamasın daha

Bugün Percy Jackson ve Olimposlular Canavar Denizi filmine gittik. Kitabını okumıycağımı anlayınca filmine gidiyim bari dedim çünkü o kitaba o parayı vermem lan! İlkini ilk ebookum olarak okudum (ki bi daha ebook neyn bulaşmam -_-) ikinci kitabı alırsam ilkini de almam gerekecek. Param değerli kusura bakmasın.

Büyük ihtimalle de Ankara'da gittiğim son sinema olcağından duygusal da bir anlamı var filmin şlfkjdfjg ya git ne duygusalı tabi... Neyse... Ay film hakkında o kadar dicek bişeyim yok ki! Oturup sadece yorum yaptık zaten hep ekkekehııeohıek diye gülerek izledim. Özellikle böyle çirkin suratlı bişey, daha ekrana belirirken Tuğçe'nin kenardan "pislik yapmayın lan" diye çıkışmasıyla toparlayamadım lfksjdfslkdfjsdf Tam bir gerizekalı. Bi tane de ölüp ağaca dönüşen bi kız var, ama ağacın köklerinde kızın suratı gözüküyo. Onu görünce "Köpek işer lan ona" dedi fklsjflskfjsldkfjsldkfj yazık bi Tuğçe arkaaşınız yok bakın yine diyom. Böyle diye diye öldürtecem Tuğçeyi en son fklsdjfskdf

Dur accık filmi eleştiriyim. İnanıyorum ki kitabı daha güzeldir. İlk kitap-film olayından tahmin edebiliyorum, filmle sıçmışlardı çünkü resmen. Halbuki böyle gençlik filmi havasında yapmak yerine daha fantastik hava katsalar olacağdı. Kesin yine bi sürü sahneyi değiştirmişlerdir bi de. Haaaa tabi Harry Potter çakmalığını unutmamak lazım, hayranı falan vardıysa kusura bakmasın ama. O ormana gelen eski püskü araba? Arabanın kapılarının otomatik açılması? Önde oturanların ve arabayı sürüş tarzlarının da Hızır Otobüslüğü? Hatta Titanların Savaşı çakması bile vardı. Aynı sahneyi yapmışlar lan arabayı süren 3 cadının ellerinde bi tane göz var. O gözü kapıyo Percy "bilmem neyi söylemezseniz gözü vermem" diyo. Nys yha tmm.

Ha filme adını veren Canavarlar Denizi'ni de 10dakka gördük filmde o ayrı fklsdjfsdfj bak yaratıkları falan ço iyi yapmışlardı evet. Keçikıçlar atkıçlarla çok dalga geçtik ırkçılık oldu az ama... Stanley Tucci güzeldi filmde bi. He bu Logan Lerman bebesini de seviyorum kedi gibi çocuk maşalla. Ama bu filmlerle ziyan ediyonuz bir fantastik kitabı ben diyim. İşte geçmişim şimdi geleceğim bi denecik Harry Potter'ımın yerini hiç bi şey doldurmuyo, böyle şeylerle tatmin olmaya çalışıyorum.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Best anime ever: Gintama!

*Spoiler içermez
Bundan 2 yıl önce başlayan Gintama maceramda son 10'a girmişken, bi veda yazısı yazmak istedim :') Bu kadar uzun bir sürece yayılması şu şekil oldu; Japonca kursundaki bir arkadaşım Gintama'yı tavsiye edince başlamıştım. Baktım baya komikli, 11. bölüme gelince tüğçeye didim izle olm çok güzel diye. Tüğçe bu konularda ömrümü çürütmekte 1 numara olduğundan aylar yıllar izlemedi... Sonra okuldu, araya giren başka animelerdi derken 1 yıl kaldı öyle. Sonra bu yıl okulu bırakınca artık Tüğçeyi beklemek anlamsızdı ve tek başıma gülmeye razı olmam gerekecekti, tekrar başladım. Şimdi 6. sezonda bitirmemek için gıdım gıdım izleyerek son 10'a oynuyorum. (Bu arada Tuğçe bu yıl yola gelip izlemeye başladı ve bana attığı mesaj; çok gülüyom burcu özür dilerim burcu, temalı idi. Bunu da belirteyim)

Bilmeyenler ve yeni başlayacak olanlar için şurda bi rehberlik edeyim. Gintama 6 sezondan oluşur:

Gintama (4.sezon | 201 bölüm)
Gintama' (5. sezon | 51 bölüm)
Gintama': Enchousen (6. sezon | 13 bölüm)

Bir de special bölümler ve movieler var. 2 movieden birini izledim; 2010 yılında çıkan Gintama: Shinyaku Benizakura-hen, Gintama'nın ilk sezonundaki Benizakura arcının efektine efekt katılmış hali. Bi de taze olarak bu yıl temmuzda gelen Gintama: Kanketsu-hen - Yorozuya yo Eien Nare var. Twitterda sinemada görmeye giden Japonların özendirmesiyle az kendimi yerlere atmadım, o Gintama temalı sinema görüntüleriyle T^T Şu an mangası hala devam etse de anime sona ermiş durumda. Gintama'yı izlerken farkedersiniz pek çok kere Gintama'yı bitiriyoruz duyurusu yaparlar ama bitiremezler..O yüzden içimizde küççük sevimli zavallı bi umut ışığı hala bulunmakta...

