23 Aralık 2012 Pazar

Yeni yıl dilekleri mimi

Bak sabah sabah ne güzel bir mimle karşılandım! Sam Scarlet mı diyim Melda mı diyim Antahwise mı diyim çok isim var dıasjdoıasdj. Aslında saat 7de kalktım malım çünkü, saat 11 sularında bu mimi aldım ama ossun, bi çay falan kapıp yazarım diye heveslendim. Ben büyüyorum cidden galiba resmen çay insanı oluyorum daskdoasıdjk

Neyse efenim, mim konumuz geleneksel olarak her yıl yapılan yeni yıldan dilekleriniz mimi. Hemen koştum geçen yıl ne dilemişim acaba diye, tam bir "allah belanı versin" insanıymışım. Hiç bir dileğim gerçekleşmemiş podkaspdokasdo Şöyle bi göz atalım; http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/12/yeni-yl-dilekleri-mimi.html

İlk dileğim için hala geç değil, umutlarım tükenmedi. İkinci dileğim aradan geçen 1 yılda daha da şiddetlendi, hala bekliyorum. 4. dileğe bi bakabilir miyiz oğdpaksdoasıdk napıcaksın acabayı çok yanlış anlamış lan, okulu bıraktım olm dpokasdpoaskd 8. dileğe bakarsak Rowling devam edebilirim HP'a açıklamaları yapmakta ama görünürde bi şey yok hala, ne yazık.

Şimdi bu yılki dileklerimi bi düşüneyim. Çünkü hiç aklıma gelmemişti böyle dilek dileyeyim yeaa falan diye. Kim bilir kaç saatler sonra bu yazı tamamlanabilecek.



(Her bir yeni yılı nasıl sevinçle karşıladığım gözünüzde canlansın diye)

Neyse başlıyorum. Tabi geçen yılki dilekler devamlılığını sürdürmekte.

1. Bi kere şu Japon Dili ve Edebiyatı'nı bi kazanayım. Yani bunu ilk dileğime koymazsam ayıp olur. Çünkü bu yıl kazanamazsam, kendi okuluma geri dönüş yaşıcam, bi yandan derslere devam ederken bi yandan da tekrar sınava hazırlanıcam falan. O okula geri dönüş işi hoş değil. Bi de annemin "okulu bitir, ordan da diploman olsun" çenesi kesilsin. Evde "hayır bitirmeyecem, hadi bakalım, bitirmiyom lan" diye arada bir belirmiyim artık. Bu şekilde ya torunlarıma anlatacağım müthiş anılar olur, kalbinizin sesini dinleyin diye, ya da "senin anayı bacıyı ne demek okulu bırakıyom ağzına sıçarım" diye gelecekteki torunlara dalıcam.

2.Bir kez daha Japonya. Gideyim de kalayım artık bi orda. Mıh gibi böyle söküp atamasınlar. İnsanın mutlu olmadığı bir yerde yaşaması ne kadar acıdır, bilen bilir. Sevmiyorum, istemiyorum hala burdayım ne hoş :))))))

3. Melda'nın 2. dileğinde kullandığı yöntemi kullancam galiba, çünküsü ne cümle kurabildim ne yazıya dökebildim ne tam olarak neyden bahsettiğimi kafamda toparlayabildim, o yüzden: PODASDOKAJS.ALKSLDJASDŞAKLJL KJDALSKDAIKSUDBALSD JJALKSDHLKJ 
TAAM MI!!


4.Bok gibi para istiyorum arkadaşlar. Paraya sıkışayım yani, nefes alamayım, paranın içinden mont çıksın ali ağaoğlu hesabı. Gidecek çok yerim, alacak çok şeyim var. Dileklerime giden yol paradan geçiyo yapacak bi şey yok.


5. Bak şimdi kafam çok karıştı. Aslında derdim ki çok pis fantastikli şeyler olsun hayatımda. Bir Hogwarts mektubu olsun, efenime bir Sauron yüzüğü olsun, ne biliyim uzaylılar, masal kahramanları bi şeyler. Ama zaten hayatımda büyük bi değişime gitmişken, şu an bi istemedim. Du bakalım normal sıradan hayatımda bu değişikliklerle neler yapıcam bi öğrenmem lazım. Bu da 2013ten dileğim olmasın ama kulağına küpe yapsın, ayağını denk alsın!

6. Ayak baş parmağımın şeklinden hiç hoşlanmıyom. Onu bi düzeltirsek.


7.Mahrum kaldığım çok güzel şarkıları dinleyip, çok güzel kitapları okuyayım. Gözüm açık gitmek de pek hoş olmaz.


Resmen sağlık mıtlılık hızır bıdı bıdısı yapabilirim ha çünkü ilk 3 maddeden sonrası çok umruma değil. Kafam sürekli onlarla meşgul olduğundan demek... Du biraz daha düşünücem ne istiyorum acaba diye. Evet, elle tutulur bi şey bulamadım o zaman let the saçmalamak begin!
Burnuma bi estetik istiyorum, deli zayıflıyım öleyazıyım, bu sene donmuş vişne yiyebileyim, aldığımız hiç bi karpuz kelek çıkmasın, ben&jerry's dondurmaları 2-3 lira olsun, kanjiyi yalayıp yutayım, ön dişlerim kırılmasın çok güzeller çünkü, yeni hobilerim olsun, kaplumbağalarım konuşmayı öğrensin, istenmeyen tüyler yok olsun, saçım dibinden beyaz çıkmaya başlasın, mangalar çok pis ucuzlasın 20 lira nedir yani!, Kore'den paketim gelsin, hep kış olsun, patates dünyanın en sağlıklı şeyi olsun.

Geri kalan dileklere ben içimden devam etcem.

Şimdi mimliyorum genşler; Şeyma, Mathi, Rvzgrl, Ego, Mydestiny.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Mim: İçerimizdeki K-Pop...

Kendimi blog yazılarına verdiğimin farkında mıyız? Çünkü haftalardır laptop ha gitti ha gidecek servise. Sürekli bi erteliyorum, kıyamıyorum, yalnızlık zor, günlerim nasıl geçer diye derbeder oluyorum. Bu sefer kesin olarak salı günü gidecek ama, çünkü artık piksel ölülerinden cidden ekranı göremiyorum, biri başparnak izi büyüklüğünde biri işaret parnaa. Daha dertlerim var da şu mimi yazayım ben.

Son K-pop olayı bitmiştir çıkışıma nispet yaparcasına mikalden mim geldi dopasjkdasıopkd  http://mikalzia.blogspot.com/2012/12/mim-icerimizdeki-k-pop.html şu yazıdan. Hadi başlıyom :B

Sizi k-popa sürükleyen kişi, biasınız:

Bu bias lafına ne illet oluyom arkadaş! Gavurlar bias diyo diye biz de mi bias demek zorundayız yani nidir ya?? Kpopa kıllandığım kadar bu sikko terimlerine de kıllanmaktayım! Taam hadi çıkıntı yapmıyom pdıajsdoıasdj


Şimdi şöyle oldu bu iş, 2 mi 3 mü ne yıl önce ben Kore filmleri falan izlemeye başlamıştım. Yaz dönemine denk gelen bi zamanlarda. Sonra Yalova'ya babaneme gideceğim zaman, aceleyle Kore müziklerinden ne varmış bakem diyince DBSK çıkmıştı, 10-15 şarkısını indiriverip atmıştım dinlerim orda diye. İşte Yalova'da bayılacam böyle artık sıkıntıdan başladım dinlemeye bunları. AALLLAAA BU NEYMİŞ LAAA! Ne kaa güzelmiş diye dört dönüyorum evde. Ama tipleri falan bilmiyorum, kimin sesi kime ait çakamıyorum, internet de yok kudurdum resmen! Eve dönünce sabaan 5inde oturup hepsini öğrenip bi oh çekmiştim, büyük rahatlamaydı hatırlarım yani net bi şekilde. Kafama da bi kaç tipin sesleri yazmıştım onlar da JJ ve Yoochun çıkmıştı. Sonra ilk Balloons kliplerini izledim. Yoochun nasıl dikkatimi çekiyo, ama sinir oluyom. Hep sonradan seveceğim adamlara ilk olarak garipserim ya da sinir olurum zaten Yoochundan beri. Öf diyorum töbe töbe ya çocuğun surata bi şey olmuş!! Çözemiyorum hatayı bi türlü pıdajsoasıjd onu çözecem diye sürekli buna bakıyorum, her bi bokunu izledim falan. Sonra yürüdüm bebeye tabi bütün kıro ve kenan imirzalıoğlu duygularımla... Bi de sallantılı haçlı küpe takıyo ya öfff böyle eriyip bitiyorum oıdajsdıo Bi de öyle bi takıntım var işte, sallantılı küpe takan mikemmeldir, bi de haç varsa oh değme keyfime. Hatta okulda bi çocuk vardı sallantılı küpe takan hep bakıyodum buna ben, bi gün çıkarmış yemin ediyorum tanımadım pdıajsdoıasjd Hep kulaa mı bakıyom napıyom. Neyse konudan sapmıyım. Dur, heh sonra işte, ben baya bağlandım DBSK'ye JJ'ye deli kıl oluyorum o dönem pdaıjsdoıjd o konuya girişmicem tabi. Changmin zaten kamyon suratlı, diğeri kimdi la yunho muydu he ona acıyarak seviyodum böyle, Junsu zaten şekerlik. Sonra meğersem ben bunları Yalova'da tüketirken bu grup çoktan ayrılmış dpıajsdoıajsdoıajsd bunu öğrenmemle yıkılıyorum. JYJ yolunu seçiyor ve JJ nefretimden fanmeeting sonrası da arınıp yoluma JYJ ile devam ediyorum. Bu kaa!

