23 Şubat 2013 Cumartesi

Bir Geyşanın Anıları (Kitap/Film)


İşin spoiler kısmına girmeden önce insanlık adına bi duyuru yapmak istiyorum: SAKIN AMA SAKIN KİTABI OKUMADAN FİLMİ İZLEMEYİN. Tabi sizin için çok geç değilse... Kitabın kapağını kapatır kapatmaz filmi başlattım ve yapılabilecek en kötü uyarlamalardan biri olduğunu düşünüyorum. Tek başınayken filme bi lafım yok yalnız. Ama işin içinde böyle bi kitap varken, bu film hiç yakışmamış. Kitap eline aldığında tek solukta bitirebileceğin türden, ben 1 haftada bitirmek zorunda kaldım dersler yüzünden :') Çok abartıp beklentiyi tavan yapıp sonra hayal kırıklığı yaratmak istemem ama okuyun arkaaşlar :'3 Kitabı okumayıp filmi izleyenler yazının film kısmına atlasın bari. Allaseniz bi 2 laf edelim içimi dökmem lazım dpoasdpaosdk

Şimdi kitap hakkındaki yorumlarıma geçicem, okumayanlar ayrılsın burdan derim.

Öncelikle, kitabı okuyan birileri vardır umarım ve bana bi yardım eder şu konuda. Kitabın önsözünü okuyunca baya tüylerim diken diken oldu. Kitabı okurken de Sayuri'yi duydum resmen pdoaskpaskd yani o anlatıyodu baya baya. O yılları yaşamış bi Japon kadınının, eski bir geyşanın o şekilde konuşabileceği çok net olarak kafamda canlandı. Hatta yer yer yaptığı betimlemeler babanelerin ananelerin "benim zamanımda mahallenin delikanlıları peşimde pervane olurdu." demesi tadındaydı, "seni gidi sayuri seni yiaa" dedirtti. Kitabı bitirmeme 30 sayfa kala yazarın "Teşekkür" kısmını açtım ve "Sayuri'nin öyküsü bir kurgu olduğu halde..." diye başlayan cümleyi gördüm. Resmen 1 haftadır yaşadığım her şey yalanmış moduna aldım kendimi. YA SEN BENİ NİYE KANDIRIYON diye isyan ettim. Kadını duyuyorum diyorum ya! Acaba ben bi olay mı kaçırdım, benim salaklığım mı böyle körü körüne inanmışım? Hani bu mavi göz olayı için, ya öyle şey mi olur dediğim çok oldu ama dpoasdjasıodjd yine de inanmıştım :')') Neyse...

Anlayamadığım bir diğer nokta, Sayuri'nin Başkan'a olan aşkı. Kafam almadı resmen, kabul edemedim hatta. Küçükken Tanaka-san'a duyduğu hayranlık ya da ne diyim muhtaçlık mı? İşte ona beslediği bu tür hisleri Başkan'a da beslediğini düşündüm. Küçük bi kızın yaşlı bi adama olan geçici hayranlığıydı sadece. Ve geçici olmayışına bi yerden sonra sinir olmaya başladım. Bana göre çok iticiydi ve hiç aşk olarak düşünemedim. Sayuri'nin "aşk"ını anlatma üslubundan olabilir, çekingen tavırlar vardı çünkü o anlatışta. Belki de o dönemleri yaşamış Japon kadınlarının özelliğinden gelen bi şeydir.

Nobu-san'sa bi süre sonra insanın hayallerindeki erkek konumuna geliverdi :'3 Adam gibi adamsın Nobu-san dedim. Yaşadıklarını hiç haketmedi adamcağız, ona kahroldum. İşte onda gördüm aşkı. Çok üzüldüm :')

Ve genel olarak kitaba şöyle bi bakınca, geyşaların hayatı hakkında çok şey öğrenmiş oldum. Bu kadar zorluk, rekabet, entrika olduğunu bilmezdim. Çok deli bir mücadele söz konusu, gerildim çoğu zaman okurken. Ama şunu anlayamam hiç bi şekilde, sanat dersleri almaları ama erkekleri eğlendirmek için... Geniş mi göremiyorum artık napamıyorum bilmiyorum dajıosoasjd ama kültür olarak da anlamlandıramıyorum, fahişelik olarak görüyorum yine. Kitap o konudaki fikrimi değiştirmedi işte, bilmiyorum değişmesi mi gerekirdi ama...Okurken farkettim ki benim içerde tuttuğum bi feminist yanım varmış odpajkdoıajd onu da Doktor Yengeç'in üstüne saldım. Yani öyle bi tiksindim ki adamdan! Getirin şuraya eziveriyim böcek gibi!

Bunların dışında kitap çeviriyorsun ama yazım hatası dolu! Tdk'ya göre "duymazlıktan gelmek" değil midir? Doğru kabul edilen o. Ne bu kulağa da çok tırmalayıcı gelen "duymamazlıktan" yazıp durma aşkı sevgili çevirmenler?


Şimdi bi de filme bakarsak... Film hakkında hiç bi araştırma yapmamıştım. Japon filmidir ekipte de bi kaç amerikalı vardır diye düşünüyodum. Filmin dili ingilizceymiş, bi kaç Japon dışında ne ararsan vardı ayrıca. Sayuri'yi görünce "enee ceki çen babamın kız" diye sevindim bi. Amaa gel gör ki kitabı okurken yaşadığım duyguların hiç birini yaşayamadım filmde. Hiç etmişler kitabı. İki buçuk saat bana ne izletildi anlamadım.Son yarım saat artık bunalıp atlayarak izlediğimi belirtmek isterim.

Kitaba hiç bağlı kalınmamıştı bana göre. Olay örgüsü olarak değil, ki o konuda da bi çok yer anlamsızlaştırılmıştı ama, karakterlerin kişiliği hiç dikkate alınmamıştı. Yani Başkan, Nobu-san o adamlar mıydı şimdi? Hadi tek kolu olmayan oyuncu bulamadınız Nobu için tamam ama adamlar kaltak gibi gülüp durdular anca. O Balkabağı? Kız için biraz kabadır deniyodu kitapta ama çekingen bi insandı aynı zamanda...Filmde şırfıntının tekiydi! Mameha-san için de daha genç birini beklerdim. Okaasan ancelina coliye benzemiyo muydu ya? Onun az çektirilmiş versiyonuydu resmen ha!

 Bay Yengç'in yaptığı pislik ortada yoktu. Ki bence geyşaların yaşadıkları hayatın vurucu noktalarından biriydi. Nobu'nun aşkı geçiştirilmişti. Hiç birinin kendi karakteri yoktu, aynı tip adamlardı hepsi. Yani tam Amerikalıların yapacağı bi iş olmuş! Duygudan eser yok. Bi kaç geyşa geleneğine yer verip, şu sahnede şu olaylar var ok tmm, demişler. Ne biliyim filmi fırlatıp atmak istiyorum adamların suratına. Resmen haksızlığa uğramış gibi hissediyorum lan! Kitabın yazarı izin vermesin abi böyle boktan şeylere! Hiç çekilmesin daha iyi! Resmen herkese kırıldım olm opaksdpakaposdk yaralandım alındım lan!! Daha fazla konuşamıcam T^T Bay.




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder