31 Mart 2013 Pazar

Bir kitap alıyorum bir kitap alıyorum ki sormayın #4

Bugün Ankara Kitap Fuarı'nın son günüydü. Son gün diye indirimi bol olur dedik, sabrettik 1 hafta ve bence çok güzel de oldu. Hala kollarım ağrıyo kitap taşımaktan :')')'


Etraftan duyduğum yorumlarla baya baya berbat bi şey bekliyodum ben, demek beklentiyle gitmiceksin bak dlaşskdasdk Aradığım kitapları buldum, 5-7-9 tl ye aldık hep. En başlara pahalı pahalı koymuşlar 25-30 lira kitaplara %20 indirimli falan. Napıyım onu internette daha ucuz. Sonra 5 liraları gördükçe coştuk tabi.

Hah tabi her yerden mesnevi efenime islam vs kitaplar fışkırıyodu, biz de kapaklara aldanıp gidiyoruz, "MY EYES!!!!" diye döndük bol bol. Bi de dşlaksdaısdjkapsodk dur çok gülüyom opasdkaopsıdjasdşdlkasdişalkdşasokdpaok rezil etti bizi gerizekalı tuğçe dkasdpoaksdposdk kardeşime de mi bişey alsam diye çocuk kitaplarına falan bakıyoduk. Bi standa bakarken tüyçe dedi ki "burcu nolursun burdan bi şey alma" ama suratı tiskinti nefret ve acıma dolu böyle. Ve o standın başında "yazarlarımız kitaplarını imzalıyor" yazısı vardı. Kitapların yazarları - ki ben 2 tanesini seçtim o an kaçarca- bi anda kafayı kaldırıp bize odaklandı hiddetle. Bu eele bakıyo etrafa daksdpaosdkasd

Fotoğraftakiler dışında 3 tane de Tuğçe'ye aldığımız fantastikli kitap var. Ben de gerilimleri, okuyunca pamık gibi yapan sevgi yumağı serileri toparladım. Daha çok gözüm arkada kaldı tabi almak istediklerime, ama param bitti :')')')) Hele ki Sel yayıncılığın standında almak istediğim çoğ şey gördüm. 3 kitaba kadın %50 indirim yaptıysa da param yoğdu alamadım :')') Haa hiç bi yerde rastlamadığımız Büyü kitabı efenime ejderhalı bilmemne kitabı vardı böyle çok mükemmel, 50lira oluşuyla dağıldık T^T Sonra ephesustan da çoğoş kitap ayraçlarımız oldu! Adam ayraç alabilirsiniz diyince bedava mı didik evet diyince hemen yumulduk, toparlarken bi yandan da ayıp olmasın diye "ay çok mu alıyoruz ki" dedim ildaskdaksdasldk fakirliğimiz batmasın. Anneme de 2 tane tarih kitabı aldım. Artık hayatıma kalan 15 liram ve 5li ego kartımla devam edicem çucuklar. Ossun böyle yımışacık oldum bir kitap alışverişiyle daha :')

29 Mart 2013 Cuma

Kitaplar ve ilk ebay heycanım #3

Ben niye genç kız günlüğü başlıkları atıyom ya bu ara? Neyse.
Dün sabah ilk ebay siparişim bana ulaştı ::::::::) Nasıl mıtlıyım bilemezsiniz. Bi de bu kozmetik yasağı olaylarıyla iyice gerilmiştim, satıcıyla da konuşmuştum üstüne kozmetik yazma dimiştim. Yine de gümrük de kalma ihtimali vardı tabi, ama ne şans ki 25 gün gibi bi sürede geldi. Şimdi diğer 12314123 siparişimi bekliyorum :') 

 2 hafta önce Ephesus Yayınları'nın Twitterdan yaptıkları yarışmadan da istediğim kitabı seçme hakkı kazanmıştım. Benimle iletişime geçtiklerinde tam da Mydestiny bu kitabı tavsiye etmişti, o yüzden bunu seçtim. Yalnız yarışma koşullarında belirtildiğini sanmıyorum, eğer belirtilmiştiyse laflarımı kaale almayınız ama, kitabın kargo parasını ben ödedim :)))))))))))))) 15 liralık kitaba TAM 6 LİRA kargo parası ödedim çucuklar. ben ki 3,5 lira kargo parası ödediğim için 8 kitabımı kucaklayıp ağlamış insan, dün 6 lirayla toprağa gömüldüm. Ha iyi günümdeydim ki herhangi bir çemkirmede bulunmadım. Ama acısı bana aşşadan aşşadan işlemekte. Tükkanınızı patlatırım... Pusudayım...

Bu kitabı 2 gün önce bitirdim. 250 sayfa elimde sündü de sündü. Bu kadar gerzekçe bir yazım tarzı olamaz. Öncelikle benden en kocaman eksiyi şu yazı karakterinin kullanılması yüzünden aldı:

YAPAMAZSINIZ. Bu karakteri küçük puntolu yazıda heleki bold ile KULLANAMAZSINIZ! Kim onay verdi arkadaş buna?! Gözüm afedersiniz ama sikildi resmen!
Yazarın ilk kitabı olduğunu tahmin ediyorum, değilse çok yazık. Hatta aynı konuyu işi bilir bi yazarın ele almasını talep ediyorum. Caağnım konu hiç olmuş. Kadın çok heycanlı olabilcek yerleri pat pat kesmiş, başka şeylerle bölmüş, betimleme desen... Kitaptaki en betimleme şey "Max kara kaşlarını çattı / Max kara kaşlarını kaldırdı / Max kara kaşını düşürdü" HAAAYY TAMAM DAHA TAMAM! Tuttu bana Max'i yaptı bir Kenan İmirzalıoğlu! Tüm kitabı o lanet pisliğin suratını düşünerek okudum! Kitabın baş karakteri kızı da "aşık" olarak göstermek isterken "azgın" olarak göstermiş. "Öpecem emecem lilili" diye dolandı kız. Yazıktır lan, yapmayın lan, bi de seri yapıyomuşsun sen bu kitabı!

 Az önce bitirdiğim kitap da bı. İlk Gerritsen kitabımdı, araya Tanrıça'yı sokup hemen diğer kitaplarına geçmeyi düşünüyorum elimdeki. İlk 100 sayfada nasıl heycanlandım ki bilemeniz. Tebi sonrası da çok heycanlıydı. Burda da biraz adamın altın kıllı göğsü betimlemesiyle boğuştuk ama olaylar çok akıcı gitti çok şükür. 
Bi de bugün de Uncle Vernon'ın ölüm haberiyle dağılmış bulunmaktayım. Resmen mideme bi şey oturdu lan T^T Pamık gibi adam! Allam hiç yüzümüz gülmicik mi bizim ama sen napıyon ki orda!!!
Evet diceklerim bu kadar izninizle Sims oynamaya gidiyorum şdkasdpoasdk :'(

26 Mart 2013 Salı

Yine fantastikleri toplayarak gidiyorum

Geldik bir gidilen görülen filmler yazısına daha! Bugün gittiğim filmden itibaren geriye sararak bakıciiz:

Jack: the Giant Slayer

Bi dakka şu an oynayan çocuğun Warm Bodies'teki bebe olduğunu öğrendim şok geçiriyom lilililili! Cebe atmıştım görünce bak gidiyim her bi filmini izliyim şdoaskdaspodk Şimdi de öğrendim ki son zamanlarda tiskinerek itildiğim Jennifer Lawrence'ın manitasıymış. Neyse... Neyse gızım sen karşıma çıkcan elbet... kendi iç hesaplaşmamı bitirdim evet işte karşınızda Jack;
Bildiğimiz sihirli fasulyeler olayını peydahlayan velet kendisi. Lakin ben filmde fasulye sırığını görene kadar filmin konusunun bu hikayenin uyarlaması olduğunu bilmiyodum şdasjkdaosıdj  Artık afişe dikkat edince bile spoiler yiyo gibi mi hissediyorum napıyosam bakmamışım.

Söylemem gerekir ki o kaa beğendim o kaa beğendim ki mutluluktan ağlıcaktım! Hiç diyemedim şurası şöyle olsaymış falan diye MİKEMMEEELLL YİİAA diye çığlık atıvericektim salonda. Zaten hep şöyle izledim:
Hiç bi anında sıkılmadım lan yok beele bişey. Çucuğum gibi sevdim. En iyi masal uyarlaması ilan ediyom ben bu filmi! Adam gibi gifler düşmemiş ona üzülüyorum hee bak koycak gif zor buluyorum. O sarmaşık! O devler! O mekanlar! Harikeyn yia!

