29 Şubat 2012 Çarşamba

Yeni blog (para lazım)

Almak istediğim çok şey, gitmek istediğim çok yer, sahne önü bilet almak istediğim çok konser olunca giymediğim, kullanmadığım ne varsa satmaya karar verdim. Bence elimizi taşın altına sokalım ve şu çocuğa yardım edelim.

http://35kuruslagecinmekzor.blogspot.com/

gereksiz ayrıntılar #7 bir aile olarak tüketim anlayışımız

Ben ilkokula başladığım sıralar deli gibi Capri Sun tüketimi vardı ülke genelinde. Beslenme saatlerinde içilir, bittikten sonra da kendini "haşarı"lığa adamış Burak'lar, Anıl'lar, Mertcan'larca beklenmedik anlarda patlatılırdı. Her markete gittiğimizde 3-5 tane almak yerine babam (burada baba, çoktan bütün market ahalisini ahbap yapmıştır) depodan açılmamış koli getirtir onu alırdı. Ama hiç bi zaman da buzlu çaylısını içemedim Capri Sun'ın.

Annem ve babam nasıl bi anlaşmaya vardılarsa çok saçma şeyleri zamanında yiyip içemedim. İşte bi tanesi Capri Sun'ın buzlu çaylısı, ilk gördüğüm yerde pipeti daldırıvermek istiyorum! O zamanlar tüketemediğim bir diğer şey, yine o zamanlar moda olan Mcdonald's'ın kap dondurmaları. Adı neydi onların hatırlamıyom şimdi, olay o değil. Her zaman çikolata soslusunu yemeye mahkum edildim. Karamellisini yemek istediğimde "çocuklar karamelli yemez" dendi bana. NEDEN OLM LAN NEDEN LAN Bİ MANTIKLI AÇIKLAMA ALLANIZISEVENSENİZ?! Bi tek annem, babam değil, o dönem bana bakan çevre insanlarda bu şekilde yönlendirdi beni. Çocukluğum karamelin seks objesi, çok ayıp bi şey olduğunu düşünerek geçti. Ama konu o değil.

Bi süre her akşam Kinder Surprise yemek zorunda kaldım. Babam işten gelirken 2-3 tane alır, kapıdan girince gıdaklamaya başlardı. MALESEF TAĞAAM MIII MALESEFF!!!!!!!

Sonra annemle (baba bu dönemde görevde) kendimizi Turti'ye verdik. Nasıl gerizekalı bi yapımız varsa, onu da koliyle alırdık, yaptığı her çekilişe katılırdık, hani şu mektup içinde Turti paketi yollamalık. Son zamanlarda  yokluğunu yeniden yaşamaya başladık.

O dönemde de okula şeftali suyuyla gitmeye zorlandım. Kayısı suyundan oldum olası nefret ediyor, gözümü vişne suyuna dikiyordum. Ancak içeriğindeki "sitrik asit" annem tarafından suratıma suratıma çarpılıp, katiyen alınmadı. Özel günlerde, bayramlarda, komşu evlerinde içebildim vişne suyunu. Zaten daha erken dönem çocukluğunda, kolayı içine şeker atıp içmek zorunda kalan biri için, zor günler hiç bitmedi...

Yıllar içinde böyle saplantılı dönemlerimiz yine oldu. Yakın zamanda da, hatta bi kaç ay öncesine kadar, semtteki bütün mandalinaları biz tükettik. Yine markete gelen mandalinaları koli koli, kasa kasa eve taşıdık. Babam (yine market ahalisiyle ahbap olunmuştur) mandalinanın indirimli olucağı günleri kestirir, o sabah markete damlardı. Ama o mandalinalar bile bize yetmedi. Kardeşim yerli mali haftası için ne götürmüş olabilir? TABİ Kİ DE 2 KASA MANDALİNA. O sınıfa dalıp hepsinden benim güzel, tatlı mandalinalarımı kaçırasım geldi ama babam ben sana alırım yine dedi. O dönemi de atlattık, taze.

Şimdi ki sapkınlığımız da ayva. Bunun sapkınlık olduğunu da geçen Tüyçe'yle konuşurken farkettim. Dram filmi izlerken bi dondurma olsun, çikolata, kahve olsun bi şey istiyorum dedi de. Ben öyle şeyler sevmiyorum, ayva yiyorum genelde dedim. Şu anda da yiyorum, evet. Her akşam buzdolabını açtığım da "ayva yok mu yiiaaa!!!1

27 Şubat 2012 Pazartesi

Komik olma ne milyarı!

Kazananlar listesinde adımın geçmesinin mantık dışı olduğu bi yarışmaya katılıyorum. Dersin ilk projesi olduğu için, yoksa hevesimden değil. 2 hafta geçmesine rağmen elimde hiç bişey yok ve yarına da bişeyler götürmem lazım. Ama afiş konusu o kadar itici şekilde belirtilmiş ki! " Gelişen kentlerde suyun önemi ve çevre bilinci" yeminle gidip belirli günler ve haftalar kitabı alasım geldi. Konu çok güzel olsa da çalışırken eskiz defterime şu cümleyi yazmaya elim gitmedi!!

Bugün biraz daha kendime gelebildim ve biraz araştırma yapayım dedim. O sıra bi tane foruma daldım. "Birisi dünya kaç yıldır var bilen var mı?" diye sormuş. Tabi ki de en doğru cevap gelkaynaşalımforumlarından gelecek, ne olacağdı!  "Bir peygamber 1000 yıl yaşıyorsa, senin 4000 yıl demen komik olmuş." cevabı en favoreytam oldu. Adamın fantazi dünyasında kayboldum. Siz lord of the rings'i bu adama vericektiniz ki, o yazıcaktı!

26 Şubat 2012 Pazar

Kore filmi gösterimi ve diğerleri

2 gündür ne biçimde hasta olmama rağmen, yapacağım etkinliklerden geri kalmamak adına hayata 4 elle sarıldım. Ama malesef yarın Manga Semineri'ne gidemiyorum. Suyu ağzımda bekleterek içtiğim, burun akıntılarıyla uğraştığım, burnum tıkalı olduğu için ağzımdan nefes almak zorunda kaldığım, bu yüzden de feci boğaz kuruluğu çektiğim, öksürürken boğazımı ve ciğerimi yardığım günler yaşıyorum. Yaşamak bu değil.

Cumartesi günü, geç olarak öğrendiğimiz Kore filmi gösterimine gittik Kore Kültür Merkezi'ne. Nerde olduğunu bilmediğimizden, büfecilerden yardım aldık. Onlarda bilmediğinden sadece Paris Caddesinin tarifini alabildik. Kuğulu'dan yukarı çıkıp 5dkda ulaşıcağımız yere, bütün Paris Caddesini dolanarak 1 saatte vardık. Evet, hastalığımın etkenlerinden biri. 10dk süren çanta araması sonucu içeri girdiğimizde film yeni yeni başlamıştı. İlk hayal kırıklığı çok küçük bi ekranda izlememizdi ama çokta sorun etmedim. Asıl bir daha gitmemeyi düşündüren şey film arasında olanlar.

