30 Ocak 2013 Çarşamba

Çok film gördüm ben bilemeniz

Şimdi ben okulu falan bırakınca delicesine bir boş vakit oluştu bende. Vaktimin bi kısmını sinemaya gitmeye ayırdım. Hatta ilk defa tek başıma sinemaya gitme işini deneyimledim sonunda, ayıldım bayıldım, alışkanlık haline getirdim. Yok, evet hiç ders çalışmıyorum. 1 ay önce muzlu fosforik kalemim bitti ve ben çalışmayı bıraktım. Geçen hafta kalem aldım, şu an da ımınıkıdımın coğrafya kitabı yanımda. Bu yazıdan sonra çalışmayı  düşünüyorum, yine net değil.

Gittiğim filmleri şöyle bi yazıyım dedim. Blogumu da sürekli izlenmiş şeylerle dolduruyorum ama olsundu. Sondan başa doğru gidicem taze olsun.

Rise of the Guardians:


Tumblrda gifleri dolanmaya başladığından beri gözlerim yollarda bekliyodum. Beyaz saçlı animasyon karakteri! Az bi şeyden bahsetmiyoruz burda. 

Konusuyla film boyu "Ne biçim dünyada yaşıyoruz ımınkıyyım yiiaa ::::(((" dedirtti bana. Çünkü gerçek olmasını istediğimiz tüm "hayal" ürünü karakterler, filmde canlı kanlı ve çocukların kendilerine inanmasını sağlamaya çalışan tiplerdi. Diş perisi, uyku perisi mi desem peri değildi pek o dıasıod, kara kışın adamı Jack, Noel Baba, Paskalya Tavşanı efsane beşliyi oluşturan 5 karakter.


North karakterinin türklüğüne Hulusi Kentmenliğine bi bakar mıyız? Birazdan yerde sofrada yımrıhla soğan kıracak adeta.
Ay durun tumblr giflerine daldım çıkamıyom seçemedim bi türlü hepisi çok güzel ::'')')') Ama özet geçcem.


Evlenmek istediğim insanlar listesine yeni giriş yapan Jack Frost. Kendisi kış tatillerimizin baş tacı *___* Çok güzel cosplaylerine rastladım az önce. Bi de hemen anime karakteri çizimlerine başlanmış, yaoilere değinilmiş. Ayrıca Jack Frost hırkası satmaya başlamışlar lan! He izlerken de arada bir "orlando sen misin?" oldum bak, bazı yerlerde ağzı bırnı aynı aynı.


 Filmin müthiş görseller barındırmasındaki %70 etkili unsur kötü adamımız Pitch. O simli toz taneciklerini alıp ağzıma atasım geldi. Kendisi çocukların güzel rüyalarını kabuslara dönüştürmekte. Özellikle bi sahnede öyle bir VVUUUAAAAHH dedim ki ama gifini bulamadım, neyse. Ancak işte sevginin gücüyle yendiler garibanı.. Bi de Doktorlar Kutsi'yi seslendiren abi seslendiriyodu. YA VALLAHİ KUTSİYİ GÖRDÜM ARALARDA HEP :::::((((( Neyse işte bir Pitch'in bu siyah tozları, bi de Uykucu mu Uykulu mu neydi adı onun altın rengi tozlarını mikemmel kullanmışlar. Şimdi gif koymıcam onçün.


Bir de şunu koyup tumblrı kapamak istiyorum. Bu da Pitch ve Jack'in savaş sahnelerinden. Ya valla yicem görseli ha! Diğer karakterlere layık gifler bulamadım koymıcam. Gidin görün filmi, gidip göremezseniz indirin izleyin en kalitelisinden.

Mama:


Çok harikeyn bir konusu olan, iyi başlamasına rağmen "bu ne la?" diye biten bir gerilim filmi. Gerilimi iyi hoş verdi, yine ses efektlerinde büyük pay vardı tabi. Yine konuyu yazmıyorum aç oku bi yerden şu an konu o mu!


Bi kere bu çocukların ilk bulunduğu andaki tipleri vuu bak tüylerim diken diken oldu! Zaten bu hayvani yürüyüş tarzından hep tırsmışımdır, bu sahnelerde de baya bi yusuf yusufladım, evet. Kız kardeşlerden de küçük olanına nasıl kıl oldum allam, neyse layığını buldu küçük sürtük.


Bi de Mama'mızı gösteriyim size. Oy oy sevimli şey ya o____o Bu teyzenin ayaktaki halini bulursam koyucam, resmen kırılmış lan. Bi de ağzına sıçtımın madem çocuğum da çocuğum diye ölcen ne atlıyon bebenle uçurumdan. Çocuğu koy kenara atla madem! Hayır filmin sonunda da -bak spoiler geliyo izlemediyseniz karışmıyom- atladı bu gerizekalı diğer küçük kızı alıp. Tuğçe orda "seni adrenalin bağımlısı ya" dedi ben hala toparlayamıyom mesela gülcem diye dpaosjdasdoğpajksdpıj Bi de Mama'nın tipi ilk görünce "olm Nikılıs keyç mi o?" dedik, sonrasında ne korku ne gerilim bi bok kalmadı. Resmen rol model almışlar herifi. Şindi bu gifte bakımlı saçlarından suratı pek seçilmiyo ama..


İşte bi "annaassskkmmm" sahnesi. Bu da küçük kız. Allahım öldü lan "mama da mama" diye! Şuna sevgi besliyo kız! Bu Mama'nın odada çocuklarla oynadığı sahneler çok iyiydi, beraber söyledikleri ninni de mamanın sesi hhıııyyy dondum resmen şu an çok korkonçtoo olooom! He dünyada duyduğum en korkunç sesi bu filmde duydum ben. İzleyenler varsa gelsin sarılıp ağlayalım yani, evdeki kısa saçlı kadın  yatakta yatarken kıza "yatağın altında ne var" dedikten sonra mamanın aşşadan çıkıp yatağa hamle yapıp çıkardığı ses. Sırf o sahne yüzünden bi daha izlemeyi düşünmüyorum filmi. Gerilimli vakit geçirmek isterseniz filmi izleyin derim, yalnız sonu işte... Sonu yapamamışın canım ya :S.s:S Ama Mama'nın tip ço iyiydi gerçekten bayıldım. Neyse bunu da geçelim.