Tüm zamanların en sevdiğiniz K-pop grubu:

Tüm zamanların lafı çok gereksiz ama ben çok uyumlu bi insan olduğumdan ellemicem odıajsdoıasjdad 

3 kız grubu: Cevap veremiyom. Hep o tüm zamanların lafı yüzünden! Zaten anca film-dizi soundtracklerindeki kadın seslerini dinliyorum, onun dışında 2ne1 ve arada bi kaç şarkısını bildiğim grup var.

3 erkek grubu: Jyj, Super Junior, Bigbang dicem galiba.

3 en iyi vokal: Mikal buna 3 bestu bokal performansu yazmış zevzeklik etmiş pdıoajsoıasjd doğrusu bu heralde. Kızlardan Davichi diyorum 2sini 1 sayabilirik bence. Super Junior-Kyuhyun dicem, of Yesung'da diyebilirdim ama kalbim beynimi yendi kusura bakmasın pdasjıdoıasd JYJ- Jaejoong diyürüm, Junsu'ya ayıp oluyo ama :')

3 soprano/tenor - Yüksek nota uzmanı: Neblim olm ben! Sade dinliyorum sonuçta aa bak çocuk iyi yüksek notaya ulaştı mı diyom!! Zaten 5 tane grup biliyom hep aynı isimler dönecek yani burda harcayamam pdıajsdoaısjd

3 dansçı: Her ne kadar artık hiç hazetmesem de tam bir travestisin desem de Shinee-Taemin. Exo k-Kai. 3.yü bilemedim Eunhyuk ossun.

3 rapper: İngilizce olmadığı zamanlar Yoochun, olm ingilizce çok feci oluyo lan pdıasjdoasıdjasd Rapper mı diyok ki bu çocuğa? Banane yapıyo demiyosak da. Sonra Top. Exo k-Kai bilmiyom repçi mi bu daıosjdoasıjdsad ben seviyom ama.

Orkestra 3lüsü: Verebilecek bi cevabım yok. Önüme atabilceğiniz örnek varsa bekliyom.

3 subunit: O NE LAN???

3 solo: Hiç gelmiyo aklıma K-pop solo şu an.

3 album: Jyj - In Heaven, Exo k - Mama, Super Junior - Bonamana ay bilemedim Sorry Sorry de olabilir.

 3 şarkı: Yok artık buna tüm zamanların denmez son zamanların denir. Ona göre cevaplıyım, herkes History'ye ölüp bitse de benim için Two Moons'dur Exo-k'den. Aha bak son zamanların diyince bi tek bu çıktı pdıasjoıasdj çünkü dinlemiyom dedim K-pop o kadar ne zamandır!

3 ballad: Yavaşlı şarkı mı seçiyoz buna? Ona göre cevaplıcam ben :B Kry - Coagulation. Olm bi dakka ya daha çok soru varmış bu mimin devamında şimdi farkediyom yıkıldım höf.

3 ost: Çok dizi özürlüyüm fazla bilmiyorum o yüzden, Big diyom. Ama film dersek ki tartışmasız More Than Blue.

3 koreografi: Exo k -Mama, Super Junior - Sexy, Free and Single, Shinee - Lucifer

3 maknae: Kyuhyun yeterli bi cevap bence.

3 visual: Öyle bi şey mi varmış? Visual keiden başka şey gelmiyo aklıma benim.

3 variety show: Ben bi tek Suju'nun Explore the Human Body'sini bi de Shinee'nin Hello Baby'sini izledim :')

3 K-indie: Mate, Vodka Rain, Lucia

3 Rap: düz rap mi? Bilmiyom :B

3 Trot: Hiç açıp bakamam bu ne demekmiş diye, tuvalete gidecem şu mim bitsin!

Ustalara Saygı Köşesi: Sanırım ben dağıtıyom o köşeyi.

Yapmayan varsa alsın yapsın, şimdi ona bile bakamıcam kim yapmamış acabası diye daıjsdoasıjd Bay.

Biraz Hobbit biraz kıdımınecesi :')

Bugün sabah uyandım bi baktım kar oluvermiş her yer. Bi gözlerim büyüdü, çünkü Hobbit'e mıtlaka karlı bi günde gitmeliyiz demiştim! Doğduğumdan beri mi bekliyom napıyom! Ben lisedeydim, başlamıştı Hobbit geliyomuş muhabbetleri dpajsoıasjd  Önce bi evde twitterda 21 Aralık mevzusunu atlattık tabi doasıjdıasdj iyi espriler çıktı, ilginç bi ortak yaşanmışlığımız oldu dünya insanları olaraktan. Yetsin gitsin artık başka kıyametlere. Yalnız istediğim  kıyametin bu olmadığını da belirtmeliyim. Bende bi değişiklik yok yani.