Bi kere ilk aklıma gelen şey, evde canı sıkılan biri laptopını kapmış gelmiş ben bi Kore Kültür'de film gösterimi yapayım demiş. Arkadaşlarını da toplamış, görevli yapmış. Bu kanıya da şöyle ulaştım; film arasında ekrana K-pop klipleri yansıtıp arkada oynandı, çok sesli şekilde "BEN BUNU ÇOK SEVİYOM, BLABLA ŞÖYLE YAPMIŞ..." gibi şeyler konuşuldu. Gerçekten Kore Kültür Merkezi'nde görevli olan insanlar mıydı bunlar, yoksa Korea Fanstan olup gönüllü çalışanlar mıydı bilmiyorum. Ama film izleme zevkinin içine edildi. Bir sürü gereksiz fotoğraf çekimleri yaşadık. Hatta bi tanesi salonu almakla yetinmeyip, dibimize kadar girip fotoğraflarımızı çekti. Aynı saçmalıkları bi daha yaşama korkusuna filmi erkenden terkettik. Çok izlemek istediğim bir film olmadıkça gitmeyi düşünmüyorum.

Dönüşte de aslında kuğulunun dibinde olduğumuzu farkedince yıkıldık işte. Tunalıda yemek yiyip Ayşegül Baba'ya doğru yola çıktık. O sırada caddeyi boşaltıyolardı duyduk ki Mcdonald'sa bomba koymuşlar. Heycan yaptık bi gitsek mi dedik (Türküz) ama sonra Tuğçe "olm atom bombası falan koydularsa mundar oluruz" dedi. Gitmedik. Ayşegülde sebehe kadar Kanasta oynadık. Bir numaralı kart oyunumuz olmakla beraber, bilen varsa oynamaya hazırız.

Bu arada saçımı da boyadım. Bu kez hepsine cesaret edemeyip, ense tarafına giriştim. Önümüzdeki aylarda yine bütüne gideceğime inanıyorum. He ne kadar Virgin Snow tutmasa da, platin ve turkuaz renkleriyle ço hoşuma gitti.

Söyliceklerim bu kadar, hasta hayatıma geri dönüyorum. Bay.

23 Şubat 2012 Perşembe

Heryerde seni aradım...


Bu fi tarihli bi google aratmam.

 Bu da bugün DnR'da kaleydoskop görüp, etrafı izlerken aklıma gelen fi tarihli gugıl aratmam üzerine, az önce yaptığım google aratmam.

ALLANISEVEN NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAYIP BANA O EFEKTİ BULSUN!

Anket sonuçları ama aynı zamanda gereksiz ayrıntılar #6

1 gün erken bitirip sonuçları açıklıyorum. Bu gidişata bir son vermek istedim.

"Hint aksanıyla İngilizce konuşulan bi ortamda uzun süre bulunmak"
7 kişinin korkusu olmuş gibi. Ben de istemem öyle bi ortamda bulunayım ama malesef ki cevap o değil.

"Ara sokaklarda gengsta zenciler tarafından kıstırılmak"
Bu da 5 kişiden oy almış. Irkçılığın lüzumu yok ama beyaz kıstırsa dövermişiz gibi, zenci olunca NAHmış gibi. Ama cevap yine bu değil.

"Mezun olamamak"
İşte bu benim anketteki şaşırtmacamdı.Çünkü her zaman mezun olamam ben tarzı şeyler söylüyorum. Ama  böyle bi korkum olsa, okula giderdim lan! Ki zaten mezun olamazsam okulu bırakırım, B planım var.
3 kişiyle bu şıkkı da uğurluyoruz.

"Böcekmöcek"
"Yükseklik"
Bu 2 seçeneği sırf dolsun diye yazmıştım. Bu cevapları veren bizden değildir demiştim. Ama gel gör ki 1 kişi böcekmöcek demiş. Napalım kısmet değilmiş.

"Tsunami"
İşte tek gerçek cevap buydu genşler! o cevabı da 1 kişi vermiş, o da tek gerçek panpitom Tüyçe. Ben burda zamanında anlatmıştım tsunamili rüyalarımı.Ortaokuldan beri süregelen boy boy dizi dizi tsunamili rüyalarlar en büyük korkum haline gelmesini! Ekranda gördüğüm dev dalgalara bile bakamadığımı, nefesimin kesildiğini!

Eneee 1 kişi daha tsunamiye oy vermiş ben bunu yazarken :''''''''')'

22 Şubat 2012 Çarşamba

gereksiz ayrıntılar #5

Rüyamda bi eşeği ata dönüştürmek için büyüler yapıyodum. Ama Heri Potır sıtayla değil eüzübilili olarak. Burdan yola çıkarak, yanına çok sıkılmışlığımı da ekleyerek dinle olan geçmişimi yazıciim.

Bellidir ki zaten dinsiz bir insanım. 20 yıldır bu şekilde yaşıyorum, şimdiye kadar bi köpekkıza ya da domuza dönüşmüşlüğümü görmedim. Eğer gündüz başka gece başka olayı varsa da, elbet anam-babam bi arkadaşım söylerdi "olm sen gece domuza dönüştün lan" diye. Bu olayı bu kadar sakin karşılayabilecek bi çevrem var, evet.

İçimde dine karşı olan 100gramlık şey varsa da, ortaokuldaki din hocam alıp götürmüştür heralde. Çılgın bakire mi ne öyle bi isim takmışlardı KAKAKAKKEKEKE. Neyse kadın bana "sen abdest alıyo musun?" demişti, ben de "yüü" demiştim. "O zaman sen müslüman değilsin" demişti ben de kısa bir şaşırma efekti olan "aa" ile karşılık vermiştim.

Daha da küçükken ananemlerdeki Kuran'ı aldım baktım bi kaç sayfa, gitmedi tabi. Sübhaneke ezberlemeye çalışırken de hep dalga geçmiştim "anne bu ne bu ne ya sözlere bak ekekekekek" diye. Şşş sus kızımlar yedim ama yine de domuza dönüşmedim.

Bi çok dindarın benim cehennemde cayır cayır yanacağımı düşünmesi gibi (bknz. lise almanca hocam Mevlüt "cehennemde yanaaan cehennemde"), ben de vakit öldürücek daha güzel şeylerin olduğunu düşünüyorum. Dinle alakalı şeyler görünce dalga geçiyorum. Eğer bir Tanrı varsa, onun bir tavşan olduğunu, ve onunla çok el-ense bi hayatımız olabileceğini düşünüyorum.

Bunun yanında zekasına çoook hayran olduğum bi arkadaşım dindar. Ve  onun dinle alakalı konuşması çok hoşuma gidiyor. Çünkü benim dinsizliğimle bir sorunu yok. Dindar insanlara saygı duyuyorum diye bişey yok. Hiç bişey duymuyorum abi kim ne yapıyosa yapsın. Din yüzünden çıkan savaşlara bi de dinsizlik yüzünden çıkan savaşlar eklemenin manası yok.