Life of Pi:

Bu filmi -bir sinema salonum yok- laptop ekranından 3 boyutsuz izlemek hiç zevk vermezmiş gibi hissediyorum. O yüzden eğer fakirseniz ve sinemada izlemediyseniz yazık bence. Görsel yardırmışlar çocuklar. Bu filme hiç konusunu okumadan gitmiştim. Sanıyorum ki kaplanla çocuk kanka kanka tek kalmışlıklarını yaşıcaklar mücadele etcekler. Saf işte, kaplanın çocuğu yemeye çalışmasıyla ayıldım tabi.


Heybetli kaplanımız Richard Parker. Film boyunca nasıl da bi deri bi kemiğe dönüştüğünü gözlemliyoruz. Resmen içim acıdı. Başroldeki çocuk sayesinde de hint aksanıyla ingilizce konuşan bir sürü insanla kapalı bir alanda kalma fobimin üstesinden geldim az biraz. İzlerken, vay lan çocuğa bak nasıl yola getirdi kaplanı ben daha kaplumbağalarıma bakamıyom, dedim bol bol. 

Neyse buna da gif yardıramıcam hoşuma gitmedi kaliteleri, izleyeydiniz. ACIKTIĞIM İÇİN GEÇİŞTİRMEYE BAŞLADIM BAK ŞU AN! Diyeceğim şu ki, mithiş görseller için bu filmi tercih ediniz. İyi bir 3 boyutçuda gidiniz odpkasdpokd :')

Anna Karenina:


Kadroda Keira ve Matthew'ı gördüğümden beri gelse de izlesek diyodum. Aslında bu tarz filmleri sinemada izlemeye gerek duymazdım, sırf şu isimler için gittim. Sonra dedim ay iyi ki sinemada izledim. 
Filmden çok tiyatro izliyomuşsun izlenimi oluşturmuşlar, sahne dekorlarının değişimi gösterilmiş. Çok mikemmel dans sahneleri ve müzikler vardı. Kostümlere ölüp bitmekten ben yoruldum! 


Anna'nın duygularını kıyafetlerinin rengiyle de anlatmışlar mesela o çok hoştu. Siyah ağırlıklı koyu renklerle başlayıp, beyaza geçti ve sonra tekrar koyu renkler. Şu kadını nasıl siviyirim belli değil zaten :'3 Yine mithiş oyunculukla böyle gözlerimi yaşarttı resmen. Yalnız.. Yalnız o adam. Hay ımınıkıyyım bunu niye oynatıyonuz yaa dedim. Du koycam fotoğrafını.


Salata kasesi gibi tip abi siz bunu niye oynatıyonuz yaa! Tüm hevesim kaçtı zaten görünce. Ah Anna yapma gızım dön kocana çocuğuna yavrıım diye kahroldum oturduğum yerde. Bi de şunu öptü falan hıııyy! Bu çocuğu bi kaç filmde izlemiştim, Kickass, Chatroom, Nowhere Boy du başka var mıydı gelmedi aklıma. O filmlerde baya sevmiştim de burda yani bilemedim. Bi dk izin verirseniz yan çiziyom şu an çok güzel bi fotoğrafını gördüm herifin ıodjasğdposdkaıpsd hadi sizle de paylaşıyom tamam http://24.media.tumblr.com/7fa2fc8d5f63c6649193587ee2aeb0a7/tumblr_mhb3t1IIb61rxdbh2o1_500.jpg

Olsundu haklı davamdan vazgeçmicem. Bu filme bu adam olmazdı!

Hadi acıktım iyice gidiyom yeter bu kadar. Görüşürük.





21 Ocak 2013 Pazartesi

İzlediğim / bıraktığım diziler

(aşağıda otomatik video açılcak korkmayın :') )
Bu aralara kendimi vurduğum dizileri bi yazıyım şuraya. Sonra belki bak böyle bi dizi var mikemmel bişi diyen çıkar da bana gün doğar.

Once Upon A Time:


Fantastik ihtiyacınızı baya bi karşılayan dizi. İlk sezonu büyük bi heycanla bitirivermiştim. İkinci sezon 5-6. bölümlerden sonra bir baydı bir baydı ki. Konuyu çok uzattılar ve 9u izleyip bıraktım. Ama tekrar şans vermeye karar verdim 10. bölümü açıp izlicem bu yazıdan sonra.

Masal kahramanlarının geçmişini çok ayrıntılı bi şekilde ele almışlar. Ve bu kahramanların birbirleriyle bağlantıları var. Yani hepsi aynı ülkede yaşıyor ve bi şekilde birbirleriyle ilgili olaylara karışmışlar. Mesela Pamuk Prenses masalının Kötü Kraliçe'sinin neden kötü bir insana dönüştüğü 1. sezon boyunca merak konusu haline geliyor ve sonunda açıklandığında kime hak vereceğini bilemiyosun. Ayrıca da Kötü Kraliçemiz Regina'nın gençlik halini yine aynı kadının oynadığını ilk bi 10dk. anlamadım ben. Makyaj ve saç her şeymiş arkadaş! Kadın iğrenç makyajını silip uzun saç olunca mikemmel bi şeye dönüştü. Pamuk Prenses ve Prens'in tanışmaları da çok ilginç mesela, diziye göre her şey bir uyandırma öpücüğüyle başlamıyor.

Dizinin özet konusu da, bu masal dünyasında yaşayan insanların, Kötü Kraliçe'nin lanetiyle başka bi dünyaya gönderilmesi. Bi gün bi uyanıyolar başka bi dünyada başka insanlar olmuşlar, ama hiç biri geçmişini hatırlamıyor, ve bu dünyada zaman ilerlemiyor. Kurtarıcılarını bekliyorlar. Kurtarıcı da House'dan bildiğimiz Dr. Cameron, Jennifer Morrison. Ama öyle başrol gibi gösterilse de başrol değildi bence. Görünmediği bölümler bile oldu. Diğer kahramanların hayatları o kadar ayrıntılı işlenince başrol olma durumu biraz ortadan kalkmış gibi.



Pamuk Prenses'in tipe çok takık insanlar, öyle prenses mi olur ya çok çirkin yorumları var hep. Çok güzel geliyo bana bu kadın yia.  Niye çirkin diyosunuz olm şuna taş gibi kadın yani!

Prensimiz de şu yağuşuklu abimiz. 2.sezonda bi haller oldu tipine bi bişey oldu ama çözemiyorum. Bi de Pamukla aralarındaki "I'll always find you" repliği can sıkıcı olmaya başladı. Meh diyorum yani.

Ama benim dizide en sevdiğim karakterlerden biri Ruby. Bu da tamamen büyük ağızlı, kemikli burunlu ve biraz da yamuk tipli kadınları sevmemden dolayı. Yani gay olma sebebim olacaklar!

