30 Ağustos 2012 Perşembe

Mim: Hatırladığım en eski anılarım

2 gündür ne kadar sıkılıyorum bilemeniz genşler. Evden çıkmamaya çok pis alıştım, lakin yarın çıkıciim. Hayata uyum sağlıyım bi. Hazır bu kadar darlanmışken bi mim vardı onu yapıyım dedim.
Voodoo Baby http://mirielenda.blogspot.com/2012/08/mim-hatrladgnz-ilk-ve-en-eski-annz.html , Seymsomething http://seymsomething.blogspot.com/2012/08/mim-en-eski-an.html , Demetgil http://demetgil.blogspot.com/2012/08/mim-hatrladgm-en-eski-anlarm.html beni mimlemişler. Mim konusu; hatırladığım en eski anı.

Şimdi şöyle bi düşündüm. Hepsinde Edirne'de olduğuma göre 3-4 yaş arası olayları hatırlıyorum. Bi sıraya koyamadığımdan bi kaç tanesini karışık olarak yazıyım.

Bi tanesi hala çocukluğumun gizemli olaylarından biridir. Nasıl oldu bilmiyom. Şimdi annem elime bi şey tutuşturup, 2 kat üstümüzdeki Hava Teyzeye (beni döven ahmetin annesi) götürmemi söylemişti. Yani bizzat öz annem tarafından dayağın kollarına atılmışım. Sonra bi baktım karşımda bi tane abi "Burcu napıyosun?" diyo. Bi baktım etrafıma yukarı çıkıcağıma en alt kata inip, apartmanın önüne çıkmışım. Olm noluyoz?!??! Yazık artık korkuyla mı indim nası bi beyin hasarı yarattıysa bebe bende. Korkunun ecele faydası yok diyip yukarı çıktığımı hatırlıyorum. Sonrası yine yok.

Bi başkasında, beni döven ahmetin babasıyla, babam arada bir arabayla dağlardan su almaya giderdi, biz de giderdik. Dağ dediysem. Yine bi gün beni döven ahmetle biz arkada oturuyoruz. Hiç unutmam teypte de grup vitamin çalıyo. Bi tane şarkıları vardı hiç hatırlamıyom şarkıyı ama çok korktuğumu biliyorum, hala da bulamadım o şarkı neydi. Korkma sebebim de adam bi tane teyze görmüş başörtülü seslenmiş sonra bi bakmış aslında ayıymış. Valla öyleydi bak sözleri. Neyse o çalıyo, zaten korkmuşum. Ha bu arada babalar su almaya gitmiş biz arabada bekliyoz. Öf karşıda bi tane inek belirmesin mi! Allam bize bakıyo. Beni döven ahmet bile korkmuş, düşün! Biz ikimiz arkada koltukların altına inip yere yatmıştık cenin pozisyonunda. En korkunç anılardan biriydi o yaşımın evet.

Bu da sonuncu olsun. İlk patlayan şekerimi aynı dönemde yemiştim. Bizim apartmandan çık sağa dön bi daha sağa dön orda bi bakkal vardı. Bak onu hatırlıyom. Beni döven ahmetin ailesi ve biz pikniğe gitcektik. ARKADAŞ BU NEDİR LAN BU NEDİR HER ANIMDASIN BENİ DÖVEN AHMET! Neyse, babamla bakkala gittik bana patlayan şeker aldı. Arabaya yürürken ağzıma atmıştım ben bunları. bilmiyom ki işte :') Sonra ne biçim ağlamaya başlamıştım. Korkudan ağzımı da açmamıştım. Halbuki tükürse bitcek iş gerzek. İyi orda ne ağlıyon lan diye bi de ahmetten dayak yememişim.

Mimi kime yollıcağımı bilemiyom, hala takiplediğim blogların okumasını bitirebilmiş değilim, kimler yazdı kimler yazmadı bilemedim. Şansımı deneyim gasilhaneye yolladım.

OPTM.

26 Ağustos 2012 Pazar

İzlenen animeler

Fullmetal Alchemist: Brotherhood

2 ay önce izlemiş olmama rağmen, yazamadım diye çok içimde kaldı. Bu yıl izlediğim en iyi anime oldu. Çık mıtlıyım izlediğim için. Şimdi kesik kesik spoilerlı bişeyler söylicem ona göre.
En favori karakterim Envy'ydi bi kere. Bi anda planktona dönüşünce yaşadığım şoku ben bilirim. Hele o acıklı dramatik yok oluş sahnesi öf bak ço kötüydü ço üzülüyom :'( Kimse kucak açmadı çocuğa, tabi!
Diğer favorilerim de tuvalet terliğiyle herkesi yere seren Izumi ve dur gerisini sıralayamadım şimdi bak. Burda kesiyim bu işi. Bütün duyguları yaşadım 60 bölümde, bitmesi üzdü tabi. Ova, film işine henüz bulaşamadım yalnız. Yakın bi zamanda onları da halledicem. Animeleri pek tavsiye üzerine izlemem ama FMA severlerden tatmin edici anime önerisi alabilirim.

Strawberry Panic

Sırf mediafire linki buldum hemen aceleyle yükliyim nolur nolmaz dursun diyip, tatile çıkmadan önce yüklemiştim. Her şeyi tüketince bu animeye kaldım :') En başta okuldaki garip ve ciddiye aldıkları kurallar, ilginç hiyerarşik düzenleri falan güzeldi. Sonra herkes birbirine aşık olmaya başladı, üstüne mıymıy kız sesleri, bir kara yiğit delikanlı çıkmadı ki ortaya burda ben de varım! Yuri sevenler için iyi bi seçenek ama bence.