O değilde benim saç boyalarım hala gelmedi, okula gitmiyorum lan hevesimden.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Girişimci ruhum

24 Mart'ta ben blog yazmaya başlayalı, daha doğrusu bireysel olarak, 2 yıl oluyo. Nedense bi heycanlandım, ne kadar çok olmuş lan. O güne özel bişeyler yapmak, bi parti havasında takılmak istiyorum blogta. Böyle gereksiz bi hevesim var şu an.
Neyse kenara bu 2 yılda neler öğrendik acaba diyerek bi anket koydum. Soruları arada değiştiririm, öyle takılırız lan, canım sıkılmasın. Zaten taş çatlasa 20 kişi kaale alır onu da. Şurdaki 400 kişinin kaçı okuyo ki zaten. Çıkar dünyasında yaşıyoruz yeminlen.

18 Şubat 2012 Cumartesi

Bence gerçekten sevgiye ihtiyacımız var

Bugün bir tatlı patates için şu soğukta 30km yürümeyi göze alan kafama sçyım. Çok net. Mümkün olsa yaparım. Annem dedi o kadar, gerizekalı mısın sen didi, bari içine bi hırka daha giy didi :''''')'

Bi kaç ay önce arkadaşa giderken gördüğümüz migrosun sınırsızlığı bizi bizden almıştı. O yüzden kızılayda işimiz varken gidelim dedik. Hiç bi şekilde yolu bilmiyoruz, ama hayvani içgüdülerimiz var. Tabi ilk başta işe yaramadı. Tunalı'da DnR ın ordan yukarı sapıp dağları tepeleri aşıp Karum'un önüne çıktık. Ankara'yı bilenler burdaki gerizekalılığı farkedecektir. Bi de caddeyi görüp "olm lan bura lan işte çok tanıdık baksana! Lan ne kadar yakınmış kikikikkekeeheh", caddeye çıkınca yanımızda Karum tabi.

Yılmadık devam ettik. Ordan kaptırdık yukarı. Çok yaklaştığımızı düşündüğümüz anlarda da büfeye sorduk. Burdan devam et dediler. İNSAN KAÇ KM DAHA OLDUĞUNU SÖYLER Dİ Mİ. Sen devam et demesen de ben devam etcem zaten, hayvani içgüdümüz var kapı gibi. Hep yakın sandık. Gidiş zor olmadı ama yine de, yokuş çıkıyosun ağır ağır anca. Migros'u görünce "lan biz çok mükemmeliz var ya" diye diye kaptım alışveriş sepetini, gerizekalıya bak. Bütün marketi içinde 2 tane çikolatalı süt olan sepetle dolaştık. Hem aradığımı bulamadım hem de her şey çok pahalı. Orda küççük kutu peynir alsam 20lira lan. Ben o peyniri yesem, ağzımı keser cam kavanozda sergilerim.

Ay dur ama olayın güzel tarafını anlatcam, anlatınca komik olmıcak ama ÇOK GÜLYOM. Bi tane ölmüüüüüüşşş bi teyze çıktı karşıma reyonlarda gezerken (Yazar burada tabiki de çoktan tatlı patates bulamamış, kenarda köşede ağlarken gözlenmiştir), teyzeye doğru gidiyorum güzergah gereği ama hiç bi hareket, mimik olmaksızın tuvalet kağıtlarının oraya bakıyo. "Bence o öyle" dedim. Sonra kendisinin Bathilda Bagshot (böyle mi yazılıyodu la) olduğunu aslında ölü bedenin içinde Nagini'nin beklediğini düşünüp, arkamızı dönmeye korktuk. Sonra neyse onu atlatıp dolaşmaya devam ettik. Konular çok değişti. Bi geçiş sırasında Bathildayı 5sn kadar başka bi reyonda aynı şekilde bulduk. Arkasında da ALLAM KEŞKE 2 SANİYE GÜLMEYİ KESİP FOTOĞRAF ÇEKEBİLSEYDİM. Neyse, bütün koridoru kapamış arkasında da, bi tane görevli var büyüüükk yük taşıma el arabası var adı neyse artık. Ona iki kolunu asmış kafayı salmış, gözler bayık, dil dışarda duruyo, teyzeye bakarak. Belli ki baya bi teyze geçiyim demiş sonra pes etmiş ilerlemesini bekliyo. OLM ANLATINCA HİÇ KOMİK DEĞİL AMA SİZ YAŞAMADINIZ TAĞAM MI!?!1 Bunu okuduktan sonra beni izlemeyi bırakabilirsiniz.

Konuya dönecek olursam, en son 1er tane çikolatalı sütle çıktık.  Dönüş yolunda "olm çok gerizekalıyız yemin ediyorum, birimiz de demedik ki ne işimiz var orda, boşver diye",yokuş inmekten kusma kıvamına gelene kadar kendimize lanet ettik. Sonrasında kafamı omzuma koyup yürüdüm zaten. Kızılay'a vardığımızda çözülmek için Burger'a girdik. Orda bana 2 kere kapı çarptılar ama gıkım çıkmadı. Bedensel açıdan da gıkım çıkmadı. Devrilemedim bile. Olduğum yere mıhlanmışım resmen. Sonra otobüste ağlayarak eve döndüm zaten. Evde hala atkıyla oturuyorum şu an.

Tabi zengin muhitlerin arasında ağzımız burnumuz kaymış dolanırken, altlarında arabayla o yokuşları kolayca inip çıkan körpecik gençlere de hayvan gibi özendim. BEN ÇOK ÜNLÜ OLUP ÇOK PARA KAZANCAM dedim. Hiç bi vasfım yok ama, gerekte yok :')

Günün özeti olarak şu fotoğrafı veriyorum http://pic.twitter.com/9vJogk4y  Şimdi twittera koymuşken buraya koymıyım.

Ha ama Japonca kursumun 2nci kuru 10 Mart'ta başlıyo ve bugün önkaydımı yaptırdım. Hayat çogsel o açıdan.

16 Şubat 2012 Perşembe

bi yere mavi sokmazsam hayat haram

Daha dün akşam saç boyama mevzusu geçti. Gasilhane'ye 5 yıl seni beklerimli laflar ettim. Ama şimdi boya siparişi veriyorum. Zaten avuçlarım kaşınıyodu bi de boya isimlerini görünce hepten eridim gittim lan. Virgin Snow ve Atomic Turquiose! Resmen mikemmellik fışkırıyor. Ama bu sefer hepsini boyamıcam, yine de korktum yıpranır diye. Yavaştan alıştırarak. ALLAM ÇOGSEL AMA :')

15 Şubat 2012 Çarşamba

Tiopi ve haketmediği şoplar

Şu an çizim yapmam gerekiyodu ama, hazır elime yeni King geçmişken kötü şoplara el atmak istedim. Sen bunları yaşıcak adam değildin ama ben bunları yaşıcak bi insanım.
Şunları hocam görse yeminle okuldan atılırım ben. Grafik tasarımın yüzkarasıyım :')



14 Şubat 2012 Salı

2 günlük BIGBANGçiler :') YEMİNLE ÇOGSEL :'''')''

2 gün öncesine kadar Japon dünyama dönüş yapmıştım, 1 ay sonra Japonca kursumun tekrardan başlamasının da hevesini arkama alarak. Gel gör ki bilgisayara depoladığım albümleri sırayla dinlemeye başladım (burda çocuklarımızın gözleri kapıyoruz, korsan çok iğrenç bişey). Sıra Bigbang'e geldiğinde "şş olum noluyo lan" dedim kendime. Mükemmel Hande Yener danslarıma başladım, bu kez tüm hücrelerimi de işin içine katarak.