Size rehberlik edecek şu güzelim siteyi de bırakıp konusuna geçiyorum: http://www.yorozuyasoul.com/

Amando denen uzaylılar tarafından işgal edilen ve samurayların kılıç taşımasının yasaklandığı Edo Dönemi Japonyasında geçiyor konumuz. Gintoki'de bir samuraydır ve artık samuraylara ihtiyaç kalmadığından kendine yeni bi iş kurar. Yanına Kagura ve Shinpachi'yi de katarak, kendilerine verilen görevleri para karşılığı yaparlar, böylece karınlarına 2 lokma bişey girmekle beraber kiralarını da ödeyebilir zavallıcıklar.

Böyle saçma sapan dünyanın saçma sapan bi animesi işte Gintama. Başlayanlar genel olarak 15-20 bölüm sonra "HIIIAAA NE İZLİYORUM LAN BEEEENNN" diyerek delicesine bağlanırlar. Bak sevgimi kelimelere dökemiyorum lan lfksdjflskdjf töbe töbe ne biçim anime... Hani Japonya'ya gidince sanki Gintoki'yi Hiji'yi Kondo-san'ı Kagura'yı falan görecekmişim gibi hissediyorum ciddi anlamda, resmen ruhları var :') Gümüş ruhlarını yidiklerim :') Benim için gelmiş geçmiş ve gelecek en iyi anime diyorum, diycem ve dedim bakın aha da yazdım. Hah bu arada Gintoki mavi saçlı değil arkadaşlar lütfen bu yanılgıya düşmezsek "Gin" kısmından da anlayabileceğimiz gibi kendisi gümüş saçlıdır.

Kendilerinin de dedikleri gibi "tuvalet mizahı"nı seviyosanız koşun gidin izleyin. Karakterlere alıştıktan sonra zaten gülmelerin önünü alamaz hale geliyosunuz. Sonra saçma sapan yerlerde aklınıza gelen sahneler yüzünden salak gibi gülmeye başlıyosunuz. Eğer etrafınızda Gintama izlemiş olanlar varsa çok güzel konular konuşabiliyosunuz -mesela twitterda Gintama izleyenlerin ıscacık kucaklaşması flsdkfsfj-

Her şeyi birilerini döverek çözmeye çalışanlar, durduk yere çırılçıplak kalanlar, hemoroidliler, sümüklüler, kıllılar, goriller... Ne ararsan var fksdfksdjf Bir bölümü kakası gelen tipleri izleyerek geçirebilirsin, bir bölümün 10dakikası bir maymunun adını söylemeye ayrılabilir, ölü bir adamın penisininden sallanarak yolculuk yapmak bile var. Sınırları zorluyolar yani flksdjfskdjf Olay örgüsü olarak şu şekilde hareket ediyolar aslında; bir olay kötü başlarsa kötü gider, daha da kötüleşir içinden çıkılmaz bir hal alır. İşte bu mantıkla "olm daha ne yapacaksınız ahahghdgfgf" derken bulabilirsiniz kendinizi.

Güldürmesinin yanı sıra çok iyi dram sahneleri de var tabi. Bi anda "neden böyle oldu" diyip kendimi jiletleme isteği uyandıran sahneler... Ama bazen o sahneler bi anda "Buraya sıçsam senin için sorun olur mu?" cümlesiyle orta yerinden dağılıveriyo güliyim mi ağlıyım mi diye kalabiliyosun.

30. bölümden sonra arclar da başlıyo. Bol ekşınlı, efsane dövüş sahneli arclar izleyebilirsiniz yani...Ben bu kısımda sadece 201 bölümden oluşan ilk Gintama'dan bahsedicem. Mesela; Benizakura, Yoshiwara in Flames, Red Spider arcları bu sahneler açısından mikemmeldir. Karizmatik hareketler ve laflar havada kapışmalık. Gülmek için de en çok eskittiğim arc Barber arcı oldu sanırım. Ghost Ryokan da olabilir gerçi neyse seçemiyom flskdjfsldkf Arclar dışında da bi çok bölümü tekrar tekrar izliyosun tabi, izlettiriyo pislik. Enchousen'i de bitirince baştan başlıcam zaten.

Gintama'nın en sevdiğim özelliklerden biri kendileriyle dalga geçebilmeleri. Bölüm başlarında reytinglerinin ne kadar boktan olduklarından, ne gibi şikayetler aldıklarından bahsederler. Çizimlerin yetişmediğinden, ekonomik durumlarının ne halde olduğundan haberdar olabilirsiniz. Bazı sahneleri 5dk kadar tek bir çizim görüntüsü üzerine seslendirmeyle geçer bu sebeple lfkjsdfklsjf Hatta bi ara paint çizimiyle izlemiştik. Evet şimdi böyle konuştukça izleyesimi zor tutuyom flskdjfsldkfj

Seiyuulara gelirsek...Benim zaten en sevdiğim seiyuulardan olan Sugita Tomokazu, Gintama'ya başlamamla 1. sıraya oturmuştu. Sugita'sız bir Gintoki düşünülemez! En harika en karizmatik sese sahip bir insandır bi de bi şarkı söyleyişleri vardır ki bak konuşamıcam bilekflsjdfksjdf  Sesiyle pek çok animeye de güzellik katmıştır; Arakawa Under the Birdge (Hoshi), Danshi Koukousei no Nichijou (Hidenori),  Sket Dance (Kazuyoshi) benim en sevdiklerim.