Ve işte obi wan kenobi şdlaskdpaosdk domuzcuklar açısından gerçekten acınası bi sahneydi

Ay şimdi bi şey diyip filmin heycanını kaçırmak istemiyorum. Millet benim gibi olumlu yorumlar yapmamış genel olarak, bence fakirsiniz. Her şey tahmin ettiğim gibi çıktı diyen var lan, ne istiyon ben anlamadım :)))) Çok bayıldım öldüm izlerken ben, tavsiye etmiyom ama. Ekşınlı animasyonlar sevmiyosanız gidip gıcık gıcık yorumlar yapcağnız. Sonra ben okucam sinirlencem, gerek yok.

Oz the Great and Powerful

İşte yılın faili! Sen trailerla o kaa heycanlandır, hatta filmin jenerikte vooaah dedirt ama sikimsonik film çıksın. Zaten Mila Kunis kaltağının oynadığını bilsem hayatta gitmezdim. Sürtük ırısbı oynayamıyon bile yılan karı ay sinir oluyom tutmayın!
Filmde çocuklara mı hitap edilse genele mi hitap edilse karar verememişler. Çocuklar için fazla abaza bir Oz, yetişkinler içinse, bilemedim yetişkinler için ne. hiç kimse gitmesin diye yapmışlar bildiğin. Hikayenin özünde Dorothy'nin yaşadıklarını fakrlı bi şekilde Oz yaşıyo. Ben hep, Dorothy onları yaşarken Oz ne alemde, ona da bi hikaye yazarlar diye bekliyodum. Amaaan götüm gibi film parama yazık oldu. Orjinal Oz filminden de tiskiniyorum bundan da.

Hansel &GretelWitch Hunters

Ene Japonca afişi almışım şimdi farkediyorum :'3
Bu film de, gidicek film bulamayıp gittiğim bi filmdi. Hiç bi beklentim yoktu yani, belki de o yüzden bilmiyorum çok sevdim. Yine ekşını bol, hiç sıkılınmayan bi film. Olm ben bütün uyarlamalara gitmişim şu an düştü bak aklıma yazık lan nasıl sıkılıyom demek :'/
Neyse, cadı avladıkları silahlar, cadıların tipleri falan çok oricinıldı. 10 yıl midem kaldırabilecek bi görüntü vardı bi de, brace yourself spoiler is coming. Cadı adama toprak yediriyodu bol bol, sonra hanselle gratelin yanına gönderiyodu, adam size cadıdan bi mesajım var diyip batlıyodu :)))))))))) Her yer dalak böbrek, toprakla beraber yenen kurt :))))))))) Enfes bi görüntü. Yani öyle bebeleri toplayıp izlemeyin he mi bol yarmalı deşmeli şey var.

Enee bu kadar gitmişim lan! Bİ de oturup evde baktıklarım var sinemada gidemediğim için, biri Brave, sırf kızın saçları için heves ediyodum, o kaa sıkıldım ki bitiremedim bile. Diğeri de Timothy Green'in Sıradışı Yaşamı, fantastiğinden çok aile kısmı ağır bastı, ben de havamda değildim yine yarım bıraktım. Bi ara Sefiller ve Muhteşem Yaratıkları da izlicem. Ama önce Muhteşem Yaratıkların kitaıbını mı okusam netsem bilemedim.
Beklediğim filmlerde, The Host, aslında önce kitabını okucam bunun yani filmi beklemiyom bile ama olsun. G.I Joe'yu delicesine bekliyorum manyak bekliyorum yani eele beele değil. Sinister diye gerdirmeli film geliyo yine ona da gidicem :B Bunların hepsi 29 Mart'tan sonra gelenler. 5 Nisan'dan sonra da işte dev avcısı Jackimizin filmi geliyo Warm Bodies, zamanında olm zombiye mi aşık oluyon kız kokar lan diye inkar etmiştim ama kitabını bile okumayı düşünüyorum. Fragmanı ço hoşuma gitti. Chinese Zodiac var Jackie Chan babam ve Kwon Sang Woo işbirliğiyle :')  Yeter bu ka bütün bi seneyi yazıcam yoksa. Bay.

24 Mart 2013 Pazar

Sanki eğlendim gibi YGS gibi değil gibi

Aha da bitti YGS! Hemen başlıyım konuşmama şdkasdaskd

Sabah 6da otomatik olarak kalktım. Zaten hayatım artık yoğurt-hoşaf dedesi tadında, erkenden yatıp 5-6 gibi kendiliğimden uyanıyorum. Sonra hazırlandım pijamalarımı giydim, afedersiniz büyük tuğaletimi yaptım falan çok şükür. Erkenden çıktık, yollar açıkken erkenden gidiverdik. Biraz notlarıma baktım sonra müzik dinledim. Çünküsü bi heycan gelmeye başlamıştı bana karnıma ağrı bile girdi bak sınav heycanına bak sen.

İnsanlar gelmeye başlayınca, allah yareppi "saçına bak kızın, saçı, saçaçaaç, ssıaaça bakk, saççç" sürekli lan sınava geldin pipini kesecekler göt herif 1 saat sonra orda benim kafamla uğraşıyon! Bu kaa işe yaramaz adamlar olarak üniversitelerde yer işgal etmezsiniz umarım! Bi de makyaj, topuklu gelenler... Canın çıkmaya...

Tam içeri almaya başlıcaklar, geçtim kapının o tarafa. Bi adamla bi kadın kapıdaki görevlilerle konuşuyolar. İkisi de araba anahtarlarıyla içeri girmeye çalışıyo. Görevliler açıklamaya çalışıyo, cevap olarak "e napiyim ben şimdi bu anahtarı" Sikbeyinli yemin ediyorum. Sana 15 tane yerde açıklanmış, sınavda içeri sokabilceklerin, onu geçtim yıllardır haberlerde görmüyo musun tartışmaları ve mağdur insan görüntülerini! Kodumun aptalı! Bana bi sinir geldi, konu uzadıkça uzuyo allah susmuyor itler! Görevliye teslim etmeye çalışıyolar. Burda mı sorun yaratıyonuz şimdi mi öğrendiniz yani bunu gibisine laflar ettim, çevreden evet evetlerle kafa sallanıp beraberinde ekstra yorumlar gelince gidip anahtarlarını taksiciye bıraktılar. Git ösymyle konuş olm derdini! Orda millet zaten gergin stresli. Bi de görevlileri suçlayarak konuşuyolar. yeminle kıl oluyom, salak insana tahammülüm yok, ezecen böcek gibi!

Neyse içeri girerken beni aylardır korkuttuğunuz gibi bi aramadan geçmedim çucuklar, yine bak milletin lafıyla iş yapmıcan demek şdlaskdasdk şöyle bi yokladı, bi de popoma elledi ve bitti. Gittim sınıfımı buldum oturdum. Tabi sıralar küçük ama dert olcak kadar değildi. Oturduğum sıra çok sallanınca değiştirttim. Bak burda da sinirlendim, neye? Sınıfa geliyolar, ellerindeki belgede sıra numaraları yazıyo ya, sıraların üstüne de dana kadar numaraları yazmışlar. 20 kişilik sınıfta BULAMIYOR LAN SIRASINI BULAMIYOR!!!!!!!!!! Kalkıp çakacaktım yemin ediyorum bu kadar salak olamazsınız türk milleti diye! Bunlar kazanır ben kazanamazsam hiç bi şey yapamam tabi yine otururum eele evet.

Götümüz de dondu okul buz gibiydi. Sorular hakkında bilmiyom ne konuşsam. Özet geçicem, türkçe kolay geldi max 3-4 yanlış olur diyorum, sosyal....ah sosyal...Çalışmasaydım da aynı cevapları verirdim lan şdalskdasd zaten hiç bi zaman hiç bi cevabımdan emin olamadım sosyalde. O yüzden bi şey diyemiyom. Ama 10 tanesini falan çarpıcı attım. 4 tane mi ne boşum var. Din sorularıyla iman doldum. Tarihte nerde türkü arabı öven şık varsa onu işaretledim. Coğrafyaya zaten bi şey demiyom siktirsin gitsin kötü çocuk pezevenk. 10 tane falan da matematik çözdüm. Beele işte gerisi kader kısmet. Twitterda dedim burda da diyim. Kesinlikle kaydırma, yanlış işaretleme yapmadım. Çıkacak sonuçlardaki tüm salaklık bana aittir. Sonra "aaoy koydormoşooom" dersem ağzıma çakarsınız bi tane sus yalancı diye.