King of Thorn

Çınarcıkta elimizdeki 2 sağlam seriye rağmen hiç anime izleyesimiz yokken, King of Thorn çarptı gözümüze. Nasıl güzel başladı nasıl heycan nasıl görsellik. Çok umutluydum bu animeden. Konusu da şöyle, bi hastalık yüzünden dünyadaki herkes ölmeye başlıyo, hastalığın adı Medusa, taşlaşıp ölüyolar yani anlayacağınız. Ve tedavisi bulunur umuduyla seçilen 160 kişiyi kapsüllerde uyutuyolar. Sonra uyanıyo bu insanlar ve aradan binlerce yıl geçmişçesine bi değişim. Her yer dikenli sarmaşık garip tehlikeli yaratıklar. Bunlarla mücadele sonucunda 6-7 kişi kalıyolar. Çizimler falan çok hoştu, gerilimi de gayet güzel yansıtmışlar. Ama "olm bak böyle çıkaarsaa yığarım ortalığı" dediğimiz şeyin çıkması büyük hayal kırıklığıydı. İzleyenler de öyle düşünmüştür bence. Ama pişman değilim, sonucunu saymazsak iyi bi anime filmiydi.

Nazo no Kanojo X

Bu animenin konusu okuyupta başlamayacak biri yoktur heralde. Şöyle ki olaylar çocuğun kızın salyasının tadına bakmasıyla başlıyo :) Cınım binim. Başka bi ruh halinde severmişim heralde ama şu an benim için sonlarda seyreden bi anime. En büyük etkeni de Urabe'ye (kız) tahammül edemeyişim, animeden hep fantastik olaylar bekleyişim. Ben çok yanlış başladım, evet. yazık oldu. Neyse.

Acchi Kocchi

Dün bitirdim bunu da. Geçen sezon animeleri tatil nedeniyle hep yarım ya da başlarda kaldı. Hepsini bir anda bitirme çabasındayım şu sıralar. Bitmeden yeni sezona geçemicem yoksa aklım hep kalcak. Yeni sezonda da izlemek için sabırsızlandıklarım var, ondan dün oturdum bitirdim.
Haftalık olarak izlesem çok sevebileceğimi düşündüğüm çerezlik sevimli bi anime. Benim için K-on ve working karışımı bi şeydi. Öndeki kızımız zavallı Tsumiki'nin gözlüklü genç Io'ya olan sevimli aşkı anlatılıyo. Sevimlilik kusabilirdim. Yer yer de güldüm. Hoş, fena olmayan bi animeydi. 

2 gündür takılıp kaldığım Kore dizilerini kafamdan atabilirsem animelere vakit ayırabilicem ama, OF ALLAM HAYAT ÇOK ZOR!

25 Ağustos 2012 Cumartesi

DBSK - Toki wo tomete (yine biz söyledik)



Albümümüzün 2. şarkısıyla karşınızdayım podaksdpaoskdok Yazılcakları yine videonun altına yazdım bakarsınız bi ara. Hadi OPTM.

Kitap okuyom ben

İveet, bugün de son zamanlarda okuduğum kitaplar hakkıında yazıciim. Ne yazık ki okuma alışkanlığımı geri kazanmada zorluk yaşıyorum, Temmuz ayında 4 kitap okurken bu ay hiç okumadım. Yavaş yavaş çözücem bu sorunu, belki buraya yazdıkça hevesim geri gelir.

Bu 2 kitabı da twitterdan birinin tavsiyesi üzerine almıştım ama malesef hatırlayamadım kim olduğunu. Olur da görürse teşekkür ediyorum :')

Ölümsüz, Olasılıksız gibi bi şey çıkar diye korkmadım değil, nefret ettim o kitaptan. Ama yok Ölümsüz iyiydi. 1 gün içerisinde bitti ne yazık ki. Oturup kaldırmayan cinsten, heycanıyla. Konusu da genel olarak paralel evrenler, zaman yolculuğu ve dünyayı kurtarma meselesi. Kitabın ortasında "şöyle çıkmasa bari" demiştim. Son sayfada "her şey aydınlandı hoobbaaa" yapmaya çalışmışlar ama yazara mail atasım geldi CANIM HEP DEDİM BEN HEP DEDİİMM!! diye. O iş olmayaydı çok daha gözüme girebilirdi bak şimdi yazmıyom buraya ne olduğunu. Neyse.

Ateşböceği Yolu da yavaş yavaş okumaya niyetlendiğim ama bi yerden sonra çok meraklanıp uyumayıp sabah 5te bitirdiğim bi kitap. 2 kız arkadaşın hayatını anlatıyo, ergen dönemlerinden teee olgun yaşlı dönemlerine kadar. Çok hızlı büyüdüler bi bakmışsın üniversiteye gidiyolar ama arada hiç bi boşluk hissetmedim, eksiklik vermedi bana. Yalnız o kadına olan sinirim asla bitmicek, bak kitapın kapağını kapattığım an kitapta geçen isimleri unuturum ben, şimdi açıp bakmaya üşendim de, başrolden gazeteci olan. TE AĞZINA ÇAKAMADINIZ Bİ TANE!!!! Bi rahat bırak de mi! Canım arkadaşım diye dolanıp dolanıp kocasının yakasından kopmadı! Hep sinir bozdu, kitabı da gözlerim dola taşa bitirdim. Yazarın diğer kitaplarına da yakın zamanda el ataciim.