FMA'nın Alphonse'su, Fairy Tail'in Happy'si ve daha nicesiyle beraber Gintama'nın bidenecik Kagura'sı Kugimiya Rie. Yine kadın seiyuularda bir numaram ve sesine doyamıyorum yok böyle bi şey lsfskjf Gintama'da 3. favorim de tabiiiiiiğğ kiiiiiğğ Katsura ile Ishida Akira! Daha iyi "Zura ja nai Katsura da!" ve türevlerini diyen birini bulamazlardı...Bütün seiyuuları buraya sığdıramam tabi ama hepsini tek tek kucaklıyorum burdan fdjlsjdf Shinpachi'nin seiyuusu Sakaguchi Daisuke hariç fsdjfslfj Saolsun çok iyi kafa şişirdi, ama harika tepkileri de var hakkını yiyemem!

Son olarak gelelim Ost olayına. Yine 4 sezonluk Gintama'dan devam ediyorum. Gintama' ve Enchousen'in yazılarını sonra halledicem. Bi kere hiç bir şarkısına "meh" demedim, diyemiyorum. Hepsi o kadar güzel ki, aylar yıllardır dinlemekten sıkılmadım. Bazıları yüzünden hiç ending ve openingleri atlamadım... İçlerinden en sevdiklerimi seçtim ve huzurlarınıza sunuyorum efem...
Gintama'ya başladığınızda sizi karşılayan ilk opening Pray ,  ikincisi de Tooi Nioi, pek sevdiğim grup olan Does'dan 5. op Donten, söylemesi en zevkli opening olan 6. op Anata Magic en çok sevdiğim openingler.

Ending olarak da; 3. end Yuki no Tsubasa, 5. end yine Does'dan Shura, 11. end ki sanırım benim en sevdiğim bu I, ai, ai , mikemmel sesiyle Shigi'den 12. end Kagayaita, hala hangi şarkıya benzettiğimi bulamadığım 15. end Wonderful Days ve 4.sezonun son endingi 16. end Sayonara no Sora'da en sevdiklerimden.

Eğer salaklık edip Gintama izlemeyecekseniz de oturun dinleyin bunları az kültürlenin lksdjfslkdfj... Olm bu yazı beni ağlatacak galiba iyice özlemimi arttırdı Gintama'ya fksşdskf Yazıma burada son verirken, Gintoki'nin harika şarkıcılık yeteneğinden bahsetmiştim hani... Sugita'nın harika sesiyle kendisinden bir şarkı alıyoruz şimdi Ghost Ryokan arcından.

Bir sonraki Gintama yazısında görüşmek üzere arkaaşlar. Adamı hasta etmeyin izleyin şunu. 

20 Ağustos 2013 Salı

Amy Plum | Ben Ölene Kadar

Kitap: Ben Ölene Kadar
Orjinal Adı: Until I Die
Yazar: Amy Plum
Seri Adı: Revenants #2
Yayıncı: Akılçelen Kitaplar
Yayın Tarihi: Ocak 2013
Sayfa Sayısı: 350
Tür: Genç-Yetişkin, Romantik, Fantastik

"Amy Plum, paranormal üçlemesinin ikinci kitabı olan Ben Ölene Kadar'da Vincent ile Kate'in aşkları uğruna verdikleri mücadeleyi ele alıyor.
Vincent bu kez aşkı için yaşamaya yemin etmiştir. Bu karardan memnun olan Kate, Vincent'ın doğasına aykırı işlere girişmiş olmasından dolayı da rahatsızdır. Yaşadığı karmaşayı bir çözüme kavuşturmaya ve sevgilisini ölümlü bir insana dönüştürmeye karar veren Kate, bilmeden kendini büyük bir tehlikenin kucağına atar. 
Vincent'ın başı da beladadır. Onu ve tüm ırkını yok etmeye çalışan ölümsüz ve tehlikeli düşmanlara karşı amansız bir savaşı sürdürürken, bir yandan da bir geri dönen olduğunu öğrenen Kate'in dedesine karşı koymaya çalışmaktadır. Ölmemeye söz veren Vincent, hayatta kalmayı başarabilecek mi?"

Yazarın ilk kitaptaki tutumu aynen devam etmekte. Hatta bu sefer daha da ballandıra ballandıra anlatılan bir Kate-Vincent aşkı var. Fakat bu bana çok itici geldi. Vincent'ın her yaptığına burun kıvırmaya başladım hatta. "Namusumsun" diye gidip kızın alnından öpmediği kaldı bi Deli Yürek misali... Romantik olmak için bu kadar da kasmasa mıymış ki yazar?