Hemen Tüyçe'ye koştum, herşeyini bırak Kore'ye geri dönüyoruz diye. Ve işte 2 gündür de çok coşuk modlardayız. Bizden beklediğim "G-Dragon'a ölürüz biteriz"di. Ancak hiç beklediğim gibi olmadı. Yıllarca içimde uyuyan (20) repçiyi daha fazla tutamadım sanırım, OLUM O T.O.P. NEDİR LAN! Bütün bi yazıyı kepsle götürmek istiyorum ama göze ziyan. Senin o beklenmedik zenci sesin nedir olum, kalıbına yandığım!?!  Senden çıkan o sesin şokunu yıllarca atlatamam ben.

Saçının her türlü mükemmeliği, ama özellikle platin rengi saçının aşmışlığıyla anime karakterlerine taş çıkarır nitelikte. Hep diyorum hep, beyaz saçlı adamlara ihtiyacımız var diye! Ayrıca eğer saçını mavi yaptıysan gel bi tokuşturalım lan, ortak geçmişimiz var senle.
Kendisinin Zeki Müren kıyafetlerini de çok iyi taşıyacağını düşünüyorum ciddi bi şekilde. Zaten o yine mikemmel çiçekli çeketleriyle başlı başına bir Paradise Kiss Corcisi. Hatta Corci kimmiş amk.

Bir de herifte başka ilginç bi şey vardı ama bulamıyodum. Bugün derste yapılan yine müthiş beyin fırtınamızla bulduk. Şimdiye kadar ki mikrofonla dövme, köpekle dövme efenime balkondan sallandırma...bunların hiç birini kendisine yakıştıramıyodum. İşleri çok tersine çevirdi ve bu sefer hikayeyi kendi üzerimden yazdırdı bana! Adamsın olm.
Şöyle ki, müthiş, daha üstüne laf söylenemez moda anlayışı kıyafetleriyle her zamanki gibi işten eve döner, ağzım burnum dağılana kadar beni döver. Sonra gider içeri, içkisini koyar (mümkünse viski) koltuğuna yerleşir, düşüncelerine dalar. Sonra "beyimdir ne yapsa yeridir" diyerek ben de, beni hırpalarken mühteşem ceketinden kopan düğmeyi bi köşeye siner dikerim. BIRAKIN BU ADAM DÖVSÜN ELLEMEYİN. Onun dışında hakkınızı arayın hanımlar-beyler, ama bu adama ellemeyin.

Şizmizonun beni gece yorgunluğuna kendini kaptırıp tekrar mimlesini de fırsat bilerek "harem" listeme 1 numaradan sokuyorum kendisini. Hayırlı olsun. Bay.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Marilyn'le bir hafta (tabi filmle alakalı değil lan)

Bugün öğleden sonra olan derse evden gitmeye üşeniriz diye düşündüğümüz için, sabah kalktık sinemaya gittik. Başka bişey olunca kalkmaya üşenmiyoruz malesef.  Marilyn'le bir hafta filmine girdik.

Bizden başka da bi tane amca vardı ne yapıyosan sabah sabah, nasıl bi Marilyn hastasıysan artık. Bizim gibi bi sebebin de yoktur senin. Hep gerdi beni ya şimdi seksme sahnesi çıkarsa dedim, amca napıcak acaba dedim. Çok sığ bi insanım ben. Şükür çıkmadı.

İlk 20dk'da filmdeki adamlar başka nerede oynuyo (heripotırı toplamışlar) keşfettikten sonra "ben gidiyom hadi" dedim. Tabi bu benim espri anlayışımla alakalı bi olay malesef. Oturdum izledim napıcam.

Ayrıca, İngiliz film sektörünün nasıl çökeceğini de 2dkda yaptığım beyin fırtınasıyla çözdüm. Bu kadın ölürse NAH diyorum. Bütün kibirli, asil, kraliçe, düşes, hayırsever, gururlu vs vs tiplerin yaşama ve yaşattırılma sebebi kendisi. Bilmiyorum, bence yeni arayışlara çıkın gençler.

90lar çocukları olarak oturup Marilyn Monroe'ya ilgi duymuş bi insan değilim. Nasıl bilirdin deseler, seks bi kadınmış der geçerim. Bi tane filmini izledim o da some like it hot, o filmle ödül almış diye okudum, gördüm. NASIL ABİ NEDEN dedim çok öküzce, sevenlerinden özür dileyerek. Filmde de, artık gerçeği yansıttığını varsayarak diyorum, o kadının ağzına 2 çaksanız yola gelirdi o.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Bu bir hana yori dango ilk izlenim yazısıdır

Bugün Kore çekikleri camiasından bezip, Japonlarıma dönüş yaptım. Olm sizin kadar içteni, samimisi, mükemmeli yok lan. Neyse kaç gündür de takipte olduğum animeler dışında anime izlediğim yok, insan istiyorum lan İNSAN! Dedim Hana Yori Dango'ya başlıyım.

Bi kere Japonların dizilerinin kendi halindeliği çogsel la! İstediği çirkini oynatsın yine seviyosun. Ama bu çirkinlerden bahsetmek istiyorum öncelikle. 
Allah belasını versin dedim şu ekranda belirince. NE LAN BU NE?! Bütün sinek tipleri de bi diziye toplayın mı dedik olm bu ne lan?! Bi de dünya çapkını, zamparası diye koymuşsunuz. Yanına da taş gibi hatunları dizmişsiniz amk BU NE LA? 









Yukarıdaki cümleleri aynen yazmaya gerek duymuyorum. 












Oguri Shun bu dizideki genetik mucize resmen! Ayrıca kore versiyonunda kendisini oynayan otistik ebru'ya "yan rol adamı"  nasıl oynanırmış onu çogsel göstermiş. Yan rol adamları sevmeyi özledim lan!
Olm herif 30 yaşına gelmiş ha şakamaka.


"Başrolü" matsumoto jun muydu neydi ona verene kadar mizushima hiroya vereydiniz ya.Aynısının güzeli işte. Neyse diceklerim bu kadar, dönüyorum. Her çirkininize rağmen en mükemmel sizsiniz. Bay

10 Şubat 2012 Cuma

Beklenen JaeJoong videosu (ben bekliyodum)

Blogdaşlarım! Size ilk defa bi videoyla sesleniyorum.  JaeJoong buluşmasında yaşadıklarımızı biraz geç olsa da toparladım. Çok "giriş,gelişme,sonuç" içeren bi videoyla karşınızdayım. Üstünkörü kes yapıştırla hazırlanmış olmasına karşın, durumumuzu en iyi anlatan karelere sahip.
İlk baştaki kuul halimizi bırakıp, her şeye rağmen içeri girdikten sonraki anları, sahte çığlıkları, bıkkınlıkları, salona dalışımızı, JJ'yi görünce ağzımızın düşmesini, ve hayata bakış açımızı görebilirsiniz.
Bi not düşmek istiyorum ayrıca, "çok heycanlı anlar yaşanıyor şu an" dedikten sonra ordaki hava akımını keşfedip klip çekmeye başladık. Çok gülyom görünce. Bi de içeri girince tığçenin sahte çığlık kuulluğu.
Neyse izlersiniz belki diye koydum. Bay.
video

NASIL SEVDİM YİHAAAA :') (mim)

Dün görüpte "lan olum beni mimlemezseniz de yapıcam ben bunu" dediğim mimi FakeNoron bana yollamış. ALLAH RAZI OLSUN vala, nasıl da heveslenmiştim!