Görünmez Canavarlar'ı tee geçen yıl arkadaşımdan almıştım, geri istiyon mu la? İstiyosan okula dolaba atçam görürsem veririm seni ğdaldoaksdoas Neyse yokluktan okumaya fırsatım oldu. Hiç kendimi vermeyerekten okumuştum, çünkü karakterler beni çok rahatsız etti. Şöyle ki çok çok uç noktalarda yaşayan tiplerdi, benim gibi normal çevrede büyümüş bi hanımkız için fazlaydı. Kendimi vermeyerek okuyunca gelişmelerle birlikte "OOHHAAA" dedim hep. Bilmiyorum bu kadar tepki verdi mi diğer insanlar, ben mi göremedim acaba önceden. Sonuç olarak tatmin edici bir kitaptı evet.

Bir Maskenin İtirafları, çok hevesle okumak istemiş ama sadece Can yayınlarından olduğunu görünce yıpranmıştım. Okurken de yaşadım o yıpranmayı. Bu can yayınları kitap okuma zevkini %80 düşüren bi şey benim için. Neyse bütün sanat felsefe edebiyat ve tırıvırı çevrelerden özür dileyerekten söylüyorum ki; HAY BEN SENİN PİPİNE!! Yok yarısına geldim duruyo öyle arkadaş! Hiç bir derinlik anlam bulamıyorum kitapta. Hatta kabataslak bu kitap, adamın gördüğü çocuklara aşık olması benim için. Bitiricem bi ara.


Veeee aylardır hasretiyle yandığım bittiğim kitabı panpitom Tığçe doğumgünü hediyesi olarak almış. o öyle bi insan işte yeaaa. Zor yetiştiriyoz. Dün başladım henüz ve oldukça ağırdan alma niyetindeyim, günde en fazla 50 sayfa okuyarak yavaş yavaş biticek. Böyle devasa bi kitabı da yanımda taşıyamam, evde okuya okuya geçinicem. Buğadar. Görüşürük.

24 Ağustos 2012 Cuma

Çok güzel film incelemeleri 5

Chilling Romance

Bu hafta izlediğim filmlerden en yüksek puanı aldı, 9 vermişim kendi kendime. Ama şimdi bakınca çok aslında 6 yetermiş, neyse. Filmde lisedeyken ölen yakın arkadaşının ruhu tarafından rahatsız edilen bi kız ve edemin aşkı işte. Spoiler falan değil bu, ama musallat ruhun istediği şey kolyesiymiş lan. Al da gitsene allahın belası. Ne bekliyon?!! Hayır sonra kız verdi buna kolyeyi, ama bu sefer de kız adamı terk etmeye kalktı. Ben anlamadım aranızdaki sorun çözüldü işte hala ne gidiyon ki? Neyse bunları bi izleyen varsa bana açıklasın pdoajksdoaskdpoasdk Ama güzel filmdi bak şimdi, sevdiğim kadın ve vampir adam oynuyo, isimlerini bilmiyom.

Diary of June

Buna ne yorum yaptığımı bile hatırlamıyorum. Bi şey çok saçma gelmişti ama, bulamadım şimdi. "E bunu biliyoduk ya la zaten ne ilginç bi şeymiş gibi söylediniz şimdi?" dedim hatta. Neyse. Birbiriyle bağlantılı intahar, cinayet olaylarını aydınlatmaya çalışıyolar bunda da, asıl olay da okulda zorbalık gören çocuk. Ama öyle öğrencilik olmaz lan! Bik kadar bebelerin yaptığı şeylere bak sen, okulunuzu okuyup elinize işinizi alsanıza olm!!! Beni dellendirdiniz.

Dodookmatgo Motsala

So Ji var diye izlemeye kalkıp, "bu ne la" diyip sonuna atlandı. Öyle olunca adamla evlendiler sandım, ööööyle bi anlamadım yani. Sonra biraz daha geri aldım tükkan açıyolarmış meğersem. Bırak bırak gerek yok, 1 puan verdim ben.

The Fox Family

Bilmiyom neden indirdim, neden izledim :) Arkadaki mistır sıpak için devam edip, dayanamayıp sona atladım. Yok yani tatil için depolanan filmler hoş değildi. Bu da olmadı. Başrol adam da mehmet ali erbili al erol köseye vur öyle bi adamdı.

Spy Girl

Gong Yoo için indirildi tabisi. Ama bol bol göreydik kendisini iyiydi, öyle bi sıkıcıydı ki kızın olduğu sahneleri atladım, gongyoo suratlar yapsın diye bekledim. Sonunu bile hatırlamıyom. Öf çok zor film beğeniyorum lan artık :')

Otoshimono

Piii bi de afiş kasmışsınız kendinizce! Lan kadın 5metrelik yerden düşerken havada doğurdu olm pdkasdıokasdpoaskdpasodk öyle bi korku filmiydi düşünün! Sırf ene Oguri Shun korkunçlu filmde oynamış dedim indirdim, adam 10 dakka göründü! Başroldeki kıza kelimeler yetmez zaten o ne oyunculuk cınım ya :) Mantık hataları, resmen LAN NASILL OLMM NASILLL dedirtti. Kadın havada doğurdu diyom. Hayalet biletini mi istiyomuştu ne istiyomuş öf gerzek bezdirdi beni. Kaeshite kaeshite diye dolandı millete musallat oldu ALAYDIN O YERDE DURUYODU HEP HAYVAN NERDEYDİN BUGÜNE KADAR!? Onu bunu çekmeyi biliyon trenlerden, milletin içine girip çıkmayı biliyon, alamadın mı sen ne istiyon densiz!!! Kimse de sen ne istiyon demedi ki arkadaş!!! Ona buna sinir olmalık, Shun dahil, izlenebilir. Yoksa otur sıfır.