"Jules yanaklarımı öperken fısıldadı, "Senin eline su dökemez, elbette, Kate. Ama şu var ki fazlasıyla...sahiplisin."
Kate - Sf. 191

Bu tarz kitaplarda kadın karakter genelde sinir etse de, ilk kitapta Kate'in hal ve hareketleri yerindeydi. Ama Ben Ölene Kadar'ı okurken sinir oldum! Daha doğrusu çevresinin Kate'e karşı tutumuna sinir oldum. Yahu kız ne dese "ah Kate ne kadar zekice!" Ne yapsa "efendimiss... kıymetlimiss..." Utanmasalar bebeklerinin ilk adımlarını, ilk kelimelerini kameraya alacaklar! Kate de durmadı tabi şımardıkça şımardı. Özellikle, bu kitapta beliren ve benim pek bi sevdiğim Arthur'la yaşadıkları olay son nokta oldu benim için. Ne uzattı arkadaş! Orda ben olsam "Çekil kız şurdan!" diye ezip dururdum Kate'i. 

Bu meselelere takılınca tabi kitabın temposu da düştü. İlk kitap kadar olamadı. 3. kitabın nasıl olacağı tahmin edilebilir olduğundan, kitabın sonundaki o gizem çok etkilemedi beni. Etkilenmem için bu serinin kötü bitmesi lazım yani :'D Birileri ölsün, birileri ayrılsın ne bileyim daha akılda kalıcı şeyler yaşansın. Kan istiyorum KAAANN!! Toz pembe bi sonla karşılaşırsak (ki oklar o yönü gösteriyor), benim için unutulanlar rafında yerini alacak.

Gelelim çeviride nereye takıldığıma... "Sıktırmak" kelimesi! "Ambrose geçerken kolumu sıktırdı." diye bi şey olabilir mi? "Sıktı" olması gerekmiyo mu onun? Şu fiillerdeki ettirgen oldurgan olaylarından hani... Eğer böyle bi kullanımı varsa da kullanmayalım bence.

Kitap hakkında söyleyecek başka bir şeyim yok. Dediğim gibi düşük tempolu bi kitap olduğundan zaten pek de bir olay yaşanmadı. Artık 3. kitabın seriyi toparlamasını bekliyorum.

Manic Panic ile mavi qeyfi ;)


Bir saç boyama macerasıyla daha karşınızdayım. Tatilde deniz kum güneş derken önceden boyadığım pembe tamamen aktı ve ilk resimde gördüğümüz hale geldi. Bu benim saçımın açıldığı en son nokta. Açık turkuaz gibi bi şey. O rengi de kullanmayı seviyorum ama ne zamandır maviye boyamayınca canı çekiyo insanın lfksjdfsf

Aslında Enchanted Forest alma planım vardı kaç aydır, ne zaman almaya kalksam stokta bitmiş gözüküyo. Ne zaman gelir diye sordum, 1-1,5 ay sonra dediler. Ben de o kadar beklemek istemediğimden Rockabilly Blue'yu aldım. Cuma günü Manic Panic'ten siparişimi verdim, hemen pazartesi günü geldi. İlk fotoğrafta da ben uyurken gelen kargomun heycanıyla kalkıp boya işlemine geçmeden önceki halimi görüyosunuz. Üşendiğim için webcamden çektim az kalitesiz ama renkler doğru.

2. fotoğraf da saçıma boyanın uygulanmış hali. Yine fırça ve tarak yardımıyla boyadım. Fırça kullanmayınca boyayı tasarruflu kullanamıyosun ve saça yediremiyosun çünkü. 1 saatte uyuşuk uyuşuk anca boyadım. Sonra 4,5-5 saat kadar bekledim ve yıkadım, ama şampuansız. Aslında kullanımda saç kremi uygulayın yazar ama ben hiç kullanmadım şimdiye kadar. İşte sonuçta böyle canlı canlı bi mavi elde ediyosunuz.

Bi arada elimde kalan pembeyle bu maviyi karıştırıp denicem. Çünkü saf pembeyi kullanamıyorum yok bünye kaldırmıyo. Ama önceliğim Enchanted Forest *_*

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Benim Için Öl | Amy Plum

Kitap: Benim İçin Öl
Orjinal Adı: Die For Me
Yazar: Amy Plum
Seri Adı: Revenants #1
Yayıncı: Akılçelen Kitaplar
Yayın Tarihi: Ocak 2012
Sayfa Sayısı: 352
Tür: Genç-Yetişkin, Romantik, Fantastik

"Paris'in muhteşem dekorunda geçen Benim İçin Öl'de, Amerika'da anne babasını trafik kazasında kaybedince, ablasıyla dedelerinin yanına taşınmak zorunda kalan Kate ile onun saf güzelliğine tüm benliğini kaptıran yakışıklı Fransız genci Vincent'ın ruhlara işleyen aşkları anlatılıyor.
On altı yaşındaki Kate, Brooklyn'den, Paris'e taşındığında, acı günlerini kitap okuyarak ve sanatla iç içe geçirerek atlatmaya çalışır. O sırada, uyur haldeyken bile onu görebilen bir çift gözün kendisini aşkla izlediğinden habersizdir. Kate'in, bir kafede kitap okurken gördüğü ve tüm genç kızların yüreğini hoplatacak kadar yakışıklı olduğundan kendisine hiç takılmayacağını düşünerek iç geçirdiği Vincent'ın gözleridir bunlar.
Vincent ile Kate kendilerini karşı konulmaz bir aşkın kollarına bırakırlar. Ama bu aşkın önünde gizemli ve ürkütücü bir engel vardır. Vincent normal bir insan değildir. Hayatını her gün riske atmasına neden olan korkunç bir yazgıya mahkumdur. Ayrıca onu ve tüm ırkını yok etmeye çalışan ölümsüz ve tehlikeli düşmanlara karşı koymak zorundadır."

