28 Nisan 2012 Cumartesi

Yeni Bir Yaşama Başlamanın En İyi Yolları Hürriyet Emlak Gazetesi'nde!


Konu gayrimenkul olduğunda nerden başlayacağınızı bilemiyorsanız, artık tüm sorunlarınızı yanıtlayacak bir kaynağınız var.

Konut projelerinden yatırım fırsatlarına, kentsel dönüşüm planlarından konut kredilerine kadar emlak sektörüyle ilgili bilmek istediğiniz herşey her Pazar yeni Hürriyet Emlak Gazetesi Yeni Bir Yaşamda...

Haftanın son günü, YENİ BİR YAŞAM’ın ilk günü.



Bir bumads advertorial içeriğidir.

27 Nisan 2012 Cuma

Yine anlamadığım bir mim :')

Diziler ve ben diye bi mim çıkmış. Önceki mimlerin hepsine sevimli gözle baktım, abi bu ne lan?! Diziler ve ben ne?! Bu kadar mı dizileri alıp içinize tıktınız, sevginizle boğdunuz? Nasıl bi kafayla oldu bu iş? Hiç anlamadım yine ne bok yazıcaz buna, zamanında takip edip, artık arada bir baktığım dizileri yazıyım bari. Ne yazıcaksam artık. Kendimi neresine oturtcam bilmiyom.


Böylesi bir daha gelmez dediğim tek dizi Friends'tir. Hangi karakteri daha çok sevsem diye düşündürüyo insanı da yok lan seçemiyosun. Hepsi birbirinden gerizekalı olabiliyo. En başlarda Ross'u pek sevmezdim. Ama sonra kendisi zirveye oturmuştu resmen. Dizi kadar sahne arkası olaylarını izlemekte çok eğlenceliydi. Bi sahne koyyim dedim şuraya bir saattir bir sürü şey izliyorum bak! 

En son buna karar verdim. PODKAŞODKğdokaspodkasd ay çok gülyom.


Bu aralar devam etmesini dört gözle beklediğim dizi. Bilmiyorum başladı mı ki lan? 2012 eylülü gibi diye duymuştum ama başladıysa da bi haber veriniz :') Tabi herkes bi David Tennant olamaz. Barty Crouch Jnr. iken tipine ölüp bitmiştim de sonra bi baktım Doctor Wholuğu devralmış! Sonra gidince mecburiyetten Matt Smith'i de sevdim napalım, yoksa katlanılmaz o acıya. Şimdi o giderse yerine geleni de sevicem. Çünkü kim oynarsa oynasın Doctor Who'nun hakkını veriyo bence. Tip değişse de karakter hiç değişmiyo. Efeklere laf edenlerin de ağzına çarpıcam! Yeminle kurgunun içinde başım dönüyo ya, öyle mikemmel.



İzlemeyi bıraktığım dizidir kendisi. 6. sezon mu 7. sezon mu tam hatırlamıyorum bitirip bıraktım. Çünkü Cuddy ile çıktığı dönemde, Hugh Laurie'nin çıplaklığına dayanamadım. Sonra da o etki gitmedi üstümden. Çıplak görmeye tahammül edemediğim bi adammışsın demek ki, yapcak bişey yok. Ama böyle görüyorum, "işi gücü laf sokmak, tıp terimleriyle konuşup konuşup son 5dkda olayı çözüyolar nasılsa" diyen densizler var. He  densizsiniz bence. 
Bi de densiz demişken aklıma geldi önceki ankette "yazma" diyen şimdiki ankette "çizme" diyen biri var. Bi tanesi Batu olsa hadi, diğeri için; "KAKGİTLAN". Madem nefret ediyon benden ne takılıyosun hala burda. Densiz.

Yeter la mim içinde başka yazmıcam, aklıma da gelmedi zaten dizi falan. Himym bi de tbbt vardı, ama son sezonlarını hiç izlemedim, gitmediler. 

Son olarakta tabiki de beni mimleyen Seymsomething! Sana bişey demiyorum artık dğasokdapsodkaopsdk http://seymsomething.blogspot.com/2012/04/mim-diziler-ve-ben.html yazı da budur efenim. GÖRÜŞÜRÜK.

Dişçi koltuğunda ölmemek için sebeplerim var

Bugün 4 tane 20likleri çektirme ve 2 implant yaptırma serüvenim başladı. Sabahın köründe kalkıp gittik hastaneye. Ben gittim doktorumu bekliyodum, biz biraz geç kalınca ameliyata gitmiş. Doktor da benim hevesle dişçiye gitmemi sağlıcak bi insan. Aşırı bi heves değil tabi lan dişçi sonuçta.  Böyle House'un karizmasını al, babacanlık, sevecenlik ekle, öyle bişey :')

Neyse onu beklerken karşıdan bi doktor geliyo. Kafayı böyle hızla çevirip bakınca "Oguri Shun" la! Aynı aynı. Bana doğru gelip "Burcu?" demesin mi? İVİİİTTTT dedim. Sonra kafamda kendisi beni kolumdan tuttuğu gibi hızla sürüklüyo, beraber motora binip gidiyoruz. Ama tabi biz doktorun yanına  indik. Sonra ameliyathaneye girdik.