Bizim zamanımızda hiç beele şekerler kalemler yoktu. Hoşuma gitti çapqın ;) mavi şekeri hep saklıcam hele ki çogsel rengi. Sarıyı yedim de sınavdan sonra allah kahretmesin ağzımdan gitmedi hala tadı! Bi de en çok sınav bittikten sonra twitterda muhabbet etme kısmını sevdim dşlaksdlaskjd Negsel dün gece ve bu sabah bir sürü başarılar tiviti aldım mıtlı oldum hoş bi jestti bence :'3 Hayatımda ilk defa jest diyom durun! Tabi yine bizim zamanımızda twitter neyn yoktu. Böyle ortamlarda bulunamadık. Bir kez daha uyarımı yapayım keps açıp  EĞER Kİ JAPONCAYA İLGİNİZ YOKSA, SENE TEKRARI YAPACAKSANIZ ÇEK GİT ŞORDAN BENİM ASABIMI BOZMA O TERCİHLERE JAPONCA YAZMAYACAHSIN!!!

23 Mart 2013 Cumartesi

Lanet olası zenci gsfliler #2

Eveet, en son yetenek sınavları başlıyodu... Devam ediyorum. Bi önceki çemkirmeler yüzünden bu sefer bitiricem yazıyı dkşasjdaskjd
Aslında İstanbul'da bi okul kazanmak istiyodum. Ama yine ailevi durumlardan (izin vermeme değil) o hevesimden vazgeçtim. Hacettepe'ye yöneldim.
İlk yetenek sınavı deneyimim olacağı için, Hacettepe sınavından önce başka bi sınava girmek iyi olucaktı. Ki şöyle bi şey var hiç stresli değildim, şaşılası derecede bi rahatlık vardı. İzmir 9 Eylül sınavlarına girmeye karar verdim. Kurstan toplam 6 kişi Sınavdan 2-3 gün önce İzmir yoluna düştük. Sınava kadar gezdik tozduk bol bol eğlendik. Kurs hocamızın eski öğrencisinin İzmir'de açtığı kursa gittik. Ordaki öğrencilerle oturup biz de desen çizdik. İzmir, İstanbul, Ankara'nın tarzı farklıdır. Biz kursta Ankaradaki güzel sanatlar fakültelerinin desen anlayışıyla eğitiliyoduk. İzmir'in tarzıysa bize göre daha çok "boyama"ydı. Açıkcası orda 6mızda hepsini haklayabileceğimizi düşünüyoduk çizimlerine baktıktan sonra. Ama yok, okul bizi istemedi şdaskdaşsdk

İlk aşamada, canlı modelden desen çiziyoduk ve ben arkadaşlarımdan farklı bi sınıfa düşmüştüm. Hatta tam en güzel açıdan yerimi bulmuş yerleşmişken, listede hata olduğu ortaya çıkmıştı ve beni başka bi sınıfa yollamışlardı son anda. Sinirim stresim o an gelmişti işte. İzmir'in sınav süresi çok uzun 3 saat mi neydi, biz kursta 15-30-45-60dklık çizimler yapıyoduk, düşün nasıl uzun! O yüzden sınav arası veriyolardı. Araya çıkınca hemen önceden anlaştığımız toplanma yerimize gittim. Ve oturdum ağladım sinirlöröm bozolddooğ diye. Sınava başlamadan bi kere sinir stres yaptım ya elimin titremesini hiç durduramadım ilk yarıda çizim boka sardı, arkadaşlarım da beni bi güzel teselli ettiler. Resmen lisede bayılan kız oldum şdkasjdalsdj Sonra bi şekilde sınav bitti. Ertesi gün sınav sonuçları açıklanıcaktı. Ben çok umutsuzdum tabi olmıcak bu diyodum. Sonuçların açıklanacağı akşam baktık okulun site felç, açılacağı yok, grubun 3 erkeki okula gitti sonuçlara bakmaya. Bi süre sonra telefon geldi "hepimiz geçtik" diye. Nasıl tepindiğimizi yerlere yattığımızı unutamiğcim.

Sonraki aşamalarda bize bi rahatlık geldi. 2 sınav daha olduk sanırım evet. Konu veriyolardı, siz de çiziyodunuz. Bize çok basit gelmişti konular. Sınavlardan çıkınca, ziyaret ettiğimiz kurstakilerle konuşuyoduk, onlar çok zordu ya dedikçe "O.O" nası olm nası zordu ya diye bakıyoduk beele. Sınavlar bitince Ankara'ya döndük. Çalışmalara devam ettik. Sınav sonucunu açıklayacaklarını söyledikleri tarihte açıklamadılar. Ondan 1 hafta sonra da açıklamadılar. Ve 2 hafta sonra da açıklamadılar. "Kazansam da gitmem" demeye başladık. Çünkü belli ki bi torpil işi dönecek. Kesin doğrudur demiyorum ama şu aklımıza geldi, ziyaret ettiğimiz kurstakiler sınavlara kursun logosunun baskılı olduğu tişörtlerle girmişlerdi. Kazandılar mı? Evet. Ha ben de resim bölümünü kazandım. Ama hiç heves falan kalmamıştı.
Kurs hocamın baskısıyla Gazi Üniversitesi'nin sınavlarına da girdim. O kadar tiskiniyodum ki sonuçlar açıklandığında bakmayı unutmuşum, bi kaç hafta sonra baktım ki 2. olmuşum ldşaksdlasdj Bunu Hacettepe'yi kazandığımı öğrendikten sonra öğrendim tabi. Geldik Hacettepe'nin sınavlarına.

İlk aşama yine canlı modelden desendi. O aşamayı geçtim. Sonra 3 sınav ve mülakat vardı. MÜLAKAT! Diye suratıma suratıma acı bi gerçek vuruyodu. Küççük yaşımda ne mülakatı yiiaa! Sonraki aşama bir imgesel sınavı, bi dk bunu açıklamak istiyorum. Şöyleydi: kavram,obje hayvan temel başlıklar. Sonra kura çekiliyor(!) ve kavram kısmına 2 kavram (bizde erimek ve kaynama) vardı hayvan kısmında 3 hayvan (ki biri atmacaydı KUŞ DE BARİ DEMİ! NE BİLEM ATMACA NASIL) 5 tane de eşya kısmında obje vardı cep telefonu, kafes, sörf tahtası falan. Bunlardan 1 kavram seçip 1 hayvanı da koyup eşyalardan seçiyo muyduk serbest miydi hatırlamıyorum, bi kompozisyon oluşturmanızı istiyolardı. İlk yarım saat mal gibi etrafıma bakmıştım. Bi sonraki gün kil sınavı vardı deterjan kutusu ve bi şey heykeli yapmıştık. Bi sonraki gün de suluboyayla vazodaki çiçek demeye dilimin varmadığı bi ormanı resmetmiştik. Son gün de mülakat. Yine şaşılası derecede rahattım ve hocalarla kahkaha falan attığımızı hatırlıyorum bi şeylere şldaksdaskdj.

Sınav sonuçlarının açıklanacağı gün arkadaşımla kafede oturuyoduk. Ben bi türlü bakmıyodum korkumdan sonuçlara, kursu arayıp soramıyodum da. Saatlerce içim içimi yedikten sonra tamam yeter dedim kalktık kursa gittik. tam kapıdan girdim 10 kişi falan hocanın başına toplanmıştı. Birden açıldılar hoca beni görür görmez "kazandın" dedi. Dalga geçiyo sandım. Şaşkın gülerek yok yea falan diyorum tam mal oldum dlşkasdajsd Etrafımdakiler ikna etmeye çalışıyo kazandın diye, yok ıı ıh mümkünatı yok inanmıyorum. Sonuçlara bakması için okula birini yollamışlar o söylemiş telefonda kazananları, yanlış görmüştür diyorum kesin. Sonra kursun müdürünün karısı geldi beni ikna etmeye daşskodaskdj Yok lan inanmıyom resmen okula gidip bakmam lazım yani. sonra Kursun müdürünü aradılar telefonda inanmıyo bu diye daşskdjaksdj halbuki bırak gebersin köşede inanmayarak de mi! Neyse sonra ikna oldum sevinçten ağlamaklı annemi aradım hemen dlkasdşkasd
Böyle bir süreç yaşandı işte şu an bıraktığım okulumu kazanırken :') Peki etraftaki insanların genel tutumu neydi ona değinmek istiyorum.