Neyse, akşam 6 seansına gidicektik, fekat Tığçe bi işler çevirdi saat 2 de mi ne buluştuk. Saat 6ya kadar ne bok yicez daha gelicek 3 kişi var, biraz dolanıp oturduk. Yalnız nereye oturduk bakın şindi anlatıyom. Hımınıımımınııı!!! Yüzlerce masa var, bunların bi %70i boş, 4-5 masada buna mı otursak buna mı otursak diye sektik ve taam buna oturalım dedik oturduk.

Bi 10 dk sonra, bet sesli, yere atıp dövülesi bi kız geldi, ki adı Ece gibi bişeydi, biz Ece diyelim. Ablası oturuyo  arkamızda sevgilisiyle. Abla bi şeylere sinirli, kız da ağlamaklı sesle niye böyle yapıyon muhabbetinde. Abla "o yanağındaki ne?" diyo. Belli ki soğuktan kızarmış. Yok abi kız ikna edemiyo "yaa ne var yanağımda hüühühüü (HARBİCİ AĞLADI 1 SAAT)" HIMINIIKIDIIĞIM TELEFONUNUN EKRANINDAN BAK KAK TUVALETTE BAK NE AĞLIYON 1 SAAT NE VAR YANAĞIMDA DİYE! Yazdığım küfürleri siliyom lan bak bi ara tuğçe endişelendi ruh sağlığımdan öyle kaydım gittim ben, ama inat ettim de onlar kalkacak diye dıpasojdasıjdıı Neyse ablanın idda etmek istediği kızın yanağını biri "emmiş!". Ne oldu da ne oldu diye kudurdu orda. Kızın sevgilisine çemkirdi bir süre. Sonra sana verdiğim emekler muhabbetine bağladı. Nankörledi bir sürü. Kız dese ki he emdiler yanağımı olay bitecek belki ama kıdımıın ecesi bir telefon ekranından bile yanağına bakmaya aciz. Kİ YANAĞINDA Bİ BOK DA YOKTU! OF!

Sonra bak bak allam, abla diyo ki çağır Berk'i gelsin buraya, sen görüşmüyoruz diyosun onla görüşüyosun, senin ders çalışman lazım falan diyo. Bu kıdımın Berk'ine de oturdukları yeri anlatamadılar 10 saat AYAĞA KALK TEK ELİNİ HAVAYA KALDIR DE Mİ AZINA SIÇTIĞIM! Ece bu sıralarda ağlamaya devam ediyo yalnız bunu unutmayalım. Biz de bi süre  OLUM KONU CİDDEN YANAK MI LAAANNN  dedik ama harbiden yanaktı yani konu! Sonra Berk geldi, saçmalamaya devam ettiler, o da tam bir densiz çıktı "nerden öpiyim yani, yanağından öpebilir miyim peki" gibi gerzeklikler etti.

Ben bu sıralarda işte Tuğçe'nin korktuğu anları yaşattım. Gözüm dalmış bi şekilde onların konuşmalarına cevap verdim. Sonra hayatı sorguladım. Neden yüzlerce masa içinden burası dedim! Ve onlarla aynı bölgede oturan tek gerizekalılar bizdik! Resmen psikolojimin içine edildi lan! Saatler sonra espriler şakalarla mekanı terkettiler! Sonra ablanın tipi gördüm ilk olarak! Resmen ilk doctor who! Hatta burnuna müdahele ederken Sims'te elin yanlışlıkla kaymış o ibreyi en sona taşımışın. O burun! Suratına sıçsam o bok orda huzur bulamaz kayar gider sen mi benim psikolojimi bozuyon laaaaaannnnn!!!! diye sinir krizi geçirdim. Ay bak hala yaşıyom lan yok böyle huzursuz tipler!


Neyse daha fazla anlatamıcam, ekip tamamlanınca biletimizi aldık girdik. Temsili olarak bu fotoğrafı koyuyorum çünkü, Hobbit maketinin önünde çekilen toplu fotoğrafımız bende değil. Ayrıca makette Gandalf'ın kafası yoktu dpajsdoaısdj yine fakiriz yine fakir...Hatta filme geç kalıyoruz çıkınca çekeriz eğer parçaları kalmışsa dedik KALDIRMIŞLARDI!

Çipslerimiz kolalarımızla tam bir desperate housewives idik. Sinemada konuşmayı çok severim ben, suspus film izlemekten hoşlanmam. Onçün çok gitmem sinemaya çünkü rahatsız olan tiplere sinir oluyom ıpdojasıjasdıo İşte ekibin geri kalanı da öyle olunca, bi kaynamalar hoşluklar.

