23 Aralık 2012 Pazar

Yeni yıl dilekleri mimi

Bak sabah sabah ne güzel bir mimle karşılandım! Sam Scarlet mı diyim Melda mı diyim Antahwise mı diyim çok isim var dıasjdoıasdj. Aslında saat 7de kalktım malım çünkü, saat 11 sularında bu mimi aldım ama ossun, bi çay falan kapıp yazarım diye heveslendim. Ben büyüyorum cidden galiba resmen çay insanı oluyorum daskdoasıdjk

Neyse efenim, mim konumuz geleneksel olarak her yıl yapılan yeni yıldan dilekleriniz mimi. Hemen koştum geçen yıl ne dilemişim acaba diye, tam bir "allah belanı versin" insanıymışım. Hiç bir dileğim gerçekleşmemiş podkaspdokasdo Şöyle bi göz atalım; http://sohbetedecekkimseyok.blogspot.com/2011/12/yeni-yl-dilekleri-mimi.html

İlk dileğim için hala geç değil, umutlarım tükenmedi. İkinci dileğim aradan geçen 1 yılda daha da şiddetlendi, hala bekliyorum. 4. dileğe bi bakabilir miyiz oğdpaksdoasıdk napıcaksın acabayı çok yanlış anlamış lan, okulu bıraktım olm dpokasdpoaskd 8. dileğe bakarsak Rowling devam edebilirim HP'a açıklamaları yapmakta ama görünürde bi şey yok hala, ne yazık.

Şimdi bu yılki dileklerimi bi düşüneyim. Çünkü hiç aklıma gelmemişti böyle dilek dileyeyim yeaa falan diye. Kim bilir kaç saatler sonra bu yazı tamamlanabilecek.



(Her bir yeni yılı nasıl sevinçle karşıladığım gözünüzde canlansın diye)

Neyse başlıyorum. Tabi geçen yılki dilekler devamlılığını sürdürmekte.

1. Bi kere şu Japon Dili ve Edebiyatı'nı bi kazanayım. Yani bunu ilk dileğime koymazsam ayıp olur. Çünkü bu yıl kazanamazsam, kendi okuluma geri dönüş yaşıcam, bi yandan derslere devam ederken bi yandan da tekrar sınava hazırlanıcam falan. O okula geri dönüş işi hoş değil. Bi de annemin "okulu bitir, ordan da diploman olsun" çenesi kesilsin. Evde "hayır bitirmeyecem, hadi bakalım, bitirmiyom lan" diye arada bir belirmiyim artık. Bu şekilde ya torunlarıma anlatacağım müthiş anılar olur, kalbinizin sesini dinleyin diye, ya da "senin anayı bacıyı ne demek okulu bırakıyom ağzına sıçarım" diye gelecekteki torunlara dalıcam.

2.Bir kez daha Japonya. Gideyim de kalayım artık bi orda. Mıh gibi böyle söküp atamasınlar. İnsanın mutlu olmadığı bir yerde yaşaması ne kadar acıdır, bilen bilir. Sevmiyorum, istemiyorum hala burdayım ne hoş :))))))

3. Melda'nın 2. dileğinde kullandığı yöntemi kullancam galiba, çünküsü ne cümle kurabildim ne yazıya dökebildim ne tam olarak neyden bahsettiğimi kafamda toparlayabildim, o yüzden: PODASDOKAJS.ALKSLDJASDŞAKLJL KJDALSKDAIKSUDBALSD JJALKSDHLKJ 
TAAM MI!!


4.Bok gibi para istiyorum arkadaşlar. Paraya sıkışayım yani, nefes alamayım, paranın içinden mont çıksın ali ağaoğlu hesabı. Gidecek çok yerim, alacak çok şeyim var. Dileklerime giden yol paradan geçiyo yapacak bi şey yok.


5. Bak şimdi kafam çok karıştı. Aslında derdim ki çok pis fantastikli şeyler olsun hayatımda. Bir Hogwarts mektubu olsun, efenime bir Sauron yüzüğü olsun, ne biliyim uzaylılar, masal kahramanları bi şeyler. Ama zaten hayatımda büyük bi değişime gitmişken, şu an bi istemedim. Du bakalım normal sıradan hayatımda bu değişikliklerle neler yapıcam bi öğrenmem lazım. Bu da 2013ten dileğim olmasın ama kulağına küpe yapsın, ayağını denk alsın!

6. Ayak baş parmağımın şeklinden hiç hoşlanmıyom. Onu bi düzeltirsek.


7.Mahrum kaldığım çok güzel şarkıları dinleyip, çok güzel kitapları okuyayım. Gözüm açık gitmek de pek hoş olmaz.