Okuldaki bi kaç hocam biliyodu gsfye hazırlandığımı. Ve "anadolu lisesinde okuyosun gsfyi napıcan" diyolardı. Olay bu mu yani gerçekten? Doktor möhendis örtmen mi olmalıyım? İstediğim bi şeyi yapamaz mıyım? Açıklamak boşuna olduğundan he diyip geçiyodum. Tıp bırakıp gelenler var gsfye. Tuğçe de işletmeyi bırakıp geldi mesela. Lisede arkadaşlarım, özellikle MFdeki sınıfımdan bana "gurur duyuyorum senle" diyenler vardı dkaşsjdalskdj Bi anda böyle bi değişime gitmem, hoşlarına gitmişti adamların.

En ama en kötüsü, yıllarca gsf için hazırlanıp kazanamayan tiplerin gelip benimle konuşmasıydı. Bi tanesi apartmanımızda oturan bi kız, güzel sanatlar lisesinden mezundu. 2 yıl kazanamamış 3. yıl dıdısının dıdısında bi yerde resim öğretmenliği mi ne kazanmıştı. Ben hazırlanırken gelip bana "Torpil buldun mu?" demişti. Yoo diye şaşkın şakın bakmam karşısında "o işler öyle yürümüyo" konuşması yapmıştı. Kazanamayınca hemen bok atma durumu. Torpilsiz 3 yer kazandım ağzına sıçtığım diye suratına tüküresim vardı ama malesef taşınmışlardı. Nasıl içimde kalan bi olaydır bilemezsiniz! Bi diğer olay da sınavlardan önce kısa bi tatil yapmıştım İstanbul'da, halamda kalıyodum. Bi gün bi cafede arkadaşlarını gördü oturduk yanlarına. Kızları da vardı o da gsfde okuyomuş ama dıdısının dıdısı bi yer yine 2. yılında mı ne kazanmış. Nereyi istiyosun dediğinde Hacettepe demiştim. Bana aynen "HIH" sesini çıkararak gülmüştü. Böyle gerizekalı insanlar nasıl moral bozabiliyo işte. Onun da ağzına sıçamadım işte görsem de tanımam zaten.
Diyeceğim şu ki eğer gsfye hazırlanan ya da üniversiteye hazırlanan varsa bunu okuyan KİMSEYİ SİKLEMEYİN.

Ben yetenkli bi çucuk değildim. Olay aynen hocamın söylediği gibi "%99 çalışma %1 yetenek." Yani istiyosanız ama yeteneğim yok diye düşünüyosanız hemen öyle kenara itelemiceksiniz.
Kazandıktan sonra benimle aynı yeri kazanan bi arkadaşım bana "sen öss puanınla girdin ben yetenekle" demişti. Çok koyan laflardan biridir bu da. Baya bi üzülmüştüm. Kurs hocam bana bi kaç gün sonra telefon etmişti tesadüfen, aldığımız puanlara bakmış, biz bakamıyoduk "Yetenek sınavı puanların, bizim kursta hacettepeyi kazananlardan yüksek" demişti. Bunu da gidip yüzüne çarpmadım efendiliğimden, aile terbiyem hep ey gidi...

O konuları geçersek bir de şu düşünce var "hiç bi yeri kazanmıyorum bari gsfye gidiyim" Yok eele bişey. İşte yıllarca sürünen ekip o tayfa. Hiç bi baltaya sap olamadığı için istemeyerek okumuyo insanlar gsfyi. Çok afedersiniz ama kenarda köşede kalmış gsflerden bahsetmiyorum, vardır oralarda elbet. Yani burda bu konuyu başlatan ilk lafa dönersek "matematiğin iyi ama gsfdesin"e, netleştirebildiğimi düşünüyorum.

Okulu bırakmamla alakalı da böyle seri bi yazıya gitmem gerekicek sanırım dlaşskdasdkjasdk o konulara daha sonra giricem. Şimdilik bu kadar yetsin. Görüşürük.

Gitti gençliğim gitti fangörl yanım...


Bu sabah My Chemical Romance'in dağılma haberiyle sarsılmış bulunmaktayım. En az 4 yıldır dinlemiyo olsam bile gençliğimi vermişim sonuçta. İnsan kendini çok kötü hissediyo. Belki bi gün tekrar bi araya gelirler, ben yine dinlemeye devam etmem ama ne biliyim bi arada olduklarını bilmek güzel oluyodu :'3 Wikipediada active years kısmını 2013le bitirmişler bile T^T

Haberin şokunu atlattıktan sonra MCR albümlerimi çıkardım raftan. Tek tek dinlemeye başladım. Dün dinlemiş olsam yapamazdım ama sanırım kederimle tüm şarkıları ezberden söyleyebildim dşalskdaşksd :'( Bi süre sonra dayanamayıp son albümlerini alırım hiç bi şarkıyı bilmesem de. Fangörllüğümü dibine kadar yaşadığım tek gruptu. Hayatımdaki tek aktif "forum" dönemimdi hatta. Harçlıklarımı az yatırmadım pahalı dergilere, albümlere, posterlere, kıyafetlere. Bütün mcr kıyafetlerimi annemin dağıttığını öğrenmiştim bi kaç ay önce de nasıl yıkıldıydım. Şimdi elimde olaydılar öpeydim koklayaydım ::::::::::) Bi konserlerine bile gidemeden bitiverdiniz lan! Çok sinirlendim dur!!!


İlk Three Cheers For Sweet Revenge albümüyle tanımıştık da, arkadaşımla Helena klibinde en sonda tabut taşıdıkları kısmı izlemekten eskitmiştik :') Şimdi olsa tiplere bak allasen derim. Yaşlılık işte...Yeri gelmişken, bi önceki yazıda grafik tasarım okumaya karar verme aşamamda ergenliğimi yansıtmamak adına bu kısmı atlamıştım şladksdalksdj Gerard güzel sanatlar fakültesi mezunuydu, belki beni %15 kadar bi şey etkilemiştir. Google earthten mezun olduğu okulun etrafında falan takılmadım hiç yoo. Çucuklarımın adını Arthur koymak istememde de hiç payı yok -_-
Bu akşam yatmadan önce The Black Parade is Dead izliyim de biraz kahrolıyım, yarın da sınava öyle girerim.


Şunu izleyerek de bi köşede geberiyim o zaman ok tamam T^T


Sevmiyom sizi tiskiniyom NİYE DAĞILIYONUZ :'(

22 Mart 2013 Cuma

Lanet olası zenci gsfliler #1

Bu yazıyı uzun zamandır yazmayı düşünüyodum, geçen günlerde Twitterda bi arkadaşın (bak ismini vermiyom bak nasıl düşünceliyim şldasdkaosdk) söylediği bi cümle üzerine "tamaaam artık vakti gelmiş" dedim. Söylediği şey şuydu şaka yollu da olsa, ki kesinlikle suçlamak falan değil amacım genel olan bi düşünce bu zaten, "Matematiğin o kadar iyi ama grafik tasarım okuyusun". Tam olarak bu değildi heralde ama anlam olarak bu. Şimdi size kısa bi öykü (çok konuşacak) anlatıcam ve güzel sanatlar cahilliğinizi atıp götürmeye çalışıcam çucuklar. Rica edicem okumadan yoruma düşmeyin sinirleniyom.

Sene 2005, sıralamada en üstlerde olmayan, yine de üniversite yerleştirmelerini de göz önüne alırsak, iyi bir anadolu lisesini kazanmıştım. Lise 2. sınıfta düşünmeksizin sayısal bölümü seçmiştim. MF mi diyoduk, onu bile unutmuşum... Fizik dersim her zaman kötü olmuştur, makara ipini bile sayamam hatta. Ama diğer fen dersleri ve mat-geoya olan aşkımla 2 yıl boyunca tutundum. Hiç konuşmasın şimdi TMciler "oy bözömkide çok zoor!" diye. Anca afgurursunuz ama o konuya gelcem bi dakika.