Kitapla kıyaslarsak çok daha espriliydi film. İlk Frodo'yu görünce resmen de ne kaa özlemişim onu farkettim. Nası tiksinsem de o kadar da seviyorum dpasjdoıasdjjasd. Martin Freeman tam bir hobbit olmak için doğmuş zaten! Gollum'un "BAGINSS" diyişini özlemişim :') Kili-Fili çiftinden Kili'ye ölüp bitenler görüyorum (misal ki her ekranda belirdiğinde el sallayan Ayşegül opdajsodıajsd) hayır burnunu görmüyonuz mu adamın? Öf neyse Kili'den hoşlanan insanlarla çok farklı zevklere sahibiz podıajsdoıasd. Thorin'in Fatih Sultan Mehmet'liği ayrıca. En tüylerimin diken diken olduğu sahne Thorin'in Azog'un üstüne koştuğu sahne, hep arkaya verilen müziklerden bunlar! Ciddi yükseklik korkusu olanlar için de hiç hoş sahneler yok yani! Bizim içimiz kalktı yiter diye!

Daha film yorumlarımızı yazcaktım ama çok uykum geldi. Yatıyom.

21 Aralık 2012 Cuma

Hayalimdeki ev (mim)

Hayalimizdeki evle ilgili bi mim gelmişti bana haftalar önce minekibuu'dan. Yaparken ağlarım, nerde yaşıyom lan ben diye hayattan iyice nefret ederim diye beklettim bak bu kaa zamandır. Kaç tane ev var delicesine istediğim, aza indirgeyebilip de sergilicem şimdi umarım.

Birincisi, bence tahmin etmek zor değil:


Weasleylerimin Kovuk'u 10 yıldır hayallerimi süsleyen 1 numaralı evdir. EVDİR! Sıcacıktır, huzurdur. Burda yaşasam muhterem babamın ve annemin bir dediğini iki etmez, sabahları kalkar bahçe cini pataklar, mutfakta bulaşıklara aklapakla yapar, çatı katındaki gülyabaniden gıdım rahatsız olmazdım. Ev cini istemez her bi köşesini kendim temizlerdim T^T Ev işlerini haleledip odama kapanır Hogwarts tarihi çalışırdım. Kankeytolarımı almaya muhterem babamdan izin aldıktan sonra uçan arabaya atlar giderdim, pislik muggleların dikkatini çekmeden.


Görmelere, okumalara dayanamadığım sahneye gelelim bir de. Sen çocukluk hayalimi na böyle yık Rowling he mi! Bizden aldıkların yetmiyomuş gibi Kovuk'u da al! AL TAAM AL! İçim cızlıyor, eziliyor lan! Hogwarts'ı falan koymuyorum hiç buralara zaten HOGWARTS IS OUR HOME!

Eveet gelelim bir sonraki ev hayalime, burda görselde emeği ve katkılarından dolayı pdasjdoaısdj Irmak'a teşekkürü borç bilirim. Çünkü ben yine twitterda çırıpınırken onun dışında kimse siklemedi beni. Hep böyle yapıyonuz. Neyse, neyse yine tek başıma düştüğüm yerden kalkarım ben! Höf taam la!


Şu saman ot bok dolu çatı katına küççükken ne özenirdim. Benim için de samanların üstüne çarşaf atsalar da yatsam derdim :') Hala özenirim. Hele o küçük yıvırlık pencere var ya :'')'))) Simste evlere hep yuvarlak pencere yaparım mesela sırf bundan sebep. Ayrıca okul yok bi bok yok, koş Heidi koş amk. Git keçi sütü iç, ben içmem ama sen iç, sonra o "allaaaaahh bunun tadı nasıl acaba yaaa ALAALLAAAA" merakımdan kudurduğum eppeklerden ye. Tamam yani, ellemiyorum.

Şimdi doğru düzgün bi görsel bulmaya üşendim ama Nana'ların evi var. O pencere kenarındaki masanın verdiği huzur :')


Japonya'da olduğu sürece herhangi bi ev olabilir. Konteynır olur, çöp olur... Olur yani. Mesela şöyle tırdiğşinıl bi evim var Japonya'da düşün ki. LİLİLİLİLİ! Doğa ve ev bi arada konseptlerine yandığımın :') Solucan çıkacak yılan çıkacak kırbağa zıplayacak diye 3 buçuk atar yine de yaşarım!

Hiç ayrıntıya girmek istemiyorum lan! Yoksa benim bilgisayarda var anamı ağlatan ev/oda fotoğrafları dolu bi dosyam! Açıp ona baksam halim ne olur ha! Zaten biliyorum ki nesil olarak kocaman dolu dolu camlara, kocaman kütüphanelere ölüyoruz. Benim seçeneklerim de çok farklı olmıcaktır. Aha bak açtım dosyayı bak, bu var mesela:

Noldu? Hiç mutlu değiliz diğ mi? Çünkü hepimiz fakir olduğumzdan şu ortama sahip olma şanısımız yüzdeliğe bile girmiyo :') Niye yaşıyoz hala anlamış değilim zaten. BI Nİİ YİİAA!
Çok mu şey istiyom, geçiyim şurda Harry Potterlarımı okuyım yağışlı ya da karlı bi günde elimde kayvemlen! Sonra zengin koca arayınca ben zengin koca arıyo oluyoruapdıajsodasjdk ÖF.