Mim konusu; harem oluşturuyoruz! Kolları sıvayıp başlıyorum. 10 kişiyle sınırlı sanırım.


1. YooChun: Bütün samimiyetimle söylüyorum, kulağını boşaltta depişek. O kaadar.
Senin çok gerizekalı hallerine fotoşöpa gidicem bugün ben, projemden fırsat bulunca. Bekle olm.
Şimdi 1numaradan sonrasına hiç sıralama yapamazmışım gibi geldi. Hepsi aynanda da gelebilir. Aklıma geliş sırasıyla yazıyorum.







2. So Ji Sub:  İlk fırsatta zincirle bağlanıp, üstüne bi kaç jilet darbesi vurduktan sonra, balkona zincirlerinden asılıp, kargaların didklemesi için ele geçirilecek. Kendisiyle ilk karşılaştığım zamanda yangında öncelikli kurtarılacak listeme almıştım. İşte bunları yangından kurtardıktan sonra yapabilirim.











3. Kwon Sang Woo: Seni de hayatımın filmi için alıyorum çocuk. Yoksa ekstra gelişmiş kaslı vücudunla işim olmaz. En komik filminde bile koltukta ordan oraya uçarak ağlanası bi adamsın sen özünde. Gel ve haremimdeki hastalıklı adam ol, tez zamanda öl, beni kederimle başbaşa bırak.







4. JJ:  Bir haftada geliştirdiğim samimiyetle JaeJoong'a JJ demeyi uygun görebildim kendime. Herkes sussun ben anlatıyım lan bu adamı! Şurda 1 hafta öncesine kadar nefretle anarken, 1 saatte büyük bir ergen aşkıyla kendine bağladı şerefsiz. Kendisini de haremimde görmeyi isterim. Amacım mikrofonla dövmek.





5. Jackie Chan:  Filmin senaryosundaki saçmalıkları, mantık hatalarını tek farketmeyeceğimiz adam sensin bence babağ. Gelsin haremime ordan oraya zıplayalım, bi kaç kemik daha kıralım. Bi ölmeden önce görseydim. O ölmeden önce değil, ben ölmeden önce. Nasılsa 150ye kadar yolu var. Ayrıca googleda "ceki çen" aratıp bloguma ulaşanlar sizde bizdensiniz.

6. Kyo (dir en grey): Her ne kadar makyajsız haliyle "bizim halil abi" ye benzesende haremimde beklerim. Hatta isterim ki evlenelim, evin içinde kafamızda yırtık file çorapla dolaşalım, kenara köşeye kusalım, birbirimizle öğürerek muhabbet edelim, bunlar hep aşk şarkısı olm diyelim. Küçük küçük Kyo'larımız olsun ama mümkünse dış döllenmeyle. Hayatımız hakkında daha ayrıntılı bilgi için:  http://www.youtube.com/watch?v=oUtKNtJlUM4&feature=related
7. Karar veremiyorum şu an. Bi arşive göz atıyım. Aaaa nasıl unuturum lan! Tabikide Matsuyama Kenichi: Aslında DMC halini de alabilirim haremime. Mantar saç sıtayla haliyle de kenarda durabilir gayet. "salii saalliii" diye dans ederdik.
8. Holivuda geçiş yapasım yok şu an ama tükendim. Onçün diyorum ki Rupert Grint: Aslında bizzat ron weasley olarak alıyım ben. Büyü yapamıyosa işim olacağını da sanmıyorum. Yıllar önce dediğim gibi Harry'nin öyle büyüyceğini bilselerdi, filmin adı Ronald Weasley olurdu. Kitaba dokunmaya gerek yok, ordaki Heri tiplemesi gayet güzeldi.
9. Julia Roberts: Her daim yanımda taşımak istediğim bi kadın. O nedenle haremime de davet ederim kendisini. Şu dünyada en çok kocaman ağzı olan kadınlara özenmişimdir. Tamam ben de gülünce dişeti gözüken familyadanım ama sizinki bi başka güzel görünüyo olm.
10.Holivuddan dönüş yapıp, diyorum ki Lee Hong Ki (espri olsun diye değil): Bu çocuk sevimlilik sıçmanın hakkını çok iyi veriyo.
Daha baktıkça çok adam çıkıyo da ben artık burda durmak istiyorum. Zaten hepinizi ağarlıcak param,yerim yok. ha eskiden 1+1 evim vardı, ev sahibim temiz adamdır isterseniz oraya geçeriz ama. Param olsa ben gelirdim bizzat tabi ama hayat adil değil işte.

Şimdi mimlicek birilerine bakıyorum rastgele: Gasilhane (sen rastgele değilsin), tıhçe (bu da değil),   RE-L124c41+,  Oh Yoon Joo, babasının turşusu eylül, googhan, reklamcıinsankişisi, seymsomething, hana yori darko.

Yeter, gidiyom bay.

9 Şubat 2012 Perşembe

blog okumak bir ihtiyaçmış

Olm neden kimse blog yazmıyo lan :'( Dersleriniz mi başladı noldu? Şurda gidip gelip bilgisayara bakınca bi okuycak bişey arıyorum ama yok yani. Bencil olmayalım litfen blog yazalım gençler. Benim de hevesim kaçıyo.

8 Şubat 2012 Çarşamba

2 otobüs olmasaydı.

Benim eski evin tayfası aylar sonra bir araya gelebildi. Ben anlamıyorum bi bok yaptığımız da yok ama nasıl bi yıl boyunca yoğun olup, görüşemiyoruz.

Ama görüştükte bişey mi oldu yooğ. Önce bi ebeveyn akşam yemeği yedik. Eski ev geleneklerimizden olan "bazlama kızartma" yine vardı. Yemekten sonra çayımızı alıp oturunca, bi süre sonra "olum biz ne konuşuyoruz böyle lan" dedik sürekli. Konular çok saptı.


Herşeyi tükettiğimizde saat çok erkendi, yine eski ev geleneklerinden oyun turnuvalararına başladık. Ateri oyunlarını oynayıp, hızımızı alamayıp kim 500 milyar ister ve orda kısa bi turdan sonra, 3-4 saat passaparola oynadık. Ama 3 kişi bi adam etmedik, "sahne sanatlarından biri" sorusuna "dale, diyatro" dedik, bi "dans" diyemedik.

7 Şubat 2012 Salı

Hayatımdan çalıp giden bir film daha

Kafam dağılsın diye bi film izliyim dedim. İlk gördüğümü açtım izledim. Amk kafam öyle bi dağıldı ki daha da toplamak istemiyorum, yordu beni.