Yukarda ağzımı uyuşturmuşlardı zaten. Aynada kendime bakıp burnumu şişirip durdum, tek taraf şişmeyince çok gülüyom. Sonra suratımın yarısına tenturdiyotsu ilaç sürdüler. Üstüme iğrenç yeşil örtüyü örttüler. Sonra 2 mikemmel doktor yanağımı öldüresiye gererek ağzımı incelemeye başladılar. Arkadan Christina Aguilera You Are Beautiful çalmaya başladı.
:)

Benim gerizekalı 20liklerim içerde kendilerince dönmüşler, yatmışlar falan, böyle bi parti havasında dağılmışlar. Çekmesi az biraz zorladı tabi. Ağız bakımından yıllarca özendiğim Julia Roberts'ım zaten. Bi de dişçiler için sadece ağzın içi önemli sanırsam, orda demir aletlerle diş arasında ezilen büzülen dudak, yanak umurlarında değil. Benim bi de her zamanki gibi, kendini asla geri çekmeyen, uçuğum çıkmış. Teheeey teheey. 

Olayın ciddiyetine de , yani ciddiyet derken içerde kan gövdeyi götürüyo durumunun farkına biraz geç vardım. Şöyle ki 20lik gittikten sonra implanta geçtiklerinde, bi aletle daldı oraya. Sesten çıkardığım kadarıyla bi delme durumu gerçekleşti. O aleti çekince foş diye boğazıma kadar kan doldum :''''''''''''') Onca kan mundar oldu.

Bi kaç ay daha git-gel sürünücem ama sonuçta bir Oguri Shun kolay yetişmiyorum. Sökün gitsin.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Bir insan rüyasında çakma T.O.P görmemeli :')

Hazır yeni kalkmış, hatırlıyoken rüyamı yazmak istiyorum. Ne zamandır da rüyalarımı hiç hatırlamıyodum ha.
Neyse biz şimdi eski evimizde oturuyoruz. Annem babam, ananem de var sanırım dayı falan da var tam bilemedim şimdi. Ve nalakaysa artık Bigbang üyeleri bizim eve geliyo kalmaya dşasdmpasdkaopsdk Konserlerimi vardır nedir, ama sanki böyle bi değişim programı resmiyeti var. Neyse 4 gün kalıcaklarsa mesela ben bunları 3 gün boyunca hiç göremiyorum. Heycanımı yenip ortaya çıkamıyorum, kusarım falan diye. Evden sürekli gizli gizli kaçışlarda bulunmaktayım.

Artık son gün cesaretimi topluyorum sabah erkenden kalkıyorum banyo falan yapıp saçımı yapmaya girişiyorum. Allam bak o yorgunluk hala üzerimde. Tam iki saat hatta 9dan 11e kadar ben kollarım havada saç yapıyorum!!! Olmuyo hiç bi seferinde, en son içerden kahvaltı masasının kaldırılma sesleri gelince oldugu gibi bırakıp koşarak masaya oturuyorum. Gözüme de güneş ışığı geliyo tam göremiyorum karşımdakini ama saçlar T.O.P mavisi ya da turkuaz her neyse. Öne eğiliyorum suratını görmek için. Bi tane çocuk. "Sen kimsin lan?" diyorum. Yanındaki adam, bunlar Bigbang figüranları, asılları başka yerde kalıyo, medyayı yanıltmak için böyle yaptık diyo! O an o medyayı alıp yamultmaz mıyım lan ben! 4 gün diken üstünde yaşamışım!!!!!!

Sonra sahne değişiyo babanemlerin evdeyiz. Apartmanın dibinde de bi tane gölet var. İçindeki çeşitli hayvanlar görünüyo. Farklı olarakta 3 tane timsah var. Ene diyorum bunlar nerden çıktı, birileri bağışlamış mı ne. Ama bildiğin gölden çıkıp diğer apartmanın merdivenlerinde güneşleniyolar falan. Sonra akşam bi tane gazete alıyorum elime, o timsahlarla ilgili bi haber. Meğersem o timsahlardan biri Tuğba Ekinci'ymiş.

Bay.

22 Nisan 2012 Pazar

Tesadüfen yaşıyorum

Bugün işlerimin yolunda gitmeyeceği sabah babam tarafından kandırılmam da belliydi. Seni ben bırakıyım kursa dediğindeki hevesim anında söndü, şaka la şaka diyince. Olsun, babadır dedim, gittim bindim otobüsüme. Yolda "allah yareppi bi buzlu şey olsa da içsem"lik sıcakla boğuştum. Otobüs kızılaya girince meğersem Meşrutiyet kapalıymış, Starbucks'ın önünde indirdi la. NNİHÖHÖHÖ dedim. Yolda kapış kapış satılıyodu da biz mi almadık. Kıydım parama aldım buzlu meyvemi güle oynaya yürüdüm kursuma.