Lise 3e geldiğimde kafamda bazı meslekler dönüyodu ama "şunu oliyim ben ya tamam bu olsun" gibi neden istediğimi bilmediğim şeyler, efenime mimarlık olsun, kimya möhendisliği olsun... Bi yandan da dersaneye gidiyodum. Yalnız küçüklükten beri hep sanatla ilgili şeyler yapmak istemiş, bunu sesli olarak dile getirememiş ya da sanatla ilgili ne yapılabilir ki gibi bir cahiliyette kaybolmuştum.
Lise 3 bitimine yakın, bi gün annem "grafik tasarım diye bi meslek var" dedi. Aynen bu cümleyi söyledi sadece. Gidiyim bakıyım dedim, internetten biraz araştırdım. Bir hafta kadar bi zaman düşündüm, tamam bu dedim. Dilekçemi verdim eşit ağırlığa geçmek istiyorum diye. Çünkü güzel sanatlar fakültesine girmek için össde herangi bi bölümden aldığın en yüksek puanı kaale alıyolardı. Ne gerek var zorlamaya. Ve dersaneyi bıraktım. Her şey 2 hafta içinde gelişti.

(çok eğlenceli şeylerden bahsediyomuşum gibi görünsün)
Bu arada resim kursu araştırmalarına başladık. Tartışmasız Ankara'nın en iyi kursuna gittim. Bu kadar emin olabiliyorum çünkü, üniversitede 30 kişilik sınıfın yarısı benim kursumdandı. Diğer kurslardan gelenler 1-2 kişi olarak dağılmışlardı. O yaz kursa başladım. Kurs hocam önce beni 1-2 hafta kadar deneyeceğini, ondan sonra devam edip etmememe karar vereceğini söyledi. Bakın bunları kendimi övmek için vs sebeplerle yazmıyorum, güzel sanatlar okumayı düşünenler varsa biraz güven ve hırs versin diye yazıyorum (4. yılımda okulu bıraktığımı görmezden geliniz). Ben tabi çok gergindim. Tırsa tırsa kursa başladım. 2.gün hoca omzuma dokunup "tamam sen devam ediceksin" dediğinde ağlayabilirdim sevinçten!
Sanırım 1 aya yakın kursa gittim, sonra tatile gittim ara verdim. Okullar açıldıktan sonra ekim gibi tekrar başladım kursa. Bu arada okulda MFdeyken aynı sınıfta olduğum bi arkadaşım daha eşit ağırlığa geçmişti, şans ki TMde de aynı sınıfa düşmüştük. Liseden, hala görüştüğüm tek arkadaşımdır kendisi. Biz sayısalcılar olarak eşit ağırlıkta bir gevşedik ki sormayın. Kek gibi bölüm. Sınıftakiler ay çok zor yoaa ay çok yoğonoozz derken biz ağzımıza beyaz leblebi dizip inci diş yapıyoduk.

O yıl okul puanları öss puanlarına eklenmiycekti. Ben de salmıştım dersleri. Hiç bi şey dinlemiyodum, sürekli kitap okudum. Sınavlara bana geçer not kazandıracak kadar çalışıyodum. Onun dışında kursa yoğunlaşmıştım. Aralık ayından sonra, her zamanki gibi, 20 yıldır hiç bana eksikliğini hissettirmedikleri gibi çeşitli aile problemleri yaşadım. Ailesi çok sorunlu bi ergen olarak hiç bi zaman "ergen" olamadım. Bi de ben sorun yaratmıyım kafasındaydım hep. Yine sorun yaratmadım, ancak kendime olan güven yerle bir olunca, kursu bıraktığımı sınavlara bi sonraki yıl hazırlanacağımı açıkladım. Şubat sonuna kadar kursa gitmedim, hocam sürekli arayıp durdu gelsin bi konuşalım dedi. En sonunda kabul ettim konuşmayı. Ve ikna edildim tabi. Mart ayında tekrar başladım kursa.

Sonra okuldan rapor almalar vs başladı, Mayıs ayında yoğun programa geçtik, tüm gün kurstaydım yani. Çizimlerimden her zaman nefret ettim. Kursta hayranlıkla baktığım çizimleri olan insanlar vardı. Desen sınavı olurduk mesela, yani canlı model çizme, hiç bi zaman en başa benim çizimim asılmadı, hep 6-7. sırada olurdu, Arada bir 3-4 olurdu, tabi o anlardaki mıtlılığım :') Bu çizimleri başlara asılan insanların  kendine has bi çizgileri vardı. Benim her ders değişirdi, bi rayına oturtamazdım. O yüzden de müthiş bi güvensizliğe kapılırdım. Kimse sana "bak çizgi budur" demez. Hocalar yalnızca anatomik hataları vs düzeltir. Her hocanın da çizgisi farklıdır. Yani kursta yaptığınız şey şu: oturup tüm gün karşına koyulan şeyi çizmek. Bu işin tek çalışma yöntemi yani. Sürekli çiziceksin.

Bu arada ekstra olarak öss için çalışmadım. Zaten güzel sanatlar için ilk bölümü çözmen yeter. Yani ben tür-mat ve biraz da sosyal yapıcaktım o kadar. Ama kursta o kadar endişeli tipler vardı ki, lan acaba bi şeyi mi kaçırıyorum diye geriliyodum. Kursta hoca aldığım puanı söyledikçe milletin ortasında "bakın da görün" vb laflarla, ben yerin dibine batıyodum utançtan. Hocam bi sısar mısın, ilk bölüm yia niye şaapıyonuz ki tamam diyemiyodum. Böylece asıl kısma, yetenek sınavlarına geldik. Yanlış hatırlamıyosam temmuz sonu gibi güzel sanatlar fakültelerinin yetenek sınavları başlıyodu. Ve ben bunu bi sonraki yazıya bırakıyorum. Allağ yareppiğ ne uzun oldu yia... Dur bak heycanlı olcak dşkasjdlaskdj Şimdilik dursun bu.

Kitaplar ve alışverişler :3 #2


Geçen hafta parfumumunkokusu'nun yaptığı çekilişle 2 güzel kitap kazandım. 2 gün önce elime ulaştı. Bi diğer kitap da Lesley Downer'ın Son Cariye kitabı.
Dün sabah başladım Dostluk Ekmeği'ni okumaya büyük ihtimalle bu akşam bitirmiş olurum. Darien Gee'nin ilk kitabıymış, ilk kitap olmasına rağmen henüz okuduğum 340 sayfadan anladım ki bu kadın okunur! Bu tür "ıscacık" aile/dostluk romanları çok hoşuma gidiyo. Kitapta olayları tetikleyen "Amiş Dostluk Ekmeği"nin tadını ve kokusunu aldım diyebilirim. Kitabın en sonunda tarifi var sanırım, incelemedim daha tam. Arada hızla giden kitaplardan yorulduğumda okuyorum resmen ruhum huzura kavuşuyo :3
Arkadya Yayınlarından okuduğum ilk kitaptı bu, bilmiyorum tüm kitaplarında var mı ama içinden de böyle sevimli bi kitap ayracı çıktı.


Leyleklerin Uçuşu'nu da dün bitirdim. Okuduğum ilk Grange kitabıydı. Kronolojik bir sıra izlemek için ilk kitabıyla başlıyım dedim. Baya bi süre kitabın içine giremedim, amacı çözemedim, niye leyleklerin peşindeyiz oloom diyip durdum. Yaklaşık bi 80 sayfa sürdü sonra birden sarmaya başladı. İş aydınlığa çıkınca da "voooaaaaahhh" dedim. Uzun zamandır da bu kadar ayrıntılı ceset betimlemeleri olan bi kitap okumamıştım. Belki de okuduğum en iyi betimlemelerdi bilemiyorum. Ama bi ara kitabı bırakmayı bile düşündüm. O kadar gözümde canlandı ki kanım dondu midem bulandı. Ve "bu ilk kitap olamaz" diyip adamın zekasına, olaylara bakış açısına, tarzına bayıldım. Tüm kitapları zaten tavsiye edildiği için kendinizi Grange romanı tavsiye etmekle uğraştırmayın. Hepsini alıcam :B


Bunlarda geçen kitap alışverişi yazımda bahsettiğim Dex Yayınlarından topladığım 8 fantastikli distopikli kitap. Dostluk Ekmeği'ni bitirip Mefisto'ya geçiş yapmayı düşünüyorum.
Biraz daha kitap siparişi verirsem annemden hoş bi dayak yicem ama yine kitap alıcam sanırım çünkü, şöyle de bi duyurusunu yapmış olayım, Ankara Kitap Fuarı bugün başladı ve 31 Mart'a kadar Atatürk Kültür Merkezi'nde olacak.
Her Ankara Kitap etkinliğinde olduğu gibi bundan da Ankara'nın %90ının haberi yok. Duyuralım, reklam yapalım, insanlar kitaplansın diyen yok! Sessiz sakin yapıp kenara çekiliyolar. AKM'nin sitesi bile kaale almamış. Tesadüfen öğreniyoruz işte ordan burdan. Ve hatta fuarda hangi yayınevleri var onlar bile belli değil. Ankara'dan her geçen saniye daha da tiksinebilmek için sebeplerimiz asla bitmiyor gördüğünüz gibi. Bu haftaiçi gitmeyi düşünüyorum bakalım neler varmış.


