30 Mart 2012 Cuma

Açlık Oyunları (spoilersız kısmı da var ;) kehkeh)

Dün Açlık Oyunları'nı izlemeye gittik. Çok tatminsiz bir film izleyicisi olarak yazımın bundan sonrasında, eğer ki kitabının ya da filmin hayranıysanız sinirleriniz bozulabilir bence devam etmeyin, diye uyarmak isterim.

Şimdi buralar spoilersız kısımlar rahat olun. Kronolojik sıralamamı bozup filmin çıkış anından bi sahneyi canlandırıcam: "Olm var ya eğer gnctrkcll şifresiyle yarı fiyata bilet almasaydık, sinirimden kuduruyo olurdum şu an"

Başa dönüyorum. Konusunu dahi okumadan sadece fragmanı izleyip gittik. İzlediğim fragmandan da bi bok anlaşılmıyodu zaten. Hatta siz bunu tivaylayttan çalmışsınız dedim. O filmin başında böyle geyiğin peşinden bi koşturmaca sonra arkadan kızın sesi geliyodu ya hah aynı aynı fragmanda da. Korktum bi o yüzden, neyse o kadar ne konuştular bi bakalım dedik. Konuyu ve kitabı da okumayınca "naptınız la Afrika'ya mı attınız çocukları kehkeh" durumu oluştu.

Emin olduğum şey, kitabını okusam çok seveceğimdir. Ama filmde o çekim teknikleri falan, olmamış lan.  Biri ölmek üzereyken onun açısından çekiyolar, biri şoka giriyo onun açısından çekiyolar. Fazla uzatmışlar o işi, çok göz yordu. Gerek var mıydı o kadar kasmaya biliyorum zaten tamam ölüyo daha ne istiyon?!?!! Dövüş sahnelerindeki çekim teknikleri hele ki!? LAN Bİ GERİ BAS GERİ!!!! Gözümüz hiç bi şey seçmedi, kim kime dalıyo belirsiz. O da gereksiz yorucuydu, hiç bi aksiyon katmamıştı. Bi de dünya klişesiiiiiiğ bi sahne vardı ki, artık o her filmde olan bi şey ne diyim daha ne diyim.

Bundan sonrası spoiler, filmden sahnelerle açıklamaya girişiciğim.

Dün izlerken "olm aynı deadman wonderland lan" diyip dursam da, sonraları bu durum o kadar rahatsız edici olmadı. Çünkü kendi içinde güzel bi ortamı vardı filmin. Şimdi filmde üstünkörü geçilmiş gibi algıladım ben karakterlerin geçmişi, ona göre konuşacak olursam, Sen nasıl anasın lan? En küçük kızın orda seçiliyo, diğeri gönüllü oluyo senin gıkın çıkmıyo? İlk buna dellendim, olmaz olsun öyle anne didim.
Sonra Woody Harrelson'ı gördüm ço mutlu oldum, kim ne derse desin bence en güzelde o oynamış tabiki.

İlk arabalı geçiş töreninde ateş olayı çok etkileyici olmuştu, aynı şekilde tekrar kız programa katılınca elbisedeki olayda iyiydi. Her ne kadar kız yine ateş çıkarabilirim göstermemi ister misiniz? dediğinde "aha kesin osurucak ya da memesini açıcak" desem de. Çok basit düşünüyom ben öyle şeylerde.

Filmin en başından beri bas bas bağırılıyodu kimin kazanacağı, en sonda bi şeyler değişsin isterdim. Yarışmanın sonlara doğru yapılan "aynı mıntıkanın yarışmacıları beraber birincilik alacak" duyurusunda hemen, aha kesin en sonda iptal edicekler deniyodu, öyle de yaptılar zaten. Sonra intahara kalkıştıkları sahnede, böyle kısacık bi anla geçiştirmezler, ölmelerine izin vermezler diyosun ve öyle oluyo. Halbuki orda içinde o beklenti varken çat diye ölse gitse, oh be dicem.

Ayrıca kız sen ne kadar mundar bi kızsın ya! Bacağın için koca kutu krem gönderiyolar naptın yedin mi hepsini de sonraya bırakmadın. Arkan çok sağlam diye mi düşündün naptın. Çocuk yaralanınca çat bi paraşüt daha ne anladım ben bu işten. Zaten Amerikan filmlerindeki aşk üzerine yapılan dramlara tahammülüm yok, gözümü devirmekten çarpılmış gibi oturdum kaç sahnede. Yapamıyonuz arkadaşım, yok olmuyo, sen ver aksiyonu ver aksiyonu!

Mavi saçlı sunucu amcamızı, bi çok filmde görmüş olsam da o saçla bi türlü çıkaramayıp, seni gidi özkan uğur ya diyerek andık. O gülüşün aklımdan çıkmıyo allah belasını versin. Filmdeki tipler "ene Stanley Kubrick" geri mi dönmüş dedirtti bana arada sırada.

Bişey daha dicektim de unuttum. Genel olarak 10 lira vermiş olsam çok söveceğim ama 5 lira verdiğim için gerek duymadığım, başlarda güzel bi atmosfer yaratan ama çekimleri ve klişe ilerleyişiyle bende hayal kırıklığı yaratan bi film oldu. Kitabını okuyaydım iyiydi.

Hayatımın en acıklı olaylarından sadece biri

29 Mart 2012 Perşembe

Kore'den paket görünce dayanamıyorum :')

Bu sabah kapı çalınca, adımı duydum da bi anda kalktım. Aha dedim kesin geldi. Kendimi yataktan toplayabilip koridorda koşmaya hazırlanırken, babam kapıma doğru geldi benden hızlı. Kutuyu benden uzakta tutarak almamı engelleyince biraz "dövmüş" olabilirim.
Yazının bundan sonrasını ballandıra ballandıra, görmemiş ve görgüsüzcesine anlatıcam, sinir olmak istemiyosanız  okumayın bence. bak dedim şimdiden.

Kutuyu heycanımla uzun bi sürede açabildim. Sonra hepsini çığlık atarak inceledim, anamın karnından Kore paketiyle doğmadım ben. Kutunun üstündeki 3. sınıf bebesi harfleri görünce, yazık laa yazamadın mı sen dedim. Ama mektubu açınca ilk, bilgisayarda ilginç ve hatta ben  de indiriyim bu fontu dediğim bi yazıyla karşılaştım. Yaklaşık 2-3 saat de öyle düşündüm bi daha bakana kadar. Sonra OLM KENDİ YAZISI MI LAN!?!!! dedim. Şurda hayatımın 15 yılını latin harfleriyle geçirmiş insanım, yeminle utandım kendimden. Ben bi de camış gibi yazıp, yanlış yazdığımı hayvan gibi karalayıp, sağa sola yamrularak düz beyaz kağıt ve zarfla göndermiştim. Çok Türküm la :') 
Şu sağ alttaki ne allaseniz bi diyin bana kimchi mi la o ne? Mektuba falan da yazmamış anlamadım.

Bunu da üstünde pumpkin yazmasına dikkat etmeyip "eneee hurmalı şeker mi yaptınız lan" dedim baya bi süre, hatta az önce gördüm pumpkini. Çevre halkına pek sevdiremesem de balkabaklı şeyleri severek yiyorum. Bizde bi tane bayram şekeri var böyle sağ alttaki gibi görüntüye sahip beyaz sütlü, ısırılınamayan, zor çiğnenen hani, hatırlamıyorum adını. Aynı o hissiyatta.

Soldaki çikileta bildiğimiz maximus, snickers gibi bişey. Diğeri için hayatımda yemediğim bi şeydi. İlk "ne yiyorum lan ben :|" dedim bıraktım, sonra tekrar yediğimde ilginçseyerek sevdim. Sanki daifuku yiyomuşum gibi hissettim. Daifuku yediğimden değil :''')

Sol üstteki şeyi daha hiç açmadım, şahsen bulaşık makinesine her çalıştırma da bi tane atmayı düşünüyorum. Şeker olduğuna inanmıyorum istediği kadar candy yazsın lan, öyle şeker mi olur! O krakersi şeyi de açmadım, o da kedidili gibi göründü gözüme, bakalım artık.
Bi de böyle bi magnet ve süssü bişey yollamış canım arkadaşım lan galp.

Kutunun sonuna geldiğimde hiç beklemediğim bi dergiyle karşılaşıp çığlıkta volum attım. Ne güzel dergileriniz var  olm :''')

Soldaki bi muzikalin broşürü, yanılmıyosam SHINee Onew var ama bu çektiğim yüzünde onun fotoğrafı yok, unutmuşum diğer tarafı çekmeyi. Deli gibi sticker yollamış bi de. En sevdiğim şu aşortmanlı JYJ oldu. Bi de bir sürü kulağama küpe olarak yapıştırmalık sticker vardı. hepte jaebeom diye bi tip kim lan bu dedim baktım gugıla öğrendim tamam. O kadar K-pop bilmiyoz, ne var!

28 Mart 2012 Çarşamba

Çocukluk travmalarım-2



Bu fotoğrafta ortada gördüğünüz çocuk, Ahmet. O sarışın da kendini Ahmet'in karısı sanan bi kızcağızdı ama Ahmet benim kankamdı o ayrı. Hala görüşüyo olabilirdik aslında çünkü başka illere taşınma yarışı yapmamıza rağmen, aileler tanıştıgından hep bi arada oluyoduk zaten. Ama işte en son liseli halimizle görüştüğümüzde oturup bi laf etmediğimizden öyle kaldı, bi daha da görmedim. Bu fotoğraftaki sevimliliğinin altında o zamanlar gerçek bi canavar yatıyodu. Nerdeyse her oyunun sonunda dayak yediğimi biliyorum lan! Üstüme çıkıp yumruklandığımı bilirim. Şu fotoğraftaki çocuğa yapılıyo mu!?! Hatta bi keresinde Hava teyzeyle (annesi) annem odaya benim bağırışlarım üzerine dalmışta, üstümde beni yumruklarken bulmuşlar. Kum torbasıydım amk. Annem almış beni "ay aşkolsun Ahmet!" demiş. Bi kaç hafta küsmüş Ahmet'e de gitmemişiz hiç onlara. Sonra yine beni Ahmet'in odasına yollamışlar. Resmen dayak yiyen kadına yapılan, polis mantığı! BEN YİNE DAYAK YEMEYE DEVAM ETMİŞİM! En son Hava teyzeler 5-6 ay önce falan geldi bize, daha oturur oturmaz lan, "Ahmet'te Burcu'yu ne döverdi ehehehehehehheheh!" diye gülmeye başladılar, anam babam dahil. Siz böyle insanlarsınız işte!

Şimdi, 2-3 yaşlarındayken nasıl iffetsiz bi çocuk olduğumu anlatmak istiyorum. Etkinliği, eğlencesi bol bi aileyiz, yılbaşıymış, bayrammış her boka bi yere gidiyoruz. Yine böyle zamanlardan birinde düzenlenen bi etkinlikteyiz, ama ne olduğunu nerde olduğunu hiç bilmiyorum. Tek bildiğim etek giydiğim. Gözünüzün önünde gazino falan canlanmasın ama sahnede dansöz var.  Aileler yemek yiyo, bebeler koşuşturuyo  ortamındayız. Ben masadan gül mü karanfil mi ne alıp, anneme dansöze vercem bunu diye ısrar ediyorum. Dansöz de o sırada dansı bırakmış şarkı mı söylüyo napıyo, lan acaba Sibel Can'a mı gittik la!?! Ama yok mümkün deel.

Neyse salonda sessizlik hakimken ben sahneye fırlayıp yürümeye başlıyorum kadına doğru. Hiç ne yaptığımı hatırlamıyorum, bence gayet normal yürüyüp vermiştim ama etraftaki insanların kahkahalarını hatırlıyabiliyorum. Sonradan annemin anlattığına göre, asil bi şekilde eteğimi tutup yürümek varken, ben iyice yukarı kaldırıp sallaya sallaya arada kafama geçirerek yürümüşüm, aynı şekilde de geri dönmüşüm. Annemler bu sırada "facepalm" masaya gömmüşler kendilerini. Masaya dönmiyim de arkadaşlarımla oynamaya gidiyim diye içinden geçirmiş annem ama onların yanına gidip oturunca, kimin çocuğu olduğum da anlaşıldı.

1. sınıfa başladığımda da artık o dansöze nasıl bi hayranlığım varsa, öğretmen büyüyünce ne olucaksın dediğinde dansöz demiştim. Sonra aylar yıllar bi kere hoca yazdı artık diye dansöz olmak zorundayım diye düşünüp kendi kendimi germiştim. O günler de geçti çok şükür.

24 Mart 2012 Cumartesi

Toplama blog -2. Yıl Özel :')

Bugün blogumun 2nci yılı olması sebebiyle duygu dolu anlar yaşıyorum. Nasıl bağımlılık haline gelmiş onu anladım yani. Açtım en baştan şöyle göz attım dün gece. Nelere gülmüşüz, ne yaşamışız diye. Zaten bi çok şeyi hemen buraya yazdığım için, sahneler de tek tek canlandı. Güldüm piç.
Neyse bunlardan bi kaç tanesini, bi kaç tane dediysem 10 olsun hadi, gerçi kenara en az bi 20 aldım galiba, NEYSE, bunları bu yazıda toplıyım dedim.
Geçen ay 24 Mart'ta parti yapıcam dedim, özür diliyom, artık bunları okuyun la bari. Bi de kenara sohbet etme şeysi koymaya çalışıcam. Fakirin partisi işte napıcan.