Acı gerçek o andan sonra suratıma tokadı vurdu. Bir kişi daha kursu bırakıyodu. Aylarca 2. kur için beklememin ardından bir kez daha 3. kur için bekleyebilirim. 3. kur açılsa bile 4. kuru göremicem çünkü sınıftan biri  Japonya'ya gidicek :'''''''''''''''''''''''''')))999999999999999999)')29'9)')')')') Bu her şeyi anlatsın. Japonca öğrenicem diye verdiğim mücadeleyi okulda versem! Sınıf kapatılınca yeni açılcak sınıfı beklemek 3 ay belki de 6 ay! Kanjileri unutmak var :'''''') ALLAAM YIHAAA! Sonra o sınıfa geçince tek tek sorguya çekicem eğer sınavın varsa, çok meşgul bi insansan siktir git allahını seviyosan dicem. YEMİNLE YIPRANDIM!

Kurstan çıkınca turbo yapmama rağmen kızılaya yarım saatte ulaşabildim. Sonra otobüste ölmek üzere olarak eve geldim. Kapıyı açan babam içeriye "Ayşe kaç!" diye bağırdı. Aha dedim ne bok yediniz acaba!? Odama bi girdim ki. Annem bütün dolabımı boşaltmış (Harçlığının 4/3ünü kıyafetler harcayan biri olduğumu  düşünün),
onları kendince düzenlemeye başlamış! Koreli ablalarımızın gırtlaktan gelen o "yyyyaaaaa" sesiyle daldım ortama! Annemi aldığım gibi (Hulk) dolaba attım, kapağa üstüne kapamaya çalışırken, biraz da orda çemkirdim. Ardından bütün yorgunluğumu ve açlığımı unutarak 1 saat kadar annemin bütün nefretime, iğrenç çıkardığım seslere rağmen dolabımı düzenlemeye devam etmesini izledim. Sonra baktım çişim gelmiş, bi gittim ki kapı kapatılamayacak şekilde, kıyafetlerimin devamı yığın yapılmış! Bu evde işeyemeyeceksem huzur nerde haaa nerdeee, tikkkkkksssiniyom hepinizden diye kapı açık işedim, çok bişey değil.

21 Nisan 2012 Cumartesi

Mim olsam bu olmak istemezdim, çok zor la.

Öncelikle burdan yeni blog tasarımı olayına lanetlerimi yolluyorum. Yüzün gülmesin işşşaaalllaaah!

Demetgil beni http://demetgil.blogspot.com/2012/04/ilk-mimim.html şu yazıda mimlemiş. Görevimi yerine getirmek üzere başlıyorum.

Mimdeki gibi bişeyler olmaya kalksam nerde bokluk varsa o olurdum şansıma. Bi de böyle şeyleri asla düşünmemiş biriyim, mantığını bile anlamıyorum hatta. Neden oluyorum lan? diyorum. Yine de denicem. Soru cevap mimlerinde çok başarısızım :'(

Yemek olsaydın hangisi olurdun?
Bu soruya hiç bi şey diyemedim lan, bi daha dönücem sonra. Döndüm. :'''''''''''')') Baharatlı, körili yemekleri ço severim mesela. Onlardan biri mi olsam :') karee raisu. ehehahelelahale. HAA BULDUM TAMAM. Takoyaki olurdum, tadını daha çok merak ettiğim bişey yok zaten. Gün gelicek elimde takoyakilerlen yürücem :')


Müzik aleti olsaydın hangisi olurdun?
Şimdi bi kere, hangi müzik aleti olursam olayım ilk olarak kendiliğimden Yılan Hikayesi'ni çalardım. Artık kimin elindeysem duvara vurarak parçalardı heralde.En karizmatik müzik aletlerinden olan "gayageum" olmak isterdim. Onunla Yılan Hikayesi çalmakta çok havalı olurdu.


Araba olsaydın hangisi olurdun?
Lada Niva olurdum. Bu çok net bi şey. Ya da Miyazaki'nin animelerindeki minnak arabalardan olsam sevimliliğime doymazdım :')

Aylardan hangisi olurdun?
Hep Nisan ayında doğumgünü olanlara özenmişimdir. Nisan olurdum heralde o yüzden. Ya da Mart olurdum, "aahiiyy yaz gelsin yıaaa" diyenlere ve güneşin götü görününce tişörtle sokağa dalanlara kazma kürek yaktırarak girişirdim.