Hello Schoolgirl

İç rahatlığıyla "İzleyin olm çogsel" diyebileceğim tek film oldu bu haftadan. Öyle akıp gidiveriyo sakince. Birbirini tanıyan 4 insanın afişte eşleştiği üzre ilişkileri anlatılmış. Biri üstteki çiftimiz 18 yaşındaki kızımızla 30 yaşındaki acuşşinin, ki çoğu kez "yok lan So Ji Sub bu dedim". Ço şirindi herif, hep bi üzüldüm hallerine, yazıktı.
Ve alttaki çiftimiz. Ayı Kangin işte pdokasdpoaskdoad çoh sevyom. Neyse bak anlatılcak bi şeyi de yok baya düz film bildiğin ama izle olur olur...

Shadows in the Palace

Çok tarihi bi şeyler izleyesim vardı ama talihsiz bi sahneden sonra "KAPA KAPA" diyip bıraktım bu filmi. 15 dakika belki izlemişimdir. Sahneyi de söyliyim, zavallıcık bi kadının parmaklarına taze yakılmış iğne mi sokuyolar napıyolar bilmiyom 2 saniye bakıp olayı kavradıktan sonra yüzümü kapadım zaten. BOYUNUZ DEVRİLSİN. 

Böyle tarihi film izlemek istiyorum genşler Kore-Japon sinemasından. Bana öyle filmler ya da herangi filmler önerirseniz bahtiyar olacağım. Ne olursa izlerim bak mırın kırın etmeden yazalım lütfen. Görüşürük!

23 Ağustos 2012 Perşembe

Yalovalı adam öyle olmaz, ajansın sen.

Dün gece Ankara'ya ani dönüş yaptık. Aslında perşembe günü dönmeyi planlıyoduk ama haftasonu aramıza katılan ailem çok parlak işler yaptı. Bayram tatilinde çarşamba gününün de dahil olduğunu düşünerek, perşembe izin alıp hayata devam etmeyi planlıyolardı. Çarşamba günü iş yerinden gelen acı haberle sarsıldık ve hemen yola çıktık. Tığçeyle pek bi sevinç halinde bavul topladık, çünkü talihsiz İstanbul gezimizden sonra her şey boştu zaten. Neyse dur karışmasın şimdi.

Bu kısa tatilin en büyük olayı Çelik'ti bi kere, düşünün ha! Bi gece eve dönüş yolundayken, "olm Çelliikk lan Çelllikk gerçek Çelikk" diye sarsıldım. Önce çekik anladım ne çekiği olm derken kavradım. Sonra hemen karşı yola geçip koştuk Çelik'in önüne geçtik. O neandertal kafasından görüldüğü üzere cidden de oydu. Hemen cici kız diye seslenip, hercaiyi söylemeye başladık, ama sözleri hiç bilmiyomuşum yırdalım ol, hımzalım ol gibi şeyler çıktı. İlerleyen günlerde bi de ölü kokan sahilde tavla atarken gördük kendisini. Bi daha gören olmadı...

Diğer möhim olaysa, üzerime bebek çiğnemdiği celibon attılar. Yine bi eve dönüş yolunda, apartmanın birinin altından geçerken omzumdan sekip, koluma yabıştı. OLUMM BUU NNİİEEAAA feryadımla fırlattım. Ama bebek çiğnemdiği celibon olduğuna eminim. Hemen kafayı kaldırınca kikirdeyen, nanik yapan bebeleri gördük zaten. Gitmedik ordan. Parmak salladık, yazdım olm seni diye konuştuk. Sonraki gün geçerken unutmuşuz bile hangi apartman olduğunu, tam yazamadıysak demek... Neyse yine bulduk, her geçişte apartmana parmak salladık, tehtid yağdırdık. Bildiğin şikayet edebilirlerdi apartmanımıza musallat olan genşler var diye. Haah bi de bi kaç gün sonrasında tam bana bebek çiğnemdiği celibon atılan yerde genşler kavga ediyodu. İzlemek için gerekli malzemelerimiz olmadığından, "ordan bebek çiğnemdiği celibon atıyolar, çelik burda oturuyo" gibi musallatlarla hızla uzaklaştık. Çınarcıklı adam öyle kavga etmez, onlar Çınarcıklı değildi bence.