Ve feyvırıt karakterim Rumpelstiltskin. Diziyi bırakmamı engelleyen yegane karakter. Onun da hayat hikayesi yüreklerinizi burkacak çocuklar. Müthiş bir sempati duycaksınız.

Diyeceğim o ki, bu diziyi izleyin efenim.

A Young Doctor's Notebook:


4 bölümlük mini dizi. Mikhail Bulgakov'un mini öykülerinden uyarlamaymış. 1900lerde Rusya'da küçük bir yerde doktorluk yapmaya başlayan genç Vladimir hakkında dizi. Genç halini Daniel Radcliffe oynarken, yaşlı halini de Jon Hamm oynuyor. Lakin 2 karakteri de aynı sahnede görüyoruz. Hem genç hali hem de gelecekteki halini karşılıklı birbirleriyle diyalog halinde vermişler. Yani bir geleceğe bir geçmişe gitmiyoruz. Ayrıca Harry Potter'da 5. filmden sonra şiddetle baş gösteren Daniel antiliğim bu diziyle pek bir hafifledi. Yani dedim ki HP'daki sikko oyunculuğunu neye borçluyduk acaba! Bu dizi de o kadar iyiydi ki! Sempatik bile gelmeye başladı o derece. 

Dizi hem eğlenceli hem dramatik. Yalnız biraz kanlı. İlk bölümde gülmekten öldüğüm bir diş çekme sahnesi ve biraz "iiiuuuvv" tepkisi verdiğiniz bir sonuç var. Bacak kesme sahnesi baya bir kanlıydı bi de. Bunlara hazır olunuz eğer izleyecekseniz. Ama bu "doktorculuk" deneyimleri çok güzeldi, kan yüzünden vazgeçmeyin :B

Wolfblood:


Yine laptopımın olmadığı dönem bendeki delicesine fantastik açlığından telefonda başlamıştım izlemeye. Ama 3. bölümde çocuk o kadar ergen hareketlerde bulundu ki sanırsın regl oluyor! Ben de mieeh diyip bırakmıştım. Sonra baktım resmen diziyi canım çekiyor tekrar başladım. Dizi 2. sezona geçti bile sanırım ama çeviriler hala ilk sezon 10. bölümde.


Başrol kızımız tam bir tivaylayt bella. Ağız hareketleri, omzunun üzerinden arkaya bakma hareketlerini ondan almışlar. Oğlanı da ilk gördüğümde henee castin bibır mı o dedim. Onun besilisi resmen. Yalnız çocuklar dizi şurdan kocaman bir artı alıyor: İngiliz aksanından akıp gidersiniz. Konuya gelirsek aslında bi konu yok gibi, işte kurda dönüşüyo bunlar, ama asıl konu o değil baya günlük hayatları, ergence yaşamları.

Delicesine ergen bir dizi olduğunu bilmelisiniz. Ama ne olduysa resmen gözüm yolda bekliyorum bölümlerin gelmesini! Hatta ben 3-4 bölüm izledikten sonra Tuğçe'de başladı. Yeni bölüm geldiğini görünce "olm koooş koşş gelmiş yeni bölüm." diye heycana kapılıyoz. Allam çok ilginç, fanı olduk gereksizce dpaısjdspaodk

İzleyin ya da izlemeyin diyemicem. Şu yaptığım yorumlara göre tavrınızı belirleyin :B


Bu dizilerden başka başlayıp devam edip etmeyeceğime karar veremediğim diziler var, ama büyük sıkıntı anlarında mutlaka ki açıp izleyeceğimi hissediyorum. 
Birincisi Grimm, diziyi çok saçma bi sebeple bıraktım tamamen simetri takıntılarla bırakıverdim. İlk sezonun bitmesine 1-2 bölüm kala.
Teenwolf, yine fantastik ihtiyaçlardan dolayı başladım, ama ergen emerikan bebelerin hormonları önplanda olacakmış gibi geldi ve ilk bölümden sonra bıraktım.
Being Human, bırakmış sayılmam ama ne zaman devam edicem bilmiyorum 2. bölümü izledim ve kaldı öyle.
The Secret of Crickley Hall, yine 3 bölümlük İngiliz korku dizisi. İlk bölümü çok geç saatte izledim bi ürperdim. Sonra, evde hayalet olduğunu biliyolar ama yine de küçcük çocuk bile ayrı odada yatıyo diye sinirlendim bıraktım. İzleyesim geldi bak bu gece devam edicem sanırım.
The Lost Room, bu da bi mini dizi. İkinci bölümün yarısına kadar geldim nedense heycanımı kaybettim ve bıraktım. Konusu ilginçti aslında.
Revolution, ilk bölümü izledim ve kaldı öyle. Tüm dünyada mı evrende mi ne elektriğin yok olmasıyla ilgili bi şeydi. Mantık hatasını göz ardı edersek, konudan çok uzaklaşacak bi diziymiş gibi geldi. O elektriğin bitmesi sonrasındaki görüntüler bana pek o havayı vermedi ve bıraktım.

Son 1 ayda başladığım ya da bıraktığım diziler bunlar. Şimdi Haven ve American Horror Story'ye de başlamayı düşünüyorum. Bunların dışında dizi tavsiyeleriniz varsa özellikle fantastik, bilimkurgu, gerilim, gizem, korku tarzlarında, olmadı başka tarzda illaki izle diyeceğiniz varsa da olur :B Ya da bu dizilerden devam et çok iyi gidiyo dediğiniz varsa bi yorum yapıverirsiniz. Gidiyom. Bay.

17 Ocak 2013 Perşembe

Durex'ten Yataktaki Performansınızı Ölçen Bir Uygulama: Sexmograf



Seksi bir kadından daha iyisi varsa, o da yatakta zıplayan seksi bir kadındır! Yukarıdaki videoda yatağı (hatta odayı!) sallayan Durex kızı Alina’yı görebilirsiniz. Bu kız bir teknoloji harikası olsa gerek... :)

Ama esas teknoloji harikası, Durex’in Sexmograf uygulaması... Bir mobil aplikasyon düşünün; yatağa telefonu koyduğunuzda titreşimleri algılayarak performansınızı ölçen! Gecenin sonunda kim tavşan, gol kralı veya makineli tüfek rozetini kapmak istemez ki? ‘Ses getirecek’ bu deneyimi siz de yaşamak istiyorsanız, uygulamayı buradan indirebilirsiniz: https://itunes.apple.com/us/app/sexmograf/id507055633?mt=8

Mobil aplikasyonun yanı sıra; Sexmograf’ın bir de oyununu yapmışlar. Yatağı ve odayı sallamak yetmez; oyunda bir de web sitesini sallıyoruz! Daha çok tıkladıkça daha yüksek performans gösterdiğimiz sitede, Alina’nın sürpriz videolarıyla da karşılaşıyoruz. “Sen iste Alina, ben tıklarım” diyenler buraya: http://www.durexsexmograf.com/ Yatağı da performans tablosunu da sallarım diyorsanız Sexmograf’a!

