23 Aralık 2013 Pazartesi

Yılbaşı Hediyelerinizi Almadan Önce Bu Önerilere Kulak Verin

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!

2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!

Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.

Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.

Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.

Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil.

Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?

Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!
2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!

Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!

Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?

Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!.

Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.

Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.

Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.

Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/


Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Aralık 2013 Pazar

Steins;Gate: Fuka Ryouiki no Dejavu | YF Blog Tur

Anime Adı: Steins; Gate: Fuka Fyouiki no Dejavu
Tür: Sci-Fi, Aksiyon
Yazar: Nitro+

Film, anime serisinden bir yıl sonrasını anlatıyor. D-Mail'in keşfiyle, geçmişe gönderilebilen mesajlar sayesinde, çeşitli "Dünya Çizgilerinde" yaptığı yolculuklar sonucu,  Rintarou Okabe; arkadaşlarının ölmediği, geleceğin SERN tarafından yön bulduğu için zaman makinesinin hiç icat edilmediği "Steins Gate" çizgisine ulaştığını düşünmektedir. 

Fakat, Rintarou yaptığı yolculukların etkisini hissetmeye başlar ve bunun sonucu tarihten yok olur. Büyük bir zorluklarla kurtardığı Kurisu Makise dışında kendisini hiç kimse hatırlamamaktadır. Şimdi Rintarou'yu geri getirmek Kurisu'nun görevidir.

Bi kere seriyi izlememin üzerinden 2 yıl geçti ve benim gıdım hafızam bütün olayları hatırlayacak kapasitede değil ne yazık ki... O yüzden acaba böyle mi olmuştu şöyle mi demişti diye kararsızlıklarla başladım filme. Bbu seriyi izlerken de izledikten sonra da "manyak seri" "gelmiş geçmiş en iyi seri" "yılın en iyi serisi" vb yorumlardan başka bi şey duymadığım ve benim de böyle yorumları duyduğum şeylerden soğuduğum gerçeğiyle önce bi tanışalım. Sonra kendimi salak gibi hissediyorum, acaba ben mi bi şey kaçırıyorum nerde bu serinin "manyaklığı" diye düşünüp duruyorum. Seri güzel olsa da çevre faktörlerinden dolayı, bende 2 puan geride malesef.

Filme gelirsek...Ben bi şeyler olacak diye beklerken bi baktım 70. dakikaya gelmişim bile. Meğersem filmde bi şey olacağı yokmuş. Ama sıkıldım mı? Hayır sıkılmadım. Ama, film olmak için oldukça zayıf bi konuydu bence. İzlerken daha çok Okarin'i seslendiren Miyano'nun sesine odaklandım, sonra bi baktım film bitivermiş kjsflskdfj Kurisu'nun seiyuusuna sinir olmakla beraber MAYURİ ALLASEN O KAŞLAR NEY YA! Böyle nasıl içine içine çekiyo insanı, tüm sahneleri emdi pislik yaa!!

90 dk.yı nasıl doldurmuşlar bak şu an anlayamıyorum bile, öyle bi olay yoktu yani filmde. Akşondan çok duygular üzerine kurulu bi senaryoydu zaten. Çizimleri efektleri seriyle karşılaştıramıyorum hatırlamadığım için yine... Ne biliyim çok yeterli gelmedi bana film. Toparlanıp bi film daha yapsınlar bı ni yiaa..

19 Aralık 2013 Perşembe

Yılbaşı Hediyen Ayağına Gelsin

YILBAŞI ALIŞVERİŞ KEYFİ

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni başlangıçlar. Her sene yeni yılın gelişini büyük bir coşkuyla kutlarız. Hayatımızda çok büyük bir değişiklik olacağından değil belki; ama sevdiklerimizle yeni başlangıçlara adım atmaktan mutluluk duyduğumuz için. Yeni yıl aynı zamanda sevdiklerimizi sevindirmek için de güzel bir bahane. Hediye seçimi bir işkenceye dönmediği sürece! Yoğun tempoda çalışan veya öğrenim gören bizlerin doğru hediyeye ulaşmak için ayıracak günleri yok. Siz de böyle düşünüyorsanız, aşağıda hepsiburada.com’un yılbaşı sayfasından yararlanarak hazırlanan mini listeyi inceleyebilirsiniz:

Sevgiliye

Yılbaşının en klasik hediyeleri parfüm ve saat. Eğer riske girmek istemiyorsanız, erkeğe saat, kadına parfüm hediye etme geleneğini sürdürebilirsiniz. :) Mücevherler veya ihtiyaca göre teknoloji ürünleri de gayet uygun hediyeler olabilir;

- Saat almak istiyorsanız: Erkekler için saat modelleri
- Mücevher almak istiyorsanız: Melis Gold Altın Taşlı Sonsuzluk Bileklik
- Tablet almak istiyorsanız: iPad Mini

Arkadaşa

Arkaşınıza hediye seçerken, onun sürekli almayı ertelediği, ihtiyacını fark etmediği ürünlere ya da herkesin ilgi gösterebileceği ürünlere yönelebilirsiniz;

- Müzik seven arkadaş için: iPhone Dock
- Playstation seven arkadaş için: PES 2014
- İlginçlikler insanı arkadaşınız için: Furby

Aileye

Aile bireylerinin daha çok neden mutlu olacağını tahmin etmek genellikle daha kolay oluyor. İhtiyaçlarını, neden hoşlandıklarını uzun zamandır gözlemlemiş olduğumuz için belki de;

- Babanız tamir işlerinden hoşlanıyorsa: Bosch Çantalı Darbeli Matkap
- Çocuğunuza güzel bir sürpriz: Hot Wheels Çılgın Dinazor
- Anneniz için: Nevinci İnci Set

Yılbaşına özel binlerce ürün arasından dilediğinizi seçmek ve alışverişe başlamak için Yılbaşı sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Şimdiden keyifli alışverişler!

Herşey Ayağına Gelsin
Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Bu blogtan buraya kadar

Burada bundan sonra kendi hayatımla ilgili hiç bi şey yazmıcam genşler. Feci bir ifşa söz konusu çünkü. Gelip burda bi şeylerin dedikodusunu yapamam artık fjksdfhsdf gülmüyom aslında. Kaç yıllık birikimim var sonuçta, yazıktı. Zaten 2 aydır neler yaptım ettim hiç bi şey yazmadım. Hatta blogu açıp bakmadım bile (burdaki tanıtım yazılarını ben değil, tuçi yayınladı). Yeni bi başlangıca gidiyom ben :3 Ama bi kaç kişi dışında kimselere söylemeye niyetim yok. Sadece çok yakınlarımın takipleyebileceği bi blog açıcam. Burda sadece anime/kitap turları devam eder artık. Sayounara! :3

4 Kasım 2013 Pazartesi

[Blog Tur] Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı - Melda Uytun | Yazarla Söyleşi










"Hayallerimiz için çabalamayı bıraktığımızda kendimizi iyileştirme şansını da kaybettik."

Kitap: Yağmurdan Kaçmayanların Şarkısı
Yazar: Melda Uytun
Yayıncı: Potkal Kitap
Sayfa Sayısı: 144
Tür: Fantastik

Hayallerinizle kurduğunuz bir dünyada tek başına yaşamak ile hepimizin birlikte kurduğu bir hayalle şekillenmiş dünyada yaşamak arasında sıkışıp kalsaydık ne olurdu? İnsan hayalinde yalnızlığı değil "hayal" arkadaşını arar. Bir ortak düşe onları da çağırır, çağırmak ister. İşte bunun için hep birlikte bir sinema salonunda korkudan titrer, sevinçten güler, ıstıraptan ağlarız. İşte bunun için bir tiyatro sahnesinde oyuncunun bir tek repliği bizi günlerce güldürür. İşte bunun için kitaplar okur ve o kitapları yazarız. Ortak bir hayale çağrı için...

En azından 1 yıldır bekliyorum Melda'nın kitabını. İnternet üzerinden de olsa onun mücadelesine tanık oldum ve istediğini başardı. Kitap yazarı arkadaşım var diye hava atabiliyorum arkadaşlar sonunda. Kendisine, bana kitabını alabilme ve okuyabilme mutluluğunu yaşattığı için teşekkür ediyorum. Kitabı alırken de çok ilginç tarifsiz bir heyecan yaşadım. Bu bana yetmez ama Melda kitap yazsın da okuyalım. Hep okuyalım :') Kendisiyle yaptığımız söyleşiyle baş başa bırakıyorum sizi.

Kitap Oburları: Merhaba öncelikle bizimle bu turu beraber yürüttüğün için teşekkürler.
Melda Uytun: Ben teşekkür ederim, süper bir iş yapıyorsunuz

Kitap Oburları: Bize biraz kendinden bahseder misin?
Melda Uytun: Çok kısa geçiyorum hiç sevmem kendimi tanıtmayı da, 89 İzmir doğumluyum, İzmir'de yaşıyorum, Ege Üniversitesi'nde son sınıf iktisat öğrencisiyim, 10 yaşımdan beri yazıyorum.

Kitap Oburları: Kitabı yazma fikri ne zaman oluştu kafanda, fantastik bir kitap yazmak cesaret işidir.
Melda Uytun: 2008 yılının Haziran ayında bir gece aklıma hayalleriyle dolu fantastik bir dünyaya giden karakterlerle ilgili bir öykü yazmak gelmişti. O gece 30 sayfalık bir öykü yazdım, yazarken öyle keyif aldım ki "benim yazacağım ilk kitap böyle bir şey olmalı" diyerek romana dönüştürmeyi ciddi olarak düşünmeye başladım. Kurgu oluşturmak çok zordu ama İzmir Mavi Sanat'ın roman atölyesinde 6 aylık roman yazma eğitimi aldım, kitaba da kursta başladım, son kısımları bir çırpıda bitiverdi :)

Kitap Oburları: Kitapta özellikle dikkatimizi çeken şey yer sınırlamasının olmayışı ve karakterlerin elf isimlerinin olmasıydı. Neden bunu tercih ettin?
Melda Uytun: Küçüklüğümden beri Yüzüklerin Efendisi hayranı olduğum için ve sıfırdan yaratılmış bir dile olan ilgimden ötürü "bir kitap yazarsam karakterlerin isimleri elfçe olur" demiştim hep. İsimlerin tınısı çok hoşuma gidiyor, fantastik bir kitaba da çok yakıştığını düşünüyorum.
Bu tür kitaplarda sınırlamalar olmasından ziyade bazı ayrıntıların okurun hayal gücüne bırakılmasını da seviyorum.