Kitabı okumaya başladığımda sıradan bir "Twilight" olayı gibi gözükse de okudukça  farklı olduğunu anladım. Şimdiye kadar hiç rastlamadığım fantastik "yaratık"lar konu edilmiş. Biraz vampir biraz süper kahraman gibi bi şey diyebiliriz aslında "Geridönenler" için. Şimdi spoiler olur diye söylemek istemediğim bi sebepten dolayı da ilginç olmalarının yanı sıra komik de geldi bana.

İşte serinin ilk kitabı, Geridönenler'in hayatına giren normal kızımız Kate sayesinde, onları tanımakla geçiyor. Arka kapak yazısındaki gibi "Paris'in muhteşem dekoru"nu göremedim ben. Sadece cafe, dükkan, sokak vs. isimlerinden ibaretti Paris. Beklerdim ki yazar betimlemelerin dibine vuracak ve ben Paris'in kokusunu duyabilicem. Olmadı, napalım...

"Sevginin beni tehlikelere açık ve zayıf düşüreceğinden korkmuştum. Oysa tam tersine güçlenmiş hissediyordum."
Kate - Sf. 348

Ön planda bol bol Kate-Vincent aşkı görüyoruz. Yani fantastikliğinden gelen aksiyon olayları kitabın son 20-30 sayfasına sıkışmış. Buna rağmen kitabı sıkıcı bulmadım. Sanırım yeni bir türü tanımanın getirdiği heyecandan dolayı. Zaten en baştan hazırdım "Aah Vincent *_*" diye hayallere dalmaya... Yalnız şöyle bir sorun var; "yanık tenli, uzunca siyah dalgalı saçlı" (Vincent) tarifiyle gözümde her seferinde Lost'taki Sayid canlanıyor. Bütün bir kitabı Sayid'i düşünerek okumak ne kadar zor bilemezsiniz...Şu tarifi görünce güzel şeyler düşünmeye çalışıyorum ama kenardan pırtlayıveriyor Sayid, ah Sayid...Bu sebeple yazarları vicdani sorumluluk hissetmeye davet ediyorum. Lütfen biraz açık tenli çocuklara odaklanalım sevgili yazarlar!!

Kitap özgün olmasına özgün fakat hiç karakter gelişimi göremedim. Kim nasıl geldiyse öyle gitti, karakterlerde derinlik yoktu. Mesela bu tarz kitapları kışın okumam ben. Yaz mevsiminin hızlı temposuna ayak uyduran bi kitap daha çok. Serinin nasıl devam edeceğini bilmem ama ilk kitaba bakarsak, okunur yani, olur olur...

Çeviride takıldığım yerler oldu. Özellikle bir tanesi beni çileden çıkarttı. O da "Allah aşkına" cümlesi. Hikayeden aldı götürdü beni her gördüğüm yerde. Karakterler Fransız/Amerikan, olay Fransa'da geçiyor, tahminimce Müslüman da değiller, e nerden çıktı bu "Allah aşkına"? Bu kitapta geçen Fransız yemekleri yerine karnıyarık, efenimee imambayıldı falan yazmak gibi bi şey.

Son olarak kitabın kapağına gelirsek... Bi kere ben fotoğraf kullanımına son derece karşı olmakla beraber bunun kolaya kaçmak olduğunu düşünüyorum. Zaten %90ı da fotoğrafları kullanmada başarısız. Benim İçin Öl de başarısızlar sınıfında kaldı. Kapakta kullanılan kızın fotoğrafı kalitesiz ve crop yaparken kenarlar tırtıklı tırtıklı kalmış. Bunu ilüstrasyon ekleyerek kapamaya çalışmışlar gibi ama yok öyle...Raflarda görsem elime alıp bakmayacağım bir kitap olurdu ne yazık ki...

Eğer ilahlaşmış bir erkeğe aşık olan zavallı kız kitaplarını seviyorsanız, bu kitabı da çok seveceğinizi düşünüyorum.

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Okunan kitaplar (çok birikmiş)

Yazmaya bi türlü fırsat bulamadığım okunmuş 12 kitap var elimde. Sıralamasını hatırlamaksızın hepsini yazıyorum.

Zehir Ustası
Dex Yayınevinden çıkan kitaplar içinde okuduğum en iyi kitap, hatta belki de tek iyi kitap. Konuya bakarsak kısaca, Yelena idam cezasına çarptırıldıktan sonra, komutanın çeşnicisi olmak için Valek'ten (valek insan ha bu arada fjlsdfkjhdf isim gibi durmuyosa..) teklif alır. Ama kaçmaması için her gün Kelebek Tozu denilen bir zehir içmek zorundadır ve panzehrini almazsa da ölecektir. Ve sonra olaylar olaylar. Konusunu okuduğumda, bir güzelim konu daha yazar tarafından hiç edilecek, desem de, öyle olmamış. Gayet kıvamındaydı, bol bol heycanlıydı. Ve Yelena, ana kadın karakter olmasına rağmen hiç sinirlenmedim, hiç gıcık etmedi! İnanılmaz yani fhsdgfsd Peki o kapak nedir? 7-8 tane Dex kitabını Dnr'dan 3-4tlye almıştım tanesini, sandım ki yanlış basım falan heralde...Çünkü baya kapakta duran kadının kafası silik! Baktım diğer kapaklar da öyle. Kim yapıyor arkadaşlar bu photoshopları ya kim yapıyor allahınızı severseniz ya!?