Mimi yaptılar mı yapmadılar mı bilmeden, Şeyma'ya, Şizo'ya, Mikal'e ve Ego'ya yolluyorum. Bay.

16 Aralık 2012 Pazar

Japonya'yı yesem daha ucuz olurdu

Bugün fırsat buldukça buluştuğumuz, liseden görüştüğüm tek arkadaşımla buluştuk, haftalardır "hele bi sushi olsa da yesseeeh" etkinliğimizi gerçekleştirdik. Açık büfeden takılalım dedik, G.O.P. Quick China'nın pazar günleri 14.00-16.00 arası 36 liraya açık büfesi var. Saat 1de Kızılayda buluşup gidicektik ama benim 50 dk. gelmeyen otobüsü beklememle 13.40ta anca buluştuk, koştur koştur tekrar otobüse bindik. Didik ki 14.30da yerimize otursak tamam yeaa, yeriz 1 buçuk saat. Sonra yanlış yerde indik. Bununla kalmadık yanlış yola saptık. Baya dolandıktan sonra neyse ki 14.29da içeri girmiş, 32 geçe yemekleri almaya kalkmıştık :')

Önce hemen acılı-ekşili çorbaya saldırdım, ço seviyom. Şimdiye kadar hep Tunalıdaki Guangzhou'da yemiştim. Dur tam adını bilmiyom restoranın bi bakıyım :') Guangzhou Wuyang'mış. Orası da küçük,şirin, hesaplı Çin ve Kore yemekleri yapan bi yer. En çok oraya gittim ama en uyuz yanı, mesela bilmem neli tavuk ya da et aldığında iskender tabağında geliyo :') Noodleı ayrı, pilavı ayrı, eti ayrı tabaklarda gelse tam uzak doğu havası hissedersin ama işte! Bi de oraya gidecek olursanız mıtlaka bol su götürün yanınızda. Orda su isteyince adam suyu size bırakmıyo! Her bardak boşaldığında gelip dolduruyo ve hep size yakın yerde duruyo. Bi 2 laf edemiyo insan. Bak gerildim bile öyle lanet bi durum! Ama fiyatlar açısından Ankara'da yiyebilceğiniz en uygun yer sanırım. İçecek, çorba ve o iskender tabağı 23-24 liradan başlıyodu sanırım. He bi de bi de, yeşilçay almayın orda. Çaydanlıkla getiriyolar hemen dolduruyolar bardağa. Bi baktım düz kaynamış su. İçilcek gibi değil, geri döktüm çaydanlığa. Adamlar hasta, boş bardak görmeye dayanamıyolar, anında gelip geri koydu yaaaahh :') 

Neyse efem. İşte Quick China'da içtiğim acılı-ekşili çorba çok daha güzeldi. Çünkü acısı ve ekşisi daha fazlaydı. Guangzhou'da biraz Türk işi yapıyolar. Hatta adam bana "bak çok acı ama" falan demişti. Seviyom olm ben acıyı halla halla! Çorbadan sonra gittim şöyle bi tabak doldurdum kendime. 


Ne yazık ki sushi çeşidi çok az, açık büfede. 4 çeşit vardı sanırım. 2 yengeçli biri vejeteryan mıdır nedir biri de somonlu. Delicesine tavuk çeşitleri vardı ama, ve hepsi çok güzeldi. Mesela hayatımın ilk ballı tavuğunu yedim, ilginç hoş bi şeydi. Sonracıma tatlı ekşi soslu tavuğu Sushiko'da ve Guangzhou'da yediğim de o kadar sevmemiştim ki bilemeniz! Çok ağır, küççük lokmada susuzluktan öldürüyo. Ama Quick China'dakini çok sevdim. Arkadaşım da tavuk seven bi insan değil pek, ama yidi yani baya tavuk.

Ben ilk tabağı yarılamışken, yanımda getirdiğim su 3 parmak bi şey kalmıştı. Ki şunu diyim, açık büfe 36 liraya patlıyo size, eğer içecek de istersen 10 lira daha vermek zorundasın. İçecek de sınırsız oluyo. Zaten 36 lira oturmuş böğrümüze bi de 10 lira içeceğe verilmez diye sularımızla geldik. 3 şişe falan anca yetermiş ama bana. Bi de içecekle fazla tıkanıp o 36 liranın layığını bulamamasına razı olamazdım!

Bu tabaktan sonra, sushi ağırlıklı bi tabak daha aldım. Bi de bi yöntem buldum kendime. Açık büfede kızartılmış mı artık bi şey yapmışlar anlamadım ama yuvarlak dilimler halinde kesilmiş portakallar vardı. Onları aldım, onun suyuyla susuzluğumu giderdim ıdojasdıajsd fakire bakar mıyız genşler??!!  Eğer yanımda 1 şişe su daha olsaydı gider bi tabak daha alırdım. Çünkü bu yediklerim kesinlikle sadece 20 liraydı pdıosajkdasıodk. Ama ben o 3 parmak suyu arkadaşım "daha tatlı alacok" diyince beklettim.