20 Mart 2013 Çarşamba

Aym tuğ old for dis şit.

Ben blogumu sadece izlediklerimi okuduklarımı yazarak iğrenç pislik bi hale getirdim. Çünkü arada bir evden çıkmaktan başka yaptığım bi şey yok. Harıl harıl ders çalışıyorum desem, yok o da değil. Ne bok yiyorum belli değil! Yıllar sonra dönüp baktığımda vay anasını ne çok okumuş, izlemiş keyif çatmışım demiyim diye nelerle meşgulum bi ortaya dökiyim.

Öncelikle belirtmeliyim ki, hevesim (genel olarak) delicesine bıçkınlandı. İlk sebebi, sınavda sosyal kısmın en etkili olması. En son lise 1 de gördüm ben bu tarih ve coğrafya zıkkımını. 8 yıl geçmiş! Ve bu zaman zarfında hiç sosyal testi çözmedim ki! Zaten tam bu işin özürlüsüyümdür. Türkçe-matematikten puanlar yıkılıyor Japon diline deseler sevinçten uçucam ama... O kadar çalıştım (tamam çok değil ama), testlere gelince (o.o) bele bakıyorum. Soruların cevaplarına bakınca şu şekilde oluyorum: IMINIKIYYIM BÖNCÖ ÜÇÜNCÜSÜ DE OLORDOOĞĞ!! O yüzden test çözmüyorum oakdpaoskdapodk Yani nasıl bi süprüz olcak ygs bana görüyonuz. Kendimce matematikle, sosyalin açığını kapamaya çalışıcam ama bir tarihin getirdiği puan değil tabi :')
(Tığçe yaptı. Kırmızı boyası yetmemiş guajla boyamış tam alnıma değen yerini. Bi çıkardım alnım kırmızı -_-)

Tuğçe bana yardım ediyo mesela, harita ezberliyim diye. Çünkü yeni ülkeler, onu geçtim kendi öz ülkemden yeni şehirler öğrenebiliyoruz podajspdadasşld Ama çalışma şekli şu: Başlıyoruz dünya haritasından ne ülkeler varmış, nerelerdelermiş diye. Sonra küçücük bi ülke görüp "ya senin ülke olmana niye izin verdiler lan. Gidip alsanıza şunu, bak savaşmana gerek yok, git ve al. Topla adamlarını buraları alıyoz biz de." diyoruz. Simetrik kaygılarımızdan dolayı "şunu şurdan kesseniz ya, bunu da şu ülkeye verseniz ya" gibi tartışmalara giriyoruz.

Tarih çalışırken "salak imzaladığı anlaşmaya bak" dendi lan bi adam için. Ben bu şartlarda bu mantık ve kafayla ders çalışıyom olm odkaspşasdkaldjk benden sosyal bi başarı beklemeyin!

Bir diğer sebep de kazanamazsam ne bok yicem düşüncesiyle dolup taşıyorum. Kazanırsam kısmını hiç düşünmeye vaktim olmadı yani. O sikimsonik okula geri mi dönücem? Yok eele bi şey. Tiskinerek ölürüm beni okul koridorlarından toplarlar. Yolu yok artık dönmemin. Bi kere daha hazırlanmak bana koymaz ama aileden gelcek olan "çene"yi nasıl kaldırıcam? Hayatta en nefret ettiğim şey belirsizlik ve 6 aydır her konuda bir belirsizliğin ortasındayım. Hiç bir şeyim net değil, bana baş ağrısı...

Ve sanırım son sebep bu, sınava girdiğim yer. (küfür is coming) Sınava ebesinin amında giriyorum. Kimseler de memnun değil yerinden öyle bi iş yapmış ösym. Ganbatte kafa bandımı takıp tığçenin tezahüratlarıyla giricektim sınava ama bu durumda onu sabahın köründe te orlara getirttmek çok anlamsız. Sınavdan önce kakara kikiriyle beynime mentol çekmiş gibi huzurla gircektim, ama babamla gidiyom :)))) Başka şeyle gidilmez çünkü. Yol yok burdan oraya. Ebesini, hımısını, mımısını! OF ÇOK DARALLARDAYIM BİTSE DE ŞU Bİ AYDINLIĞA ERİŞSEM Bİ NETLİK Bİ ŞEY LAN!

Aaa dur bi sebep daha varmış. Eğer  2 gün içinde regl olmazsam SIÇTIM. İlk 2 günde, günlük 4 ila 8 ağrı kesiciyle ayakta durabilen biri olarak 1 haftadır bekliyorum kendisini. Bekleyerek tarihini öne ittim sanırım geberesicenin. Ağrısı var ama kendisi yok. Bu psikolojik etkilerle kendi kendine iş yapmasına da sinir oluyorum YUMURTA ATACAN ALTI ÜSTÜ!

Sınav maceramdaki en büyük destekçim panpitom Tığçe. Diğer insanları gerizekalı ve beni çok zeki göstermekte üstüne yok. "Salak olm onlar sen kazanırsın sen yaparsın" demekle meşgul odşaksdaosdj. Kazanırsam yıllardır göz koyduğum odasında eele sakladığı şekeri bana vercek. Hedef büyük. Aslında kazanamazsam suratımı ve ruh halimi çekemiceğini bildiği için bence bu destek şdkajsşdasdj Neyse ellemiyom...

Hayatımda ilk defa bir sınav gerilimi yaşıyorum. Sürekli uykum var, hiç bi şeye odaklanamıyorum, durmadan acıkıyorum, herkese sinir oluyorum..Sınavdan hamileyim galiba ben. Rüyamda  ya sınava geç kalıyorum ya da sayfalar kararıyo birbirine yapışıyo bi şekilde bok gibi ortada kalıyorum. Hiç hoş değil hem de hiç hoş değil çucuklar...

18 Mart 2013 Pazartesi

Durdurulamaz kitap alışverişleri #1

Sınava kadar böyle kitapmış izlemelik şeylermiş kendimi oyalıcam sanırım. Artık iyice stres yaptı bende, hayatımın ilk sınav stresini yaşıyorum hatta. O yüzden bi süre daha ben böyle gidiyim de sonra toparlarım umarım :')


Fotoğrafta okunmayı bekleyen kitaplarımı görüyoruz. Bunlara bugün sipariş verdiğim Dex Yayınlarından 8 kitabı daha eklicem bu hafta. Dnr'da kitap indirimleri var bu arada haberi olmayanlar varsa, 8 kitabı 30 liraya aldım :'3 Hepsi de bilim-kurgu distopya kitapları.

He bir de çekilişlerden kazandığım 3 kitap daha eklenicek okunacaklar listeme. Bu ay 3 çekiliş kazandım ben şaka gibi :') Sanırım hayatımda elde edebileceğim tüm şansları bu çekilişlere harcadım. Yazık ettim ama olsundu...

Hepsiburada'nın kitap günlerinde setlere feci indirimler yapmışlar. Sanırım bu seti de 30 küsür liraya aldım. 31 Marta kadar devam ediyo indirimler bu arada. Herkes aynı anda indirim yapınca hayat ne kadar zorlaşıyo!

Michael Palmer'ın 2li setini de 15 liraya aldım sanırım yine kitap günleri indiriminden. İthaki'nin Tolkien 6lı setini de bi önceki Hepsiburada inidiriminden almıştım. Bi anda sindirmiyorum. 2si gitti 4ü kaldı.