Şimdi buraya, malesef hala aynı şeyleri konuştuğumuz, ya da aklımıza geldikçe güldüğümüz şeyleri koyucam:
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2010/04/19mus-lan.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2010/06/paramd.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/04/ortason-gunlerine-merhaba-de.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/05/sadece-filme-odaklansak.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/08/su-uyur-dusman-uyumaz-bi-de-bana-sadece.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/09/sensiz-saadet-neymis-adl-eserim.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/12/asdfghjk.html

Burda da saniyelik gelecek planı ve gelecek planının çöküşünü görücez:
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/10/gelecek-konusunda-dikkate-alnacak.html

Bu yazıyı çok ayrı bir yere koyuyorum. Çünkü bir neslin başlangıcı olmuştur! 2 yıldır kendi şivemizi yaratmamıza sebebiyet vermiştir. Yazıya dökmek gerekirse, ki asla canlı canlı duyulduğundaki etkiyi vermiyo "neabünüüz lea?, istemüyüüüm, gelyüm, ahiyy baylüyüm, tikkksinyüüm..." Seni hiç unutmıcaz mendilci çocuk...
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2010/12/mendilci-cocuk.html


Asya temalı bloglardan bi kaç tane seçtim, yine yerli yersiz konuştuğumuz. İlk yaşadığımız olay hala da aklımıza gelince ağzımızdan su falan düşürüyoruz. Öyle gülüyoz yani.
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/08/afedersiniz-size-vurabilir-miyim.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/12/bugun-bir-cinliyi-memleketine-yolladm.html


Ve vazgeçilmezlerimiz Korece şarkıları söyleme şekillerimizi burda görebilirsiniz. Bizzat tanık olmak isteyen Hacettepe'de Rektörlüğe dönmeden hemen orda otostop çekerken yanımıza azcık yaklaşırsanız duyarsınız zaten. Bir de dans analizimiz var.
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/12/japoncann-gozunu-seveyim.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/12/ben-hayatmda-boyle-gulmedim-olm.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/08/insan-olmak-elinde-kardesim.html

Geçen yıl 8-9 ay kadar yaşadığım ev hayatını özet geçen blog yazılarını paylaşıcam şimdi. Bunları okurken nasıl içim gitti, lan ne güzelmiş didim. Ama şimdiki rahatlığımı da değişemem, o ayrı.
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/02/dunden-bugune-hayrlsyle-ev-hayat.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/05/copten-bulduk.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/01/blog-hayatma-yeni-bi-baslangcn.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/02/ben-annemin-evine-gidiyorum.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/02/surupcug.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/05/haval-h-ehe.html
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/05/tehlikenin-farknda-msnz.html

Geçen yazın bize en büyük armağanıdır bu şarkı. Bütün o birikimlerle taze taze doğaçlama şekilde söylerken kaydediverdiğimiz "travesti" şarkısı çevremizde de kendince hayran kitlesi topladı.
http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/09/deniz-aslann-arayan-baba-ve-cocuklarn.html

Yine azalttım da koydum. Dedim şimdi belki bakmak isteyen olur çok kasmasın dedim. Resmen ilk defa da yazdığım bi şeyi okuyanları düşünerek iş yaptım, çok hayırlı bir bloggerım bence. Param olsa hepinize birer lokum ikram ederdim.

19 Mart 2012 Pazartesi

MİM -Hiç ilginç olmayan-

Pazartesi ve salı günleri ciddi ciddi hayattan tiksinme günlerim. Pazartesi günü 40dklık ders için 1 saatlik yol gidiyorum! Dersi 3 saat yapsa, tamam yine söylenicem ama bu kadar değil! Daha gün bitemeden salı gününün nefretine geçiyorum zaten. Sonra 5 gün rahatım. Bugün de okuldan bir insan evladını beğenebildiğim için kendimlen gurur duydum. Hayvani çekik gözleriyle yemeğe çıkmak istedim. Eminim içinde vahşi bi Ankara'lı vardır ve bana gelip "Nabıyon la yarraaam" demesi an meselesidir.

Konumuz o değil, ben buraya mim yazmaya geldim. Patavatsızlık olcak ama "harem" mimi gibisi gelmiyor arkadaş! Hep bi kimsenin okumak istemeyeceği sorular, cevaplar. Blog tıkandı oğlüm. Densiz densiz konuşmıyım şimdi, bulmuşta bunuyorum resmen vala ben de böyle bi insanım. Neyse seymsomething bu işi kan davasına çevirdi, beni mimledi. Ben yazıyorum bunları bi gün ne biçimde bi mim gelir ama! Bekle olm sen!

1. Kendini seviyor musun?
EHE.

2. Yapmaktan hoşlandığın şeyler nelerdir?
Önceki mimde de en çok yoran bu olmuştu.

3.Hedefin nelerdir?
Şimdi "Japonya" dememe gerek yok heralde. Onun dışında çok hedefsiz bi insanım, ha bu aralar evlenmeyi hedefledim. Bi hevesimi alıyım yani.

4. Kendini bi cümleyle anlatabilir misin?
Noktayı istediğim yere koyabilceğime göre, o cümlenin ağzına bile sçarım afedersiniz. YA ALLAŞGINA GEREK YOK BÖYLE ŞEYLERE.

5. Nefret ettiğin şeyler nelerdir?
Yok, şiştim cevap veremicem :')

6. Favori şarkıların, filmlerin nelerdir?
Şarkı değişiyo tabi günden güne, birazdan "popisi" diyip duran bi adam vardı ona bağlıcam. Film, önceki mimde de yazdık ama. Olum ciddi ciddi de Harry Potter bitti lan. O son filmden sonra bi hayat anlamını kaybetti zaten ama, arada aklıma geliyo da napıcaz lan bitti :''''(

7.İlham aldığın kişiler kimlerdir?
Ben bunun feyste kaydını tutuyorum bi dk bakıyım, Ömer Çelakıl, Judas Gökhan, Recep Akdağ, Elijah Wood, Kutsi, Devlet Bahçeli, Six Demeyen Çocuk.

8. Birisinin yazmış olduğu ölüm notunu bulsaydın ne yapardın?
Hayır o kadar düz soru soruldu en sonda gider ayak neyin heycanı, neyin gerilimi. Kimin bıraktığına bağlı. Nefretlik hocam bıraksa, http://www.youtube.com/watch?v=Ok_anhN9q2M şu şarkıyı açarım. Onun dışında, okuduktan sonra cebime atarım, eve gelince sandığıma koyarım ilginç bi hatıra olarak.

Şimdi hiç bunları okumadan buraya atladınız diğ mi çakallar :') KEHKEHKEH. Mimlemiyom hiç birinizi! Bi tek At Yarışındaki Eşek'i mimliyorum, vazgeçtim. Yazdın mı bilmiyorum Eşek, hiç blog okuyamayorum bu ara demiştim ya. Neyse görüşürüz.

16 Mart 2012 Cuma

Çocukluk travmalarım-1


O yıl herşeyin farklı olacağını bilemediler...