Başlayanlar
Bu kitabı da Dex kitaplarında ikinci sıraya koyuyorum. Konusu, biyolojik bir savaş orta yaş tüm insanları yok eder, gençler ve yaşlılar hayatta kalır. Yaşlılar yani Sonlayanlar öyle bildiğimiz yaşlı değil 100lü yaşlarda olan insanlar. Hepsinin evi işi parası varken gençlerimiz yani Başlayanlar aileleri ölünce aç açıkta kalıyolar. Para kazanmak için Sonlayanlar'a bedenlerini kiralıyolar. Yani Sonlayan bir kişi Başlayan bir kişinin bedenine girip gençliğinin sefasını sürüyor. Müthiş bi konu değil mi!? Asıl kızımız da beden bankasına gidiyor, para kazanması lazım. Ama bu işin içinden öyle kolay çıkamıyor çünkü Sonlayan kişi bedenini kullanırken bi hata sonucu uyanıveriyor. Gerisini okuyacak olursanız diye irdelemiyorum. Ama hala kitapta bi şeyler eksikti...Ne olduğunu tam söyleyemiyorum ama hah işte bu diyemedim.
(Bi de Mefisto'yu okudum Dex'ten. Ama fotoğrafını çekmeyi unutmuşum şuraya sıkışsın. Zaten okumayın da, gerek yok; eğer ki fantastiğin içine düşüp "normal erkek arkadaş istiyorum" kızlarından bıktıysanız.)

Güzel Harabeler
Kitap kapağı denince benim en sevdiğim yayınevi Domingo'dur! Bütün kitapları tek tek sevilesi :') Güzel Harabeler'de bu güzel kapaklardan biri. Kitabı elime alıp arka kapaktaki övgülere bakınca "hıııaaa ben ne okucam lan böyle!" dedim, öyle bi yere göğe sığdırılamamış. Haliyle beklentim artınca da pek randıman alamadım. Kitap hakkında ne yorum yapsam bilemiyorum...Genelde ne diceğimi bilemediğim kitapları aradan zaman geçtikçe kendiliğinden çok sevmeye başlıyorum. Bunda da o ışığı gördüm. Yanlış anlaşılma olmasın tavsiyedir ama, alın okuyun yani.

Film Kulübü
Yine Domingo Yayınlarından sevdiğim bi kitap. David Gilmour ve oğlunun yaşadıkları hakkında. Yaşadıkları da şöyle bi şey ki; oğlu (adını hatırlayamadım) lisedeyken okulu bırakmak ister. D. Gilmour'da tek bir şartının olduğunu söyler, her hafta babasının seçtiği 3 film izleyecekler. İş yok okul yok sadece 3 film. Bu şekilde geçen zaman boyunca nasıl değişimler yaşadıklarını görüyoruz. Çok güzel bi baba-oğul ilişkileri var, ben baya kıskandım hani. Fakat çok ağır bi ergenlik yaşamış oğlu. Ben bunaldım, yaka silktim kendisinden. Adamın yerinde olsam elimin tersine gelirmiş hep. Çok güzel geldi diyip tekmeyi basamışım. Peygamber sabrı var adamda yani helal ossun.

İkiz Bedenler - Günahkar
Tess Gerritsen'in depoladığım kitaplarını da yavaş yavaş eliyorum. Hala kitabı elime alında "okumak istemiyorum" hissi yaşasam da bi başlayınca gerisi geliyo. Gizem çözesim yok demek bu ara... Bu iki kitaptan da İkiz bedenler daha iyiydi bence. Rizzoli&Isles serisinden olmalarına rağmen ben sırayla okumuyorum. Zaten ilk kitap da bende yok. Öyle karışık da gideri var. 

Tanrıçanın Savaşı
Ephesus yayınlarından sevdiğim bi seri. Serinin ilk kitabı Tanrıça'nın biraz daha altında kalmış ama ikinci kitap. Çok durağan geçti, sonlara doğru güzel bi heycan yakaladı ama... Taze taze çıkmış olan 3. kitap Tanrıça'nın Mirası'nı da Ephesus Yayınlarını yolladı ve bugün elime geçti. Hemen bu hafta başlamayı düşünüyorum. Mitolojik ve fantastik YA kitapları sevenlere tavsiye ederim seriyi :3





Spiderwick Günceleri - 2
Sırf o güzelim ciltli kapakların hatrına çocukken alamadığım Spiderwick Günceleri'ni ordan burdan toplamaya çalışıyorum. Bunu da vikide biriyle takas sonucu almıştım. İlk kitabı okumadım elimde de yok ama bunu almışken okudum. Çocukken okusam da sevmezmişim. Çünkü hayalgücünü kullanmaya izin vermiyo kitap. Çok fazla resim var içinde. Bi yaratıktan bahsediyo tak yanında yaratığın resmi falan... Yav bi bırak ben kafamda çizicem yaratığı!! O yüzden tutmadım bu seriyi. Ama kitaplığımda dizili görmek istiyorum yine de fljsdfkjdh