Bu pastamsı tatlının alt kısmı yeşil çaylı kek gibin bi şey heralde, arasındakini unuttum üstü de franbuazlı (oha nasıl yazılıyo la bu neyse) jölemsi bi şey. Ve tadı mikemmeldi. Suyum olaydı 2-3 tane daha alırdım da işte pdaıjsdoıasjd. Yanındaki pempiko kıvamlı möoollebi de ne olduğunu anlamadık biz. Hatta gurme yanımıza göre, böyle çilek gibi bi şeyi ezip unla karıştırmışlar. Bu olmuş. O da güzeldi ama. Tatlılar baymıyo du hoştu yani. Ama çeşitler yoktu bebişim :))))) Hani porofetorol?? Hani kızarmış annas-muz?? Bitmiş hepsi bebeyimler!

Neyse saat 4e kadar tüketip, kalktık. O 3 parmak suyu da içtikten sonra sonmuş demek ki midemde ayrılan yer, ya kuscam dedim ya mideyi patlatcam. Bi de tee kızılaya kadar yürüyelim bi rahatlayalım dedik. 1 saatte yolu bulamadık :') Yanımızdan hızla geçen biri için "ene negsel hızlı yürüyebiliyon" dedim orda biz ağlaşırken herif  salon dansı yaparak zıplayarak yürümeye başladı dajksodıasd biz arkada yığıldık tabi. Sonra ben 1 saat otobüs bekledim işte falan yine. Eele.

Sonuç olarak, ortam açısından Sushico'dan daha bi hoş buldum ben burayı. Daha rahat. Fiyatlar açısından bi karşılaştırma yapamıcam ama, zamanında Sushiko'da 35liraya yimiştik. Kursça gittiğimizde. Onda da çorba ve sonradan ortaya gelen sushiler, pilavlar, etler, tavuklar vardı. Sanırım onda bi de hocalar indirim falan yaptırtmıştı ama kalabalığız diye. Ben böyle fiyatları konuşadurayım, bi de İstanbul'daki restoranların durumunu görün http://seymsomething.blogspot.com/2012/12/uzak-dogu-restoranlar.html#comment-form Şeyma'nın blogundan. Hem de nee kaa çeşit var. Biz de işte bu kadar :')  Burda başkentik diye sürünüyoz resmen! Hem ulaşımları zor, hem de fakir öğrenciye çoh paalı!


12 Aralık 2012 Çarşamba

Yastıkaltı Yatırıma Enteresan İletişim

Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.



Bir bumads advertorial içeriğidir.

11 Aralık 2012 Salı

Ichi rittoru no namida

(Aşşa yazıda video açılıyo bloga girince, bak yine diyim de korkmayın)
1 haftadır tam gerzeğe bağladım. Drama queen yaşıyorum şu aralar. Tek zalım da 5. kez izlemeye cesaret ettiğim More Than Blue. Ben anlamıyom nasıl her seferinde daha etkili oluyo lan! İlk izlediğimde baya bi sıkılıp ee yani demiştim, filmdeki kızın açısından görene kadar tabi. Sonraki 3 izleyişimde daha play tuşuna basarken ağlıyodum. Bu sefer 8. dakkaya kadar durdum. Gurur duyyom kendimle. Ama konu bu değil.

İşte gittim sonra hızımı alamadım dram listemde tek eksik olan yıllardır da bekleyen "Ichi rittoru no namida"ya başladım. Dün gece de uyuyamadığımdan bu sabaha karşı bitirdim. Tabi yüzüm gözüm daha da eski haline döner mi bilmem pdıajsdıoasdj gülmüyom. Diziyi çoğu asyasever izlemiş, zaten izlemeyen kesim de ya dram sevmeyenler ya da cesaret edemeyenler. Cesaret edemeyenlere sesleniyorum "ÇOK ZOR GENŞLER"

Neyse şimdi fotolu gifli şarkılı bi yazıyım da rahatlıyım. Öncelikle şu şarkıyı bi açıyoruz.


(bi güzel poster yok la, sinir oldum)

Dizinin konusu gerçek yaşanmış bi olaydan alıntı. 15 yaşındaki Aya, "omurilik soğanı dejenerasyonu" hastalığına sahip bi genç kız. Yavaş yavaş yürüyemeyecek, kendi kendine yemek yiyemeyecek, konuşamayacak, yazı yazamayacak.. Hastalığı sürecinde tuttuğu günlükler "1 liter of tears" adı altında kitap olarak basılmış sanırım, dizinin sonundaki nottan aklımda kalan bu. Hastalığın tedavisi yok, dizinin de hiç bir sürprizli yanı yok tabi. Tedavisi olmayan hastalığa yakalanmış genç bi kızdan bahsediyoruz sonuçta!