3-4 yaşlarındayken, nerde olduğumuzu tam çıkaramıyorum şu an. Edirne'de oturmamıza rağmen Konya mı desem Mersin mi desem, öyle bi yerlere gitmişiz. Bak şimdi çok net anlatıcam ama bundan sonrasını. Dur burası da net değil, tanıdığımız bi aile daha var, onlarda kalıyoruz, öyle bişey. Neyse, arabayla gidiyoruz, adam sürüyo, babam önde ben bi hevesle kucağında, arkada da adamın karısı ve annem. Bi tane yaşlı bi adama çarptık, adamın yola fırlayış anını da hatırlıyorum. Sonra bi anda herkes indi, sen burda dur dediler. Buraya kadar her şey tamam. AMA SONRA NEDEN BACAĞA KOPMUŞ ADAMI BEN ORDAYKEN ARKA KOLTUĞA YATIRIYOSUNUZ LAN! En son ben ağlamaya başlayınca biri ço şükür farketti de çıkardı beni arabadan :') 

Bundan bi yıl sonra da Hatay'da oturuyoduk. O yaşlarda bi çocuk orada olmamalı lan, bi kaydırak bi salıncak koysaydınız keşke! En büyük eğlencem cuma günleri künefe yemeye gitmekti. Olgun bi çocukluk bence. Orda da kertenkele, kurbağa taşlayarak, efenime evin önündeki boklu dereden ilginç hayvanlar avlayarak, akreplerden kaçarak yaşadık. Orda da bok varmış gibi akşamları bahçede tüm komşular toplanır çay falan içerlerdi. Bi gün öyle yere kilim falan serilmiş oturulurken yanımdaki teyze çığlıklarla kalkmıştı, meğersem çiyan ıstırmış. Bi keresinde çok büyük bi kurbağayı taşlamıştık da içinden kocaman bi göz çıkmıştı, ben öyle hatırlıyorum, bi daha da taşlamadık. Bi kere de bi yılanla beraber merdivenden inip (kendisi merdivenin yanındaki mermer tutunma yerinden iniyo, trabzan denmez sanki ona) sonra üstünden geçmiştim. En son gördüğümde kürekle ikiye bölüp dereye atmışlardı.

O yıllarda ananemde kaldım baya bi süre. Bu anlatacağım da bi efsanedir. Yani oo abi efsane bişey bu yıhahah değil, ağızdan ağıza denişerek gelmiş, abartı ünsurlar içerebilir. Bi oda düşünün, bi duvarda yüksek bi divan, karşı duvarında bi koltuk. ikisinin ortasında da anane yerde oturmuş dantelini yapıyo, dikiyo, örüyo. Doğru fiili bulamadım. Ben de koltuğa çıktım ananeme didim ki "ananey bacaklarını oynatma üstünden atlıcam" NAHIMA ATLARSIN. Bi atladım, ananemin bacaklarına takılıp karşı divana burnumu geçirdim. Bu arada 20 yıllık hayatımda bir kere burun kanatmışlığım yok, çok özeniyom. Burdan sonrası efsane işte, ben ilk duyduğum haliyle anlatıcam, sonraki versiyonlarda kuyruğum bile çıkmış olabilir. Burnum domuz burnu gibi kalkmış, kalmış öyle. Ananem burnumu eliyle aşağa ittire ittire indirdi. Aslında bence acısı geçsin diye yapıyodu ama aile arasında burnumun indirildiği konuşulur.

Şimdilik bu kadarını yazıcam. Görüşürük.

15 Mart 2012 Perşembe

Yazamıyorum dedim dedim inanmadınız AKAKKEKEK :|

Kaç gündür blog yazamıyorum, bana geldiler artık. Ellerim kaşındı! Yazıcak bişeyim yok ki, anca twitterda 140 karaktere sığmalık şeyler yaşamışım. Onçün şimdi allah ne verdiyse yazıcam.

Sabah müthiş bir azimle kalktım, bu arada belirteyim ki haftalardır uyku problemi yaşıyorum. Akşam yatıp 2 saat sonra kalkıyorum. Ama uykumu almış olarak, yani gün boyu "uykum var yeaa" demiyorum. AMA UYUMAK İSTİYORUM AMK! 10 saat 12 saat 15 saat deliksiz yatağımda bi o yana bi bu yana göt devirerek uyumak istiyorum! Ama konumuz o değil. Yine böyle uykusuz gecenin sabahı kalktım gittim durağıma. Bu arada zamanında aşk yaşadığım liseli bi çocuk vardı (ben 20yim ama aşkın yaşı yok), uzun zaman sonra bugün tekrar bir araya geldik. Lisede olamayacak bi çocuksun ama neyse. Otobüsümüze bindik gidiyoruz. Gasilhane okuyosan eğer, Seçkin'in hiç arada hacı sakalı bırakıp Ankara'ya gelip, kısa otobüs yolculukları yaptığı oluyo mu? Burda ayda bi kaç kere gördüğüm öyle bi hacı var, yeminle şort- etek falan giydiğimde bacağama kezzap neyn atcak diye geriliyom. Öyle böyle hacı değil ha! Onu çok benzetiyorum işte.

Neyse, götümü kaldırıp elin mitoloji dersine 5 hafta sonunda gitmeye karar vermişim, hayvan gibi trafik vardı. Saatler süren mücadele sonunda, otostop yerine varabildim. Bu  arada yeni yetmeler yüzünden otostopun bi gıdım zevki kalmadı. Siz hiç bi şeyin değerini bilmiyonuz. Koskoca yıl boyunca Batu ver Berk'i 2-3 kere görmüşüzdür, bugün tam otostoptayken yine gördük. Aslında Batu'ya küstük ama napalım, geliyo hevesleniyo bişey diyemiyoruz. Berk'in bi leblesini yidim, arabaya bindim gittim dersime. Derste yaşadığım buhranları buraya yansıtmak istemiyorum şimdi.

3yıldır veremediğim lanet ders teknik çizim dersine bugün yine başarısız girişimler sonucu giremedik. Sabahki dersten 12de çıkıp bentomuzu alıp mekanımıza gittik. Orda tıkındık. Aldığımız gazetenin bulmacasını çözdük. Bunları bi fakültede yere gazete serip üstüne otururarak yapıyoruz yalnız, telefondan da müzik açarak. Şöyle bir fikir edinecek olursanız. Lan biriniz de nabıyonuz siz burda gençler diyin. sadece Öyle üşütürsünüz diyip ya da "oooooooo" (ortama bak vay vay) diyip geçiyolar. Yüz buldukça buluyoz. İşte 3teki derse kadar kaka kiki orda oyalanırken saati neredeyse 2buçuk ettik ki kalkıp gidicez. "Lan" dedim! "Yanımızda ne gönye ne pergel ne T cetveli var amk nereye gidiyoruz!?!!! 3 yıldır derse girmedik. Üstüne bi de 5 hafta gitmeyip, malzemesiz gidip mezuniyet mi yakalım!" Orda bi kafadan aşşa kaynar su, hatta sıcak bok akıttık. Geçirdiğimiz 2 buçuk saate mi yanayım, derse mi yanayım.