Kim bilir Durex daha ne sürprizler yapacak... Takipte olmak isteyenler Facebook hayran sayfasına: https://www.facebook.com/Durex.Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Saçlarımızı nasıl renklendiririz (çok bilgilendirici yazı)

Şimdi 6 yıllık saç boyama geçmişimi sizinle paylaşıp, saçını boyatmak isteyenlere biraz rehberlik etmek istiyorum. Çünkü bu ara saçımla ilgili sorular tavan yaptı nedense, artık şu yazının linkini atıcam tek tek açıklamak yordu :') Hem boyalar üzerine hem de toplumun tepkisi üzerine bi konuşalım bakalım :B

Saçımı ilk kez boyadığımda lise 2 bitmiş yaz tatilndeydim. Annem yurtdışına çıkmıştı görev için. Bana da babanemlerde çok daral gelmiş soluğu kuaförde alıvermiştim. Ben biraz çok soluyorum galiba ki, yeşil ve pembeye boyatıp çıkmıştım. Anneme hep saçımı maviye boyatmak istediğimi söylerdim, he gülüm he havasında takılırdı. Eve dönünce şok oldu tabi. Ama sevdi yani, babamı zaten kaale almıyoruz burda o karışmaz.

İlk saç boyatmam olduğu için, ben hiç bilmiyorum tabi saçı açıyolar oryalle öyle boyuyolar. Kufördeki adam diyince eyi tamam dedim, zaten bi yıpranma söz konusu olmadı hiç. Sonra bi kaç aya boya akıp pembeli sarılı bi şeye döndü. Okul başlıcak diye tekrar boyatmadım ben de. En can sıkıcı kısmı Ankara'da tüm hanzoların "hele hele aahgghh gakkgkk" tarzı laflar atmasıydı.

Okulun başlamasına yakın tüm saçımı siyaha boyattım. 2 yıl siyah kullandım. Lise bitince, yetenek sınavlarına hazırlandığım dönem, enseden bi kaç tutamı mavi mi yeşil mi hatırlamadığım bi renge boyattım. Yalnız kuaförün salaklığına sanırım çok tuttu oryali saçımda, keçe gibi oldu ensedeki saçlarım. O kadar bunaldım ki bi kaç ay sonra evde belime gelen saçları çeneme kadar kestim ( o gün bugündür omuz hizasından daha uzun kullanmadım, uzatmaya çalışıyorum artık :'( ) Yani diyorum ki, eğer kuaförde saç açtıracaksanız işini bilen birine yaptırın. Pahalı görünen yerler iyi yapar diye bi şey yok ki benim gittiğim yer "elit" sayılan bi yerdi.

Üniversite 1. sınıfta saçımı kendi renginde kullandım. Bi dönem kızıl boyalarla takıldım. Gayet sağlıklı mis gibi. Ama hani dövme yaptıranlar derler ya bi kere yaptırınca gerisi geliyo diye, aynı öyle işte. Saçınızı bi kere farklı renklere boyatınca, düz renklerde duramıyosunuz. Benim avuçlar kaşınmaya başlayınca üni 1.in yaz tatilinde kuaföre gittim. Elimde mavi saç fotoğraflarıyla. Bunu istiyorum dedim. "Tamam hallederiz" yaptı bana. Saçlarım oryalle açıldı. Boyandı. Ortaya çıkan sonuç KORKUNÇ! Sinirden bi şey diyemedim bile, ağlıcaktım yoksa.


Gösterdiğim fotoğrafla hiç bir alakası yok, onu geçtim maviyle hiç alakası olmayan bi renk! Hatta bir renk değil 3-4 renk vardı kafamda, hepsini boyayamamış bile diplerdeki sarıları görüyosunuz. Adam 2 gün sonra bi daha gel dedi. Gittim, yine boyalar karıştırdı bi şeyler ve yine tutturamadı. 2 gün sonra bi daha gel dedi yine. Gittim ve siyah-mavi bi renkle kaldım ortada. Bir de salak gibi 70 lira mı ne vermiştim. Hala lanet ederim o adama. Çünkü saçlarım o kadar yıprandı ki, banyodan sonra tararken uzuyodu saçlar lastiğe dönmüştü resmen. Hayatımın en büyük hayatlarından biri olarak kaldı o kuaföre gitmek.



Sonra o yaz denize falan girince 1-2 günde yeşilli gri saçma sapan bi renge döndü saçım. Bilmiyorum siz buna soğan kabuğu mu diyosunuz ama resmen Gülşen Bubikoğlu yeşili. Nasıl da yıpranık görüyosunuz.


Yaz ortasında bu renge tahammül edemeyip gittim kızıl mıdır nedir artık öyle boyattım.



Tatilden dönünce de kendime adam gibi bi kuaför buldum. Binbir tehtidle, yapamazsanız parasını vermem, sinirden oturur ağlarım burda saatlerce diyerek bi önceki kuaför maceramı da anlatarak saçımı tam doğru maviye boyattım.

Yine açma işlemi uygulandı tabi ne yazık ki. Bu boya açıldıkça mavi kalıyo, dibin geldikçe açıp boyıycaz sadece deseler de, saç rengim açıldıkça hiç de mavi kalmadı. Ama ben mecbur o kuaförde boyatmaya devam ettim. Dibini açıp mavi rengi tüm saça uyguluyolardı yine. 1 buçuk 2 ay sonra grili yeşilli mavili garip bi renk oluyodu. Hatta sokaktaki 2 tane teyzeden (ki birinin akli dengesi bozuk) "yaşlanmışsın" yorumları almıştım. Sağlık ossun. Ne kadar yıpranmış yine bakın :'(


Bu dönem kalmaya gittiğim her eve yastık kılıfımı götürmek zorunda kaldım. Çünkü çok akıyodu boya. Hele ki yazın mavi terlemek kadar iğrenç bi şey yok. O saçla uğraşmaktan o kadar bıktım ki tekrar siyaha boyadım. Hem biraz bırakayım kendine gelsin dedim. Sanırım yarım yıl dayanabildim. Sonra bakır tonlarında boyattım, ama siyahtan dönmek imkansız olduğu için yine saç rengimi açtırdım oryalle.