Bi film izleyeceğim zaman genelde konusuna sadece bi gözgezdiririm, çünkü orda "kız elmayı masadan aldı" yazsa bile benim için spoilerdır, hevesim kalmaz. Başladım buna da adı "arumdabda" güzel demekmiş. İlk 10 dkda ne kadar herif varsa kıza yavşıyo, sonraki 1 saatlik sürede de değişmiyo. Ama filmde bir tane bile çirkin adam yok. Tecavüz eden herif çok temiz, giderken kimliğini bırakıyo, sonra teslim oluyo. Kızı korumak isteyen güvenlik görevlisi midir nedir o adam çok temiz, güzel yine, sonra yoldan çıkıyo. Doktoru buna yavşar, yolda yürüyeni buna yavşar amk.

Kız da tecavüzden sonra kafayı yiyo, güya çirkinleşmeye çalışıyo. Önce ne kadar şey varsa yiyo, artık 100gram mı alıyodur nedir 45 kiloyu görüp yıkılıyo (bu bir komedi filmi değil). Sonra hiç bi şey yememeye karar veriyo, zayıflıktan ölsün heryeri çöksün diye. Gel gör ki evde ölüm orucu yapmak varken, spor yapıyo, bol bol su içiyo. Halbuki bir Bülent Ersoy makyajına bakardı çirkinleşmen, ki kendisine çok yakışıyor.

Bu evrelerde yediği herşeyi nasıl kustuğunu özenle izliyoruz. Azına sıçıyım senin bi adam gibi ye lan! Bi orta yol kızım orta yol! Sonra kız tecavüzcüsünü görmeye başlıyo heryerde, kalabalığa karışmaktansa mis gib ibir tecavüz ortamına dalıyor, gündüz vakti. Ama adam hapiste tabi aslında. Onu öldürmeliyim öldürmeliyim diye dolaşırken, güvenlik görevlimize koşuyo yardım et diye. Adam kapısında yat kalk bunu koruyo kimse gelmesin diye.

İçeri giriyo kızın eline koli bandıyla silah bağlayıp (ki kız bu evrede hiç uyanmaz, cart cart beynim skldi benim orda) kıza tecavüz ediyo. Kız uyanınca onu tecavüzcüsü oalrak görüyo kafaya sıkıyo herifin (gitti güzelim çocuk). Sonra kız sokaklara fırlıyo tırlatmış halde, elde silah, üstü başı kan, ama gel gör ki ayağına topukluları geçirmeyi unutmuyo. Üstgeçitte milleti taradıktan sonra, polis tarafından vuruluyo.

Bi topuğuna sıkın de mi lan? Çat diye vurdunuz. Sonra ki görüntü morgda kız yatıyo, adli tıpçı amcalarımızdan biri belli ki buna tecavüz edicek, bunu seyirciye belli edip filmi bitiriyo.

TEŞEKKÜRLER KIM KI DUK.

*Ayrıca filmin yorumlara baktım, bazı sahneleri elimle kapattım diyenler var! OLUM MANYAK MISINIZ? Tek izlenesi şey heriflerin güzel popocuklarıydı. Sanki çok bişey gösterdi de.

6 Şubat 2012 Pazartesi

benimle çok alakasız bi mim

hana yori darko mimlemiş!


1. Sence çok anlamlı bir söz?
Kavga ardından "Tost yapiymmi sana?"



2.Makyajında olmazsa olmazın?
Eyeliner, ama hala tiksiniyorum iğrenç pislikler


3.Uyguladığın güzellik tüyosu nedir?
Sabun

4. En sevdiğin içecek?
Seksüt'ün kutu salep'ini ısıtmadan, puding gibi yemek. İçeceğe yemek fiiliyle cevap vermiş oldum ama.

6. En çok sevindiğin iltifat?
Sen çok mükemmel bir insansın

7.Favori kitabın?
Tombul Yürek

8.Sana görünüş olarak yakın bulduğun ünlü? 
Arkadaşım Cher dedi az önce ama, gerizekalı. Görünüş olarak derken bi kere? Giyim açısından mı? Surat? Fizik? Çok zor sorular bunlar. Ben de Cher cevabını veriyorum.

9. Herkes beğendiği ama senin sevemediğin bir ürün? 
Makyaj anlamında cevap veriyoruz heralde buna, öyleyse fondoten. İnsan yüzüne bi şey sürüp nasıl bütün gün onla dolaşabilir. Nefes alamaz lan adam.

10. Şu an en çok almak istediğin kozmetik ürünü?
Yok. Para biriktiriyom.

Ben de, ben yaşadım sen de yaşayacaksın diyerek gasilhane'yi mimliyorum. Bay.

5 Şubat 2012 Pazar

Ben böyle bir JaeJoong görmedim

Şu an tükürdüğümü yalıyorum, hatta pipet taktım içiyorum!!!!1!!!!1!1!! Hiç ayrıntıya giresim yok, ki zaten "hepinizden tiksiniyorum iğrenç pislikler" modundayız. Bütün dalga unsurlarımızı yanımıza alıp, otobüste biraz üstünden geçip, Jaejoong'un fanmeetingine gittik.

Mail atmıştık ama cevap gelmedi tabi, 500lük kontenjan anında dolunca. Biz de gidelim la olsun neymiş, çekik ayağımıza gelmiş sonuçta demiştik. O NEYMİŞ AĞĞBBİ. Siz o çocuğa boşuna fotoşop falan yapıyosunuz, hatta çirkinleştiriyosunuz. ADAM KING! Siz asyalıların çok anime insanı olduğunuz bir kez daha kanıtlandı.

İçeri girmeye hevesimiz yokken, hatta bi amca biz kenarda takılırken geldi geç geç kenardan gir kapı açık dedi "yıoohh yeaa girmicez ki biz" dedik. Sonra bi şekilde o kalabalıkla içeri sürüklendik. Girmişken kaptırdık üst kata, yine bi tane amca "üst kata girmeyin artık" barikatı yapmıştı ki kollarıyla, altından geçtim, kaydım gittim. Ve kontenjanda olmamamıza rağmen kral dairesi gibi yerdeydik. Direk en öne geçtik bi zorlama olmadan. Demek ki bu işlerde kuul olucaksın, sonra hiç beklemediğin şeyler oluyo işte böyle.

Biz çalan şarkılarla bi yandan kendimizce koparken bknz. hande yener dansları, bi yandan içerdeki kız çığlıklarına dalgasına katılıyoduk. NE BİLELİM SONRADAN O TRİBÜNÜN ASIL ÇIĞIRTKANLARI OLUCAĞIMIZI! Lan herif bi geldi, tam "şöyle olsa severim lan, şöyle davransa, şöyle konuşsa..." dediğimiz adam. Ne bi kendini beğenmişlik ne bi sıkılmışlık. Yok. Mütevazı ötesi lan! Görünce HASSKTR dedik döndük çığlıklığayız.