Ha rüyamda da ben kalkıp blog buluşması düzenliyomuşmuşum.Nası klas bi adamsam tutup mekan kiralıyorum, herkese gözbebeyimsiniz imajı çiziyorum. Buluşma maskeli oluyo ama, kim geldi belirsiz. Bi etkinlik yapamadan da uyandım zaten, boşa gitti param.

9 Mart 2012 Cuma

dşaısjdapıjŞODIJADOPIajsdşOIHDAĞŞSOFIUAHS


Arada bir böyle beliricem. Danshi Koukousei no Nichijou'yu her gün düzenli olarak tekrar tekrar izliyorum da.

Çok güzel film incelemeleri 2

Şimdi yine izlediğim filmlerden bi kaç tanesini yazmak istedim. İlk olarak Temptation Of Wolves hakkında diyeceklerim var. Kendisi listemde üst sıralara yerleşti. Zaten ortadaki adam yüzünden izlemiştim. Çok temiz ölen bi çocuk. Bu filmde de beklenilen etkiyi verdi. Oynayan kız kaçınılmaz son olarak şimdilerde taş gibidir belki ama film boyu hiç gülmesin istedim. Ama bi yandan da taş gibi bi hatun oynatmadıkları için sevindim. Böylesi daha inandırıcı oluyo en azından. Soldaki abimizi zaten film boyu birisine benziyon sen diye izledim. İçinde bolca So Ji Sub vardı. O yandan gülüş, arkaya dönüp bakış falan aynı aynı. Ama başka kim var hala çıkaramadım. Bu adam neden popüler olmamış onu da anlamadım! Noldu evlendi diye dışladınız mı naptınız? Ben onu da aldım listeme. Filme pöanım 10!










Yine listeme iyi bi giriş yapan film Koizora. Oynayan çocuğu Kimi Ni Todoke ve bacak kıllarından dolayı sevmesemde bu filmle kalbimi kazandı. Klasik bi Japon filmi olarak konular devam etse de, adamlar işi biliyo. Sürekli tahmin edilebilir şeyler yaşanmasına rağmen, olmuş. Bu kızı da seviyodum zaten ama niyeyse sürekli Kimi Ni Todoke izliyomuşum izlenimine kapıldım. Neyse buna da pöanım 10!









Teppei önyargımı birazcık Gokusen'le yenebilmiş olsam da Lovely Complex'te o mükemmel insan, saç tokalarını yidiğimin Otani'sini oynamasını kabul edemiyodum. Bi gün izlemem gerekiyodu diyip izledim ama. İşi kıvırmış bence Teppei. Çok sorunlu değildi. Risa'yı oynayan kızı çok sevdim. Animede Risa sinirlenince, şaşırınca böceğe benzerdi, aynı mimiklere bi insan olarak oldukça yaklaşabilmiş! Ama işte sen koskoca 24 bölümü bi filme sığdırmaya çalışırsan, olmaz tabi. "Seni lanetleyip her gün 1 cm küçülmeni sağlayacağım" repliğinin olması beni ço mutlu etti. En sevdiğim bölümdü animesinde. Ama onun dışında çok eksikti, nerde o Risa'nın doğumgününde havaifişeklerin orda Otani'nin kızı öpme sahnesi!?!!!! Bütçeniz mi yetmedi lan yolda giderken öpüştürüverdiniz!!!!! Çok sinirliyim. Olmamış. 5!







En çok Paradise Kiss'i izlemeye hevesliydim. Hatta indiği an izlediğim filmi bırakıp başladım. Ama çok hayalkırıklığı! Nerde o animedeki Cooci karizmasi ha!?! Sevinmiştim Osamu'yu görünce ama sen o role gitmemişin. Olmamış. O şapkayı takınca leblebi kadar kalmış zaten kafan. Şapkayı çıkarınca o saçlarla hiç mi hiç olmamış zaten. Animede Tokumuri eziğine mi gidicek lan Jouji varken diyodum, ama şimdi burdaki cooci leblebi, Tokumuri'yi de Yusuke oynayınca, allahını seven Tokumuriye gitsin dedim. Olmadı tabi. Kız gözüme aşırı güzel geldi! Çok ilginç bi şey var da onu da bulamadım. Ha bi diğer hayal kırıklığıda defile sahnesiydi. Yine animede tüyleri diken diken eden, ço etkileyici bi sahne olmasına karşın burda götüm gibiydi. O en sonda tasarladığınız kıyafet nedir lan nedir!?!!! Nerde o uçuşan güller, tüller! Kına gecesine giymelik şey yapmışsınız resmen. Kız da göya çok mükemmel yürüdü. Aha! (burda el hareketi çektim)









Bu da en sevdiklerimden oldu, ço güldüm. Lost and Found bi de Sweet Lie diye geçiyo heralde. En baştaki filmdeki So Ji Sub benzeri oynuyo bunda da, soldaki. Diğer çocuk için yazıktır lan çok üzülüyom ben ona. Her yerde müslüman olmuş diye haberi var. Bi gün Mel Gibson gibi poz vercek alcaksınız cevabınızı. Kaç yerde okudum ahiiy müslüman mı olmuş çok sevindim diye. Hatta biri kendini kurtarmış mı ne yazmış dıajsdpaısdjaosıdjasoıdjasd AMK SIÇTIM. Bundan sonraki yazılarda kendinden bahsetmem gerekirse müslüman olarak bahsedicem aklınızda bulunsun, adını ezberlemeye üşeniyorum. Neyse mutlu sona ulaşan, dramsız bi filmdi. Çok güldüğüm yerler oldu, özellikle so ji sub benzerinin motorla kızı tura çıkarması odıasjdaoğısdjasodıjasdoıasjd gülüyom hala. Puanım 10!










Yine buna da gülerim eğlenirim diyerek başladım, afişten görüldüğü üzere.Almost Love. Ama afişteki insan Kwon Sang Woo olunca OLM KİMİ KANDIRIYON SEN dedim. Tabi ki de hayvan gibi dram giriceklerdi. Girdi.
Herifin en sevdiğim imajı bu oldu. Ceki Çen hayranı biri olduğundan saçları da onun gibi kestirmiş. Saalaaakk yiaaaa diye izledim, drama gelene kadar. Hep hayvan gibi güldüğüm için sonlara doğru giderken bi yandan da korkuyla doldum. Biliyorum ki gelecek! BU ÇOCUĞUN BAŞINA İŞ GELECEK! 2 dk önceden de sezdim sesi kısıp, gözlerimi kapadım. Çat! Sonra nolur ölsün, yoksa daha beter edicekler dedim. Ettiler. Bu herifi ne kadar kullanabiliyolarsa kullandılar. En sonda da "hüzünlü tebessüm" le sktiler attılar. Pöanım yine 10!