Kitap Oburları: Sen de kitaptaki karakterlerin hayalleri uğruna savaşı gibi yazarlık hayalini gerçekleştirdin. Bu konuda kendi hayatında ne tarz bir savaş verdin? Zorlandığın, Ireth gibi umudunu kaybettiğin yerler oldu mu?
Melda Uytun: Bir kere Türkiye'de yazar olmak çok çok zor. Hele ki tanınmamış biriyseniz kimse sizi ciddiye bile almıyor. Başlarda, Mavi Sanat’tayken hocalarım bana çok destek oldular, belki de "ben kitap yazıp dünyayı değiştireceğim" dediğimde benimle alay etmeyen tek insanlar onlardı. Kitabı yazarken bir yandan nefret ettiğim bölümümle de uğraşmak durumunda olduğum için çok zorlandım, hem vakit hem de ilham açısından. Günlerce dışarı çıkmadığım, insan yüzü görmediğim oldu, ya yazıyordum ya "yazsam ne olacak" diyerek üzülüyordum.
Kitap bitip basım aşamasına gelindiğinde birçok yayınevinden ret cevabı aldım, bu en zor kısımdı. Özellikle birkaç büyük yayınevinin hiçbir şekilde ilgi göstermemesi hevesimi çok kırdı, hatta bir noktada "tamam, olmayacak bu iş" dediğim bile oldu. Ama yine de denemekten vazgeçmedim, sonunda Yitik Ülke / Potkal Kitap imdadıma yetişti. Ondan sonrası çok güzeldi zaten. Her şeye değdi.

Kitap Oburları: Bir yerde “Ireth ben değilim” demiştin. Kitabı okuyan ve seni tanıyan kişilerden hep bu tepki mi geliyor?
Melda Uytun: Beni çok iyi tanıyan birkaç kişi dışında evet, çoğu insan Ireth'in ben olduğumu düşündü.

Kitap Oburları: Bu sanırım Ireth'in de sürekli okuyan, yazar olma hayali kuran bir karakter olmasından kaynaklanıyor. Senin karakterler içinde en sevdiğin, yazarken en çok keyif aldığın hangisiydi?
Melda Uytun: Hepsi çocuğum gibi :) Ama birini seçmem gerekirse Lona derim. Aslında kafamda kurduğum Lona karakteri için ayrı bir kitap bile yazılabilirdi, öyle seviyorum.

Kitap Oburları: En çok dikkat çeken; kitapta çok fazla türe rastlamamızdı. Kuzgunlar, darkspurlar, büyücü, anka kuşu, ejderha gibi. Bu türleri kitaba katarken zorlandın mı?
Melda Uytun: Açıkçası daha fazla tür ekleyemedim diye üzüldüğüm oldu. O fantastik dünyayı oluştururken önüme kocaman boş bir sayfa açıp hepsini ayrı ayrı kurgulayıp yazıya döktüm, yazarken sürekli o kağıda bakıyordum, kendim için bir rehber hazırlamıştım yani. Ama bunu yapmak zordan ziyade eğlenceliydi.

Kitap Oburları: Ireth'in duyduğu ama bize söylenmeyen, onu geçmişe götüren ve ilk aşkını anımsatan o şarkı neydi? Tüm sayfa boyunca o kısım gelsin diye bekledik, ama yazılmamış. Sahiden "Neydi bu şarkının adı?" :)
Melda Uytun: Bence herkes için öyle bir şarkı var, ben bir isim söylersem büyüsü kaçar.

Kitap Oburları: Kitabı okuduktan sonra keşke devamı olsa gibi bir algı bırakıyor çoğu kişide, şimdi keşke biraz daha devam ettirseymişim dediğin oluyor mu?
Melda Uytun: Karakterlerin her biriyle ilgili daha fazla yazabilirdim diye düşünüyorum ama ilk kitap heyecanı diyelim, hem karakterleri sonuca ulaştırmayı hem de kendim maceranın sonuna ulaşmayı çok istedim. Bir sonraki kitap kesinlikle daha uzun olacak.

Kitap Oburları: Yazarken tıkandığında ne yaparsın?
Melda Uytun: Tıkandığımı anladığım an yazmayı bırakır, ya film/dizi izlemeye ya da kitap okumaya yönelirim. Daha sonra nasıl olsa ilham yeniden gelecektir.

Kitap Oburları: Pekala sana ilham veren en sevdiğin kitaplar ve yazarlar kimler?
Melda Uytun: Tolkien, Rowling, Terry Goodkind, Douglas Adams, Susanna Clarke, Sylvia Plath, Barış Bıçakçı genelde hem ilham veren hem de kendimi yakın hissettiğim yazarlar ve onların kitapları :)

Kitap Oburları: Türkiye’de bir kadın yazar olarak, etkilendiğin Türk kadın yazarlar var mı?
Melda Uytun: Gülşah Elikbank ve Nurdan Beşergil'i yakından takip ediyorum.

Kitap Oburları: Kitapta müziğe yer veriyorsun, dinlediğin, etkilendiğin ve ilham aldığın müzisyenler kimler?
Melda Uytun: Thom Yorke bu kitabı yazarken yoldaşımdı. Keza Beatles öyle, Muse öyle. LOTR müzikleri eşliğinde yazmak çok güzel oluyor, bazen Lana Del Rey dinlerken kendimi kısa bir öykü yazarken buluyorum.

Kitap Oburları: İlk kitabını okuyucularla buluştu. Sırada 2. kitabın var. Bize yeni kitap çalışmandan biraz bahsedebilir misin? Ufacık bir ipucuna hayır demeyiz :)
Melda Uytun: Evet başladım. Türü bilim kurgu olacak bu sefer. İkinci kitapta Doctor Who'ya göz kırpıyorum!

Kitap Oburları: Çok teşekkürler Melda, ikinci kitabında başarılar dileriz *-*
Melda Uytun: Ne demek efendim ben teşekkür ederim beni ünlü ettiniz ^^


1 - 7 Kasım Tur Programı
1 Ekim raflarinarasindan.blogspot.com  |  Çekiliş
2 Ekim pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
3 Ekim mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
4 Ekim sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Yazarla Söyleşi
5 Ekim sssuigenerisss.blogspot.com  |  Kitap Yorumu  -  Yazar Tanıtımı
6 Ekim thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Alıntılar

26 Ekim 2013 Cumartesi

[Blog Tur] Kağıttan İtiraflar - Elizabeth Wein | Yazar Tanıtımı

İki haftam var... Ve ne yaparsam yapayım beni vuracaksınız!

Kitap: Kağıttan İtiraflar
Yazar: Elizabeth Wein
Orijinal Adı: Code Name Verity
Yayıncı: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 405

Tür: Tarihi Kurgu

"Ölüm sanki karşımda duran, tesadüfen tanıştığım bir adam gibiydi. Biraz soğuktu, içine kapanıktı, pek konuşmuyor, sadece bekliyordu. Dikkatliydi, sürekli beni izliyor, her adımımı bir dedektif gibi not ediyordu."

11 Ekim 1943. Bir İngiliz casus uçağı Nazi işgalindeki Fransaya düşer. Pilotu ve yolcusu en yakın iki arkadaştır. Kızlardan birinin hayatta kalmak için bir şansı vardır. Diğeri ise daha oyunu başında kaybetmiştir.

Hikayede iki kadın subaydan biri ölüyor ve diğeri Almanlar tarafından yakalanıyor ve ülkesiyle ilgili bilgileri vermeye zorlanıyor. Yazmaya başladığında istenen bilgiler yerine uçakta ölen arkadaşının hayatını anlatmaya başlıyor.

Başlarda pek kitaba odaklanamadım ama sonradan beni kendine bağladı. Suç kitapta değil tabi ki ben şuan bu tarz bir kitap okumaya hazır değilmişim demek. Bu sefer kitabımız II. Dünya Savaşı ile ilgiliydi. Dediğim gibi kitap başlarda karışık ve sıkıcı geldi ama sonradan her şeyi kavramaya başladım.

Elizabeth E. Wein
2 Ekim 1964 doğumlu, Amerikalı bir yazardır. Code Name Verity dışında Rose Under Fire, The Winter Prince, A Coalition of Lions, The Sunbird gibi önemli eserleri vardır. Tarzı tarihsel kurgu türündedir. Ayrıca For the Briar Rose, Something Worth Doing, Always the Same Story gibi birçok kısa hikayesinin yanı sıra 2 tane de şiiri bulunmaktadır. Lion Hunter 'la Andre Norton Ödülü'ne aday gösterilmiştir.


21 - 26 Ekim Tur Programı
21 Ekim sssuigenerisss.blogspot.com  |  Çekiliş
22 Ekim raflarinarasindan.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Ön Okuma
23 Ekim pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
24 Ekim mirielenda.blogspot.com  |  Alıntılar
25 Ekim thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu  -  Kitap Kapakları
26 Ekim sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı

6 Ekim 2013 Pazar

[Blog Tur] 2054: Çıkış Yok - Teri Terry | Kitap Kapakları



Hafızanız silindiğinde gerçeği bilebilir misiniz?


Kitap: 2054 : Çıkış Yok
Yazar: Teri Terry
Orijinal Adı: Slated
Yayıncı: Altın Kitaplar
Sayfa Sayısı: 365
Tür: Distopya, Genç Yetişkin

"Kyla'nın hafızası silindi, kişiliği yok edildi, anıları sonsuza dek kayboldu. O programlandı. Hükümet onun bir terörist olduğunu ve kurallarına uyduğu takdirde ona ikinci bir şans vereceklerini söylüyor. Fakat geçmişin yankıları Kyla'nın zihninde fısıldaşıyor. Birileri ona yalan söylüyor ve hiçbir şey göründüğü gibi değil. Gerçeği ararken kime güvenebilir?"