Yok Yere
Ben böyle cinayet sahnesi okumadım! Sanki yanıbaşımda yaşanıyo olaylar, o yanan etlerin kokusunu aldım, boğazların kesilme seslerini duydum resmen! O kadar bunaldım ki yettteeeaaarr diye çığlık atmak istedim bak hala tüylerim diken diken aklıma geldikçe. Ryu Murakami'nin bu başarısından sonra bana cinayet sahnesi yazdım demeyin sevgili diğer yazarlar. Kitabın hepsi cinayetten ibaretmiş gibi konuştum ama, değil. Çok ilginç psikolojilerde iki adamın karşılaşması ve aralarındaki iletişimle alakalı bi kitap. Çok da burda dökmek istemiyorum konuyu, alın okuyun genşler. Sonra bi de Emanet Dolabı Bebekleri okursunuz iyice kafa gider fjksdhfsdf Bir de benim sırada Şeffaf Mavi var. Bakalım...

Uzak Tepeler
Japon yazarlar okuyanlar bilir, kitabın sonunda kitabın sona ermesini beklemezsiniz, öylece bitiverir. Bi kaç sayfa daha ararsın kaldı mı sıkıştı mı acaba bi yerlerde diye. Olaylar sonuçlanmaz, sen o kitaptan bilinçlenmeni alır gidersin, gerisi sana kalmış. Yine öyle bi kitaptı bu da. İngiltere'de yaşayan Etsuko'nun kızı intahar eder. Bu olayın takibinde Etsuko yıllar önce Japonya'da yaşaken tanıştığı Sachiko ve kızıyla ilgili anıları hatırlar. İlginç ve biraz ürkütücü bi kitaptı bence. Kazuo Ishiguro'nun da okuduğum ilk kitabıydı, en kısa zamanda diğerlerini de alıcam umarım :3

Japon Halk Hikayeleri
Kitabı nasıl edindiğim hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler buraya. Animelerde ve Japon film/dizilerinde arada rastladığımız efsaneleri bu kitapta görünce çok sevindim :') Genel olarak ürkütücü şeyler beklesem de gayet sıradan hikayeler de vardı. Yalnız bi tanesini gece okuyup hakkaten tırsmıştım fjksdhfskdhf JKM'ye tekrar teşekkürlerimi sunarım efem bu kitaplardan yararlanmamızı sağladıkları için!

16 Ağustos 2013 Cuma

Grafiği 4.yılda bıraktım. Bilenler bilmeyenlere lütfen..

Evimde yatağıma yayılıp internette dolanmayı özlemişim, hatta ağlıcam sanırım lan çok duygusal anlar yaşıyorum!!! Burda 1 haftadır evde internetsizlikle yaşam mücadelesi verdim, çok şükür atlattım, hemen konuya giriyorum.

Bayramda annemle Çanakkale'ye gittik sonunda (aslında önce Çınarcığa babanemlere falan gidip bi günlük sınandım ama o kısımlara giremicem). Planımız önce orduevine girip kalcak yerimizi ayarlamak, daha sonra okul döneminde orduevinde kalabilir miyim onu öğrenmek duruma göre yurt/ev bakmak ve okula gitmekti. İlk iş orduevine gittik. AY BU ARADA DENİZ KIYISINDA!!!! Siz buna heycanlanmadıysanız hiç Ankara'da yaşamamışsınız demektir susun gidin bi kfjdhjdhf İşte girdik içeri resepsiyondaki askere didik bi gecelik oda ver diye. Yok dedi. O an arkaya bağlamayı aldık annemle kederimizi yaşadık bi. Sonra annem yok mu kıyı köşe bi yer diye yazıklanırken, çocuk dedi bi tane tek kişilik var ama penceresi tavanda dedi kflsjdfjksdfslkdfj Niye öyle oda yapıyonuz lan? Neyse tabi ver didik.

Burda adamaskerle (önceden buna asker abi diyoduk ne güzel, insan büyüyünce ne diceğni bilemiyo ha) baya bi konuşuldu da o konuya da gelmicem. Öğrendik ki, öğrenciler orduevinde kalabiliyomuş. Bunun için okul kayıt zamanı orduevine de müracaat ediyomuşuz. Bi de oranın sorumlusu mu bişeyi başçavuşla oturduk konuştuk. Adam çok yardımcı oldu saossun. Okul kaydıma gittikten sonra kendisine de uğrayıp müracaatımı yapıcam. %90 ihtimalle olacağı için bir B planımız yok. Ne biliyim çok hoşbeş ettik ben pisikletimi park etceğim yere kadar sordum adama lskdjfhskdjfh benim büronun önüne bırakırsın dedi yani olur bence kalırım orda.

Neyse efenim annemle orda kaktık gittik okula. 5 DAKİKA MESAFE LAN 5 DAKİKA AHAHAHAHAHAHHAHAHAH YÜRÜYEREK LAN!!! Ben burda yarım saatlik yolu, otobüs bekleme sürelerini çıkarınca 1 saatte gittiğimden :::':'')')'))) Neyse okulun giriş kapısını ararken de tenis oynamak için okula girmeye çalışan bi gencodan hayırlı ossunlarımı aldım. Annemle "ay herkes konuşuyo burda aaayyy tanışık olmayan insanlar birbiriyle muabbet ediyo aaaa aaa" diye hayretler içinde dolanıyoruz böyle. İşte fakiltemi de gezdim küçük şirin mötevazı bi yer :') Bayıldım.