Saç rengim de halk arasında kaosa neden oldu. Kaç ocak yıktım bilemeniz. Bi tane çocuk telef oldu bi annesine bi teyzesine bi ablasına koşuşturup söylemeye çalışırken. Bi teyze boynunu kırıyodu, ama o çok sevdiği içindi bak. 2 kere denk geldik, o olduğunu da arkadan gelen " SÜPER SÜPEERR" feryadından anladık. Bi sonraki görüşte çekip alırdı beni yeminle. Çınarcıklı teyzelerde öyle bi kuvvet olduğuna inanıyorum. Deniz kenarında banka tünemiş 5 teyze gördük, hepsinin kucağında çekirdek poşeti vardı, çift el gidiyolar. Tuuğççeee saaakıııınnn diye içimden film çevirerek çektim aldım Tuğçeyi, arkalarından geçtik. Yoksa üstümze gelecek çekirdek kabuklarıyla denize düşebilirdik bak, cidden.  Bi grup genş "olm doğuştan mı lan acaba" dedi saçım için. Arkadaş olmak istemedim değil ha onlarla. Olm bi de eskiler kalmamış. Eskiden geçmemi bekler öyle konuşurlardı, şimdi yanımdayken "ana saça bak" diye bağırabiliyolar. DUUYYOM HAA DUYYOM BURDAYIM BEN diye dönmedim değil canıma tak edip.


Hah bak bu da boyanın akmış hali. Denize hep boneyle girdim akmasın diye, aralardan su girdi yine aktı, sonra aman dedim bonesiz girdim bari hepten aksın dönünce boyyim dedim, akmadı gavur RESMEN AKMADI!!! Ha deniz demişken, baya kısa filmlik yüzdük. Çınarcıkta her yer taş denizi sahili, belli bi bölgesi yosun, hem de ajdarın sırt kılıymışcasına, sonra kum. Ama orası da en az 3metrelik. Yani ya kıyıdasın ya 3 metrede. Ara kısmı hiç durmadan yüzüyoruz içinden bişey çıkarsa korkumuzla, yorulunca kıyıda suyun içinde bekliyoruz. Bildiğin beklemek ama, işte o sırada bi anda radyo programı yapmaya başladık biz. Konu başlıkları her gün değişti bi kaçını örnek veriyim; birinde Atatürk'ün arkadaşlarıymışız gibi "Mustafa Kemal buraları çok severdi" muhabbeti yaptık, daha fazla saçmalayabileceğimiz bi an olamazdı bence o sıralar. Sonra bir sualtı keşfimiz sırasında panpitomuz Batu öldü ve ona sualtında cenaze düzenledik, ordan Japonya'ya yüzdük. Başka bi gün dünyayı fazla yanmış amcalardan kurtarmaya çalışan yankeeler olduk. Yine başka bi gün ben makasla girdim denize, bu radyo programı değil gerçekti. Denizanalarına dellenip hepsini kestim. Yüzmedik yani. 

Babanem çok zor kadın, ben hep yaşıyorum, Tuğçe'yi de önceden hazırlamıştım zorluk çekmedi. Ama çay tiryakisi olabilirdi bu kız!!!!!!! Çünkü günde 3 öğün çay içilmesi gerektiğini düşünen bi kadınla 10 gün yaşadık. Kahvaltıda 2 bardak içip kurtardık çoğunlukla, ama çektiğimizi biz biliriz. Kendileri akşam 7-8 gibi yattığından, gece yatmamız için çokça taciz edildik. En berbatı da geç saatte eve dönceğimiz için yanımıza anahtar almamıza rağmen, kapıyı arkadan kitli ve anahtar üstünde şeklinden bulmamızdı her seferinde. Neyse ki annemler gelince o sorunlar halloldu.

Son olarak İstanbul gezimizi de anlatıyım, ço uzun yazı oldu la sütlaç yicem bak bekletiyom bitsin de yiyim diye!!! İşte heycandan gece uyuyamayarak sabah kalktık 9da gemiye binip gitmek için. Hazırlandık çıktık, bi pastanede tıkındık. O sırada bi deli az kaldı kafama çekirdek çitlicekti. Küçükken de çitlemişlerdi, o zaman anlamalıydık İstanbul'a gitmememiz gerektiğini. Sonra iskeleye gittik, daha çok vakit var diye, biraz balıklar hakkında belgesel sunduk. Gemiye az bi zaman kala yanlış iskelede olduğumuzu farkettik ve o zaman bile anlamadık İstanbul'a gitmememiz gerektiğini. Neyse Arkeoloji Müzesi ve Yerebatana gittik. Daha çok gezicektik ama yetişmez korkusuyle gezemedik. Yerli olduğumuzu düşünmediler havada haaay hhaalooolar uçuştu. Bu nedenle yol soran masum Japonlar bize gelmedi :') Bi tanesine çok pis kalbimizi verdik. Sonra Seul'de yemek yemeye gittik. Orda bibimbap hevesimi almış oldum. Çohseldi. Bi de ne çok ikramlı yermiş orası, burda 25 liraya tabağındakini yiyip kalkarken orda neler neler yendi. Yine bir sarı yanık saçlı Kore yankeesine kalbimi verip çıktım.


 İstiklal'e gittik. Hiç bi şey yapmadan 2 tur attık hayata küsmüş şekilde 1 saat erkenden bileti alıp beklemeye başladık. Yetiştiremeyiz korkusuna 1 saat erken lan :') !!!! Asıl olay gemideydi. Tıkış tıkıştı zaten bi yere kıvrıldık, uykudan kafa düşüre düşüre baya bi yol gittik. Karşımızdaki çocuk, yanımızdaki teyze bizi baya dellendirdi, neye bakıyolar anlamıyoz da, tedirgin olduk hep. Sonra bi an herkes ayaklanmaya, el kol yapmaya başladı, dellendim kulaklığı çıkardım. Tee anasının nikaandan gelen bi gemiye tedirgin olmuşlar, çarpışcaz diye hepsi dökülüyo. Tam o anda da gemi resmen bir balinaya çarparak delice sallandı, eminim ki o sırada biri denize düştü,o ses başka şey olamaz, şimdiye buruşmuştur yazık. Bunun üzerine iyice coştular. Öf nasıl hepsini kafaya vurarak oturtasım geldi!! Çıkıp kaptanla konuşucaktım lan, olm şunlara bi duyuru yap bi şey de allasen atcam hepsini denize diye. KENDİNE GEL ÇINARCIK HALKI!!! diye çığlıklar atasım geldi, öyle bi bunalttılar beni. İnene kadar durulmadılar, teyzeyle çocukta o andan sonra iyice coştu zaten.