Resmen sağlık mıtlılık hızır bıdı bıdısı yapabilirim ha çünkü ilk 3 maddeden sonrası çok umruma değil. Kafam sürekli onlarla meşgul olduğundan demek... Du biraz daha düşünücem ne istiyorum acaba diye. Evet, elle tutulur bi şey bulamadım o zaman let the saçmalamak begin!
Burnuma bi estetik istiyorum, deli zayıflıyım öleyazıyım, bu sene donmuş vişne yiyebileyim, aldığımız hiç bi karpuz kelek çıkmasın, ben&jerry's dondurmaları 2-3 lira olsun, kanjiyi yalayıp yutayım, ön dişlerim kırılmasın çok güzeller çünkü, yeni hobilerim olsun, kaplumbağalarım konuşmayı öğrensin, istenmeyen tüyler yok olsun, saçım dibinden beyaz çıkmaya başlasın, mangalar çok pis ucuzlasın 20 lira nedir yani!, Kore'den paketim gelsin, hep kış olsun, patates dünyanın en sağlıklı şeyi olsun.

Geri kalan dileklere ben içimden devam etcem.

Şimdi mimliyorum genşler; Şeyma, Mathi, Rvzgrl, Ego, Mydestiny.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Mim: İçerimizdeki K-Pop...

Kendimi blog yazılarına verdiğimin farkında mıyız? Çünkü haftalardır laptop ha gitti ha gidecek servise. Sürekli bi erteliyorum, kıyamıyorum, yalnızlık zor, günlerim nasıl geçer diye derbeder oluyorum. Bu sefer kesin olarak salı günü gidecek ama, çünkü artık piksel ölülerinden cidden ekranı göremiyorum, biri başparnak izi büyüklüğünde biri işaret parnaa. Daha dertlerim var da şu mimi yazayım ben.

Son K-pop olayı bitmiştir çıkışıma nispet yaparcasına mikalden mim geldi dopasjkdasıopkd  http://mikalzia.blogspot.com/2012/12/mim-icerimizdeki-k-pop.html şu yazıdan. Hadi başlıyom :B

Sizi k-popa sürükleyen kişi, biasınız:

Bu bias lafına ne illet oluyom arkadaş! Gavurlar bias diyo diye biz de mi bias demek zorundayız yani nidir ya?? Kpopa kıllandığım kadar bu sikko terimlerine de kıllanmaktayım! Taam hadi çıkıntı yapmıyom pdıajsdoıasdj


Şimdi şöyle oldu bu iş, 2 mi 3 mü ne yıl önce ben Kore filmleri falan izlemeye başlamıştım. Yaz dönemine denk gelen bi zamanlarda. Sonra Yalova'ya babaneme gideceğim zaman, aceleyle Kore müziklerinden ne varmış bakem diyince DBSK çıkmıştı, 10-15 şarkısını indiriverip atmıştım dinlerim orda diye. İşte Yalova'da bayılacam böyle artık sıkıntıdan başladım dinlemeye bunları. AALLLAAA BU NEYMİŞ LAAA! Ne kaa güzelmiş diye dört dönüyorum evde. Ama tipleri falan bilmiyorum, kimin sesi kime ait çakamıyorum, internet de yok kudurdum resmen! Eve dönünce sabaan 5inde oturup hepsini öğrenip bi oh çekmiştim, büyük rahatlamaydı hatırlarım yani net bi şekilde. Kafama da bi kaç tipin sesleri yazmıştım onlar da JJ ve Yoochun çıkmıştı. Sonra ilk Balloons kliplerini izledim. Yoochun nasıl dikkatimi çekiyo, ama sinir oluyom. Hep sonradan seveceğim adamlara ilk olarak garipserim ya da sinir olurum zaten Yoochundan beri. Öf diyorum töbe töbe ya çocuğun surata bi şey olmuş!! Çözemiyorum hatayı bi türlü pıdajsoasıjd onu çözecem diye sürekli buna bakıyorum, her bi bokunu izledim falan. Sonra yürüdüm bebeye tabi bütün kıro ve kenan imirzalıoğlu duygularımla... Bi de sallantılı haçlı küpe takıyo ya öfff böyle eriyip bitiyorum oıdajsdıo Bi de öyle bi takıntım var işte, sallantılı küpe takan mikemmeldir, bi de haç varsa oh değme keyfime. Hatta okulda bi çocuk vardı sallantılı küpe takan hep bakıyodum buna ben, bi gün çıkarmış yemin ediyorum tanımadım pdıajsdoıasjd Hep kulaa mı bakıyom napıyom. Neyse konudan sapmıyım. Dur, heh sonra işte, ben baya bağlandım DBSK'ye JJ'ye deli kıl oluyorum o dönem pdaıjsdoıjd o konuya girişmicem tabi. Changmin zaten kamyon suratlı, diğeri kimdi la yunho muydu he ona acıyarak seviyodum böyle, Junsu zaten şekerlik. Sonra meğersem ben bunları Yalova'da tüketirken bu grup çoktan ayrılmış dpıajsdoıajsdoıajsd bunu öğrenmemle yıkılıyorum. JYJ yolunu seçiyor ve JJ nefretimden fanmeeting sonrası da arınıp yoluma JYJ ile devam ediyorum. Bu kaa!