Ordan şehir turuna çıktık. Ama nasıl aşkla dolanıyoz yani bilemeniz ldkjskfsdfj o sırada, olmayan pasaport ve bavulumuzu bile çalabilirlerdi öyle bi Polyana bi Haydi olduk. İşte bi tane sahafların olduğu sokağa girdik. Orda kitap bakarak giderken (ben bu sıra ağlıyodum böyle bi sokak olduğu için) Bi tane tükkanda annem kitap bakarken manga gördüm. Adama "bu mangalar ne kaa" didim. "Gel içeri bak, daha fazla manga var" dedi. Koştum hemen. Böyle cennet gibi her yer kitap. Kendime şu shoujo manga dolu kalın dergiyi 8 liraya aldım araya sıkıştırayım.

Sonra yine muhabbete başladık. Adam (adam demek istemezdim fekat adını sormayı unuttum salak gibi) bana "sen de ışık var" diyip durdu ama bilmiyom nasıl lfkjsdfkjsdhf Sonra annem yine burda bunu kazandı şurda şunu bırakıp geldi diye başladı. Adam "ben dedim ışık var dedim deli kız seni kehkeh"leyerek beni kanatları altına aldı saolsun. Orda çalışan diğer çocuk geldi, o da resim öğretmenliği okuyomuş. Annem ona da grafiği bıraktığımı söyledi tabisi. Çocuk çok kederlendi bu duruma, arabesklendi bi köşede. Ben onu teselli ederkene annemle Adam (edım diye okuyun bari) kenarda devlet meselelerine daldılar. Biz orda bi yarım saat falan takıldık bu şekilde. Sonra bana "kayıt günü geldiğinde, ilk bana uğra, sana bizim kağıtları vericem onları dağıtırsın kayda gidince, ödeme de yapıcam sana, sonra okul başlayınca da sana iş ayarlarız ya burda ya da bizim diğer iki kitapçıdan birinde" dedi LAN KİTAPÇIDA DEDİ İŞ DEDİ BEN ORDA HAFTALIĞI 1 LİRAYA BİLE ÇALIŞIRIM LELELELELELELLE....

Ordan annemle hoplaya zıplaya çıktık. Sonra ben Japon gördüm ve ayak küçük parmaklarımdan sakatlandım anneme gösterecem derken. Halbuki gösterme de mi Japon bu her yerde.. Nys :S.s Efenim böyle işte annem bile Çanakkale'ye yerleşmeye heveslendi (tahtalara her bişeye vurursak lütfen)...Ertesi gün ne yazık ki Ankara'ya dönüş amaçlı otobüsümüze doğru yol aldık. Bi gazete bayiinden dergi gazete falan alırken de ordaki teyzeyle de hoşbeş ettik. Anaaa bi yerden işini halledip çıkamıyon lan böyle herkes muhabbet açıyo. Truman Show yaşadım resmen orda. Çok şükür o kadın da öğrendi Grafiği 4. yılımda bıraktığımı. "Anne dünkü gözlemeci amcaya söylemedik istersen bi uğrayalım" dedim yani en son.

Şöyle bi toparlarsak ben yaşlanacağım yeri buldum arkadaşlar. Hayatımın en şanslı gününü o gün yaşadım. Umarım gittiğimde de bozulmaz (bundan 2 ay sonra nefret söylemlerimde burada olurum,yine tiksinecek şey bulurum kesin) diyor, internetimin tadını çıkarmaya gidiyorum.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kitap Oburu oldum!

Bu aralar blogumdan sürekli bi şeylerin duyurusunu yapıyorum. Şimdi yine bi duyurum var, hem de bu 2 aya yakın zamandır bekleyen bi olaydı, sonunda açıklayabilicem :'B


Taze bir Kitap Oburları oburuyum arkaaşlar. Hala bu konuda çok heycanlıyım ama şu an yazarken pek belli edemiyorum gljdfgkjdfg Hiç bilmeyenler "Neci bu Kitap Oburları?" derse; bir sürü kitap okuyup bunları yorumlayan güzel kızlardan (kendimi dahil edicem müsaadenizle fshdgf) oluşan, benim de ilk başladıklarından beri kenardan kenardan "ne güzel şeyler yapıyolar" diye baktığım bir topluluk. Bu nedenle Hazal bana Kitap Oburları'na katılma teklifiyle geldiğinde heycandan öleyazmışımdır.

Tabi ben blogumda "yorumcu" kişiliğiyle var olan biri değilim. Öyle kendi halimde yazar çizerim. Bundan böyle de öyle devam edeceğinden "kitap yorumu" konusunda nasıl bi sonuca ulaşıcam bilemiyorum. Şöyle bi alnımın akıyla ilk turun altından kalkabilirsem rahatlarım, gerginliğimi atarım ve kendimi eğlenceye bırakırım gibi fsjdfsjdf Sanırım şimdilik diyeceklerim bu kadar :3