Neyse la yoruldum yazmaktan çok uzun oldu, bi de internetimi bozdum lan, telefondan bağlanmaya çalışırken, wpayı çeviricem diye, kablosuz bağlanamıyom artık. Ya bana bu telefon nasıl bağlanır onu anlatın ya da kablo problemimi çözün :') İstemiyosanız TAAĞAM İSTEMİYOM TAAĞAM!

Görüşürük.

10 Ağustos 2012 Cuma

2ne1 - Lonely (kavır) (biz yaptık)



Gerekli açıklamaları videonun altına yaptım daha da diyecek bi şeyim yok. 2 saat sonra yola çıkıyom ben, yine 2 hafta yokum al :') 2 aydır okuyamadağım bloglara ço üzülüyom asıl, neyse toparlarız. Görüşürük!

LÖSEV Gönüllüsü Olmak Bir Ayrıcalıktır...


Büyük LÖSEV Ailesi, lösemili&kanserli çocuk ve ailelerin bu zorlu mücadelede yalnız olmadıklarını göstermek için sevgi ve azimle çalışan bir vakıftır. LÖSEV kurulduğu 1998 yılından bugüne dek faaliyetlerini duyarlı kişi ve kuruluşların destekleri ve binlerce GÖNÜLLÜSÜ’nün katkılarıyla gerçekleştirmiş; Türk halkının konu hakkında daha bilinçli ve duyarlı olmasıyla beraber tedavide %91'lere çıkardığı başarısını %100’e çıkartmayı hedeflemiştir.

LÖSEV'e gönlünü veren gönüllüler LÖSEV’in her etkinliğinde aktif rol almakta, vakıf çalışmalarına aktif katılım göstererek çocukları hayata bağlamaktadırlar.

Yüreğinde paylaşım ve sevgiye yer olan herkesi Lösev gönüllüsü olmaya davet ediyoruz.


Lösev gönüllüsü olabilmek için aşağıdaki formu doldurmanız yeterli: http://bit.ly/losevgonullusu
Lösev’i Facebook’ta takip etmek için: www.facebook.com/losev0660
Lösev’i Twitter’da da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.


Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.


9 Ağustos 2012 Perşembe

K-pop şarkıları nasıl söylenir - IV

Ne zamandır Korece öğrenmenize yardımcı olacak paylaşımlar yapmadığımı farkettim. Umarım öğrendiklerimizi hafızamızdan atmamışızdır genşler. Kaldığımız yerden 2pm- I'll be back'le devam ediyoruz, çok nadide parçalardan biridir, bizimde ilk kpop dinlemeye başlama dönemlerimize dayanır. Not almayı unutmeyın he mi? Başka öğrenmek istediğiniz şarkılar olursa bi yorum bırakın yeter ;) Yarın bu eğitimin ne kadar yararlı olduğunu gösteren bi video yükleyebilirim. Takipte kalın.

video

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Mim: Acayip sorular

Uzun mimleri çok seviyorum lan ben. Yine atmış bana Seymsomething böyle bi mim. 10 tane soru cevaplıyoruz şimdi.

1. Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız?

 Kesin öğrenmem, öğrendiğimde 3-4 ayım kalmış olur. Çünkü ben ya kötü bi şey çıkarsa diye evde acımla oturup, doktora gitmeyen bi insanım. Öğrenmiyim lan,  hemen kendime çok özendiğim dram filmlerinin ortamını yaratır kederimle 1 haftada ölürüm. Bu keder sürecimi de mümkünse hala gidip yerleşmemişsem Japonya'da yaşardım :') Olm atsanıza beni artık oraya.

2. Fobileriniz, takıntılarınız var mı neler?

Çok uzun sürer yalnız bu lan, hepsini yazmıyım bari. Fobi olarak tsunami ve deprem en başı çekiyo zaten onu bi kenara koyalım. Onun dışında takıntılara bakacak olursak; en ufak ışıkta uyuyamam, modem ışığı dahil. Orda yandığını bildiğim sürece delleniyorum. Horlamaymış, su sesi, köpek sesi, saat sesiymiş bütün gece ayakta dururum bitene kadar. Çok silik bi ses olsa dahi hayat haram bana :') Uyumadığım zamanlarda da o seslere tahammülüm yok zaten. Asansöre binmeden önce, ilk olarak ayağımla bastırırım sonra girerim. Tamam yeter 2 tane.

3. Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?

Eğer hala Ankara'daysam, ya kendimi vururdum. Ya da soğukkanlılığımı koruyup, uçak kullanmayı öğrenirdim. Ordan Japonya'ya giderdim. Yalnız dursam da bi süre sorun teşkil etmez zaten. Her şeyden hevesimi alır, accık da Kore'ye geçerdim. Sonra ilaç alır intahar ederdim olm tek başına ömür geçmez. Ademle Havva olamayacaksak!