Vee gelelim geçen yıla. İnternette dolanırken, manicpanic diye bi marka gördük. Saçını bu boyayla boyayanların fotoğraflarına baktık (çoğul konuşuyorum çünkü Tuğçe'yle deneyimledik bu kısmı), böyle bi "SAÇIMI BOYATMAM LAZZIIIIMMM!!" diye geldiler bize. Ben komple ensemi, manic panicten aldığım turkuazla boyadım. Fotoğrafta arada görünen sarılar aslında aldığımız manicpanic beyaz boyasıyla boyalı. Ama platine kadar açamadı kuaförler o yüzden tutmadı.


Bu boya için tabi önce saçlarınızı açtırmanız gerekiyo. Baya açılması lazım hatta, platine kadar. Sonra boyayı evde kendiniz uygulayabilirsinz. Krem gibi zaten elinize bi eldiven geçirin ve bi tarakla bol bol tarayarak sürün, köpüklendiğini görürsünüz tarak üzerinde. "Tamam olmuştur" diye ikna olduğunuzda da yıkayın. Ben 1 gece kafamda boyayla yatmıştım bile hiç bir zararı yok. Neyse ben şimdi boyanın uygulanışı hakkında konuşmıyım zaten bunla ilgili yeterince video var, ve manicpanic türkiye yazarsanız sitesinde de açıklama var.

Kendimi avutmaya çalıştım, hayır hepsini boyatma yapma etme, sadece ensendeki saçlarla yoluna devam et dedim ama. Yaz tatili dönüşü kendimi kuaförde saçımı açtırırken buldum. Sonra manicpanicin turkuazıyla evde boyadım.


 Resmen rahatlıyorum saç boyayınca dasjdaısjd Neyse, yine tatile gittim, hatta saçımı boyadığım akşam otobüse bindim evet doğru dıajsdoaısjd. Denize girerken boneyle girdim. Korktum akıcak diye. Son 2 gün bonesiz girdim ve azıcık aktı. Ve bu boya aktığı zaman da çok kullanışlı. Ben sadece mavinin 3 tonunu denedim gerçi diğerlerini bilemem. Açılıyo yine mavi kalıyo saçın, turkuazımsı bi renk ya da tam adını koyamıyorum :B Bu aşağıdaki fotoğraf yukarıdakinin deniz+güneş vs ile iyice açılmış hali.



Neyse efenim, en son yaşadığım mevzuu da şu; dibim geldikçe açtırmak için 2, 2,5 ayda bir gittiğim kuaförüm, illa ki bi boyanı getir göreyim nasılmış, ben boyıyım burda diye konuşunca aldım boyamı gittim. Boyayamadı gerzek. Yapamadı yani bildiğin. Aylardır kendi başıma gayet yettirdiğim ve tutturduğum boyayı adam yapamadı. Kendi mavi boyasından sürdü saçıma. Ben çok ağlandım zırlandım tabi orda ve evde. Çünkü biliyorum kuaför boyalarının ne mal olduğunu. Bu bi kaç ay boyunca resmen sosyal hayatım etkiledi! Kafamı bi yere koyamıyorum, her yerde arkamda mavi iz bırakıyorum. İlk banyodan sonra suratım ve vücudumun bazı yerleri maviydi inanır mısınız?! O yüzden sürekli saçlarımı, kafamı eğerek yıkamak zorunda kaldım. Sonra küvet temizledim bi de! Manicpanic için sitesinde yazar ki; kıyafetlerinize bulaşabilir. Ben o kadar nadir yaşadım ki bunu manicpanic boyasıyla. Boya çıksa da yıkanınca geçiyodu. Hiç mavi terlemedim mesela. Bunlar güzel şeyler. Kuaför boyası baya bi akıp beni bırakınca çok şükür ki, tekrar boyamı aldım ve boyadım. Mutluyum :')


Saçlarım bu renklerde gidip gelmekte uzun süredir. Voodoo Blue ile yapmıştım bu renkleri. Dün after midnight blue aldım. Bunlardan biraz daha koyu şu an. Ha bir de, benim saçlarım omuz hizasında ve bir kutu boyanın yarısından azıcık fazlası yetiyo gayet, bunu da belirteyim.

Şimdi size söylemek istediğim şudur ki, kendi deneyimlerime dayanarak, kuaförü tercih etmeyin. Ha çok süper paralar sayıp çok süper kuaförlerde çok süper boyalarla boyatabiliyosunuzdur, orasını bilemem. Bunun dışındaki kuaförde boyatırsanız, kullanımı çok zor anlattığım gibi, yani zevkini çıkaramadan bıkmış oluyosunuz.

Özellikle eğer Ankara'da oturuyosanız ve saçınızı farklı renklere boyayacaksanız, brace yourself. 3 yıl önce kuaförde boyattığım maviden sonra ben baya yıpranmıştım. Hani laf atana bi yere kadar cevap vermiyosunuz, bi yerden sonra çizmeyi aşıyor durum. Durup durup kavga etmişliğim var. Bi de cevap verince o kadar korkuyo ki yüzsüz pislik herifler. Hiç beklemiyolar çünkü, alışmışlar laf atıp geçmeye. Ama artık kafama takmayabiliyorum. Çok sinirli olmadığım sürece, umrumda olmuyo yediğim laflar. Çünkü sonu gelmiyo. Mesela bi anda bi hanzo ordusu hepsi zaten sana bakıyor olduğu halde birbirini dirsekliyo hınçla "baahkkk baahkk" diye. Kapalı bi mekana girdiğiniz de tüm kafalar size döncek yapıcak bi şey yok. En kötülerinden biri de "sevimli" takılan kızların attığı "aaiiiyyyy" çığlığı. Gömücen bi tane suratına. Ne aaiiy ne istiyon git boyat o zaman!  Ha, yolda yanınıza gelip "saçınız ne renk?" diye sorarlar. Bu nasıl bir sorudur hiç bilmiyorum. Ne diyim kırmızı mı diyim yani, ne istiyosun ki? Bol bol durdurulup "saçınızı neyle boyadınız, bakımı zor mu?" vs sorular da sorarlar. Bir de "orjinal mi?" diye soran çok var. He nemden böyle oluyo. Canım milletim :) Çok seviyom.

Hafızam da yer eden en güzel 2 lafı söyliyim, birini Eskişehir'de sabahın köründe yedim "Ne goydun la gaffana?" demişti bi amca. Geçen haftalarda Ankarada da "vooov blue" demişti, kültürüyle laf atan bir genç. Yani eğleniyosun da aynı zamanda.

Kışın atkı, bere dolanın, yine aradan çıkan 3 tel maviyi seçebiliyo adamlar. Öyle gelişmiş modeller var Ankara'da. Bunların yanında, yanınızdan geçerken "çok güzel olmuş." diye kulağına üfleyip geçenler de var tabi, yok değil. Ailelerden gelen "gençlik işte" yorumları da çok can sıkıcı. Yaşla ne alakası var bu işin? 30-40 yaşında olup saçı rengarenk olanlar yok mu? Var. Belki ben 5 yıl sonra sıkılıcam bu renklerden bırakıcam orası ayrı. Ama bunu anlatamıyosunuz işte.

Saçlarıma bu kadar çok işlem yaptırttığım için pişman mıyım? Evet. Cahil cahil gidip o kadar açtırıp saçma sapan boyalarla çok yıprattım. Eski canlılığı, dalgası artık yok. Keşke önceden şu an kullandığım boyayı kullanma şansım olsaymış diyorum. Şimdi yine eskisi kadar yıpranmış bi halde değil. Gerçekten boyanın onarıcı etkisi var sanırım. Yani saçımı bilip etmeden boyatıp yıprattığım için pişmanım, yoksa renkli kullanmaktan yine vazgeçmezdim.

Bence biraz aydınlandınız ha, başınıza gelecekleri biliyosunuzdur artık. Ekstra soru varsa yorumlarda çekinmeyin efem. Görüşürük.


11 Ocak 2013 Cuma

Çok koyuyor bu dönüşler :')


Ben bunu yazarken perşembe günündeydik, yayınladığımda cuma, cumartesi falan olur. Çünkü İstanbul turu tamamen bitsin, bi yazıda toplansın öyle yayınlıyım diyorum. Dönüşümüzü de bana cuma demişlerdi, sonra dün (çarşamba), perşembe öğlen gidicez didiler. Banne ya bana cuma dediniz dedim. Annemle ben cuma günü dönücez, diğerleri bugün kakcak gitcek. Oh.

Şimdi neden Oh dediğimi görmek için en başa alalım:

Bizimle beraber annemin iş yerinden bi adam daha bizle geldi. 2 kişi daha vardı da onlar önceden gitmiş sanırım. Otobüs yolculuğu sırasında adam her konuda okuduğu bi şeylerden bilgi veriyo. Bir yaparsın iki yaparsın tamam ama her cümleye de "şimdi şöyle bi şey var..." diye başlanmaz adam! Allam ben bi sinir olmaya başladım!! Bi de sürekli "spesifik" diyor herif ağzını kırdımın! Ne demek desem net açıklama veremez, çünkü alakasız yerlere bile soktu şu lafı.

Sonra ben müzik dinlerken annem dürttü bak sana bi slayt göstercekmiş diye. Allahım yareppim bak!!! Telefonundan sunum yaptı olm adam bana. İlk başta, bi anneme bi adama bakıyorum "altından bi şey mi çıkcak bunun nolcak?" dedim. Yok yok dedi adam. Keşke bi şey çıkaydı ey gidi! Yarım saat bi şey sundu ama ben böyle kaydım gidiyom! Bi de kendince bi şeyler soruyo ama istediği cevaplar belli. Sunuma göre bakıp "bunu mu seçersin bunu mu?" diyo, inat ya istemediği şeyi söylüyorum "neden?" diyo hemen, istemediği açıklamayı yapıyorum. En sonda ekranda "amway" yazısı belirdi, ben arkaya bağlamayı aldım hemen. Sen bana bunun mu sunumunu yapıyon bi saattir lllaaayyyynnn diye koltuk fırlatmayı ne çok isterdim :') Yok şöyle para kazanılıyo burdan da bilmem ne! Ne yapıyolar ki diyom satış temsilcisi mi bunlar NEY OLOOM NEEY! Yok öyle de değil de takımın parçası diyo. He çok net evet. Kimler nebçim parayı kırmış diye sunumuna devam etti ama çüküme değil afedersiniz. Ordan parayı kırmayacam ben diyorum! Sonra bi seminere gel didi cumartesi günü var dedi saat 9da dedi. Cumartesimi erken kalkarak heba idemem dedim. "Aa bak şöyle bak böyle, giriş de 30 lira, sonra da..." derken "HAYYATTA GELMEM" diyip koltuğumda uyuma pozisyonu alıp müziğimi taktım. Burdan para konusundaki tavrımı bilmiş olması gerekirdi densizin. Ama bilememiş.

Neyse efem, İstanbul'a girince biz, "nolüyüz la hiç kar yok hanimiş ki?" dedik. Otobüsten de Rus çetesi gibi indik montlar atkılar bereler vs. İndik terledik soyunduk pdajsodıaj Odaya yerleştik ama allahım o ne sıcak. Oda kaynıyo ya, hiç kapanmamış o göt ka odadaki kalorifer. Balkon kapısı açık durduk. Ben fötöğraf çekicem diye yıprandım baya bi derkeeen ertesi güne hasta oldum yataktan çıkamadım pdaojsdıapjds Böyle bittiiiin vicıtta halsizlik ağrı, mide bulantısı falan sonra kaktım banyo,yemek iyileştim. Ama akşam olmuştu artık. Tüm gün odada dizi izledim ben dpaıosjdsoaıjd He bu sırada işte deprem oldu. Ben hasta olduğumdan ben mi sallanıyom ki layn noluyoz ki dedim sonra yok bu kaa da olmaz dedim. Twittera baktım hakkat olmuş pdıasjdoaısdj haber sitesine mi bakcam allaşgına. Neyse akşam yemeğe indim, burda müzede çalışan komutanlar bi de bizim ankaradan gelenler olarak bi masada yendi. Yemekten sonra muhabbet de muhabbet ölecem sıkıntıdan. Ben gidiyom dedim çıktım odama. Sonra annem geldi çatıya çıkıyomuşuk dedi. Ben gelmem çok sıkılıyom desem de zorla çıkartıldım. Bi de cıstak cıstak müzik koymuşlar "ay aney dolgum düşecek gidiyom ben odaya" dedim. Ordan da koptum geldim.