Ayakkabı olsaydın hangisi olurdun?
Ricky Martin'in giydiği ayakkabılardan olabilirdim, küçükken çok seviyoduk herifin ayaklarını. Şimdi üzerinde düşünmek istemediğimden ilk aklıma geleni yazdım. Yoksa ayakkabı olmalık ayak çok :')

Kıyafet olsaydın ne olurdun?
Yeminle anlamıyom bu soruların mantığını. Sikko cevaplarla devam ediyorum :'( Neler olmak istemezdim biliyorum da, olmak istediklerim çok belirsiz. Mesela Ross'un giydiği, içinde pudralandığı kremlendiği deri pantolon olmak istemezdim.http://www.youtube.com/watch?v=ON4ECUkK_xI&feature=related Embed kodu yokmuş, ama şu videoyu 2.dkdan itibaren izlerseniz bana katılıcaksınız bence. YAZIK LA.

Renk olsan hangisi olurdun?
Hamile tonu hariç her türlü mavi olurdum. Hepsi benim!

Hayvan olsan hangisi olurdun?
Olm soyum tükenmesin de :'( Yine de göze alıp Okyanustaki ilginç hayvanlardan biri olurdum.

Şu an okuduğun kitabın 137. sayfasında ne var?
Yazı var abi, ne var, YAZI VAR YAZI?!?! Bütün sayfayı mı yazcam ki? Ne istiyon canımı mı istiyon?

Voodoo Baby, Seymsomething, Mikal Zia ve Hana Yori Darko'yu mimliyorum.

19 Nisan 2012 Perşembe

Çok güzel film incelemeleri 3


Bilgisayarda uzun zamandır duran filmleri izlemeye başladım. Blind'ın afişini ilk gördüğümdeki tepkiyi, izlemek için baktığımda tekrarladım, "Oha So Ji Sub mu lan o?" diye. Konusunu da unutmuşum ilk yarım saat kadar dram sanarak izledim. Bu aralar Kim Ha Neul'un oynadığı filmleri tesadüfen üst üste izliyorum.

Film fena değildi, yer yer gerebildi. Her gerilim filminde yaşanan "Duuuuurrrr bi daha vur, ölmedi o ölmedi" gibi ya da " arkanda sopa var lan alsana gerizekalı" gibi haykırışlardan kendimi alamadım. Hadi o kadıncağızın gözleri görmüyo ya sen genç  delikanlı!?!!! Cidden gerizekalının dibiydiniz. Polis ağbiler tabi bütün heycanı kaçırıp en sonda yetiştiler canlarım yaa :'')









My Tutor Friend 2'yi ilkinden daha çok sevdim. Ama o herif Koreli değil lan, yapmayın etmeyin. Konuşmasa Koreli demicektim ben buna. Hatta konuya şöyle bi göz atıp, Avrupa'dan falan gelmiş bi değişim öğrencisidir dedim adam için. Ve de bu kadının tipinin iticilikten ibaret olduğunu düşünürken, Flower Boy Ramyun Shop'ta nasıl da ağzımı açık bıraktığını anlamıyorum! Ne yaptınız olm kadına taş gibi oldu yaaa!?!?!

Bu filmde de Japonca konuşan o ağzını alıp ayağımın altında cılkı çıkana kadar ezesim geldi. Tahammül edilemez bi sesi vardı! Japon kızlarının sesi o kadar da kötü değil lan! Ama saç modellerinde kulağı dışarda/açıkta bırakarak çok güzel bi Japonluk yakalamışlardı.

Neyse, güldüm.







Bilgisayarda izlenmek için en uzun süre bekleyen film bu oldu. Tee çıktığı zaman indirip cesaret edemediğimden izlememiştim. Sonra her üstünden geçtiğimde üzüldüm, en son yeter la izliyom dedim. ÇO MUTSUZUM.

Zaten izlemeye başladığımda yanıma tuvalet kağıdımı almadığımı farkedip odamdan çıkmaya üşendim. Film bitince t-shirtümü değiştirdim :'(

Şurda ağlamasına kahrolduğum iki heriften biri zaten So Ji Sub. Her ne kadar Han Hyo Joo ile hiç mi hiç yakıştıramasam da, dramıyla kendimi ordan oraya atmama yetti. Bi de bu kadına uzun saç hiç gitmiyo lan bence. Bu filmden teknik açıdan anladığım şudur ki, So Ji Subla bi filmde oynayacaksan kör kızı oynayacakmışsın! "Gel seni tanıyım" ayağına ellenmedik yer bırakmadı :''''')'' Dramı kenara bırakıp yine içimden "kak kız ordan, çekil kız" dedim, dedim tabi, demedim değil!

Patronun kıza saldırdığı sahnede yavrum Ji Subun dalıp adamı evire çevire dövmesi ardında kızın tepkisi :)))))))))))))) Salak, salak işte. Bıraksaydı da skse miydi afedersin? Neyse sonra yola geldin, toparladın.

Dram filmleri benim için More Than Blue ve diğerleri olarak ayrıldığından, diğerleri kategorimde ilklerde oynuyo artık bu film! OLMUŞ.