4. Dünya'yı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız neden?

:)

5. İtiraf edin prens/prensese dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?

Ben bunun mecazlı bi soru olduğunu bile çok geç algıladım olm :'(

6. En son yaşadığınız unutamadığınız küçük düşürücü, unutamadğınız olay?

Ne yazık ki utanma duygum çoktan alınmış benim.Öf ne biçim rezil oldum anını hiç hatırlamıyorum.

7. Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?

Telefonum, defterim, kalemim. Bu kadar da basit bi hayatım var işte :')

8. Hayatınızın bir kitap/film olmasını isteseydiniz hangisi olamsını isterdiniz?

Tabi ki de Harry Potter, ama kitap versiyonu mu film versiyonu mu bilemedim bak şimdi, kitapları okurken nasıl canlandırıyomuşum küçükken hep unuttum. O olmazsa, şu olsun diye bişey yok olacak genşler! Her yıl "neyse belki yetişkin sınıfı açarlar" diye bekliyom yaş oldu 21, az elimizi çabuk tutalım lütfen. Adresimi biliyosunuz ;)

9. En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz,ne yapardınız ?

dopaksdğpaoskdaipsdkıaspdkasdipaoskdapisıdkspıodk "Hep o burnundan bi şeylerin ters olduğunu biliyodum zaten" derim öncelikle. O işini bilir lan, kesin ço eğlenceli bi gezegendir, deneklik yapıcağım şey de iğnesizdir. Giderim la giderim. Adet yerini bulsun diye "Öğrenci misin?" diye bi sorarım ama.

10.İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir?

Buna cevaben Seymsomething güzel bi özet yazmış aslında dpkaspoaskdpaosdks ben şimdi burdan açıklıyorum. Kyu'nun psikoloji bozulup deli gömleklerine tıkıştırılana kadar psikolojik işkence yapardım. Onda sonra bu hastaneye kapatılınca alet edavatı kapar hapı yutar (malzemeler de gelcek benle, hayal dünyamda) odasına süzülür, koli bandıymış, küvetmiş, asfaltmış, balkon demiri, kaynar su, zincirli topuz efenime duvarları giderek yanlardan ve alttan üsten daralan odaymış, zımpara, pense ne varsa düzenli olarak yanına uğrar çeşitli şekillerde uygulardım. Sonra nadasa bırakır iyileşmesini bekler hastaneden çıktığı gün tekrar görünür şekilde karşısına belirir aslında her şeyin gerçek olduğunu gösterir ve onu işkence döngüsüne sokardım. Gerçekten hayatta hiç bi amacım yokmuş benim. Bulun lan şu hapı.

Eveet, bu mimi de tığçe, googhan, mydestiny, morgenstern ve seyma mimlemesine rağmen baskı olsun diye sizomizoya yolluyorum. Kimler yaptı bilemiyorum yalnız 2 aydır blog okuyamadığım için :'( Neyse görüşürük.

Çok güzel film incelemeleri 4

Bu ay ne kadar az film izlemişim lan ben :'( Önümüzdeki 10 gün içinde izlemeyi planladığım 16 film var, bu sefer de babanemlerdeyken. Neyse şunları bi yazıyım da.

Crows Zero


Oguri Shun'un liseli yankee tiplerine bayılıyorum lan, hele ki sarı yanık saçlı halleri yoğ mu ldkasdsadj Baya zarar aldı demek ki siyahlamış yıvrım. Baya baya liseyi ele geçirme gibi bi amaç uğruna yüzlerce bebe birbirine dalıyo. Film boyu "olm dersinize çalışsanıza lan, okusanıza lan" demekle meşgul oldum. Yok arkadaş gideyim ona dalayım bunu kırıyım. Bitmek bilmeyen dövüş sahneleriyle kalbimde taht kuran filmlerden artık. 30 adam daldı Shun'a ama Kara Murat gibi seke seke saç titrete titrete kalktı yine dövmeye devam etti :') Hele bi sinirlenip ağladığı sahne vardı dşokasdpaokdpaosdk olm çogseldi izleyin bence.

Why Did You Come To My House?


Bu filmi tee ne zaman indirmiştim ama sonra yorumlara bakıp izlememiştim. Sinop'ta her şeyi tüketip çaresiz kaldığımda  izledim. O şartlar altında olduğumdan mıdır nedir ben sevdim gayet. Sokaklarda yaşayan kızın, bi adamın evine girip onu rehin alması sonracııma olaylar olaylar. Çok düz, inişsiz çıkışsız ama rahat filmdi ha. Bi kere o üstündeki kıyafetleri 1 aylık paramla alamam ben kız! Arkadaş sizin fakiriniz evsiziniz bile çok tarz ben daha ne diyim! Bi de kızın banyoda üstünü çıkardığı sahnede her zaman yaptığım gibi hemen bacaklarını incelemeye aldım, ağda yapmak için kenara köşeye para ayırmış mı acaba diye. Görüntü çok net değildi ama ben orda ağdasız bacakları gördüm lan sanırım! Yeminle bak! Başka izleyenler varsa oturup tartışalım allaşgınıza şu konuyu. Çok mıtlı olucam böyle gerçekçi bi şey yaptılarsa!