Konusu itibariyle beni etkilese de uzun bir süre kitapta ilerleyemedim. Çok yavaş ve etkileyici olmayan bir giriş yapmış yazar bana göre. Kitabın ortalarına kadar kıvrandıktan sonra sanki başka bir kitaba geçmisim gibi hissettim. Spoiler olur diye söylemek istemediğim olaylardan dolayı ilk baştaki sıkıcılığı unuttum gitti. Kyla'nın içinde bulunduğu durumu düşündükçe sürekli bir ruhum daraldı zaten. Bu konuda yazarın anlatım tarzı çok iyiydi. Bunun yanı sıra bir de Ben faktörü vardı, ki bence o olay olduğu gibi kalsın serinin diğer kitaplarında da ilk kitaptaki haliyle kalsın. Ama eminin kalmaz :'D Şimdi kitabın tüm heyecanı yarısından sonra başlayınca ve kitap da incecik olunca söyleyecek çok şey bulamıyorum, serinin devamı daha önemli.

Bu distopya kitaplarında teknolojinin ne durumda olduğunu kestiremiyorum ben. Sanırım Gizem de aynı şeyi söylemişti, o kadar tıbbi gelişmeye rağmen hala bizim teknolojiyi kullanıyorlar. Aslında bu şekilde olması hoşuma gidiyor benim, çok yabancılaşmamış ve streçleşmemiş oluyor. Hah şöyle bir ekstra ayrıntı vardı aklımda kitabı okurken, Huda'ları Ruh Emici olarak hayal etmiştim. Bütün o takım elbise tasvirlerine rağmen kukuletalı ruh emicilerdi bana göre. Kitap hakkında başka şey söyleyemiyorum, şimdilik serinin devamına baya bir merak uyandırdı. Distopya severler bir okusun derim.


Sıra geldi farklı edisyonlar için hazırlanan kitap kapaklarına. Sizce hangisi daha güzel? 


FRANSA
ENDONEZYA

TÜRKİYE
İNGİLTERE / AVUSTRALYA

AMERİKA / KANADA

28 Eylül 2013 Cumartesi

[Blog Tur] Seraphina - Rachel Hartman | Kitap Kapakları

Tek bir genç kız iki dünyayı bir araya getirebilir mi?


Kitap: Seraphina (Seraphina #1)
Yazar: Rachel Hartman
Orijinal Adı: Seraphina
Yayıncı: Aspendos
Sayfa Sayısı: 456
Tür: Fantastik

"Goredd Krallığı'nda kırk yıllık barış, insanlar ve ejderhalar arasındaki güvensizliği hafifletmekte çok başarılı olmamıştı. İnsan kılığına girerek ejderhalar, elçiler olarak saray meclisine katılıyor, âlimler ve öğretmenler olarak da rasyonel ve matematiksel zekâlarını üniversitelere ödünç veriyorlardı. Anlaşmanın yıl dönümü yaklaşırken ise sinirler gergindi.

Seraphina Dombegh'in iki taraftan da korkmak için sebepleri var. Olağan dışı bir şekilde yetenekli bir müzisyen olan Seraphina, tam da kraliyet ailesi üyelerinden biri, ejderhalara yaraşır bir tarzda öldürülmüşken saraya katılır. Soruşturmanın içine düşünce, Kraliçe'nin Muhafızları'nın algıları tehlikeli bir şekilde kuvvetli komutanı Prens Lucian Kiggs ile birlikte çalışır. Barışı yok etmeye yönelik meşum bir plana dair ipuçlarını ortaya çıkarırken Seraphina, kendi sırrını, müzikal yeteneğinin ardındaki sırrı korumaya çalışır; öyle kötü bir sır ki ortaya çıkması hayatı anlamına gelebilir."

Tur zamanı tam başka şehirde okul kazanma yerleşme dönemime denk geldi, ayrıca okul ve çalıştığım yerden vakit bulamadığımdan kitabı okuyamadım bunun için sizden özür dileyip kitabın kapakları hakkında yorumuma geçiyorum.

Genel olarak kitabın konusuna uygun kapaklar olduğunu söyleyebilirim.

Ejderhalı bir dönemden bahsettiği için daha çok ejderhaları vurgulaması uygun tabi ama sanırım kitap daha çok baş karakterimizin çevresinde dönüyor.
Bu kapakta hikaye sadece ejderhalardan ibaretmiş gibi olmuş.
Bu kapak Seraphina ve ejderhaları vurgulamak açısından daha uygun ama merak unsuru yarattıkları Seraphina'nın sırrını çat diye ortaya koymuş. Bir de daha çok romantizm içerikli bir kitap gibi görünüyor.
Sanırım bu kapak içeriği en çok anlatan kapak olmuş belli ki bu şehrin ejderhalarla alakası var, belli ki insanlar ve ejderhalar etkileşim içinde. O yüzden en uygun kapaklardan biri diyebilirim.Renk kullanımı açısından fantastik türüne de uygun bence.
Seraphina karakterini ön plana çıkarmış ve arkadan hafifçe ejderhaları çıtlatan bir kompozisyon olmuş ama font kullanımı açısından hoşuma gitmedi ve sanki ejderhaların insanlar savaşının sıcağı sıcağına gelişmelerini anlatırmış gibi...

Zaten yukarıdaki mor kapağın birebiri olduğu için kendimi tekrar etmeye gerek yok ama renklerin solukluğu nedeniyle olaylar eski yıllarda geçiyor etkisini vermek açısından uygun bir kapak olmuş .
Bu kapak fantastik bir kitaba en uygun olanı diyebilirim. Ancak 2. kapaktaki gibi Seraphina'nın sırtındaki pulları göstererek merak unsurunu bitirmiş. Renk kullanımı ve kapağın fotoğraftansa illüstrasyon oluşu fantastik bir kitap için daha uygun oluyor sanırım.






23 Eylül: Çekiliş | raflarinarasindan.blogspot.com
24 Eylül: Ön Okuma | mirielenda.blogspot.com
25 Eylül: Yazar Tanıtımı | thcodex.blogspot.com
26 Eylül: Yazarla Söyleşi |pinucciasbooks.blogspot.com
27 Eylül: Bunları Biliyor Musunuz? | sssuigenerisss.blogspot.com
28 Eylül: Kitap Kapakları ​| sohbetedecekkimseyok.blogspot.com

14 Eylül 2013 Cumartesi

[Blog Tur] Kuralsız - Veronica Roth | Yazar Tanıtımı

TEK BİR SEÇİM SENİ YOK EDEBİLİR

Kitap: Kuralsız
Orjinal Adı: Insurgent
Yazar: Veronica Roth
Seri Adı: Divergent #2
Yayıncı: Artemis
Yayın Tarihi: Ağustos 2013
Sayfa Sayısı: 504
Tür: Distopya, Genç-Yetişkin

"Her seçimin bir sonucu vardır. Tris sevdiklerini -ve kendini- kurtarmak zorunda. Üzüntü, fedakarlık, kimlik, bağlılık, kurallar ve aşkla ilgili sorunlarla boğuşurken bu hiç de kolay olmayacak. Üstelik savaş başlıyor ve herkes tarafını seçmek durumunda. Ancak geri dönüşü olmayan bir yola giriyorsan, zafer getireceğini umduğun seçim, tüm hayatını altüst edebilir."
   
Kitabi bitirdigimde "3. kitabi nasil beklerim!" isyanima basladim bile. Uclemenin gecis kitabi olmasina ragmen yine cok heyecanliydi ve muthis bir yerde bitti.

İlk kitapta aklimiza takilan sorulara cevap aliyoruz. Aslinda ben Uyumsuz'u okurken kendimi nasil kaptirdiysam hic soru falan takilmamis aklima :'D Diger Oburlarin yazilarini okurken " Hakkaten yaa!  "  diye meraklandim. En cok da "Chicago disinda neler oluyor?" sorusu kafamda yer edinmisti. 3. kitapta neler oldugunu ayrintili gorecegiz sanirim.
   
Orda burda heyecanlanirken Dort ve Tris'in de inisli cikisli asklarina sahit oluyoruz ayni zamanda. Hatta ben bu kitapta Dort'e biraz sinirlenip Tris'e destek ciktim. Tris'in nasil bir psikolojide olabilecegini dusununce ruhum daraldi. O kadar olayin uzerine Dort'un surekli "Bana neden hemen soylemedin?" diye triplere girmesinden gina geldi. Bi dur be yavrucum kiz zaten dagilmis! 

"Tabanca yaninda mi?" diye soruyor Peter, Tobias'a.
"Hayir," diyor Tobias. "Kursunlari burun deliklerimden atarim diye dusundum, o yuzden tabancayi yukarida biraktim."
Sayfa | 376

Ayrica Tris'in her yaptiginin sonuna kadar arkasindayim. Bu kadar mantikli bir ergen kiz gormedim. Sacmasapan deli yurek hallerinin olmayisi da cok hosuma gitti. En cok sasirdigim karakterler Caleb ve Lynn oldu, Lynn sevdigim de bir karakter oldu ayrica.
   
Diger topluluklari da tanima firsatimiz oldu, hatta Topluluksuzlari da tanidik. Yazarin anlatimina hayran kalmisken bir de Dostluk ve Durustluk ziyareterinde Tris'in maruz kaldigi siringalar sonrasindaki duygularini anlatisina bayildim! -Dostluktakiler neymis ama oyle ya baya baya kafa iyi dolaniyolar- Sonra dedim, bak yasitlarin ne kitaplar yaziyor, sen hala evde otur agzina beyaz leblebi diz inci diş diye...
   
Serinin ikinci kitabi da boylesine iyiyken 3. kitabin mukemmel olacagini dusunuyor ve yazar tanitimina geciyorum.

Yazar Tanıtımı:
Veronica Roth 19 Agustos 1988 dogumlu. Barrington Lisesi'nden mezun olduktan sonra Carleton Koleji'ne atanmis ve buradan da Northwestern Universitesi'ne gecis yapmis. Yaratici Yazarlik bolumunden mezun olmus. Okulda odevlerini hazirlamak yerine Uyumsuz serisi uzerine calismayi tercih etmis. Fotografci esi Nelson Fitch ile Chicago'da yasamaktaymis, bize de 3. kitabi beklemek dusmekteymis.