Bi tane hayranı JaeJoong'un önünde eğildi, yerlere yattı dizlerinin üstüne kapandı zaten salonda bi kahkahalar, SEN GİT kız yerlere kapandıkça bu da yere kapanmaya başladı. Hayatımın şokunu yaşadım, sen koskoca adamı diye!!! Kızı kaldırana kadar kalkmadı lan yerden ıallahımmm :')

Sen şu yaşına gelmiş adamları kendine maskara ettin çocuk! SHUT UP AND TAKE MY MONEY modunda, her dediğine bi çığlık bi gülme, olum keserim seni lan! Şimdi anlatcak çok şey var da, insan yaşama sevincini kaybediyo işte gerçek hayata dönünce.


Bu olay bitip biz mekanımızı korurken ki SEN NEYMİŞSİN LAN anımız.


Bu da "hajima" diye gittik "kajima" diye dönüyoruz pozu. Şerefsizim pişmanız.

Hadi biz böyleydikte herifi sevipte gitmeyenler ne acılar içindedir. JaeJoong'un da bi fotoğrafı olsun isterdim ama zıpırdamaktan fırsat bulduğumuz anların videosu var. Artık  seni Yoochun'u Junsu'yu peşine takmış şekilde bekliyoruz koçum.

3 Şubat 2012 Cuma

Japon Filmleri Festivali günlüğü -2

Yarını görmeden söylüyorum ama sanırım bugün en güzel filmler için ayrılmıştı. Kaçırsam çok üzülürdüm, çünkü arayıpta bulamazdım heralde. Zaten yanlış otobüse binmemle ve geç kalmamla bütün yolu koşarak gittim. Henüz başlamışken girebildim.

2 filmde de "aslında öyle değil" olayı vardı. Tahmin edilebilir olsa da, yine de şaşırtıcı geliyo bi şekilde.


İlk film "Bizim Unutulmaz Günlerimiz"di. Bu lafı demek istemezdim ama "sıcacık" bir film lan. Harbi anladım o lafla artık ne denmek istendiğini. 6 aylık ömrü kalmış bi adamımız var ve ilk başlarda hep ona üzülerek geçti vaktimiz. Sonra, öyle hastalıklı birinden beklenmeyecek bi oynaklık, kıvraklık. Ve olaylar değişir, ama bi sonuca bağlanmıyo yine sen tahmin ediyosun sadece. En sevdiğim yanı zaten bu. Şarkıları da çogseldi :') Filmi izlerken arkamda Miyazaki oturuyodu. Çok kıprandı şarkılara.


"Bir milyon yen kazanan kız" filminden çok bi beklentim yoktu giderken, iyi ki yokmuş. Yani film kötü de değil ama bi beklentiyle gitmemek lazımmış bence. "aslında hiç öyle değil" olayını yine bi lan acaba? diyerek düşünüyosun, ama bu sırada kızımızın erkek arkadaşına sinir olmadan edemiyosun. Ben çıkıp gitmeyi bile düşündüm sinirimden. Ço şükür tahminler doğru çıktı ama yine ço şükür ki o pembe bulut dünyasına girmediler ve herkes kendi yoluna belirsizliğiyle bitti. 

Bi de bugün daha bi kalabalıktı, ayakta kalanlar oldu. Benim oturduğum yerden bi kaç boş yer görünse de terbiyesiz amcaların ve teyzelerin montları ve çantalarıyla doluydu. Halbuki herkes montu sandalye arkasına asıp, çantası dizlerinde, yerde çok güzel takılıyodu. 

Büyükelçiyle de büyük aşk yaşıyoruz, ama muhteşem "birebir insan ilişkileri" yeteneğimle bir "yakşamlar, teşkürler" demekten bile acizim. Anket kağıdını koyucak yer ararken bi anda bana dönüp kağıdımı alıp teşekkür edince, kusuvericektim oraya. Hayat çok zor.

adet sancısı yüzünden bunlar

(Regl de diyebilirdim ama demedim.)


Bugünkü film festivali programı arasında yemek için kurabiye yaptım. Erken gidip geç dönüceğimiz için dışarda tıkınmaya para gitmesin dedim.
Kötü fotoğrafa doğru yazı tipini uyguladığımı sanıyorum. YAZI TİPİ DİYE BİŞEY YOK YAZI KARAKTERİ.


Geçen hafta kızılayda dolanıyoruz, meşgul adamlarız işimiz gücümüz var. Yürürken sağ cenahta bi güvensizlik hissettim, bişeyler eksikti. kafamı bi çevirdim O KOCA KOCA PANOLAR GİTMİŞ! Onun yerine boş bir alan ve Kızılay Avm gelmiş. Müthiş bir yaratıcılıkla Kızılaya açılan avmnin adı Kızılay tabi ne olacağdı?! Fotoğrafı bu açıdan çekeni tebrik etmek istiyorum, nerden çekersen çek güzel görünmüyo anacım. Yok, olmadı malesef. Kızılay'ın ortasına avm açan zihniyetin kafasına bi sözüm yok zaten. Çok güzel adamlar. Bi bakalım nası bişeymiş diye dedik. Girişte Kızılay'da abartısız 2 adımda bir görebileceğiniz Burger King vardı. Artık cidden korkutucu boyutta. Diğer yanaysa "halkın sıtarbaksı" izlenimi yaratan bir sıtarbaks kondurmuşlar. İçeriye burgerkingte yiyip yukarı çıkmak isteyenlerin çıkamayacağı genişlikte yürüyen merdivenler koymuşlar. Çok iğrenç yerden tasarruf olaylarına girmişler, ilk kata göz gezdirip dışarı attık kendimizi. Ayrıca o güvenlikle "batlatırlar" orayı. Çok takılmayın.

Bi de kardeşim google chrome'unun adını "burcu tam bir bebek kusmuğu" yapmış. Allah iyiliğini keh keh :|

Bay.

vataşivakendi'nin yan ürünü baravabarava


Biz çok çekmişiz tvde yayınlanan animelerden 90larda. Bi yüzümüz gülmedi lan küçcük halimizle. Lady Oscar'ı da sene bilmem kaç izlemiştim. Ama yine konular bi karışık, mesele neydi hatırlamıyorum. O yüzden tekrardan başladım. Böyle o jenerik başlayınca eskiden izlediğim tipim geliyo gözümün önüne. Çok yaşlanıyoz lan :'(

Madam Du Barry de Hürrem'e çok benziyomuş, tekrar izlerken bi baktım da. Benziyo olm bence. Bay.

2 Şubat 2012 Perşembe

Japon Filmleri Festivali günlüğü

Bugün 2nci günü de sona erdi Ankara'da. Ve düşünüyorum ki bu film festivali için 4 gün çok az, en azından 1 hafta olmasını isterdim. Zaten geçmişteki 8 festivale gitmediğim için pişmanlığımla kavruluyorum olduğum yerde.

Goethe Institut'da yapılması ne derece iyi bilmiyorum. Daha uygun bi yer olmasını isterdim. Çünkü küçük bir salona dizilmiş sandalyeler ve çokta geniş olmayan bir beyaz perdeden izliyoruz filmleri. Ben katılım daha az olur sanıyodum ama hoş bi kalabalık var. Bi tıklım tıkışlık durum yok. Tiplerde, festival lafını duyunca fularını kapıp gelenler ve anime izlediğini salona girdiği an belli eden erkek çocukları. Bir de bu ikisi arasında yol alanlar.