Unstopable Marriage


Yine çaresizlikten izledim, önceden indirip 4-5 kere başlayıp bırakmıştım. O kadar sıkıcı ki lan! Adam paraşütle uçarken altına işedi sonra kızla evlenmeye karar verdiler. Bu kadar ha film gözümde. Hiç anlamadım ben ne ara aşık oldular, ne yaşandı bitti. Sıkıntıdan takip etmedim mi acaba noldu. İzleyen biri varsa açıklasın bana bi zahmet :')

Silenced


Çıktığından beri özenle kaçındığım, ama yine de indirdiğim filmi, sonunda Ankara'ya dönmeden önceki gün izlemeye cesaret edebildim. Uyku tutmayan bi gece kaderime boyun eğdim. Asla izleyemeyeceğim dram türlerinden biri  de budur zaten, işitme engelli çocukların okulda cinsel istismara uğraması. Evde izlemiş olsam 1 hafta yataktan çıkmazmışım bence. Ortamımdan uzak izleyince daha rahat atlattım çok şükür. Ama boğazımı yakan o yumru bana yetti. Hele ki Min-Soo'nun (afişte arkadaki çocuk) ağladığı, isyan ettiği sahne de ben iyi laptopı kapıp balkondan atlamadım :'( Oha şimdi baktım da çocuk 98liymiş lan! Daha büyük sanmıştım ben, neyse. Sonra Gong Yoo'nun elinde Min-soonun fotoğrafıyla eylem sırasında tazzikli suyun altında...Ay bak konuşamıcam :'(  Ağır dram genşler, baba yani.

Deserted House


Israrla vazgeçmiyorum Kore korku filmi izlemekten ha. O kadar berbatlar ki. Bu filmde de ne bok yediler analamdım ben. Hiç bi şey olmadığını farkettiğimde 45 dakika olmuştu. Hayaletli eve giriyolar işte bildiğin, kameraya alarak, Rec filminin iğrenç bi versiyonu. Filmin çoğu bebelerin evde dolanırken kullanacakları aletleri tanıtmaları, kendilerini tanıtmalarıyla geçti. Sonra hep "aha korkçam, çok korkçam kesin" diye göz kapatarak baktım ekrana, yok lan yok yani. Bi kere en büyük hata Min-Ji'nin kim olduğunu bilmeyişimizdi. Dönüp bakaydık Min-Ji hangisiymiş belki hayat daha kolay olurdu. Öyle bi havaya min-ji diyolar ki anlamıyosun hangisine dedi. Olay da Min-Ji'de bitiyo gibi bi şey çünkü aslında bi şeyin bittiği de yok. Olayı ruh falan diye açtı zombiye mi bağladı ne yaptı öff bilmiyom, eğlenmek için bile izlemeyin bence. 
Neyse hadi bu kadarmış filmler. görüşürük.


6 Ağustos 2012 Pazartesi

Hiç bunları demicektim aslında ama neyse dursun

Kuru havanın gözünü seviyim lan! Bu sabah Ankara'ya inince bi nefes aldım, içim yabış yabış olmadı, nasıl mıtlı oldum nasıl! Çok tiksiniyo olabilirim ama 1 aylık ayrılığı kaldıramazmışım demek ki. Sonuçta 10 yıllık Ankara'lıyız olm. Eve girince duvara sarıldım falan :') Çok değişmiş gözüktü odam gözüme, aşırı toplu olmasından kaynaklı sanırım. Bi de babam, uyurken dizim ve dirseğimle 3 yerden, üsttekilerin gürültüsüne vururken de 1 yerden içine göçen duvarımı yaptırmış dpkasopdkaspodkasd Öf nasıl da bi yerde yaşıyosam, bilmiyom ne canlandı gözünüzde.

İnternet hevesimi giderip, 1 saat uyuyup kendimi attım dışarıya. Ama gece eve dönerken, ve şu anda da hala adapte olabilmiş değilim lan. 2 hafta diye gidip 1 ay kalmak kolay değil. Sonuçta ona göre dizi anime yüklemişim de mi?! Son hafta 3 günde 2 kitabımı bitirdim, öyle zor zamanlar yaşadım ben. Neyse 2-3 yıldır tekleyen kitap alışkanlığımı bundan gayri geri kazanıyom!

Gazetelere potansiyel bulmaca gözüyle bakmaya başladık annemle. Denize giderken gazete alıcaz mesela, aa kalem unuttum diyorum almıyoruz. Bulmacalar bitince işsiz kalınca şu durum oluştu. İnsanoğlu çok çirkin yeminle.

Son 5gün hiç dışarı çıkmadım zaten, tiksindim artık nemden sıcaktan. Her bana yardım eder misin isteğini geri çevirdim evdekilerin. İşim var telefonun şarjını bekliyom dedim. Öyle zeka gerilemem başladı, toparlıcam :')

Bi de bloga bi olgunluk getiriyim lan, her okuduğumu, izlediğimi yazcam artık! Bi de saçımı kestirip açtırıyorum yarın. Bi kaç gün sarı dolaşıp sonra boyam gelince tekrar mavi oluyorum çık mıtlıyım! Anneme dedim yarın açtırıyorum mavi yapcam yine dedim. Keserim seni dedi. Neyse ki içim rahat. Öf gidiyom la internet varken de hayat çok sıkıcıymış meğersem kıdajsdposdkpasokd

Ay bi de son olarak Posta gazetesinin her haberine kondurduğu müthiş ince esprilerden nasibini alan haberle gidiyim.