The Case Of Itaewon Homicide'la bilgisayarımdaki gerilim, suç serisine geçiş yapmış bulunmaktayım. Bence çok zayıf bi başlangıç oldu ama beni çeken gerçek yaşanmış bi olay olamsıydı. Yoksa biliyodum bi önceki film yazımda boynunu sorunlu bulduğum JGS'un bu rolü oynayamayacağını. İlk 1 saat lanet ederek izledim, son 40dk bi heycana ulaşabildim. Lanet etme sebebim sıkıcı ilerlemesini geçtim, bu JGS'un ingilizce konuşuyo olmasıydı. Film boyu yoldan çıkmış gençlerin "meeenn, madaaafakaağ, faakinn blabla" lafları havada uçuştu. Lan oraya gelirsem ağzınıza kürekle vururum sizin psikolojisiyle izledim. En azından "ben ingilizce konuşuyorum" bakışı atarak ingilizce konuşan koreli yerine, şu Secret Garden'da bi tane Yusuf vardı Amerika'da okumuş etmiş, temiz ingilizcesi vardı onu oynatsaydınız razıydım. Yeminle bezdim bu çocuktan. Bi de gengsta ya göya tişört üstüne hırka giymiş ama tek omuz açıkta. TE ALLAAM YA ÇARPICAM Bİ TANE. Bu yaşımdan sonra çok antisi olmaya başladım ben bunun. Ama seviyom lan yine de. Böyle şeyler de oynatmayın bi de ingilizce konuşturmayın yeter. Filmden sonra da bir çoğunun yaptığı gibi gerçek kurbana, katillere falan baktım da içim bi kötü oldu. Yazıktır.

Şimdilik bu kadar. Olm Japonca kursunda çok dışlancam gibi hissediyorum :'( Hem tanıdığım biri yok hem hoca değişti, ya benim öğrenmediğim bi şeyi gösterdiyse hoca! ALLAM AL CANIMI :''''''''(' neyse gidiyim yine çalışıyım.

7 Mart 2012 Çarşamba

Asıl caz konseri yazısı


Şimdi çok düzenli olarak dünkü caz konseri hakkında yazmak istiyorum. Yazmassam içimde kalıcak. Günlük hayatında caz dinleyen bi insan değilim, ama Japonya'yla ilgili yapılan her etkinliğe katılmak istediğimden oraya da gittim. O yüzden caz dünyasında kullanılan terimler varsa bilemiyorum, ben kendi ağzıma göre bi şeyler söylicem.

Nobumasa Tanaka, Masaki Hayashi fotoğrafta gördüğünüz kişiler. Nobumasa ayakta duran ve kendisi 44 yaşındaymış! Yine gözlerime inanamadım. Bi insan da böyle mi enerji olur!  Masaki Hayashi'de 34 yaşında.

Bütün caz konserleri mi böyledir bilmiyorum ama bu adamların enerjisi çok başkaydı! Yaptığı işi bu kadar seven, yaparken bu kadar eğlenen kimse görmemiştim! Bi şeye kendini böylesi adayan insanlar gördükçe gözlerim yaşarıyo resmen, kıskançlığımdan çatlıyorum. Çünkü benim hiç yaşamadığım bi şey. Her şeyden hevesini aldıktan sonra çabucak sıkılan bi insan olduğum için ağzıma burnuma kürekle dalasım geliyo.

Piyanoyla öyle "oynadılar" ki, birbirlerinin üstünden altından geçerek çaldılar 2li parçaları. Kapışmaca gibiydi hatta, Nobumasa Tanaka bol bol kahkaha attı zaten bu sıralarda. Adam yarılıyor dedim! Konuşkan olan Masaki Hayashi'ydi, Türkçe Merhaba ve gerisi Japonca ve İngilizce olarak bol bol muhabbete girdi. Kimi yerlerde yine yardılar. Konseri Van Depremindeki depremzedelere ithaf ettiklerini söylediler, bundan sadaece içerdeki 200 kadar kişi haberdar olsa da. Konser çıkışı imza, fotoğraf olayı vardı ama lanet gibi bi yerde oturduğumuz için hemen gitmek zorunda kaldık.

Mekanda fotoğrafçı olarak görevnlendirilmiş insanlar vardı. Onlar da orda çalışan Japon Dili ve Edebiyatı mezunu insanlardı tabi. Dedim yani olay fotoğrafsa burda Nikon'u Canon'u olan, fotoğrafçılık üzerine de eğitim alan insanlarız! Para istemez yeter ki beği de alın dedim. Kendi köşemde, sessiz sakin içimden...Konser salonuna geçtiğimizde bi tane japon teyze ayağıma çarptı da eğilip eğilip gomen nasai dedi mahçup gülerek. O gomen nasai suratıma öyle bi çarptı ki kadının kafadan tutup yere gömesim geldi "len sen ne kadar şirinsin allam yareppim tipe bak yeaa" diye, tabi bu sırada ağzımın kenarlarından sızıntı şeklinde kusarak.

Anlatılamayan caz konseri ve gelinlik kız


Dün gece erken yatıyım dedim, sabah erken kalkıcam diye. Ama yine filmlere kaptırdım saat 4ü buldum. Sonra yattım ama uykum gelmeyince telefondan takıldım. Sabaha karşı 5 gibi de ani bi kararla evlenmeye karar verdim. Hala bu kararımı koruyorum. En güçlü adayım Japon Film Festivallerindeki gözdem Büyükelçi.

Bugün zaten kendisiyle yine buluşma fırsatımız oldu. Türk-Japon Vakfı'ndaki caz konserine yine bütün zorlukları aşarak gittik. O zorlukları yaşamayan bilmez! Sabah 3 saat "zevkli görsellerle" sayfalarca "ansiklopedi" dinlemek nedir bilir misiniz!? Bir cümlede, bir kelimenin hem eş anlamlısının hem de ingilizcesinin kullanılması nedir bilir misiniz? Neyse bunları geçelim! Ardından koreli kankitolarımızla yemekhanede0 yemek yedik. Biz orda yemekhanede elden para verip karta yükleme sistemi kaldırılmış, iş otomatik makinalara bırakılmış diye bir dönemdir yemekhaneye gitmeyen insanlarız! Şimdi 1tlye inince abi buna nasıl yüklüyoz dedik gittik. Orda paramın peşine düşmüşüm dibimde megafonla faşizim de faşizim diye bağırıyo. Alkışı aldın ama eyleme katılan olmadı millet midesinin derdinde ne iş? Tüyçe ne faşizmi gördünüz olm, zenci bana yanaşmasın yeter diyo mesela. Onun daha çok naneleri var da açıklıcam bi gün. Neyse.

Sonra bitmek bilmeyen otostop çekme olayımız başladı.Caz konserine gidiyo olabiliriz ama ağzımızda Doğuş'un şarkısı vardı her ne kadar "densiz, vicdansız ben sensiz..." diye olsa da. Şansımızıa kızılay bulup, ordan Oran dolmuşuna binip, akşama kadar vakit geçirmek için Panora'ya gittik. En sonunda da bi masada bayıldık kaldık zaten.