I'm a Cyborg, But That's Ok, bu filmin de hiç konusunu okumamıştım, yine okumadan başladım izlemeye. Hatta afişe bile hiç dikkat etmemiştim, oynayan adamın BiRain olduğunu bile bilmiyodum. Bundan sonraki yazacaklarım asla ama asla önceden BiRain için söylediklerimi geri almak anlamında değildir. O hala benim için bir Jennifer bir Lopez! Film boyunca eneem neğadar şirin yeaaa dememle bi alakası yok.

Cyborg rolü de anca bu kadına verilirmiş. Normalde de bana korkunç görünürdü, şimdi daha bi tırstım o takma dişli hallerinde hele ki. Yazcak bi şeyim de yokmuş bu film için. Ne biliyim la böyle çok ilginç, eğlenceli bi filmdi. OLMUŞ.

Crazy First Love, Cha Tae Hyun olmasa çekilir dert değil bi filmdi. Onun o çıkardığı sesler ve mimikleri için izledim. Son Ye Jin'i pek bir sevmeme rağmen, olmamış. Çocuk yıprandıkça ben yıprandım, verin artık şu kızı şu çocuğa dedim. Sonra bi dramlı geçiştirme falan, yok olmadı.


Bu filmi de Super Junior üyelerini çatır çatır saymaya başladığım döneme ayırıyodum. Son günlerde edindiğim yetenek bu olduğundan, oturdum izledim. Tvxq Dating On Earth filminden hallice bi film olmuş. En azında ortalıkta orasını burasını tırnaklayıp, kemirip kendinde yeni yaralar açan bi JaeJoong yoktu. dıjasopdıajsdpoasşdOPJKDPIASJDPAOSJDKŞokjdpaoısjd hey gidi günler.
Film için komedi diyodu ama gülmedim, sıkılmadım da. İzledim öyle.

Hani Kore'de çok yetenekli olsan da güzel değilsen sana şans vermiyolardı, güzellik her şeydi lan? O zaman bu  ryeowook denen adam nedir bana bunu bi açıklayın?? Herif oturduğu yerde yetenek mi sıçtı da, "bu kadarına karşı koyamayız" diyip aralarına aldılar. Hayır, açıklayın yani. Buna da artık "aaa deme öyle çok şirin" derseniz, ağzınıza nazikçe kürekle vururum. Ben size Sincan apaçilerinden daha şirin bi tip bulurum.

Kaçtım bay.

13 Nisan 2012 Cuma

Titanic'i sinemada görmekte varmış :')

Bugün Titanic'i izlemeye gittik. Böyle bi mutlu bi çok şanslı hissettimn kendimi. İlk izlediğimde 8-9 yaşındaydım da Kate Winslet aşkım o zaman başlamıştı. Şimdi o zamanki halleriyle sinemada izlicek olmanın heycanıyla gittim. Bu kadar güzel bi kadın daha yok lan!!!!!!11!!1!!

Cepa'nın sikindirik 3d sistemine rağmen, yine de çok yorucu değildi. Karayip Korsanları'nın son filmindeki gibi sadece altyazılara boyut verirler diye çok korkuyodum. Bi de suda boğulmak, tsunami, okyanus ortasında kalmak tarzı korkularıma rağmen pek bi klostrofobik olay yaşamadan günü tamamladığım için kendimi bugünün kahramanı ilan ediyorum.

İzlerken bi 10-15 dk sonra farkettim ki ben bu filmi ilk defa altyazılı izliyorum! Jack'in o cıbırık sesi yoktu çünkü, anca o zaman farkettim. Yine çooook tepkisiz bi salonda izledik tabi. Vala sırf bu yüzden parayı bulunca evime sinema salonu yaptırcam! Lan arada bile gık çıkarmayan fıs fıs konuşan insanlarla dolu. Yeminle tiksiniyorum öyle ortamlardan. Biz yine ayı gibi takıldık. Biri çıksın "Jack ölücek" diye bağırsın istedim. Çok gülüyom öyle şeylere dasjdpasodjkaspdoşkaspdoğk

Şu Billy Zane kadar muntazam olupta, çirkin olan başka bi adam daha yok bence! Angelina Jolie'nin erkek olmaya çabalayan versiyonu gibi. Ya da yanlış estetiğe kurban giden kadınlar. Hele ki kaşlar... Neyse yine film boyu keahyasıyla yumruk sıkmalara, diz dövmelere sebep oldu, hiç bi zaman da değişmez heralde.