Çarşamba günü zaten biliyosunuz ki kankalarla buluştuk. Buluşmadan sonra orduevine döndüm ki, yemeğe gidiyok hadi dedi annem. Ben yemicem ama gelirim dedim. Ordan bizim spesifik'i de aldık çıktık. Bileydim istiklale gittiğimizi ben götürürdüm yolu bildiğimden. Ama bu çok pis İstanbullu ya adam 40 dk.da falan gittik. Benim geldiğim yol daha kısaydı diyip durdum sürekli de dpoaısjadoısjdas tam bir aksi. Sonra ıslak hamburger yedireyim size dedi. He anne ye bak güzel o dedim. Oturduk illaha ki vallaha ki sen de ye dedi :)))))))))) Yedim geldim olom ben, nafile. Taam var taam diyerek yidim. Ordan dolandık falan. Normal bir "etrafı inceleme" hızında yürüyoruz. Spesifik, ne kaa hızlı yürüyosunuz diyip hızı yarının da yarısını düşürdü. Allam götüm kaynıyor resmen LA BU NEE BUU NASI YÜRÜYOZ BU NE BU! diye.

Neyse sonra istiklalde cafe house mu ne bişey var. Önceden de hep görüp girmemiştik. Zaten mekan diyo ki "siz girmeyin, para alıyoz baya biz." Ses etmedim, ben nassa söylenmemi yaparım dedim. Girdik oturduk. Menüyü alınca annem bir acı ses koydu zaten pdoaskopdıj kalkın gidelim bu ne yaav dedi. Spesifik ossun dedi. Sonra allan fakir köylüsü menüdeki en ucuz şey olan 6tl.lik espresso sipariş etti. opdjasodıjasd takiben annem de öyle. Ben de kontes olarak karemellisinden istedim +2,5 tl eklentili. Bi geldiler ki benim ki yarım su bardağında, espressolar türk kahvesi fincanında ama yarısına kadar dolu :)))))))))))))))))))))))))))))))))))))))) Ben dutamadım daha fazla içimde başladım söylenmeye. Spesifik dedi ki "Burcu biraz zor mu?". Baahh lafaa baahh çenesini söktümün!!!! "Hoşlanmıyom gereksiz harcamalardan, böyle antin kuntin mekanlardan. Aynısı Ankarada da var İstanbul'daki daha farklı olmuyo..." diye sürüüüüüüp giden bir cevap verdim. Kendi espressomu da anneme verdim sikimsonik tadı olduğundan.Annem de onu 2 yudumda içti. Az daha dirsek atıyodum suratına O KA PARA VERİYOK NE DİKİYON KAFANA AZ TADINI ÇIKARSANA OLOMMMMM YAA! diye ağlandım bi süre de. Spesifik bir mutsuz ki sormayın dpaosjdaısopdj. Ordan çıkınca da baya söylemlerine devam etti. Ay bi de bana hayattaki planlarımı soruyo, Korece'yi seçseydin bence "ortak bi tarihimiz" var ya falan diyo, bana hayat dersleri veriyor. Nası da illet olduğum iştir var ya! Kimsin la sen? Resmen karşısında göz deviriyorum bana mısın demiyor! Sonra zaten bi yerde "ben ayda 1 tane kişisel gelişim kitabı okurum." dedi OPDAJİDPIAJDOŞADJHAŞOSIHADOIASJDAOSIUHFIIUOSHOASIDJASODIAJSDAPIOUSDJO diye tükürecektim suratına.

Orduevine dönüş yolunda, ben yönettim burdan gidecok diye. 15dklık yolu bunun hız anlayışıyla 30dk da yürüdük yine. Odaya geldik gece 12-1 gibi bana bir fenalar allah allahlar sıcaktan bayılmalar, mide bulantısı derken. Gittim kustum! Sana YEMEYECEM DEDİM ISLAK HAMBURGER GÖZÜNÜ SÖKTÜMÜN!

Şimdi de bugündeyiz, yani perşembe olüyür bugün. Öğlen Nişantaşı'na gitcez annemle, sonra müzeye geçicem. Bi kaç Japon düşürücem pdoaksdoakdpaosk sonra akşam İstiklal'e gidip, yarın öğlen yola çıkcaz. Bakalım neler yaşıciik, duruma göre ekleme yapıcam. 10 Ocaktan sevgilerle bay.

*******

Eveet geldik 11 Ocak'a. Çok mu uzun oluyo la yazı kestiremiyom neyse baane ki. Az önce girdik eve. Şimdi dönelim perşembe gününe.

Perşembe günü öğlen kalktım gittim annemle öğle yemeği yiceok diye. O da müzeden çıktı, iş kankeytosu İlkay ablayla. Nişantaşı'na doğru yürüdük. Beni mağazalara sokuyolar ama ıı ııh. Kitapçıya gitcem ya çünkü odaklanamıyorum resmen doıasoaısjd hemen sonra Remzi Kitabevini gördüm zaten, daldım. Bir  adet Mushishi mangamla çıktım. Fotoğrafsız yazcam bu yazıyı üşeniyom atmaya. Bakaydınız twitterdan. Yemekten sonra müzeye geçtik.

Ben böyle ağlıcam allah yareppi negsel günlerdi laan ey gidi çocukluğum diye doıasjdoaıdj eski çalışanlarlan bi hasret giderdik. Sonra kütüphanesine geçtim, çocukken okuduğum, baktığım şeyleri tek tek buldum orda. Ço nostaljik. Akşam da İstiklal'e aktık annemle. Pasajları neyn fethetmem lazım, ama sevgili annem elime ne alsam "napcan ki onu?" dediğinden bende heves neyn kalmıyo. Yine ben aldım alacaklarımı da oraları dolaşmak için bana Tuğçe lazım dopadpoasdjkas Ayrıca da çeşitlilik bok olmuş akıyor arkadaş negsel ya! Burda yok çocuklar öyle şeyler. KÖYDE YAŞIYOZ RESMEN! MEDENİYET YOK OLOM! İĞRENÇ PİSLİK TİKSİNİYOM ANKARA!

Evet işte son günümüzü de böyle geçirdikten sonra, bu sabah hazırlanıp, çıkış işlemlerini yapıp, kahvaltıya geçtik. Takımımızdan diğer 2 edem de geldi. Şimdi bakın bizdeki fakirliğe hazırsak. Bi tanesi akşam bi yerde oturup çay içerken masasına 2 adam oturmuş. Beyfendi kusura bakmayın sizi birine benzettik bi kimliğinizi görebilir miyiz, diyerek polis kimliklerini göstermişler! HEYCANA BAK HIMINI KIYYIM!! Diğeri de gittiği mekanda Şener Şen'i görmüş, fotoğraf çekilebilir miyiz acaba diye sordurmuşlar ŞENER ŞEN MASASINA DAVET ETMİŞ! Kanka kanka pozlarını gösteriyo bi de bize! Birisi heycan dolu, birisi ünlü dolu bir gece geçirirken ben hangi renk atkıyı alsam diye düşünüyodum. Hayatım fakir. Engelleyemiyom.