İlk filme gitmediğim için şu an pişmanlık duyuyorum. "İyi Uçuşlar" filminin beklenenden iyi olduğu yönünden duyumlar aldım ama bi zaman izlerim artık.

İkinci film "Noriben" Yoshinori Okada'yı gördüğüm an beni mutlu etti. Evde açıp izlemeyeceğimi düşündüğüm bir film ama orda izlerken çok eğlendim. Bi kere ağız sulandıran bento görüntüleriyle doluydu, bir italyan bayrağı esprisi vardı ki kaç dakika güldük! En çok yaran sahneyse karı-koca kavgası oldu. Yumruk yumruğa kavga başlaması çok güzeldi ama sonra kızın "kız gibi dövmeye" yeltenmesi "sen az önce böyle değildin" dedirtti. Tipik Japon ifadeleri ve sesleriyle güldüren bi kısım oldu. Sonunda hep Yoshinori Okada'ya varıcak sandım ama olmadı. İşin içine dram koymamaları da güzeldi.

Bugün ilk film daha doğrusu anime "Kappa ve Sampei" ye gidemedik. Sabah 9-10 gibi yattığımız için akşama doğru uyandık. Ona da biraz pişmanlık var ama.


Bugünün ikinci filmi çok büyük hayal kırıklığıydı. Adının "Bir Yaz Rüyası" olması filmde yaşanan her şeyin rüya olmasını gerektirmiyodu bence. YOK ARTIK ANASINI dedim. Hani tamam lan sen bi yere bağla şu işi ben yine oh iyi film dicem dedim ama, velet çıktı bunların hepsi rüyaydı dedi. SENİN AZINA SIÇARIM dedim ben de. O an bi kaydım sandalyeden.  Filmin ilk yarım saatinde bir güruh salonu terk etti, peşlerine takılmış olmayı dilerdim, daha sonra da gidenler oldu. Zaten abartısız 1 saat arkadan önden "kız heralde ya" "yok erkek" "kız kesin ha" gibi sesler geliyodu. Hepimiz tek yürek olmuş "Majiru" kız mı erkek mi onu anlamaya çalışıyoduk. En son kız olduğu kanısına varıldı memesel bi yapı görünce. 
Filmi izlediğime pişmanlık duymak istiyorum ama o ortamda bulunmak güzel olduğu için bişey diyemiyorum. Evde izlemeyin la ama valla. İşte yine tipik Japon ifadeleri ve kavgadaki kız sesleriyle güldürmeye çalışmışlar ama he güldüm ben. O kadar. Bi girdisi çıktısı olmadı.

Yarın ve cumartesi günkü filmlere ve animelere çok hevesliyim lan. Özellikle cumartesi 3 tane ard arda olması gözlerimi yaşartıyo. 
Ve mekanda favori 2 tane Japonumuz var. Dünkü Japon bugün gelmeye tenezzül etmedi, onun yerini başkaları aldı. Bi tanesi kendisi Hancı olur, bir yaz rüyası filmi onun seçimiydi bence. Az biraz nefretim var ama. Asıl favorim, takım elbise ve kulaklığıyla müthiş koruma-güvenlik görevini üstlenmiş olan Büyükelçi. Adamda şurası şöyle olsaymış diyebileceğin bi yer yok. Japonlar mikemmel insanlar.  Hani benim Sarar billboardlarındaki çekik var ya onun hikayesi Büyükelçi için de geçerli. O kadar aldatmaz belki.

gereksiz ayrıntılar #4

Eğer sırt çantam varsa, yanımdaki insana sık sık "çantam açık mı?" diye sormayı huy edinmişim zamanında. Gün içinde 3-4 kere sorabiliyorum, cevaptan tatmin olmayıp kendim kontrol ediyorum.
Eğer sırt çantası dışında bir çanta takmışsam da götümden bişey sarkıyomuş gibi hisseder "götümden bişey sarkıyo lan" derim. Bu aslında götümün kontrol edilmesi için bir sorudur. Sabah sabah çok göt dedim. Görüşürüz

Asit almadığımıza çok pişmanım

Şu tatilin en etkinlikli haftası bugün başladı Japon Film Festivali sayesinde. Bu 4günü sinir bozucu bi hevesle geçiricem. Olsun. İşte bu akşam ilk filme girmeyip bi sonraki filme girdik. İlk filmin bitmesini beklerken dışarı sinir bozucu sesler geliyodu içerde olmadığıma sevindim.

İçeri girer girmez Japon'umu seçtim gittim arada bir boşluk bırakarak yanına oturdum. Ürkütmeyim kaçmasın dedim. Bi ara kalktı gitti ama içim rahattı, biliyodum ki geri gelecek. Ki geldi de. Bi çift yer bulamayınca ben bi yana kaydım, sebebim olduğu için ürkmedi hem. Gerçi filmde kendi kendine konuştuğuna şahit oldum arada ama elleşmedim.

Filmde sırf ortamdaki Japonlara ayıp olmasın diye güldü çoğunluk bence. Ama arkamdaki keşke gülse, sadece nefesiyle hıh mıh yapıyodu hep Japonum için sabrettim. Bi de nasıl açız allam yanımıza biskrem ve ikram var. Filmde nasıl sessiz! En son ver olm açıcam burda ölmeyi göze alamayız dedim. Tam ikrama hamle yapıyodum ki biskremde kırmızı açma şeriti olduğunu hatırladım. O an mutluluk gözyaşlarımız, sessiz sinsi açtık, yerken de gürültülü anları bekledik. Doyduk çok şükür.

Film dışındaki meseleleri yazdım ama olaylar bundan ibaret.Bay

1 Şubat 2012 Çarşamba

Sizin için derlediklerimiz: Adı asla akla gelmeyenler

Alp Kırşan değil de diğeri:


Harun Kolçak değil de diğeri:


Bunu hepimiz izledik 90lar bebeleri.


Ben 9-10 yaşlarındayken böyle bi çizgifilm vardı, hatırlayanlar vardır. Vücudumuzu Tanıyalım diye gösteriliyodu heralde. O aralar en sevdiğim çizgifilmlerdendi, bi de Çiftlik Kızı Anne vardı. Onun da akıbetini asla öğrenemedim. Neyse, pazar günleri mi gösterilirdi bu, haftasonu olduğunu hatırlıyorum sanki, annemle kahvaltı yaparken izlerdik çünkü. Olayın gidişatını takip etmesemde beynin içinde çalışan elemanlar, akyuvarlar falan çogseldi la!

Sonra bi sabah kalktığımda, yerini buna bırakmıştı. Bu da Bir Varmış Bir Yokmuş'tu galiba. Bu da baya eğlenceliydi, şimdi tek hatırladığım bölüm apartmanların yapılmaya başlanmasıyla mı alakalıydı öyle bişeydi. Hep sandım ki çizgifilmdekiler bi anda dönüştü, hepsi tarihte yolculuklara çıkmaya başladı. Meğersem aynı yapım şirketinden çıkma farklı çizgifilmlermiş. Az önce hatırladım bi baktım olay neymiş diye. Çocukluğumdaki bir problem daha çözüldü. Bir sonraki çocukluk problemlerinde Mirkelam Pantolonlarını ele alıcam. Bay.