Vakit geldiğinde vakfa gittik. Büyükelçinin bizi tanımasıyla allah allah nidalarıyla ortalıkta dolandık. Ben senle evlencem olm nasıl yapsak ne yapsak diye düşüncelere boğdum kendim. Aileme açıklamak biraz zor olucak, sonuçta Japon'sun o tipinden yaşın 50 bile çıkabilir. Biz 30larında bir 33lük hadi taş çatlasa 36 diyoruz ama. 60da olur. Herhalükarda ben ondan önce ölücem zaten. Burda çok baskı altındayım adam gibi blog bile yazamıyorum. Diyceklerimi diyemeden gidiyorum. Daha caz konserini anlatıcaktım ama olmadı.

5 Mart 2012 Pazartesi

Çok güzel film incelemeleri

2 gündür kendimi bilgisayara depoladığım filmleri izlemeye adadım. Bi de tırnağımı çok derin kesmişim, parmağım acıyo okula gidemedim :(

Film incelemelerime gelicek olursak. Öncelikle söyliyim ki hepsi belli adamlar için izlendi. Bu gördüğümüz Cyrano Agency filmi de şordaki gözlüklü papyonlu tip için. Choi Daniel tek "anne sevgisi" beslediğim insan. Gördüğüm anlarda "annneeeeööööömmmm nööoolldduu nööoolldduu sanaaaağğğ" tepkileriyle dolup taşıyorum. Ayrıca bi de iğrenç bir kız konuşması olan "yııhhaaa şıllaaakkk yıaaa" da olabiliyo. Neyse işte klasik düz Kore filmiydi. Sonunda 2dklık çok saçma ve gereksiz bi işe girmişlerdi. Ama onu takmadım ben. Bi de o gominamı karanlıkta göstermeyin. Diyeceklerim bu kadar










2. filme geçiyorum. Aslında öncelikle Kimi Wa Petto'yu izlemek istiyodum ama bunu indirmiş bulundum. Sonuçta orda da önceden verip veriştirdiğim ama Hana Yori Dango ve Gokusen'le galbimi çalan delüanlı Matsumoto Jun var! Neyse onu da bi ara artık. Şimdi bu filmi bu adam için izledim diyemem. Böylesi şımarık erkek çocuğu imajlı tiplerden pek hazetmiyorum. Kendisi bi insanın boyun fetişini sona erdirebilecek bi boyna sahip. Boynu çok yanlış. Sorun omuzlardan mı kafadan mı bilmiyorum. Ama ya adam gibi bi boynun olsun ya da çat diye omuzlarından kafan çıksın. Bi doğru yolu seç. O boyunla hayat devam etmez. Sana yakışmıyo. Filme gelicek olursak, romantik-komedi sıtayla bi şey olduğu için mutlu sonla bitmesine kızmıyorum.

En favorim My Little Bride oldu. Sahneleri de geri ala ala izledim gülmekten mimikleri kaçırmıyım diye. Komik başlayıp öyle gitti arada bi pıt yere dram koydular, çok rahattı. Burdan kıza sesleniyorum, böyle bi kocan var ne bakıyosun elin ergen liselilerine! Tutup kimbap falan yapıyosun, densiz! Tek merak ettiğim de acaba o Jeju adasına kız da gidebilseydi olaylar ne şekilde gelişirdi. Mümkünse o versiyon da çekilsin. Ayrıca hiç bi sanat hocası böyle taş olmuyo, hayır yani ben görmedim NERDESİNİZ?

Going By The Book yorumlara güvenip izledim. Gülmekten yerlere yatıcam vooo kopuuyoorruuuzz bi film olarak algılanıyo o yorumlara bakınca. Öyle başladığım için bi hayalkırıklığı oldu tabi.  Ama güldüm, o kadar sorun yok. Böyle takıntılı adamların olmasına hastayım zaten. Ben lisedeykene Monk vardı,dizi hala var mı bilmiyorum. Ona da bayılırdım. Bu adam da yine dedektiflikten alınmış bi tip, kurallara aşırı bağlı. Banka soygunu tatbikatında hırsız rolü ona veriliyo. Yarım saatte yakalanması gerekirken, polis teşkilatını bütün şehre rezil edip, ardında 10 ceset ve bir tecavüz mağduru bırakıp koca bir gün sonunda yakalanıyo. Adamın takıntılılığı zekice espriler ortaya çıkarmış, güldük la!

Şimdi 2-3 tane gerilim filmim var onları da izliyim. Yeni uyandım zaten. Yarın da caz konserine gidiyoruz, ben böyle sosyal bi insanım. Neyse bay.

2 Mart 2012 Cuma

Çoklu mim!

Uzuuuun bir mim yazısı geliyo şimdi.
Ölmezsem 3ünü bir arada yazmaya başlıyorum!
Firari Yolcu ve At Yarışındaki Eşek mimlemiş.

İlk mim:

1. Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı?
"Haketmedim" olurdu büyük ihtimal. Trajikomik olaylar silsilesi. Bu arka müziği olayına çok ihtiyacım olduğunu hep belirtmiştim zaten. Parayı bulursam elinde teybiyle dolanan adam tutucaktım.
Arabada çalınmak üzere aym biringin seksi bek istiyorum kesinlikle. Sonra kimi yerlerde bağlamayla girilen "nır nırııy nırııy nıırııyy" şart. 2 gündür de favorim olarak ben espri yaptığımda "bumşakalaka" girsin istiyorum. Kendim yapmaktan yoruldum.

2. Bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa neyi değiştirirdiniz?
Zamanında atalarımın Japonya'ya göç etmesini sağlardım heralde. Sonra başka değişikliği napıcam zaten!

3.Sizi en çok etkileyen sinema sahneleri nedir?
Snape'in ölüm sahnesi! 2nci kitaptan beri Snapeçi bir çocuk olarak hep onu sevmiştim. Kötü adamı oynarken bile ondan yanaydım yani. Nagini tarafından parçapinçik edilince gözyaşlarını tutamıyo insan! ALLAHSIZLAR!
Buna rağmen Dumbledore'u öldürmüş gibi gösterildiği sahnede de Dumbledore'un ölümü tüylerimi tike tiken eder.
Ayrıca çok geçiştirilmiş bi sahne olan Hedwig ölümünde kitabı okuyup bilmeme rağmen çığlık atmıştım! Bİ ÜZÜLÜN LAN Bİ YASINI TUTUN 7 yıldır yanında taşıdın sen o baykuşu TİPSİZ HAYVAN SENİ.
More Than Blue'dan sahne söylemezsem ayıp olur. Adamın ağladığı her sahne desem yeri. Düğün sahnesi, yatakta kızın ağlama sahnesi, çocutun yaşamak istiyorum dediği sahne, gelinlik prova sahnesi, zamanın durduğu sahne... Olm çok dram bi insanım ben!