İlk bölümler ağladığım tek şey dizi sonunda, Aya'nın gerçek günlüğünden alıntılar ve fotoğraflarıydı. Hastalığını öğrendikten sonra "Neden ben?" diye sorgulaması, insanın resmen boğazına takılıyo lan! Bi kaç tanesini buraya yazmak istiyorum:

-Anne, kalbimde her zaman sana güvenebileceğimi biliyorum. Bu noktadan itibaren her şeyi sana bırakıyorum. Sürekli seni endişelendirdiğim için üzgünüm.

-Bir zaman makinesi yapmak ve zamanda geri gitmek istiyorum, bu hastalık olmasaydı sadece aşık olmanın tadını çıkarmaz, aynı zamanda da başkasına güvenmek zorunda kalmadan kendi başıma yaşardım.

-Ayrıyken bile onları asla unutmayacağım, ama onların "Aya-chan gitme" deyişlerini duymayı tercih ederdim. (Kendi lisesinden ayrılıp, engelli okuluna gittiği zaman)

-Gerçek çok acımasız, çok merhametsiz. Hayal kurmaya bile hakkım yok. geleceği düşünürken, gözyaşlarım akmaya başlayacak.



Hastalığını öğrendikten sonra bunu kabullenip, mücadele etmesini izliyoruz en başta. Bi çok şeyden vazgeçmek zorunda kalıyo aynı zamanda. Hoşlandığı senpaisinin (ki Matsuyama Kenichi'yi bıldırcın halleriyle izliyoruz burda :') ), kendisine depiği vurmasıyla baya bi yürekler dağlanıyor zaten. Daha sonra yürümesinin zorlaştığı zamanlar arkadaşlarının yardımıyla merdivenleri çıkması, Aya'yı çok mahçup ediyo, ve sürekli "gomen ne"lerle bir kez daha yürekleri delik deşik ediyor! Sınıftaki bi kaç piç kurusu şikayetçi oluyo bu durumdan. Aya, derse sürekli geç kaldığı için "notları düşüyomuş" gençlerimizin. Aya istemese de okulu bırakıp engelli okuluna gidiyo. Ki burda da sınıfta çıkıp yaptığı konuşma da, bizi koltukta ordan oraya atmaya yeter.

Engelli okulundan mezun olduktan sonra hastanede kalmaya başlıyo. Konuşmak onun için çok zor hale geldikten ve yürüyemedikten sonra da tamamen umutsuzluk baş gösteriyo. Ne için yaşadığını sorguluyo sürekli, hiç bi şey yapamadığı için de kendini zorlayarak günlüklerine yazmaya devam ediyo.

Şimdi şu şarkıya geçiyok :B


Dizimizin babası, en neşeli en esprili karakterdi. O yüzden en baştan biliyosun ki bu adamı bir ağlatırlarsa yanarsın. Asou-kun'la olan diyalogları, diğer kızı Ako'ya verdiği tepkilere hala gülüyorum. Yukardaki 2 fotoğrafta, kızı sağlıklıyken ve hastalık ilerledikten sonraki farkı görüyoruz. Feci götü başı dağıttırdı yani adam.


Şu kadıncağızın sırtındaki yükü ben hissettim burda oturduğum yerde yemin ediyorum! Hem çalış hem diğer 3 çocuğunla ilgilen hem dükkana bak hem hasta kızınla ilgilen... Kızının hastalığını ilk öğrenen kişiydi, tedavisi olmadığını kabul etmeyip başka doktorlara gidiyo, araştırmalar yapıyo. Aya için engelli kartı, engelli okulu gibi zor açıklamaları yine kendisi yapıyo. Okula bırak-al, Hastaneye git-gel...Ağlarsa anam ağlar bi kadındı yani.


Ve en birinci dizi karakterim olarak tahta oturan Asou-kun. En başta soğuk bi tip olarak başlayıp, Aya'yla zaman geçirdikçe böyle gözünden şıpıdı şıpıdı yaşlar düşen biri haline geliveriyo. Çok yazıktı. Aya senpaisi tarafından terkedildiğinde, yürüyemediğinde, konuşamadığında hep yanında oldu. Gerçek Aya'nın hayatında olmayan bi karakterdi kendisi. Bu da gerçek Aya için daha bi üzülmeme sebep zaten.

Of bak yazarken yine geliyo bana sıkıntılar. Zaten oturdum burda yapacak bi şeyim yok diye ilk defa uzunlu izleme yazısı yazdım!! Gidiyom olm :'(
Bi de varsa bana dramlı tavsiye bekliyom. Tabisi Kore-Japon dizi/film olaraktan. Diğerlerine kılım kıpramıyo yoksa. Tavsiyeleri  bir dram kraliçesi olduğumu unutmadan yaparsak sevinirim pdıoajsodıasjd ölen yoksa izlemem. Bi de şunu dinleyiverin tamam. Neyse bay.