9gag o kadar piç etti ki Titanic'i hep onları düşünüp sahneleri bi türlü yaşayamadım. Ama her zaman ağladığım sahnede yine bi anda ağlayıverdim. Yukarı çıkmalarına izin verilmeyenlerden, bi anne ve 2 çocuk, anne çocukları yatırmış onlara....BÖHHÜÜÜÜ!! Bi de arkaya dayıyolar müziği. Sonra amaaan dedim ağladım, sonuna kadar gitsin madem dedim, ağlanmıcak yerlere de ağladım. Mesela Rose, Jack ölüp dibe gittikten sonra tam böyle gözlerim yine dolmuş iyice, "come back" diyo ya. BİR SIÇTIIIMMM BİRR TİTREMEYEE BAŞLADIM GÜLMEKTEN! Tam o an aklıma gelen şey;



Şimdi Rose karakterini Kate Winslet canlandırıyo da olsa, o tahta parçasının üstüne, ne tahta parçası baya kapıyı sandalı söküp almışsınız, tek başına uzanması çok batıyo bana. "Kay gız kenara" demekten kendimi alamıyorum. Hayır sen aşkın için o kadar şeyi göze aldın bi götlük yer açamadın!!!!1!!!1!!  Yok illa ben bunda yatıcam diyosan, git çocuğa başka üstüne çıkmalık bişey bul! Ölenlerin altından kaçıramadın mı bi tahta! Zaten en başta sen sandala bindiğinde adam gibi gitseydin, Jack kendi kendini kurtarıcaktı.

Ha bi de son bi şey, tepedeki gözcüler telefonla haber veriyo telaşla "buz dağııııı buz dağıııı var diye". Telefonu açan adam, "thank you" diyo. TENK YU MUUU?!?!?! Anan tenk yu.

11 Nisan 2012 Çarşamba

K-pop klipleri mimi

Seymsomething beni K-pop klipleriyle haşır neşir olayım diye mimlemiş. Oturup öyle çok klip izlemişliğim olmadığından arada akşamları youtubeda dolanarak, sağ kenarda belirenlere rastgele basarak, bir sürü klip izledim. Ama yine de çok geniş arşivli bi mim yazısı yazmayıp daha çok özet geçmek istiyorum.

ACIKLI


Çocuk üzülmesin diye bunu acıklı kategorisine koyuyorum. Yoksa ben izlerken;
Böyle bir haldeydim. Bi Rain'in sadece bi tane dizisine başladım (A love to kill) onda da Shin Min Ah'a tahammül edemediğimden 4-5 bölümde bıraktım. Yoksa güzel acı çekermiş, hakkını yemiyim. Ama şarkıcılık yapmasın lan. Ben adamın hayranı olsam, sevmekten vazgeçerim, tanımıyomuş gibi davranırım! 
Klibin başındaki konuşma sesi ne kadar karizmatikse şarkı söylerken ki sesi o kadar "ıaaallaağ"lık bi ses. Klip başlarında şarkıya uygun, klasik görüntüler var. Ama söylemeden geçemem artık kendine can kılod van damı örnek almasın. Tüm Kore'yi alıp memesine sıkıştırmış görüntüsünden bezdim.
ĞDOKASPODKASDĞPOASKDİPdkoipaskojasipodk bak yine sıçtım. 1.50den sonra NE YAPIYOSUNUZ LAN? diyorum. Çocuk bir anda Jennifer Lopez oluyor! Ne kostüme ne de danslara ciddi gözle bakabiliyorum.
Sonraki görüntüde kız orda uyuyo bu geçmiş yatağın üsütne tepiniyo memesini yumrukluyo falan. Ben olsam ordan bi depik atarım, napıyon allaşgına git şurdan! yani.
dipaskd,pokİDPAKOSİDPAOKSDPAOKJipdkoas bak şimdi de tshirtü kafadan geçirdi, nolur biri bana bu klipte ne anlatılmak istediğin açıklasın :')


Bu kategoriyi tek hakeden şarkı ve klip budur benim gözümde. K-pop mu değil mi orasına karışmam ama BU.



ERİTİCİ


Eriticiliğini Yoochun'un bakışlarından kazandı bu klip. JJ'den nefret ettiğimiz zamanlar en çok malzemeyi bu klipten veriyodu bize, hey gidi lan. Yeni nefret etcek birilerini bulsakta JJ'in verdiği tadı vermiyo. Özledik seni balım, gelmeyeydin seni görmeyeydikte nefret etmeye devam edeydik.En çokta Junsu'ya üzülüyorum, bi adam gibi giydiremediniz siz o çocuğu!
Bi de geçen gün acaba Malik Yosef kimmiş la diyip bakmayaydım da iyiydi.
Tam "eeeğeeeğeeğeeeeey eeey" diye uzattıkları kısımdaki dansın hastasıyım. Hep dedim ki ne var olm bana da efekti verseler ben de öyle güzel dansediyo görünürüm. Ama görünmüyo.
Ay rüyamda da Jaejoong'u bi köy evinde ağarlıyoduk, söylemeden geçmiyim. Allam ondan bundan almış, kimselere vermediğin Yoochun'a vermiş. Neyse devam edip, türlü işkencelerimi açığa vuramam daha fazla.