11 - 16 Eylül Tur Programı
11 Eylül thcodex.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Çekiliş
12 Eylül pinucciasbooks.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Film Hakkında
13 Eylül mirielenda.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Bunları Biliyor musunuz?
14 Eylül sohbetedecekkimseyok.blogspot.com  |  Kitap Yorumu - Yazar Tanıtımı
15 Eylül raflarinarasindan.blogspot.com |  Kitap Yorumu  -  Alıntılar
16 Eylül sssuigenerisss.blogspot.com |  Kitap Yorumu - Tanıtım Videoları

12 Eylül 2013 Perşembe

Blood Lad - Mangaka Hakkında | YF BLOG TUR

Anime Adı: Blood Lad
Bölüm Sayısı: 10
Yayın Tarihi: 8 Temmuz 2013 - 9 Eylül 2013
Tür: Vampir, Komedi, Seinen
Yazar: Kodama Yuuki

"Staz, iblis dünyasındaki sözü geçen patronlardan biridir. Vampir olmasına rağmen insan kanına ilgisi yoktur. Japon kültürü daha çok ilgisini çeker. Yanlışlıkla iblis dünyasına düşmüş, Japon bir genç kız olan Yagami Fuyumi ile tanışır. Fuyumi'nin Japon kültürü ile ilgili olan bilgisi Staz'ın ilgisini çeker. Fakat, Staz bölgesine giren davetsiz misafir ile ilgilenirken, Fuyumi bir canavar tarafından öldürülür ve başıboş dolaşan bir hayalete dönüşür. Fuyumi'nin bir hayalete dönüşmesi sonucu hayal kırıklığı yaşayan Staz, Fuyumi'ye onu tekrar hayata döndüreceğine dair söz verir."

Sezon animeleri açıklandığında hevesle beklediğim animelerden biriydi Blood Lad. Ama ne yazık ki hiç bir şekilde beklentimi karşılamadı. İlk bölümüyle fena değil gibi düşünsem de ilerleyen bölümlerde resmen uyukladım! Hatta anime açıkken ben başka işlerle uğraştım ne yalan söyliyim. Utanmadan, gururla söylüyorum bunu fjsdhsdf. Yani Blood Lad izlemek benim için bir işkence haline geldi. Buna en büyük etken de koca memelerini sağolsun gözümüzün önünden çekmeyen kızımız Fuyumi Yanagi. Zaten olaylar onun sahneye girmesiyle gelişmekte. Elimizde tazecik ilik gibi ve otaku vampir çucuğumuz Staz varken (tırmık dişler bu ara moda heralde), bu kız bir giriyor sahneye sinirden omzum atıyo resmen! Bir de olaylar kızın üzerine döndüğü için, pek görünmese bile sinir olmama yetti benim. Kenarda köşede "artık insan değilim" dramı da yapmıştı zaten. Sen hiç bi şey olma ya çok rica edicem! Ne insan halin çekiliyo ne hayalet halin. Neyse karakter inceleme işinde Samedo kıza ağzının payını vermiştir bence fsjkhsdfh (Ben bu yazıyı yazarken tarih 9 Eylül idi sevgili arkaaşlar) Türlerine girilmemiş fakat bence ecchi bir animeydi. Sallanan, şişirilmiş poşet gibi meme görmek istemiyosanız da tercih etmeyin bence bu animeyi.

Eğer ki Fuyumi'yi görmezden gelebiliyorsanız, çizimleri olsun efekleri olsun bir takım esprileri olsun fena bir anime değildi aslında. Ama takip ettiğim kadarıyla animeyi güncel takip eden bir çok arkadaş da hayal kırıklığına uğradı, bunu da belirteyim.

Mangakaya gelirsek. Kodama Yuuki 4 Eylül 2009dan beri devam eden şimdilik 9 volumelük Blood Lad'in mangakası. Aynı zamanda kısa hikayelerden oluşan 1 volume 15 chapterlık Brat Blood Lad'de var elimizde. Asoviva ve Rairaiden diye ne olduğunu anlamlandıramadığım, anlamlandırmak istemediğim seinen mangalarda da parmağı varmış. Mangakanın kişisel tumblr hesabına şurdan ulaşabilirsiniz: http://ktpn.tumblr.com/ Malesef hakkındaki bilgiler bu kadarla sınırlı en azından ingilizce kaynaklarda. Kendisine Blood Lad manga hayatında başarılar diliyor fjksdkhf YANLIŞ YOLDASIN EVLAT uyarımı da yapıp gidiyorum.

10 Eylül 2013 Salı

Uyumsuz | Veronica Roth

Kitap: Uyumsuz
Orjinal Adı: Divergent
Yazar: Veronica Roth
Seri Adı: Divergent #1
Yayıncı: Artemis
Yayın Tarihi: Eylül 2012
Sayfa Sayısı: 516
Tür: Distopya, Genç-Yetişkin

"Beatrice Prior'ın Chicago'sunda toplum, her biri belli bir erdemi yaşatmaya adamış beş topluluğa bölünmüş durumda. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik. Her yıl, belli bir günde bütün on altı yaşındakiler, hayatlarının geri kalanında birlikte yaşayacakları grubu seçmek zorunda. Beatrice, hem ailesiyle kalmak, hem de kendi benliğini bulmak istiyor ama ikisini birden seçemez. Bu nedenle kendisi dahil herkesi şaşırtan bir seçim yapıyor."

Kitabı elime alır almaz bu arka kapak yazısını okudum ve o anda sevmeye başladım. Hem distopya kitaplarını çok seviyorum hem de çeşitli sembolleri olan seri kitaplarını çok seviyorum. Ve okuduktan sonra da hiç hayal kırıklığına uğramadım, beklentimi tamamen karşıladı. Kısaca bahsedersem; öyle bir dünyada yaşadığınızı düşünün ki, size hayatınızı şekillendirmek için sadece 5 yol sunulsun. Bunlardan birini seçmek ve hayatınızı o toplumun kurallarına -hem de fazlasıyla katı kurallarına- göre yaşamak zorundasınız. Beatrice de her 16 yaşına giren genç gibi yolunu belirlemek üzere, yapılan testlere giriyor. Eğer ait olduğu Fedakarlık'ta kalırsa ailesiyle beraber kalabilecek, başka bir topluluğu seçerse onlardan ayrılmak zorunda kalacak. Seçtiği toplulukta da adaylık sürecini başarıyla atlatması gerekiyor, eğer başaramazsa hayatını "Topluluksuz" olarak dışlanmış bir şekilde geçirecek. Fakat Beatrice'in test sonuçları onun 5 topluluktan birine değil bir kaç tanesine uygun olduğunu gösteriyor ve "Uyumsuz" olarak nitelendiriliyor. Gençler test sonuçlarına bağlı kalmadan bir seçim yapabildikleri için, Beatrice yine seçimini yapıyor tabi ama bu Uyumsuzluk onun başına bela olarak peşinden geliyor.

Başından sonuna kadar o kadar heycanlı ki! Hemen bitirmek ve bitmesin diye uzatmak arasında kalıyor insan. Şimdiki zamanla anlatılmasını ilk başta yadırgasam da, sonradan olayı daha da heycanlandırıyormuş gibi bi izlenime kapıldım. Kitabı Açlık Oyunları'nı sevenlere tavsiye ederim ama benzemeleri gibi bi olay söz konusu değil. Sadece Açlık Oyunları serisini okurken yaşadığım heycanı bu serinin ilk kitabında da yaşadım. Tek benzerlikleri iki serinin de distopya türünde olması. Beatrice'in hangi topluluğa ait olduğuyla ilgili belirsizliklerde olması da bana Harry Potter'da Harry ve Seçmen Şapka'nın muhabbetlerini hatırlattı. O sıralarda da güzel bi nostalji yaşamış oldum böylece.

Kitabı az önce bitirirken bir cümleye takıldım -belki de kafam biraz dağınıktı ben anlayamadım- "Kulağımda kahkahasını, çenemde kayan burnunu, kulağımın arkasında oynaşan dudaklarını hissediyorum.". Şimdi bunların hepsini aynı anda mı hissediyormuş, yoksa çocuk kızın suratında tura mı çıkmış? Aynı anda yaşanıyosa bunlar -burun çenedeyken, dudak kulakta olamaz ama- vah vah kızım neye aşık oldun sen böyle? Ama Dört candır ya Dört bi tanedir, Dört kalbimizi çalan eli yüzü düzgün efendi çocuktur.

Diğer kitaplarda da hayal kırıklığına uğramayacağımı umarak çok çok çok tavsiye ediyorum. Bi de küçük bi not; filminde kötü kadınımızı Kate Winslet'ın oynaması! Ay bayılıyorum!

7 Eylül 2013 Cumartesi

Ne dinliyorum #9

Ben J-pop uzmanlığımı Kanjani8 üzerine yapmaya karar verdim. Ryo Nishikido'yu bildiğimden beri ufaktan dinliyo olsam da 8Uppers filmiyle hepten albümleri singleları indirmeye klip, canlı performans, eğlendirik poroğramlarını izlemeye başladım. Bi de boş boş takılmak yerine çocukların eli enstrüman tutuyo ya, düz boyband değil öyle hoppidik hoppidik dans eden, o yüzden hoşuma gidiyo. Bir haftadır da dinleyerek eskittiğim şarkıları sanırsam 2011deki albümleri Fight'ta yer alan Tsubusa ni Koi. Hep Tsubasa diyodum ben o ayrı. Orjinal klibi bırakıyorum ben buraya:



*Tadayoshi davul tıngırdatırkene çok sexsi arkaaşlar bi kabul edelim.

6 Eylül 2013 Cuma

Sürünerek tatil yapmak

Şimdi size çok güzel bir tatil anlayışı sunucam, bakınız: 2 ay önce İstanbul'a uçak bileti almıştık 2-5eylüle, ucuz oluyo diye. Bi otelden de 3 gecelik yer ayırtmıştık. Sonra ben Çomü'yü kazanınca kayıt tarihleri tam olarak 2-6eylül olunca "biz ne kadar salağız allah belamızı versin" modumuza girdik.

Eylülün ikisinde uçağımıza gittik. Tuğçe ilk kez binicekti uçağa. Dedim ona bak böyle olcak şöyle olcak diye. Uçak havaalanında tıngır mıngır ilerlerken "bı ni yia" diye yavaşlığına konuşup duran Tuçi, uçak birden hız alınca derinden bir "siktir" dedi fkşlsdfsfdsdf Ona gülürken hep kaçırdım zaten kalkış anını. Bi de "kaç bin fitteyiz keptın?" sorularımız vardı ki, 10metreyi bile hesap edemeyen insanlarız... Sabiha Gökçen'de indiğimizden o gün Kadıköy'de takılıp akşam Çanakkale otobüsüne binicektik. İstanbul'a gitmeden önce de gitceğimiz yerlerin adreslerini alıp küçük haritalarını çizmiştim. Kimselere yol sormayalım gereksiz insan muhabbetlerine girmeyelim diye. Hiç bi yeri bulamadık, adım başı yol sorduk klfjsflskdjfdskjf Zaten Kadıköy büyük hayal kırıklığı oldu bizim için. Dolaştığımız sahaflardan aradığımız şeyleri bulamadık (Japonyayla alakalı herangi bi şey işte).. Yemek için not aldığımız Çin restoranı vardı, Bağdat Caddesinde. Dolmuşa bindik gittik, ama restoran ortada yok, haritada gösterilen yerde. En az 4 tur attık orda, sonra bi teyzeye sorduk haa siz bilmemne sitesindekini diyosunuz oohoo çok uzak şurdan şuna binin de gidin falan dedi. Hevesimiz kırıldı tabi, kendimizi bi tane kafeye atıp bi şeyler yedik, servis saatini bekledik ki o da 10da mı ne gelcekti. Oranın tuvaletinde üstümüzü değiştirme vs işlerimizi de halledip servise binip otobüse gittik. 2-3 saat uyuduk belki sabahın 7sinde Çanakkale'ye indik. Götümüz donarken gidip Mekdanılsa (resmen nasıl yazılır bilmiyomuşum) sığındık. Çanakkale'ye giderseniz ya da ordaysanız mutlaka mekdanılsın tuvaletine gidin. Çok muntazam lan orda yaşarmışım ben ha. Orda bi kahve içip azıcık ayılmaya çalışıp tuvalette vakit geçirdik zaten fklsdjsdf insani işler olsun, yüz yıkama makyajlanma vs. Sonra benim kitapçıya gittik. Edım (adını hala sormayı unutuyorum) bize broşürlerini verdi dağıtalım diye. Burası senin ikinci evin artık muhabbeti yaptı sağolsun, yerleştiğimde de gelip çalışmamı söyledi allam işalla taam mı  gidiyim çalışıyım orda :')

İşteaa bankaya gittik, zarf parası yatırma işi vardı. Ordan sıramı alıp (ki sıram 666'ydı lan töbe töbe) millete broşürlerden dağıtmaya başladım, hep kayıt yaptırcak öğrenci doluydu zaten. Biz böyle gözümüze kulağımıza inanamaz haldeyiz, herkes nasıl kibar. Ben broşürü alana teşekkür ediyorum bana "Ben teşekkür ederim" diyolar, kenardan "ben de alabilir miyim?" diyolar KIZ DÖVERİM SİZİ!!! Ay ben Çanakkale'de insanlığı öğrenip gelcem sanırım fksljdfsjdf Neüse paramı yatırıp okula gittim, orda baya bi sıra bekledik en sonunda kaydımı yaptırdım. Çok rüküş bi okul kimliğim var Hacettepeninkine kıyasla ama ossun flkjsdfljksdf Sonra orduevine müracaat işleriyle uğraştım. Ama ne uğraşma. Orduevindeki başçavuş saossun benim dilekçelerimi hazırlamış beni bekliyomuş bile. Ama istenen belgelerde bana yurt çıkmadığına dair kykdan bi dilekçe de var. Onun için kaç kişi seferber olduk, çünkü vermiyolarmış öyle bi belge :') Orda annemin arkadaşının karısı kykda çalışıyomuş onun yanına gittik önce, ordan hallolmadı. Ana kampüse gittik yurda, bi müdür yardımcısına bi ona bi şuna derken en son müdüre kadar çıktım ben flskdfjskdfj Kadın da çok tatlıydı ama orduevi sürekli böyle dilekçe için birilerini yolluyomuş bıkmışlar haliyle onca iş arasında, öyle bi dilekçe yazmıcaanı söyledi. Yıhıldım tabi. Ama askeriyenin her zamanki saçma sapan işleri işte. Bana yurt çıksa neden gidip orduevinde kalayım lan?! Neyse başçavuşu aradım, gidip komutanla konuşmuş ve bi şekilde halletmiş tamam gel dedi :') Adamın melakeliğine bakar mısın :') Sonra dilekçeleri anneme babama doldurtup postalamak üzere işimizi bitirdik. Çanakkale turlamamıza başladık. Bi yerde yemek yedik, sahildeki barlarda bişeyler içtik, sonra çeğirdek ve çöp poşedimizi alıp deniz kenarı banklara yerleştik. Otobüs saatimize kadar oyalanıp gece 1de iskeleden bindik. Güya çok teknolocik otobüstü ama kafamı koycak yerim yoktu, düşünün ki kemerimi takıp ona yasladım kafamı. Öyle huzursuz bi yolculuktu, 1 saat bile uyuyamadım Tuğçe horul horul uyurken.


Sabahın 7sinde İstiklaldeydik. Hava da bız gibiydi, yağmurluydu. Hiç bi yer açılmamış, çişimiz var yorgunuz lan! 4-5 istiklal turundan sonra açık bi yer bulduk yemek yedik ama wc yok :') Mekdanılsı bekledik. Açılınca gittik hemen. Tuvalet yüz-saç yıkama diş fırçalamaya kadar her türlü işimizi halletik. İnsanın barınacak yerinin olması çoh kötü. Haa otel işini de iptal ettik işin içine çanakkale girince, o boşta geçen bi gecemizde annemin arkaaşı İlkay ablada kalcaktık. Neyse işte mekdanılstan çıkınca dolaşmaya başladık. Gittiğimiz her tükkanda Manekineko var. Ne kaa bu diyorum satmıyoruz diyolar. En son biri yukarda "Edo" var ordan bulabilirsiniz dedi. EDO MU EDOO MUU!!?!/'&+73^y'^+()% diye koşarak gittik. Sadece Japonya'yla ilgili şeylerin satıldığı, sahibi Japon bi kadın olan nimetlerin en büyüğü bi yer. Ne ararsan var. Kadınla bir sürü konuştuk, Ankara'ya niye açmıyonuz diyince "ordakiler hep memur paralarını harcamıyolar" dedi lfksdjfsjdf haklı :'( Gintama seviyoz biz diyince Gintoki figürleri falan göstertti bize :') NE ALSAAM LAAAANN diye hepsini almak isterken en son şu manekinekoyu ve hashileri aldım. Allah poponuzu kessin İstanbullular ne biçim yerleriniz var :'( Ordan çıkınca farkettik bi de 20küsür yıllık hayatımızda ilk kez bi Japonla bu kadar iletişime girebildik!

Yemek için Hong Bin Lou'ya gittik.Sonunda ilk Tofumu yiyebildim. Ayrıca müthiş ucuz bi yer. Yemekleri ısıtıp getiriyolar sanırım ama tadı hiç kötü değildi. Ben Tofu çorbası, sebzeli noodle, bir çin böreği (ki içinde kıyma varmış yiyemedim) 17lira ödedim, ki porsiyonlar kocaman kocaman, yeşil çay ikramlı. İçtiğim en güzel yeşil çay da buranınkiydi.
Sonra Taksim Restaurant & Karaoke Bar'ı aramaya başladık. Nasıl bi yer diye gözümde canlandıramıyodum
ama animelerdeki karaoke odalarıydı lan resmen :')'')')')) Heycandan kusabilirdim içeriye! Adam 1,5 saat+ilk içki kişi başı 20 lira dedi. Bu kadar ucuz olmasını beklemiyodum, ki 50lik birayı dışarda 7tlye alıyoz lan! Yanına fındıkfıstık bile getirmişti :') Tabi biz şarkı seçme söyleme işleriyle uğraşınca yemeye vakit bulamadık ben giderken onları yanımdaki poşete boşalttım flksjdsdfj O şarkı seçme kumandasını görünce de ağlayabilirdim zaten :'( Şarkı listesi Japon ve Kore alfabesinden olduğundan, Japoncalarda yanında op ve end yazanlardan, hiragana ve katakanaları okuyarak bildiğimiz şarkılardan gittik. Gintama ostleri ve hatta Spyair bile vardı!! Sözler de ekranda latin alfabesiyle geçmediğinden hiraganaları okuyarak ve bildiğimizden giderek söyledik. Ne çok eğlendim lan. Vaktimiz olsa bi daha giderdik de işte :'( Her İstanbul'a geldiğimde gidicem buraya. Hatta kalabalık gidince indirim de yapıyolarmış. Biz de dediydik Şiymalarla falan geliriz diye. İşte burdan istemeye istemeye ayrılıp İlkay ablanın yanına gittik. Giderken Gezi Parkı'nın ordan geçtik. Tuğçe'nin afrikalı aç çocuk fotoğrafına "tiksiniyom" demesi ve Van depreminden sonra yaza doğru "Van üşüyor" afişini görünce "siz hala üşüyonuz mu?" yorumlarına bir yenisi daha eklendi; "O kadar da ağaç yokmuş lan" fklsjdfkljsdslkdfjskdhf Gerizekalı yemin ediyom. Neyse ordan İlkay ablanın evine geçtik. Veganım diye almadığı şey yapmadığı şey kalmadı kaç günlük şey yedim orda. Çiğ köfte bilem almış :') Sonra gece ağlayarak yattık resmen kaç gündür uyumuyoz, yatmıyoz, son enerjimizle etrafı dolanıyoruz... Ertesi sabah da kalktık İlkay abla bizi deniz otobüsüne bindirdi. Tekrar Kadıköye geçtik.

Kadıköyde gidemediğimiz Mai-Ling'i bu sefer bulucaz diye hırslanmıştık çünkü. Sonra meğersem o gerzek teyzenin bize "ohoo çok uzak" dediği yer, tam bulunduğumuz yerden 100-200metre kadar ötedeymiş. Binbir sinirle gittik. Kocaman bir sebzeli pilav+sebzeli yemek tabağı + 3 kappa roll + 1 Mantou + 1 icetea 23 liramı ne ödedim. Yine müthiş ucuz (Ankara'yla karşılaştırıyorum hep) hem de çok lezzetli. Mantou'yu da hayatımda ilk defa yemiş oldum (fotoğraftaki). Yemeğimiz bitince de havaalanına doğru yol aldık bindik geldik işte. Ankaraya inince ilk kelimelerimiz her zamanki gibi "pislik, iğrenç"oldu. Öyle bi sevgi. Yazcağım çok şeyi unuttum ama yeter bu kaa.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Ne dinliyorum #8


One Ok Rock'ın bu yıl Martta çıkan Jinsei x Boku= albümünden 2 gündür takık olduğum şarkı. Aslında çok tiskiniyom lfksjdlfksjdf  Resmen ben liseye başladığımda deli patlama yapan emo rock şarkılardan. Bi de Taka'nın (vokal) hareketlere tahammülüm yok. Sanki bana çok sert şarkı da hareketlere bahele! Ay çok sinirleniyom flsdjkslkdf ama gel gör ki taktım işte şarkıya. Hayır ne ara ingilizceden japoncaya geçiyo onu bile anlamıyom..Hele ilk dinlediğimde tamamen ingilizce şarkı olarak benimsedimdi. İşte One Ok Rock sevmeme sebeplerimden bir tanesi de budur. Bana göre çok overrated çucuklar. Arada sevdiğim şarkıları çıkar, dinler koyarım yerine. Bu şarkıda da böyle ritim bozukluğu gibi bi şey seziyorum nasıl anlatsam bilemedim ama o yüzden seviyorum sanırım. Oldu hadi.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Çok kolay okul bırakılıyo lan!

Bugün Hacettepe'yle ilişiğimi kestim ve resmen üniversitesiz kız oldum! Sabah binbir gerilimle (çünkü bölüm başkanına imza attırmam gerektiğini düşünüyodum ki kendisi bölümde bulunmamakla meşhurdur) gittim. Önce öğrenci işlerini kırıp attıklarını öğrendim. Zaten hangi bina lazım olsa yıkıyonuz ben nasıl şansım var anlamadım. Neyse ki taşındıkları yer belliydi ve gittik. Bi formu doldurup kütüphane, yurt, öğrenci işleri ve mediko gibi 4yıldır alakamın olmadığı yerlere imza attırmaya gittim. Girdiğimiz yerlerde "ilişik mi kesiceksiniz?" sorusu anında geldi çok şükür. Sonra tabi diğer imzaları attırmaya giderken sürekli burdan mı kestiriyoruz, siz de mi kestirdiniz gibi iyrenç konuşmalarla yolda yata yata gittik.

En son imzalar bitince öğrenci işlerine tekrar götürüp çat diye aldım diplomamı. Allam bir kayıt sildirme işlemi bu kadar kolay olmamalı lan! Ya elim kaysa yanlışlıkla o belgeyi alıp çat çat çat 5 yere imza attıırsam ve yine bi hata sonucu teslim etsem? Hayat böyle basit DEYİL! Annem de tutturmuş "bi sor sen asıl diplomanı alıp yerine noter onaylısını koyuyolar mıymış diye" dolanıp duruyo. Sanki müzeden binbir lazerle donatılmış eseri çalıp yerine taş koyyom. Böyle havadan sarkıtmışlar, daytlı falan.

Neyse, ordan fakülteye gittim en sevdiğim hocamlan vedalaşmaya. Odadan çıkar çıkmaz özledim resmen lkfsjdflskjdf...Sonra okulun her bi yanında fotoğraf çektirerek de okula veda ettim. Ama "okulu bıraktım" pozu yokmuş lan. Hep "ben bu okulu yeni kazandım" pozları oldu. Neyse aynılarını çanakkalede çekincem bi de klsjdfksjdf. Gidecek gibi göründüğüm tek foto bu zaten. Belli bırakmışım okulu.

Sonra vakit geçirmek amacıyla Beytepemizin yemek alanı olan City'ye gittik. Öyle boooş boooş otururken yan masamıza 2 Koreli kız oturdu. Şöööyle bi bakıp kendi konumuza devam ettik. Bi süre sonra kafamı bi çevirdim bizim masanın dibinde ayakta duruyolar. Saçımla ilgili bi şey dediler boya bilmem ne falan diye. Sonra "hene negsel türkçeniz" hevesiyle yanıtladım, bi yandan "sizin orlarda çok değil mi böyle?" sorularıyla kafamda. Sonra fotoğraf çekilebilir miyiz dediler, ben anlamıyom bu çekiklerdeki tanıştığı insanla fotoğraf hevesini. Tebi dedik. Bizim masaya kuruldular. "Koreli misin?" diyince nassı şaşırdılar yazık kim bilir neler neler diyolarsa fksjdfksj nerden anladınız tarzı şeyler sorunca biz ilgileniyok da dedik. Tabi "aslında Kore'den tiskiniyok, Japonya BANZAAAIII!" diyemedik. Fotoğraflarımızı çekilince laf lafı açtı her bi bokumuza kadar anlatmış olabiliriz çünkü 2 saat kadar oturduk sohbetlendik. Hattası sivil-polis çatışma etiketlerini verip neler olüyür? sorusuyla Gezi Olaylarına bile daldık. Sonracıığma...Koreden bildiğimiz bi takım geleneksel şeyler olsun diziler olsun müzikler onlardan konuştuk. Hatta kız Secret Gardendan bi şarkıyı söyledi bak bize kfjsdlfksjfd biz orda durup sana ne şarkılar söylerdik de ey gidi... 2ne1 ve Bigbang'ın tarzında Tiovpinin saçlarına kadar konuştuk... Kızlardan biri bize Koredeki sevgilisinin fotoğraflarını gösterdi. Tabi şu fotoğraf kabinlerinde çekilmişler sticker olanlardan. Hemen gözlerimiz büyüdü ağlaştık burda yok onlardan diye. Sakın dedik sakın Türk erkeğiylen hoşbeş etmeyin dedik fksldjfskdfjsşdlf Birisi zaten hemen çok sakallı kıllı olduklarını belirtti aferim ona lkfsjdfsf Yine laf lafı açarken yediğimiz kore yemeklerinden bahsettik. Ben siyah fasulye soslu yaptığım yemeğin adını hatırlamaya çalışırken yıprandım janjokjuk gibi şeyler diyip tarif ettim. Bi de orda yemek dicem diye küfür etmek var yazık garibana. En sevdiği yemekmiş bunların. Tüküremedim tabi suratlarına tü sizin zevkinize diye. Size yemek yapalım diyerek atladılar. Pazar günü kimbap ve o jakjoklu şeyden yapcaklar bize kflsjfdskjdf şöyle bişey var ki büyük ihtimalle (yüzdeyüz)  misyoner bunlar flksjdfklsjdf Pazar günü ibadetleri varmış ondan sonra yemek yiyolarmış, ibadet nabünüz dedim gitar çalıyoz incilden kısımlar okuyoz dedi lan fklsdjfsldkfjsdf öyle şey mi olur...Bize müslüman mısınız demişlerdi konuşma arasında zaten, yok inanmıyok biz deyince böyle din konularında karşılıklı bilgileşildi birazcık. Kaldıkları yer çok muamma, 7 koreli varmışlar..Bilmiyom gider miyiz ama gidersek de arkadan halleluyah diye girerim ben eşlik ederim. Hee hee hristiyan oluyom gibi bak bi ruhum yükseldi derim. Yemeğe bişey katmadıkları sürece sorun yok, bi de bi ayine kurban gitmezsek sevinirim.

Ha bi de yemeklerden bahsederken etli şeyler yok yalnız dedim koymayın dedim. Ordan veganı anlatmaya çalıştım. Yumurta yememem kısmını kaldıramadı kız gözlerimin önünde eridi gitti. Tabi hamamda bile yumurta yiyonuz pis pis bee!!! İşte sonra bana "köpekleri seviyo musun?" dedi. Bi süre anlamadım. Yemek açısından mı soruyo acaba :'( diye kendimle mücadele ettim, yok yemiyom demek istedim...Tuğçe imdadıma yetişti "hayvanları sevdiğin için mi demek istiyo heralde?"dedi diye.  Çok zor tuttum kendimi köpek yiyon mu sen diye sormamak için ha. İşte bu kadar lan. Du bakıyım hayırlısıyla Pazar günü ölmezsek pazartesi günü İstanbul ve Çanakkale yolculuğumuz var. Hadi gittim.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

[Blog Tur] Ölmem Gerekirse - Amy Plum | Kitap Yorumu


"Sevdiğini kurtarmak için ne kadarına hazırsın?"


Kitap: Ölmem Gerekirse
Orjinal Adı: If I Should Die
Yazar: Amy Plum
Seri Adı: Revenants #3
Yayıncı: Akılçelen Kitaplar
Yayın Tarihi: Temmuz 2013
Sayfa Sayısı: 407
Tür: Genç-Yetişkin, Romantik, Fantastik

"Dokuz ay boyunca yaşamıma şekil veren Vincent, kalbimi tüm benliğiyle sarmaladı. ve sonra aniden kayboldu ve kalbimi bomboş bıraktı. peki ya ben, şimdi onun yerini kim veya neyle dolduracağım?"


2.kitapta dengesiz ergen Violette'in Vincent'ın vücudunu yok etmesiyle karşı karşıya kalmıştık. Ölmem Gerekirse'de Vincent geri döndürülmeye çalışılıyor. Serinin diğer kitaplarında beklediğimiz Şampiyon ortaya çıkıyor. Bir yandan da Kate'in babaannesi ve dedesi herşeyi öğreniyor. İşler iyice karışıyor yani...Ve bardialar ile numaların savaşına şahit oluyoruz.

Eğer 3 kitabı ard arda okumasaydım bu kitap biraz daha heycanlı gelebilirdi belki. Bu paragrafı 3. kitabı okumayanlar es geçsin, birazcık ****spoiler**** vermem lazım *,* Şimdi, eğer ard arda okumasaydım da pek heycanlanmazdım sanırım. Çünkü kitabın başlarında ortaya çıkmıştı ki Kate Şampiyon'du. Yazar bir sürü ipucu vermiş hatta ekstradan açıklamasına gerek bile kalmamıştı bence. "Hah Kate şampiyon demek ki!" demişken, yazar eline geçen fırsatı kullanıp bizi tersköşe yapabilirdi. Ama bir baktım Kate hakikaten Şampiyon. O noktadan sonra da kitaba olan ilgim tamamen kayboldu. ****spoiler****

"Anlıyordum, ama hoşuma gitmiyordu. Keşke eskisi gibi hepimiz bir arada olabilseydik: en iyi dostlar olarak, kalbi kırık yabancılar olarak değil..."
Kate - Sf. 404

Tamam, spoilersız kısımdayız...Kate'in araştırma yaptığı kısımlar, tarihi kalıntılar arasında dolaşmamız...Bu kısımlar hoşuma gitti. Ayrıca bu kitapta Paris'ten ayrılıp NewYork'a dönüyoruz. Anlam veremediğim kısım JB ile ilgili bi takım gerçekler ortaya çıktıktan sonra JB'nin hal ve hareketleriydi. Biraz saçmaladı, Geridönenlerin orta yaş krizi falan heralde... Başrolü Vincent'tan alıp Arthur ve Jules'a verdiğimi de belirtmem gerekir. Ve de Ambrose-Charlotte ikilisini keşke biraz daha görebilseydik.

Geldik kitabın kapağına... 3 kitap arasından en iyi kapağa sahipti, ama iyi değildi. Diğer 2 kitaptan sıyrılmasını güzelim Paris manzarası sağlamış. Ama her kitapta farklı kızların fotoğrafının kullanılmasını anlayamadım... Bu kapakta fotoğraf kalitesi düşmüşken, kapak kızımızın sağ elinde 3 parmak vardı. Tabi bir elinde toplamda 4 parmağı olan insanlar olabilir fakat Kate'in öyle bir özelliğini hatırlamıyorum. O açıdan görülmesi gereken 1 parmak, photoshop sırasında fazlalık gelmiş sanırım.

2. kitap yorumumda dediğim gibi bir kitapla karşılaştım. Bu toz pembe hayatlar mutlu mesut aşıklar bana göre değil. Yaşım geçmiş benim bi kere zaten! O yüzden, aşkı için savaşanların kitabını okumayı seven gençlere tavsiye edebilirim ancak...

Tur Takvimi
19 Ağustos: Benim İçin Öl Yorumu
20 Ağustos: Ben Ölene Kadar Yorumu
21 Ağustos Ölmem Gerekirse Çekiliş:   http://mirielenda.blogspot.com/

22 Ağustos: Kitap Yorumu: http://raflarinarasindan.blogspot.com/
23 Ağustos: Kitap Yorumu + Yazar Tanıtımı: http://sssuigenerisss.blogspot.com/
24 Ağustos: Kitap Yorumu: http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/
25 Ağustos: Kitap Yorumu + Bunları Biliyor Musunuz?: http://thcodex.blogspot.com/
26 Ağustos: Kitap Yorumu: http://pinucciasbooks.blogspot.com/

22 Ağustos 2013 Perşembe

Bence bitirin bu filmle uzamasın daha

Bugün Percy Jackson ve Olimposlular Canavar Denizi filmine gittik. Kitabını okumıycağımı anlayınca filmine gidiyim bari dedim çünkü o kitaba o parayı vermem lan! İlkini ilk ebookum olarak okudum (ki bi daha ebook neyn bulaşmam -_-) ikinci kitabı alırsam ilkini de almam gerekecek. Param değerli kusura bakmasın.

Büyük ihtimalle de Ankara'da gittiğim son sinema olcağından duygusal da bir anlamı var filmin şlfkjdfjg ya git ne duygusalı tabi... Neyse... Ay film hakkında o kadar dicek bişeyim yok ki! Oturup sadece yorum yaptık zaten hep ekkekehııeohıek diye gülerek izledim. Özellikle böyle çirkin suratlı bişey, daha ekrana belirirken Tuğçe'nin kenardan "pislik yapmayın lan" diye çıkışmasıyla toparlayamadım lfksjdfslkdfjsdf Tam bir gerizekalı. Bi tane de ölüp ağaca dönüşen bi kız var, ama ağacın köklerinde kızın suratı gözüküyo. Onu görünce "Köpek işer lan ona" dedi fklsjflskfjsldkfjsldkfj yazık bi Tuğçe arkaaşınız yok bakın yine diyom. Böyle diye diye öldürtecem Tuğçeyi en son fklsdjfskdf

Dur accık filmi eleştiriyim. İnanıyorum ki kitabı daha güzeldir. İlk kitap-film olayından tahmin edebiliyorum, filmle sıçmışlardı çünkü resmen. Halbuki böyle gençlik filmi havasında yapmak yerine daha fantastik hava katsalar olacağdı. Kesin yine bi sürü sahneyi değiştirmişlerdir bi de. Haaaa tabi Harry Potter çakmalığını unutmamak lazım, hayranı falan vardıysa kusura bakmasın ama. O ormana gelen eski püskü araba? Arabanın kapılarının otomatik açılması? Önde oturanların ve arabayı sürüş tarzlarının da Hızır Otobüslüğü? Hatta Titanların Savaşı çakması bile vardı. Aynı sahneyi yapmışlar lan arabayı süren 3 cadının ellerinde bi tane göz var. O gözü kapıyo Percy "bilmem neyi söylemezseniz gözü vermem" diyo. Nys yha tmm.

Ha filme adını veren Canavarlar Denizi'ni de 10dakka gördük filmde o ayrı fklsdjfsdfj bak yaratıkları falan ço iyi yapmışlardı evet. Keçikıçlar atkıçlarla çok dalga geçtik ırkçılık oldu az ama... Stanley Tucci güzeldi filmde bi. He bu Logan Lerman bebesini de seviyorum kedi gibi çocuk maşalla. Ama bu filmlerle ziyan ediyonuz bir fantastik kitabı ben diyim. İşte geçmişim şimdi geleceğim bi denecik Harry Potter'ımın yerini hiç bi şey doldurmuyo, böyle şeylerle tatmin olmaya çalışıyorum.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Best anime ever: Gintama!

*Spoiler içermez
Bundan 2 yıl önce başlayan Gintama maceramda son 10'a girmişken, bi veda yazısı yazmak istedim :') Bu kadar uzun bir sürece yayılması şu şekil oldu; Japonca kursundaki bir arkadaşım Gintama'yı tavsiye edince başlamıştım. Baktım baya komikli, 11. bölüme gelince tüğçeye didim izle olm çok güzel diye. Tüğçe bu konularda ömrümü çürütmekte 1 numara olduğundan aylar yıllar izlemedi... Sonra okuldu, araya giren başka animelerdi derken 1 yıl kaldı öyle. Sonra bu yıl okulu bırakınca artık Tüğçeyi beklemek anlamsızdı ve tek başıma gülmeye razı olmam gerekecekti, tekrar başladım. Şimdi 6. sezonda bitirmemek için gıdım gıdım izleyerek son 10'a oynuyorum. (Bu arada Tuğçe bu yıl yola gelip izlemeye başladı ve bana attığı mesaj; çok gülüyom burcu özür dilerim burcu, temalı idi. Bunu da belirteyim)

Bilmeyenler ve yeni başlayacak olanlar için şurda bi rehberlik edeyim. Gintama 6 sezondan oluşur:

Gintama (4.sezon | 201 bölüm)
Gintama' (5. sezon | 51 bölüm)
Gintama': Enchousen (6. sezon | 13 bölüm)

Bir de special bölümler ve movieler var. 2 movieden birini izledim; 2010 yılında çıkan Gintama: Shinyaku Benizakura-hen, Gintama'nın ilk sezonundaki Benizakura arcının efektine efekt katılmış hali. Bi de taze olarak bu yıl temmuzda gelen Gintama: Kanketsu-hen - Yorozuya yo Eien Nare var. Twitterda sinemada görmeye giden Japonların özendirmesiyle az kendimi yerlere atmadım, o Gintama temalı sinema görüntüleriyle T^T Şu an mangası hala devam etse de anime sona ermiş durumda. Gintama'yı izlerken farkedersiniz pek çok kere Gintama'yı bitiriyoruz duyurusu yaparlar ama bitiremezler..O yüzden içimizde küççük sevimli zavallı bi umut ışığı hala bulunmakta...

Size rehberlik edecek şu güzelim siteyi de bırakıp konusuna geçiyorum: http://www.yorozuyasoul.com/

Amando denen uzaylılar tarafından işgal edilen ve samurayların kılıç taşımasının yasaklandığı Edo Dönemi Japonyasında geçiyor konumuz. Gintoki'de bir samuraydır ve artık samuraylara ihtiyaç kalmadığından kendine yeni bi iş kurar. Yanına Kagura ve Shinpachi'yi de katarak, kendilerine verilen görevleri para karşılığı yaparlar, böylece karınlarına 2 lokma bişey girmekle beraber kiralarını da ödeyebilir zavallıcıklar.

Böyle saçma sapan dünyanın saçma sapan bi animesi işte Gintama. Başlayanlar genel olarak 15-20 bölüm sonra "HIIIAAA NE İZLİYORUM LAN BEEEENNN" diyerek delicesine bağlanırlar. Bak sevgimi kelimelere dökemiyorum lan lfksdjflskdjf töbe töbe ne biçim anime... Hani Japonya'ya gidince sanki Gintoki'yi Hiji'yi Kondo-san'ı Kagura'yı falan görecekmişim gibi hissediyorum ciddi anlamda, resmen ruhları var :') Gümüş ruhlarını yidiklerim :') Benim için gelmiş geçmiş ve gelecek en iyi anime diyorum, diycem ve dedim bakın aha da yazdım. Hah bu arada Gintoki mavi saçlı değil arkadaşlar lütfen bu yanılgıya düşmezsek "Gin" kısmından da anlayabileceğimiz gibi kendisi gümüş saçlıdır.