4.Yaşadığın şehir bir günlüğüne sana tahsis edilse, boş bırakılsa ne yapardın?
Düşünmesi bile korkunç abi Ankara'da tek başıma ne yapıyım. Zaten sıkıcı iyice beter olur. Ama illa yok abi kal allaasen bak ölümü gör diyosanız, üstgeçitleri, fıskiyeleri yıkardım! RTE ve Melihe teşekkür edip duran billboardları yakardım. Kütüphane'nin ordaki Gökkuşağı zımbırtısının üstüne kutu kutu beyaz boya dökerdim. Sonra Cepa'ya gider H&M soygunu gerçekleştirirdim.

5. Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler hangileri?
Dizi takip etmiyorum, ha yok ediyorum lan the big bang theory var game of thrones bekliyorum bi de. Onun dışında bi çırpıda izlenen japon- kore dizileri var. Gokusen şu ara favorim. Orthros no Inu var bi de.


Diğer Mim, bunu doğru mu yapıyorum ondan bile emin değilim, aklıma geleni yazıyom ha.

1.Ne?
Gri favori aşortman altım.

2.Nerede?
Bilmiyom! Tüyçe çaldı büyük ihtimal.

3.Nasıl?
Vala yapıyo işte arada öyle şeyler. Kitaplarımı, ojelerimi isteyipte kendinden olmayanları çalıyo, tutamıyoruz.

4.Neden?
Bi kitapta okudum göbekli insanlar beyinde bilmem ne bölgesine etki ettiğinden daha çok yalan söylerlermiş. O da çalıp çalıp ben çalmadım diyo tabi. bilimsel açıklamalı yani yapcak bi şey yok.

5.Kim?
Tüyçe demiştim. Ben kesin yanlış yapıyom bu mimi. Olsun.

Bunu da seymsomething'te görüp sevdim yapıyorum.

1. En sevdiğin şeyler nelerdir, nelerden hoşlanırsın?
Harbiden geniş soruymuş. Evde oturmaya da bayılırım, çıkıp etkinlik yapmaya da bayılırım. Evdeysem oturıyım film izliyim dizi izliyim anime izliyim, efenimee kitap okıyım. Sıkılıp gidiyim tvde belgesel izliyim. Photoshopla uğraşıyım, blog yazıyım gibi.

2. Bilgisayarda vaktini nasıl geçirirsin?
Sabah açıp, sabaha karşı bilgisayar kapatan bi insanım. Bu sürede dizi-anime-film indirir izlerim. Tabletimi kapar çizim yaparım. Blog okur ve yazarım. Son dönemlerde twitterda takılırım. Looklet'de "kimle nereye ne yapmaya gidiyosun" soruları üzerinden yola çıkarak "kız giydiririm"

3. En sevdiğin filmler?
Yine bi Harry Potter diyorum tabi burda. Sonra More Than Blue diyorum. Diğer filmleri en kategorime sokmak çok haksızlık gibi geliyo.

4.Şu sıralar almak istediğiniz şeyler?
Siyah deri pantolon lan! Allahını seven atsın üstüme! Geçen haftalarda ne güzel oldu bi tanesi denedim de 100 tlydi :'( Para sıçmıyorum sonuçta. Bi de Harry Potterın çok güzel dvd setleri var. 100 200 lira arası yine. İçinde armalar falan da var. Görünce içim gidiyo. Bi de Bigbangin son albümü istiyorum deli gibi. Ha bi de kahverengi deri sırt çantası istiyorum.

5. Şu sıralar ne dinliyosun?
İşte Bigbang dinliyorum, wow fantastic baby diye dolanıyorum.

Mim bitti ama mimlicek insan bilemedim şimdi. Çoğu yapmış zaten bunları. Yapmayanlara da 3 mim birden yüklemek ayıp olur. Yapmayan, yapmak isteyen yapsın bence. Utanmaya gerek yok. Hadi bay.

3günlük yaşam mücadelem ve anket sonuçları

20 saat uyudum, bebek gibin mis gibiyim. 3 gündür afiş hazırlamaktan, sol gözde uçuk ve poponun sol cenahtan ayağa kadar tutmazlıkla kurtuldum. Uçuğum için gözlük takarak Ankara sokaklarında gizlenmeye çalışan ünlü havası yaratırken, popomun tutmazlığıyla topallamam yüzünden yaşımı ileri sarıyorum. Annem bi daha sana yarışma yasak dedi. İlkimdi halbuki ama demek ki kendini kaybetmicekmişsin. Kazanamasam da bi teşekkür ederiz maili atın lan ALLANIZI SEVERSENİZ başka şey istemiyom.

Güvenparkta arkana YKM'yi alıp heykelin ordan karşıya geçince PTT yok muydu lan yok muydu haa?!!! 10 yıldır orda görüyom ben onu! Afişleri göndermek için bi gittik ki yok. Sana öyle gelmiş dendi ama PTT burdaymıştı diye his mi gelir lan insana. Ordaydı olm işte. Önündeki piyangocu amca aynıydı ama PTT yoktu! Büfeye sordum Ptt nirde diye, söyledi o sırada bişey alan yaşlı da bi amca vardı. Sonra biz yürümeye başladık kakakakikiki. Bi anda gözüme kol girdi "şordan gidiceksiniz şoordan" diye. Ay sen nerden çıktın dedik. Hep bizimle yürümüş lan meğersem. NEDEN YAPIYONUZ AMCALAR TEYZELER böyle şeyler ya, gencecik insanları korkutuyosunuz.
Neyse sonuçta PTTden de yollamadık, bu kırılır dedi çocuk onun da gözlerinden öpüyorum. Kargoyla yolladık ama yine garantisi yok sağlam gideceğinin. Yanına kendimi bantlayasım geldi ama Bİ ZAHMET KENARI KIRIŞIRSA DA DEĞERLENDİRMEYE ALIVERİN.

Anket sonuçlanmış tabi bu arada. Onu açıklıyım.
Bi kere Obama'ya oy veren bendim. http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/06/soplarn-efendileri.html Onu da belki bunu bilenlerin kafası karışır KEHKEHKEH dedim de verdim. Bu blogu yazdığım hafta ABD'den 1000küsür kişi girdi bloguma. Kapımda hep FBI CIA falan bekledim.
Harry Potter'a da 1 kişi oy vermiş. Çok haklı tabi. Hayatımızı verdik.
Kutsi 2 oy var. Bakınız Kutsi benim ilgi alanım değildir. O Tüyçe'nin alanıdır. Kendisiyle uğraşmaya içim elvermez ama uğraşılmış hallerine bakmayı severim.
Elijah Wood. Aslında 3 oyla kalmamıştı o ama biri oyunu değiştirip Asyalı Adamlar'a oy vermiş. İLK İŞARETLEDİĞİN HER ZAMAN DOĞRUDUR arkadaş. Cevap tabi ki de Elijah Wood olacaktı. http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/search/label/elijah%20wood burdan bloga yansıyan taraflarını görebilirsiniz.
Asyalı adamların 7 oy alması da çok haklı bi sonuç tabi. Bütün seçenekler kendi içinde doğruydu bi yerde.
Neyse buraya kadarmış.