ETKİLEYİCİ


Kız gruplarından hoşlanmadığım için, onların kliplerine de bi dalış yaptım. Genel olarak şirinlik, renklilik, icikbiciklik temalı olduklarından pek tahammül edemiyorum. Ama bu klipte kostümler, takılar, saçlar, mekan her şey çok iyi olmuş. Grubun genel tavrı nasıl bilmiyorum ama şirinlik peşinde değillerse arada bir bakarım belki.


Öyle çok bi etkileyiciliği yok aslında, bilindik ortamlar, bilindik hareketler vs. Sadece TOP'nin şarkıya girdiği kısım etkileyici kılıyo bu klibi. Bi de Japonca en çok Dae'ye yakışıyo bence.


TAHAMMÜLSÜZ


Bu kategoriye koyucak çok fazla klip izledim, bi kaç tanesini koyucam. Şu yukardakini izledikten sonra castin bibere sempati duymaya başladım yeminle. Beybi beybi uuğ kalitesinde bir şarkı, şirin küçük çocuklar, sevimli hareketler, gereksiz danslar, bi tane kız, kıza aşık oğlan, aşırı derecede özendiren renklilik...Taam satmayı biliyosunuz bu işi anladık.



İşte yine bir amerikan özentiliği işi. Sevimlilik sıçan kızlar, ve sevimli olmakla meşgulken şarkı söylemekle pek ilgilenilmediğinden ortaya çıkan kulak tırmalayıcı kız sesleri. Hele bi yerde bi kız replemeye başlıyo ya allaah diyip kürekle ağzına geçirmek istiyorum. Ama yine çok güzel stüdyo işleri, rengarenk ortamlar falan. Vala yapıyosunuz siz bu işi.

Çok çok kategorili bişey yapamadım, şaşırtıcı klip aradım hep ama yok yani bulamadım ben. Genel olarak hep bi zaman kavramıyla oynama ya da ölen kişinin geri dönmesi üzerine şaşırtma yoluna gidildiğinden, şaşıracak bişey de kalmıyo. 

Onçün bu mimi burda bitirir, sevimli olacaaağsanız na böyle olacaksınız der giderim!

8 Nisan 2012 Pazar

Bir panpa kolay yetişmiyor, yetişince de böyle oluyor.


Şimdi işsizlikten, sıkıntıdan size en yakın arkadaşım Tuğçe'yi anlatıcam. Hatta madde madde anlatıyım dur. (daha eski fotoğraf aradım ama hiç biri bilgisayarda değildi, o yüzden en yenisinden koydum, ibretlik)

1. Hırsız: Zaman zaman burdan feryadımı duymuşsunuzdur, ya kitabım gider, ya eşofmanım, pijamam kaybolur, en sevdiğim oje gider vs. Şimdi bu çocuğun böyle bi hastalığı var. Napalım, çalıyo yani, atalım mı kızı sokağa. Gıkımı çıkarmıyorum, onun evine gidince eşyalarımı yerden toplayıp geri getiriyorum. Bana dönmeyenler de var tabi, olsun. Kandır candır, daha fazla rencide olmasın bu konuyu burda kapatalım, yazıktır, hırsız.

2.İç Anadolu'nun en hızlı çarşaf kaydıranı: Dıkşın fiy fiy fiy fiy fiuuvv puh. Çarşaf olsun bi şeyin örtüsü efenime kılıfı olsun daha götü havayla teması kesemeden, kayar! Benim de tahammül edemediğim görüntü, elim kaşınıyo, gözüm seğiriyo, ağzım akıyo. Ama olsundu napalım, atamıyosun işte, yazık.

3. Masum görüntünün altındaki faşist: Zenciyseniz eğer onun karşısındaki şansınız çok düşük. Bi yerde bi zenci görsün, otobüste yanına zenci gelsin hemen bana bi bakış atar güler. Öyle bi pislik insan yatıyo aslında içinde. Ama sevmediği zenciler de yok değil. Bi kere yemekhanedeki bi zenciyi çok kibar, kırılgan göründüğü için sevmişti.

4. Masum görüntünün altındaki Erol Taş, Suzan Avcı...: Yolda yürürken bi afiş görürsünüz afrikalı çocuklar, aç, zayıflıktan ölmüş, acınası haldeler. İçin burkulur ya hani, sen burda homur homur onlar orda öyle...Sonra arkadan bi ses gelir "Acımıyorum da ha, tikkksiniiyyorrrrumm." diye. İşte öyle bi insan. Geçenlerde gördüğü Van üşüyor pankartına da "Siz hala üşüyo musunuz ya?" demişti. Gülüncek bi şey değil evet, ama o an o surata bakıp gülmemek elde değil arkadaşım!!! Hele ki sonradan aklına geldikçe her seferinde gülmemek yine elde değil. Olsun.