Öğlen otobüse binerken de yine suratım 10 25 karış. İstemiyoom dönmek istemiyyyom diye tülaya bağladım. Annem de her geldiğimizde böyle yapıyon sen dediyse de Ankara girişinde o da tiksinme suratını takındı. Götümün yeri. HIIIYYYY HIIYYY YAKACAM GALİBA! Ben bi kaç hafta tiksintimle yaşıyım yine şu köy hayatına alışana kaa. Neyse bu kadar galiba diceklerim. Açlıktan ölüyom gidem yemek yiyem. Bay.

10 Ocak 2013 Perşembe

Biz birazcık buluştuk da üzerinize afiyet

10 gün kadar önce annem görev için İstanbul'a gideceğini istersem benim de gelebileceğimi söyledi. Oh dedim kalıcak yer de hazır madem gideyim. Sonra bi kaç twitter duyurusuyla güruhumuzu topladık buluşalım diye. Yalnız gelmem kararlaştırıldığı an haberlerde kar geliyor, fırtına geliyor allah allah haberleri dolanmaya başladı. Hani nerdeyse spiker çıkıp "hani siz geliyonuz ya haftaya hah tam o hafta üff nebçim.." dicek. Yani peşimde bir kar bir de deprem getirdim İstanbul'a. Bu kar kışta nasıl buluşacok diye de bi üzüldüm bi üzüldüm... Ama kadrodan bir eksiğimiz Ego, olaraktan buluştuk. Kendisini burdan saygı sevgiyle anıyoruz.

Ben canım Mathi'nin tavsiyesiyle -yarım saatte yürürsün ama bi de kaybolma ihtimalin var- 1 saat önceden çıktım. Tam bir mal olduğumdan da 15dk.da gittim buluşma yerine. Ne Demet, ne Şeyma, ne Mathi, ne Erva...Gittim İstiklal'i yürüdüm, hem de para çekicektim. Ing bank arıyom. Ama "ing" olarak değil turuncu tabela görcem diye. Te en sona gittim Şeyma metrodayız diyince geri döndüm başka bi bankadan, ekstra 2 liramdan olarak para çektim. Bi kaç adım sonra ING bankı gördüm TABELA KAHVERENGİYMİŞ İSTANBULDA :))))))) Neyse olsundu. Sonra Demet geldim diye aradı, ilk onla buluştuk. Diğerleri gelene kaa turlayalım dedik. Sonra Mathi'den isyankar donuyom mesajı aldık. Onu da aldıktan sonra Şeyma ve Eva da koptu geldi zaten.

Ordan Bunka'ya gitmek üzere yola çıktım. Yalnız ben bi su almalık büfe bulamadımdı :') Yok resmen. Ankarada 10 adımda 1 büfe koyyok biz. Burda Bunka'ya giderken yol değiştirip bi büfeden aldık mesela. Ço ilginç. Megakent olmuşunuz adam olamamışınız ;))))))
Bunkaya yerleştik ve menüye bakıp tatmin olamayıp kalktık.  Hongkong Restaurant'a gittik. Açık büfe mi alsak menüden mi gitsek derken, çalışan adam "açık büfede seçenekler var, hem de ucuz.." demesiyle "ikna oldum" diyip indik aşağı. Hepimiz birer tapağı doldurup çıktık,  döndürüklü yere koyduk. 



Sonradan 2 tabak eklemesi daha yaptık bu görüntüye. Mekan da nebçim soğuktu, diken üstünde yedik resmen. Kakara kikiri yedik yemeklerimizi. Bissürü şey konuştuk sanırsam burda, aklıma şu an net bi konu gelmiyo bak. Ayrıca bir atasözü vardır bilirsiniz "dedikodunun hımınıı kıdıık!!" diye. Evet, evet senin hakkında da konuştuk! Ve sen, ve sen eveet padıjsdıoasjd Neyse, burda ayak parmaklarımız düşmek üzereyken sıcak bi yere gitmek üzere çıktık. 


Bu da kapı önü fotomuz. Eva iyi ki getirmişin makinanı he bu arada hep sölicem unutuyom cınıms.



Bunlar da sıcak bir yer ararken çektiğimiz fotolardan temsili olanlar. Mesela şu hareketi Ankara'da yapıyo olsak, sinirlerin bozulmaktan ağlayarak eve gidersin. Bi anda etrafın sarılır " baah baah tiplere baah omogooyyim, nabıyonuz la, ne çehyonuuzz...." laflarıyla. Burda hayat çok zor, siz İstanbul'da hayat zor sanadurun dıojasodıasjd 
Ayrıca o konu çok kaynadı ama Demet gördüğün ünlünün bi fotosunu atsana la kim çıkaramadım ben dıajsdoıasjd zaten Mathi'yle gözlerimiz büyüdü yazık "ünlüü müüüğ ünlüüğ mü" diye :')
İşte burda yürürken doakspaoskd evet anlatıyom Mathi üzgünüm.. Heh, Mathi ben sizi götürcem durun falan dedi iyi dedik üzülmesin... Nerde diye konuşarak giderken bizi duyan bi genco "o geride kaldı" dedi. Mathi'de yöö dedi ezikledi çocuğu yazık. Bilyonuz ki eveet orası gerçekten geride kalmıştı dakspodkasdapsodk


Neyse, sonra bulduk da oturduk. Adı neydi unuttum la. Sıcak iççeklerimizi söyledik. Sonra biz bi sıcaktan mayıştık bi sessizliğe büründük. Hatta mathi acaba orda mı oturmaya devam etseydik dedi odaksdspaodkasd demek soğuktan korunmak için konuşmuşuz o kaa. Neyse sonra yine fotoğraf çekelim neyn derken konuştuk bissürü. Bi şeyler daha yazcaktım unutuyom şu an ha mal oldum ben çok sinirlendiriyolar burda beni dkaspdoaksd Unuttuğum bi şey varsa diyin de hafızama atem.

He bu arada katılmak isteyip gelemeyen kankeytolarımız Şizo, Hayal, Ego sizi de andık bol bol.. Üzülmeyin. İşte efem sonra burdan da kalktık evlere dağılmak üzere yola koyulduk. Ben yürüyerek gitmek üzere metro başından ayrıldım. Gerisinde neler yaşandı bilmiyom, bana bi yorum atıverirseniz :')

Sonuç olarak duygusal bi konuşma yapmam gerekirse kdajosıdj, daha daha buluşmalara efenim. Ankara'ya da beklerim. İstanbul'a geldiğimde de tekrar tekrar bela olurum izninizle.