Kendilerinin de dedikleri gibi "tuvalet mizahı"nı seviyosanız koşun gidin izleyin. Karakterlere alıştıktan sonra zaten gülmelerin önünü alamaz hale geliyosunuz. Sonra saçma sapan yerlerde aklınıza gelen sahneler yüzünden salak gibi gülmeye başlıyosunuz. Eğer etrafınızda Gintama izlemiş olanlar varsa çok güzel konular konuşabiliyosunuz -mesela twitterda Gintama izleyenlerin ıscacık kucaklaşması flsdkfsfj-

Her şeyi birilerini döverek çözmeye çalışanlar, durduk yere çırılçıplak kalanlar, hemoroidliler, sümüklüler, kıllılar, goriller... Ne ararsan var fksdfksdjf Bir bölümü kakası gelen tipleri izleyerek geçirebilirsin, bir bölümün 10dakikası bir maymunun adını söylemeye ayrılabilir, ölü bir adamın penisininden sallanarak yolculuk yapmak bile var. Sınırları zorluyolar yani flksdjfskdjf Olay örgüsü olarak şu şekilde hareket ediyolar aslında; bir olay kötü başlarsa kötü gider, daha da kötüleşir içinden çıkılmaz bir hal alır. İşte bu mantıkla "olm daha ne yapacaksınız ahahghdgfgf" derken bulabilirsiniz kendinizi.

Güldürmesinin yanı sıra çok iyi dram sahneleri de var tabi. Bi anda "neden böyle oldu" diyip kendimi jiletleme isteği uyandıran sahneler... Ama bazen o sahneler bi anda "Buraya sıçsam senin için sorun olur mu?" cümlesiyle orta yerinden dağılıveriyo güliyim mi ağlıyım mi diye kalabiliyosun.

30. bölümden sonra arclar da başlıyo. Bol ekşınlı, efsane dövüş sahneli arclar izleyebilirsiniz yani...Ben bu kısımda sadece 201 bölümden oluşan ilk Gintama'dan bahsedicem. Mesela; Benizakura, Yoshiwara in Flames, Red Spider arcları bu sahneler açısından mikemmeldir. Karizmatik hareketler ve laflar havada kapışmalık. Gülmek için de en çok eskittiğim arc Barber arcı oldu sanırım. Ghost Ryokan da olabilir gerçi neyse seçemiyom flskdjfsldkf Arclar dışında da bi çok bölümü tekrar tekrar izliyosun tabi, izlettiriyo pislik. Enchousen'i de bitirince baştan başlıcam zaten.

Gintama'nın en sevdiğim özelliklerden biri kendileriyle dalga geçebilmeleri. Bölüm başlarında reytinglerinin ne kadar boktan olduklarından, ne gibi şikayetler aldıklarından bahsederler. Çizimlerin yetişmediğinden, ekonomik durumlarının ne halde olduğundan haberdar olabilirsiniz. Bazı sahneleri 5dk kadar tek bir çizim görüntüsü üzerine seslendirmeyle geçer bu sebeple lfkjsdfklsjf Hatta bi ara paint çizimiyle izlemiştik. Evet şimdi böyle konuştukça izleyesimi zor tutuyom flskdjfsldkfj

Seiyuulara gelirsek...Benim zaten en sevdiğim seiyuulardan olan Sugita Tomokazu, Gintama'ya başlamamla 1. sıraya oturmuştu. Sugita'sız bir Gintoki düşünülemez! En harika en karizmatik sese sahip bir insandır bi de bi şarkı söyleyişleri vardır ki bak konuşamıcam bilekflsjdfksjdf  Sesiyle pek çok animeye de güzellik katmıştır; Arakawa Under the Birdge (Hoshi), Danshi Koukousei no Nichijou (Hidenori),  Sket Dance (Kazuyoshi) benim en sevdiklerim.

FMA'nın Alphonse'su, Fairy Tail'in Happy'si ve daha nicesiyle beraber Gintama'nın bidenecik Kagura'sı Kugimiya Rie. Yine kadın seiyuularda bir numaram ve sesine doyamıyorum yok böyle bi şey lsfskjf Gintama'da 3. favorim de tabiiiiiiğğ kiiiiiğğ Katsura ile Ishida Akira! Daha iyi "Zura ja nai Katsura da!" ve türevlerini diyen birini bulamazlardı...Bütün seiyuuları buraya sığdıramam tabi ama hepsini tek tek kucaklıyorum burdan fdjlsjdf Shinpachi'nin seiyuusu Sakaguchi Daisuke hariç fsdjfslfj Saolsun çok iyi kafa şişirdi, ama harika tepkileri de var hakkını yiyemem!

Son olarak gelelim Ost olayına. Yine 4 sezonluk Gintama'dan devam ediyorum. Gintama' ve Enchousen'in yazılarını sonra halledicem. Bi kere hiç bir şarkısına "meh" demedim, diyemiyorum. Hepsi o kadar güzel ki, aylar yıllardır dinlemekten sıkılmadım. Bazıları yüzünden hiç ending ve openingleri atlamadım... İçlerinden en sevdiklerimi seçtim ve huzurlarınıza sunuyorum efem...
Gintama'ya başladığınızda sizi karşılayan ilk opening Pray ,  ikincisi de Tooi Nioi, pek sevdiğim grup olan Does'dan 5. op Donten, söylemesi en zevkli opening olan 6. op Anata Magic en çok sevdiğim openingler.

Ending olarak da; 3. end Yuki no Tsubasa, 5. end yine Does'dan Shura, 11. end ki sanırım benim en sevdiğim bu I, ai, ai , mikemmel sesiyle Shigi'den 12. end Kagayaita, hala hangi şarkıya benzettiğimi bulamadığım 15. end Wonderful Days ve 4.sezonun son endingi 16. end Sayonara no Sora'da en sevdiklerimden.

Eğer salaklık edip Gintama izlemeyecekseniz de oturun dinleyin bunları az kültürlenin lksdjfslkdfj... Olm bu yazı beni ağlatacak galiba iyice özlemimi arttırdı Gintama'ya fksşdskf Yazıma burada son verirken, Gintoki'nin harika şarkıcılık yeteneğinden bahsetmiştim hani... Sugita'nın harika sesiyle kendisinden bir şarkı alıyoruz şimdi Ghost Ryokan arcından.

Bir sonraki Gintama yazısında görüşmek üzere arkaaşlar. Adamı hasta etmeyin izleyin şunu. 

20 Ağustos 2013 Salı

Amy Plum | Ben Ölene Kadar

Kitap: Ben Ölene Kadar
Orjinal Adı: Until I Die
Yazar: Amy Plum
Seri Adı: Revenants #2
Yayıncı: Akılçelen Kitaplar
Yayın Tarihi: Ocak 2013
Sayfa Sayısı: 350
Tür: Genç-Yetişkin, Romantik, Fantastik

"Amy Plum, paranormal üçlemesinin ikinci kitabı olan Ben Ölene Kadar'da Vincent ile Kate'in aşkları uğruna verdikleri mücadeleyi ele alıyor.
Vincent bu kez aşkı için yaşamaya yemin etmiştir. Bu karardan memnun olan Kate, Vincent'ın doğasına aykırı işlere girişmiş olmasından dolayı da rahatsızdır. Yaşadığı karmaşayı bir çözüme kavuşturmaya ve sevgilisini ölümlü bir insana dönüştürmeye karar veren Kate, bilmeden kendini büyük bir tehlikenin kucağına atar. 
Vincent'ın başı da beladadır. Onu ve tüm ırkını yok etmeye çalışan ölümsüz ve tehlikeli düşmanlara karşı amansız bir savaşı sürdürürken, bir yandan da bir geri dönen olduğunu öğrenen Kate'in dedesine karşı koymaya çalışmaktadır. Ölmemeye söz veren Vincent, hayatta kalmayı başarabilecek mi?"

Yazarın ilk kitaptaki tutumu aynen devam etmekte. Hatta bu sefer daha da ballandıra ballandıra anlatılan bir Kate-Vincent aşkı var. Fakat bu bana çok itici geldi. Vincent'ın her yaptığına burun kıvırmaya başladım hatta. "Namusumsun" diye gidip kızın alnından öpmediği kaldı bi Deli Yürek misali... Romantik olmak için bu kadar da kasmasa mıymış ki yazar?

"Jules yanaklarımı öperken fısıldadı, "Senin eline su dökemez, elbette, Kate. Ama şu var ki fazlasıyla...sahiplisin."
Kate - Sf. 191

Bu tarz kitaplarda kadın karakter genelde sinir etse de, ilk kitapta Kate'in hal ve hareketleri yerindeydi. Ama Ben Ölene Kadar'ı okurken sinir oldum! Daha doğrusu çevresinin Kate'e karşı tutumuna sinir oldum. Yahu kız ne dese "ah Kate ne kadar zekice!" Ne yapsa "efendimiss... kıymetlimiss..." Utanmasalar bebeklerinin ilk adımlarını, ilk kelimelerini kameraya alacaklar! Kate de durmadı tabi şımardıkça şımardı. Özellikle, bu kitapta beliren ve benim pek bi sevdiğim Arthur'la yaşadıkları olay son nokta oldu benim için. Ne uzattı arkadaş! Orda ben olsam "Çekil kız şurdan!" diye ezip dururdum Kate'i. 

Bu meselelere takılınca tabi kitabın temposu da düştü. İlk kitap kadar olamadı. 3. kitabın nasıl olacağı tahmin edilebilir olduğundan, kitabın sonundaki o gizem çok etkilemedi beni. Etkilenmem için bu serinin kötü bitmesi lazım yani :'D Birileri ölsün, birileri ayrılsın ne bileyim daha akılda kalıcı şeyler yaşansın. Kan istiyorum KAAANN!! Toz pembe bi sonla karşılaşırsak (ki oklar o yönü gösteriyor), benim için unutulanlar rafında yerini alacak.

Gelelim çeviride nereye takıldığıma... "Sıktırmak" kelimesi! "Ambrose geçerken kolumu sıktırdı." diye bi şey olabilir mi? "Sıktı" olması gerekmiyo mu onun? Şu fiillerdeki ettirgen oldurgan olaylarından hani... Eğer böyle bi kullanımı varsa da kullanmayalım bence.

Kitap hakkında söyleyecek başka bir şeyim yok. Dediğim gibi düşük tempolu bi kitap olduğundan zaten pek de bir olay yaşanmadı. Artık 3. kitabın seriyi toparlamasını bekliyorum.