5. Muhabbet insanı: 3 yıl önce yaşadığını da 3 gün önce yaşadığını da ve hatta 3 gün sonra yaşayacağı şeyi de anlatırken lafa "geçen" diye başlar. Bi anda ortam da alakasız konu döndürür böyle. Hangi geçen diye sormana çok gerek kalmaz, belli 10 yıl öncesini anlatıyo, anlarsınız onu. Ya da mayışmış şekilde sessiz sakin otururken illa bi şey dicek ya kakasından, kustuğundan bahseder. Hiç mi bişey bulamadı,  belli başlı yaklaşık 10 kadar konusu vardır, onları anlatmaya geçer hemen. Çok şükür artık anlattın bunu bakışını yiyince susuyo.

6. Kendi çöplüğünü bilmeyen insan: Önceki evimde de şimdiki odamda da montunu, çantasını koycağı yer hep bellidir. Eski evimdeyken çat diye tek barınma mekanımız olan küçcük salonun ortasına bırakırdı. Yetsin gitsin bakışımı atar devam ederdik. Şimdiki odamda da kalorifer dibini belledi. Hadi tamam onları koy oraya, ama biliyosun ki yerde katlanmamış çorap görünce delleniyorum! Katlayıpta atsana o çorabını hayvan! Olsun, napalım, tamam.

7. Bireysel olamama: Birini birine ya da bişeye benzetip tam cümleye başlıyosun "hani vardı ya olm..." diye, diğer taraftan karşılık geliyo "hee". O isim ya da nesne hiç anılmadan bile konu kapatılabiliyo bu şekilde. Bazen rahatsız edici oluyo tabi "bi söyliyim lan nolur" denebiliyo. Onun dışında bireysel olamamanın en büyük ve somut örneği geçen yıl yaşanmış bir olaydır. Sultan arkadaşımlan evde uyurken Tuğçe'den mesaj gelir ben bugün gitmiyorum diye. "Bugün gitmiyomuşuz lan,devam et" denir. Halbuki Sultan bizim bölümde bile değildi. O gün bugündür işler değişmedi :')

8. Yalancı: Bunu biraz sona bıraktım ki aradaki güzel şeyleri okusun çok morali bozulmasın. Aslında hırsızdan sonra başı çeken konu bu. Hep göbeği yüzünden işte. Bi kitapta okudum göbekli insanlar daha çok yalan söylüyolarmış, beynin bilmem neresinin etkisinden bilmem neresine bişeyinden diye. İşte bi somut örnek daha.

9. Bundan sonraki kısmı Danshi Koukousei no Nichijou izleyenler bilir (izlemeyen bizden değildir ve olamayacaktır) Hidenori'nin Yoshitake'yi yerden yere vurduğu, nefret ettiği en masum hareketlerini bile sıraladığı kısım gibi yardırıcam.
Karşıdan karşıya geçerken adımlarıma yetişmek için alttan bana bakarak dibimde koşması sinirimi bozuyor. Sandviç vb yiyecekleri ısırarak değil bölerek yemesi sinirimi bozuyor. Sürekli gri hırkasını giymesi sinirimi bozuyor. Ordan burdan duyduğu şeyleri bana gelip "öyleymiş yaaa, tabi" diye anlatması sinirimi bozuyor. Anlattıklarının belli kaynaklarca öyle olmadığını her seferinde öğrenmesine rağmen, yine de anlatması sinirimi bozuyor. Telefonu sinirimi bozuyor. Kaküllerinin düzlüğü sinirimi bozuyor. Bu cümleyi direk danshiden alıyorum bakınız " sürekli tuvalete gitmek zorunda olması sinirimi bozuyor".

Şimdilik kendimi kasmadan ilk aklıma gelenleri yazdım. Belki bunu da bi seri haline getiririm, tüyçe ağzıma sıçmazsa. PANPİTOM BENİM. Hatta ben bu işi mimlemeye kadar götürcem!! Tuğçe'yi mimliyorum bi tabi ki, bi de seymsomething, narsistprenses, hanayoridarkoyu mimliyorum. En yakın arkadaşınızı/arkadaşlarınızı ya da her neyse yazın diye. Hevesimi kırmazsanız sevinicim :') Görüşürüz.

2 Nisan 2012 Pazartesi

İşte Aranan İkili: Projektör ve Kamera

Bir kamera düşünün ki kaydettiğiniz anılarınızı küçük ekranlara sığdırmanızı istemiyor. Kaydettiğiniz görüntüleri geniş duvarlara ve istediğiniz herhangi bir yüzeye yansıtmanıza olanak sağlıyor. Yeni Sony Handycam, projeksiyon özelliğiyle her alanı bir sinema salonuna çeviriyor. Kısa ve eğlenceli tanıtım videosunu izledikten sonra siz de neden bahsettiğimi anlayacaksınız.



Eskiden bilimkurgu filmlerinde rastladığımız teknolojilerden biri daha hayatımıza giriş yaptı. Şimdi isterseniz kışın ortasında önceki yaz tatilinizi evinizin duvarına yansıtarak sevdiklerinizle izleyebilir hatta bunu bir alışveriş merkezinin dinlenme alanında bile yapabilirsiniz. Sony Projektörlü Handycam seçimi size bırakıyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.