Charles Dickens ve Tolstoy'u Carrefourdan aldım. 3 kitap ben aldım, 3 kitap Tuğçe aldı, değişmeli okuruz diye. 3. kitap Sherlocktu Tuğçeye bıraktım. Bu kitaplar da 5 liraydı. Biz Cepadaki carrefoura gittik kitaplar çok sınırlıydı  ama sanırım büyük carrefourlarda baya bi kitap 5liraya imiş, hala var mı bilmiyorum.
Stonehenge'i geçen yıl almıştım. Bi başladım ama devam edemedim, bi ara okuyabilicem umarım. 
İskender Pala'nın kitabını evde tesadüfen buldum. Ama akmıyor kitap. Ömürlük okuma kitabı yaptım onu da. 
Aradaki ince kitap da şu:

Mikemmel kapak serisi yapmışlar resmen! 60 sayfalık bu kitabı aldığım an hemen okuyuverdim. Çok hoşuma gitti tavsiye ederim.

Bu da geçenki İstanbul ziyaretimden bana kalan... Okuyup da elde sıfırla kalmak istemediğimden kıyamadım hala. Arada açıp bakıyorum :') Ey gidi Ankara'daki Remzi Kitabevi bile fakir, İstanbul'dan bulduklarıma bak!

Şimdi de Grange'in Leyleklerin Uçuşu'nu okuyorum. 80. sayfadan sonra baya bi sardı beni. İvit söyliceklerim bu kadar.


Bloglovin şeysi

Ne kadar doğru bilmiyorum ama etraftan duyduklarım doğrultusunda bloglovin'e geçiş yaptım. Eğer gerçekten google reader kapanıyosa benim işime gelir. Çünkü yıllardır bozuk o meret! Takip bırakmak istediğim blogların takibini bırakamadıktan sonra ne işime yarıcan sen. O yüzden bloglovini çok kullanışlı buldum. Çatır çatır unfollow yapıyorum pdoaskdaşdlk Blog listem temizleniyo oh huzur buluyorum.

Şu beni takipleyen 500küsür kişinin bi kısmından da belki böylece kurtulmuş olurum. Burda taş çatlasa 20 kişi okuşup eğleşiyoruz çünkü. Onları bloglovine beklerim diğerleri gelmesin. Hadi bu kadar.

16 Mart 2013 Cumartesi

Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı


(Kitabı okurken arkada hep bu çaldı niye bilmem, bütünleşti onçün artık bende)


Rick Riordan'ın Olimposlular serisinin ilk kitabı Percy Jackson Şimşek Hırsızı'nı dün bitirdim. Okuduğum ilk e-kitap bu arada. Artık daha olumluyum bu e-kitap işine. Ama sadece "şunu da okuyayım aradan çıksın" dediklerimde e-kitap işine girişicem. 

İlk okumaya başladığımda -ve aslında içten içe hala da- "hımm oldu, tamam, bunları JK Rowling yazmıştı zaten" dedim, Potterheadliğimi elden asla düşürmeyerek. Zaten karakterler şöyle:

Percy Jackson - baş kahraman, derslerde kötü ancak tanrılık işlerinde oldukça cesur ve başarılı (ana Harry) Poseidon'un oğlu ve haliyle su ile alakalı  doğaüstü güçlere sahip.

Annabeth - Annesi Athena. Athena neyin tanrıçasıdır, zeka ve şu an konumuz olmayan şeylerin. Annabeth de annesine çekmiştir. (Aa Hermione)

Grover - Kendine güveni olmayan, ancak Percy'yi korumak için korkaklığının önüne geçip pek cesur olabiliyor.  (Aha bu da Ron -Grover'ın zenco ve alt tarafının keçi olması dışında-) Ki filmde bambaşka bi Grover vardı. Bitirim İkili'de Jackie babamın yanına koy yani.

3 arkadaş Zeus'un çalınan şimşeiğini bulmak için yollara düşüyor (yoo hayır Hortkuluklar demicem yoo)
Kitaba genel olarak bakıp, filmle karşılaştırmalı gitmek istiyorum devamında.

Öncelikle, bi çırpıda biten, gayet sürükleyici bi başlangıç olmuş. Serinin diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Ama, ilk kitaba göre konuşuyorum, olaylar çok çabuk çözüldü. Daha ayrıntıya girilseymiş çok hoş olabilirmiş. Hoşuma giden ayrıntılar, Percy'nin üvey babasının "insan" kokusunun, Percy'nin kokusunu bastırmasıydı. En sevdiğim kısım da otelde kaldıkları bölüm oldu.


Filme gelirsek, kitapla fazlaca alakasız olmuş bence. Ama kötü mü, hayır. Filmini de sevdim. Yalnız en büyük eksisi, güzel çocukları oynatıp kitabın fantastik dünyasından kayıp, içinde hafif fantastik olan gençlik filmine çevirmişler. Çocuklardan şikayetim yok ama dpıasjdaıodj o fantastik kısmı pek olmamış canım yaa :/

En sevdiğim tepkiyle başlamak istiyorum. Chiron, Percy'ye kullanılmadığı zaman kaleme dönüşen silahını verdiğinde ama açıklama yapmadığında Percy:


Evet kitaptaki 12 yaşındaki bebe Percy filmde serpilmiş, ama ellemiyoruz pdoaskdasd. Kitaptaki Percy'nin olaylar karşısında verdiği tepki bana pek inandırıcı gelmemişti, filmde daha inandırıcı buldum. Hele ki müzede öğretmeninin adını unuttuğum yaratığa dönüşüp saldırıya geçtiği sahnede ben çocuktan "EŞŞHHEEEDÜÜ.." duydum.

Olay örgüsü tamamen değiştirilmişti. Bir diğer karakterimiz Luke, bu 3 arkadaşa harita veriyo ve 3 inciyi bulmalarını, Yeraltına gittikleri zaman ancak öyle çıkabileceklerini söylüyo. Kitapta 3 inci olayı sonradan gelen bi gelişmeydi, ki Luke işin içinde bile değildi. Sadece Hermesin uçan "converse"lerini veriyodu Percy'ye yardım amaçlı. Tam o sahnede "aha sen bu hikayenin piçisin" demiştim okurken Luke için. Fantastiğin kitabını yazmışız, biliyoruz şdlaksdpoaskdasd. Neyse, kitap boyu Grover o ayakkabıları giyiyodu, Percy değil, ve Tartaros'la ilgili heycan verici ayrıntılar vardı. Filmde peeh!


Kitabın en sevdiğim bölümü otelken, filmde hiç etmişler. Kitapta ilerleyiş şu, bi otele gidiyolar biraz takılıyolar sonra otelde yer alan oyunlarla eğlenmeye başlıyolar. Bi süre sonra Percy yanındaki bi çocuğun Elvis Presley gibi giyindiğini, daha da garibi o zamanlardan biri gibi konuştuğunu fark ediyo. Hangi senede olduklarını soruyo ve çocuktan 1970bişey -hatırlamıyorum- cevabı geliyo. Hem o hem de okuyanlar olarak ayıkıyoruz. Kahramanlarımız 5 gün geçirmişler meğer o otelde bize bi kaç saat gibi gelen sürede. Filmde otele girer girmez şu gifte yedikleri lotus çiçekleriyle bi şekil transa geçtiklerini ve orda hapsolduklarını biliyoruz. Süprüzü bozmuşlar yani. Olmamış.
Ares ve Afrodit'in de aşk mekanlarında tuzağa düşmeleri sahnesini çıkarmışlar yerine başka ve gereksiz bi ekşın koymuşlar. Hatta Ares yoktu bi kere filmde.


Bu Luke, ama filmden bi sahne değil, supernaturalmiş galiba bilmiyom. Bu çocuğu kim sanıyorum söyliyim. O olmasa da ben sanmaya devam ediyorum vazgeçemicem dşoaskpaosdk Evanescence'in Bring me to life klibinde Amy Lee'yi aşşa düşerken tutan çocuk vardı ya hatırlarsanız. Heh o sanıyorum işte paokdpoaskdso bundan 10 sene önce ben aşk yaşıyodum o herifle ama hiç açıp da bakmadım adı ney neci diye hala da bakmıyom iyiyiz böyle. 
Nöysö, Luke'un Percy'ye akrep yollayıp bay bay dediği sahneyi de kesmiş atmışlar değiştirmişler filmde. Bambaşka bi şeydi işte filmi.

Bu kadar galiba söyliceklerim, bu sene serinin 2. filmi geliyomuş diye gördüm. Diğer kitapları da bi an önce okumalı diyor ve gidiyorum.

12 Mart 2013 Salı

Ne dinliyorum #2

( 祈り )

Geçen hafta Sword Art Online'ın Ost'ini indirmiştim. 3 gündür de bu şarkıya öyle bir takığım ki yani bilemeniz :'3 Her ne kadar bir SAO heytırı olsam da ost hakkını vermek istiyorum. Çok hoş şarkılar var ivit. Çok gaza getirmelik şeyler de var oyun oynarken açıyorum bazen oyunun sesi kapatıp pdaısjkdasdk

Kafam şişti ya şarkıyı geçemiyorum ya, başka şey dinlemek istemiyorum. Bıkmadım da ama böyle bilmiyom kelimeyi bulamadım, neyse...

Şarkıyı söyleyen kızımız da 91liymiş. Nerelere gidem allam, millet neler neler yapıyo ben burda hayla her gün kumbarama 3-5 lira atıyom.
Bu da albüm kapağı:

Kulaklar iyiydi kulaklar. Albümde aslında Overfly şarkısı SAO'nun openingi, ama bu şarkı daha bi sıyrılmış öne çıkmış olmalıydı bence. Bilmiyorum öyle mi normalde de. Tuğçe'ye de attım hemen onu da hastası ettim şarkının huzurluyum doaksdıasdk yoksa arkadaşlıktan reddederdim.

Beni şu şarkıdan alıp koparıcak şarkılar varsa elinizde bi yardım edin litfen dşaoskdapodk

Boleyn Mirası / Philippa Gregory


İlk Philippa Gregory kitabını lise 1de okumuştum, Tudor serisinin Boleyn Kızı. En son da lise sonda Mahkum Prenses'i okumuştum. Sonra niyeyse bilmiyorum bırakmışım seriyi. Geçen haftalarda baktım seriye 2 kitap daha gelmiş. Devam etme kararı aldım ve bu sabah Boleyn Mirası'nı bitirdim.

Önce kitaptan hoşuma giden 2 kısmı yazıyım:

..."O bir kral. Nasıl olsa herkesin kafasındaki düşünceleri bilmiyor mu? Tanrı ona söylemiyor mu?"
"Tanrı yardımcımız olsun, bu kız tam bir salak!"...

***

..."O zaman özel bir ricam olsa, acaba ayıp mı olur? Şu kütüğün buraya getirilmesini istiyorum." dedim komutana.
"Kütük mü leydim?"
"Evet, şu cellatın tahtası. Hani başımızı koyduğumuz. Onu odama alabilir miyim?"
"Eğer arzu ediyorsanız...Ama...Niçin istiyorsunuz?"
"Prova yapmak için."...

Tudorların kronolojisini biliyo olsam da, serinin önceki kitapları birbirine girmiş durumda kafamda. O yüzden bu okuduğum kitabı öncekilerle karşılaştıramadım net bi şekilde. Yine de en başa koyduğumu söyleyemem. Çünkü okurken resmen başım ağrıdı!

Kitabın 3 ana karakteri var. Anne, Katherine ve Jane. Sanki canlı yayında mikrofon tutmuşsunuz da anlatıyolar gibi bi izlenim uyandırdı bende. Hepsi de kendi bölümlerinde aynı olay hakkında düşüncelerini döküyo ortaya. Ama Anne'in iyi niyetli de olsa safça "yaparım ben" havası, Katherine'nin tam bir ergen oluşu -ki zaten 14 yaşından itibaren kitapta-, Jane ise zaten hastalıklı bi akla sahip. Yani 3ü de çok ağır karakterlerdi. Kafalarının içinde olmaktan yoruldum, okurken.

650 sayfa bence 2 yıllık bi zaman dilimi için fazla olmuş. En azından bi 150 sayfa çok sıkıldım bunaldım. Çünkü hep aynı şeyler döndü durdu. Hele ki Jane. Allahım Jane!!! Böyle bi kadın yok! Kitaptaki her bi karakterin boğazına yapışıp öldürmek istiyosun, ama sonradan duyguların değişiyo da, Jane... Yok yani yolu yok, pislikten başka bi şey değil! Hatta VIII. Henry'den nefret ettiğimin 2 katı nefret ediyorum sanırım bu kadından.

Yine de genel olarak bakınca sıkıldığım kısımlar da olsa hızla akan bi kitaptı serinin diğer kitapları gibi. Bolca kasvet yükledim kendime ama... Yazarın tarzını sevdiğim içün tüm kitaplarını okumadan peşini bırakmam.

10 Mart 2013 Pazar

Kimi ni Todoke cosplay

(Başlamadan şunu açın da resimlere bakarken hoş fon olsun şdoaksdaısdj)

Film festivalinden beri nasıl takıntılı kaldım Kimi ni Todoke'ye he! Ost dinleyip durmamın yanında, animeye de baştan başlamayı düşündüm ama engel oldum kendime hemen. Sınavdan sonra mangaya devam edicem mıtlaka!
İçimdeki Kimi ni Todoke'den biraz daha arınabilmek adına cosplaylerini paylaşıcam :'3


Aradan daha çok zaman geçtikçe daha çok sevmeye başlıyorum şu animeyi. İçim sevgi huzur doluyo resmen yımş yımş oluyorum! Animeden bi kaç gif paylaşayım bi dk.
Ya Kazehaya :')')')') Bayılıyom.
 Çok tatlılar lan doaskdpasdkapsokdasd 

Abartmadan kopuyorum hemen bu kısımdan. Bi de bütün o cosplayler bi kenara live action karakterleri bi kenara. Kazehaya ve Sawako için daha iyisi düşünülemezdi bence :')
Hiç biri bir Miura Haruma değil! Ya da diğer kız adı her ne ise daosjdoaısdj fangörllük kapsamında onu öğrenmeye yeltenmedim ne yazık ki! Ama en tatlı çift zaten oluşturulmuşken cosplayler çok boş kalıyo. Olsundu. Heves etmiş çocuklar. Aralarından seçip çıkarttıklarımı sergiliyorum hemen.




Bi kere en iyi çalışmalar bu animenin konsepte de uygun hazırlanan poster tadında olanlar. Çünkü bunların dışındakilerde tiplere yoğunlaşıyosun, kızın tipi tutsa erkek olmuyo, erkek olsa kız olmuyo. Baya sorunlu tipler vardı. Gönüllerin kazehayası ve sawakosunu yapmak eele kolay değil. Üsttekilerden benim göğnümün birincisi en üstten 3. mesela. Çok harikeyn bi şey :'3


Mesela burda tipleri görmeye gerek yok, o notu uzatması yetmiş. Eğer izlemiş/okumuşsan anında Kimi ni Todoke diyosun -ki en sevimli sahnelerden biriydi bence :')- Hepsinin içinde bunu bi kenara alıyorum ben ço hoş :')


Bunu da sivdim. Kız Takeru Sato değil mi ya doğasdkasdpkasd



Elimizdeki en iyi Kazehaya'lar bunlar. Tekrar söylüyorum bir Kazehaya veya Haruma DEYİL! Yine en iyisi en baştaki diyorum ben. Bi de şu meşhur elini burnuna koyma hareketini dişleri daha az sarı bi ablamız yapaymış olcakmış.

 

Ay şu sondaki kız bi hoşuma gitti ki sormayın :') En uygun olanı yerde oturan ama! Cuk olmuş he...Ve Sawako'nun içindeki "Sadako" çalışması da ço hoş.



Bakalım burdaki en fail Kazehaya'yı bulabilceniz mi daoksdspaodkasopdk nabtınız olm ayıp ama ya!! Feyvırıtım en baştaki. Bi de solda (sol yazmışım ama sağa geçmiş o kendi kendine daıjsdaoısjd sağdaki sağdaki) üstten 2.deki Kazehaya Eunhyuk bence.


Elimizdeki son çiftler de bunlar. En baştaki kızın tipi diyom susuyom. Bi yerden sibobunu açıp söndürmüşler ama çözemedim de. Yıllardır da sibop demiyom ana çok garip geldi.


Bunlarda hoşuma giden animenin diğer karakterleri. Kötü ama fedakar kızımız Kurumi (ki bence sevmemdeki en büyük etken mekan), ve bir diğer çiftimiz Chizuru ve Ryuu.  Gerçi Ryuunun tipi... Nys tmm :S Bitti gittim.