Tüm zamanların en sevdiğiniz K-pop grubu:

Tüm zamanların lafı çok gereksiz ama ben çok uyumlu bi insan olduğumdan ellemicem odıajsdoıasjdad 

3 kız grubu: Cevap veremiyom. Hep o tüm zamanların lafı yüzünden! Zaten anca film-dizi soundtracklerindeki kadın seslerini dinliyorum, onun dışında 2ne1 ve arada bi kaç şarkısını bildiğim grup var.

3 erkek grubu: Jyj, Super Junior, Bigbang dicem galiba.

3 en iyi vokal: Mikal buna 3 bestu bokal performansu yazmış zevzeklik etmiş pdıoajsoıasjd doğrusu bu heralde. Kızlardan Davichi diyorum 2sini 1 sayabilirik bence. Super Junior-Kyuhyun dicem, of Yesung'da diyebilirdim ama kalbim beynimi yendi kusura bakmasın pdasjıdoıasd JYJ- Jaejoong diyürüm, Junsu'ya ayıp oluyo ama :')

3 soprano/tenor - Yüksek nota uzmanı: Neblim olm ben! Sade dinliyorum sonuçta aa bak çocuk iyi yüksek notaya ulaştı mı diyom!! Zaten 5 tane grup biliyom hep aynı isimler dönecek yani burda harcayamam pdıajsdoaısjd

3 dansçı: Her ne kadar artık hiç hazetmesem de tam bir travestisin desem de Shinee-Taemin. Exo k-Kai. 3.yü bilemedim Eunhyuk ossun.

3 rapper: İngilizce olmadığı zamanlar Yoochun, olm ingilizce çok feci oluyo lan pdıasjdoasıdjasd Rapper mı diyok ki bu çocuğa? Banane yapıyo demiyosak da. Sonra Top. Exo k-Kai bilmiyom repçi mi bu daıosjdoasıjdsad ben seviyom ama.

Orkestra 3lüsü: Verebilecek bi cevabım yok. Önüme atabilceğiniz örnek varsa bekliyom.

3 subunit: O NE LAN???

3 solo: Hiç gelmiyo aklıma K-pop solo şu an.

3 album: Jyj - In Heaven, Exo k - Mama, Super Junior - Bonamana ay bilemedim Sorry Sorry de olabilir.

 3 şarkı: Yok artık buna tüm zamanların denmez son zamanların denir. Ona göre cevaplıyım, herkes History'ye ölüp bitse de benim için Two Moons'dur Exo-k'den. Aha bak son zamanların diyince bi tek bu çıktı pdıasjoıasdj çünkü dinlemiyom dedim K-pop o kadar ne zamandır!

3 ballad: Yavaşlı şarkı mı seçiyoz buna? Ona göre cevaplıcam ben :B Kry - Coagulation. Olm bi dakka ya daha çok soru varmış bu mimin devamında şimdi farkediyom yıkıldım höf.

3 ost: Çok dizi özürlüyüm fazla bilmiyorum o yüzden, Big diyom. Ama film dersek ki tartışmasız More Than Blue.

3 koreografi: Exo k -Mama, Super Junior - Sexy, Free and Single, Shinee - Lucifer

3 maknae: Kyuhyun yeterli bi cevap bence.

3 visual: Öyle bi şey mi varmış? Visual keiden başka şey gelmiyo aklıma benim.

3 variety show: Ben bi tek Suju'nun Explore the Human Body'sini bi de Shinee'nin Hello Baby'sini izledim :')

3 K-indie: Mate, Vodka Rain, Lucia

3 Rap: düz rap mi? Bilmiyom :B

3 Trot: Hiç açıp bakamam bu ne demekmiş diye, tuvalete gidecem şu mim bitsin!

Ustalara Saygı Köşesi: Sanırım ben dağıtıyom o köşeyi.

Yapmayan varsa alsın yapsın, şimdi ona bile bakamıcam kim yapmamış acabası diye daıjsdoasıjd Bay.

Biraz Hobbit biraz kıdımınecesi :')

Bugün sabah uyandım bi baktım kar oluvermiş her yer. Bi gözlerim büyüdü, çünkü Hobbit'e mıtlaka karlı bi günde gitmeliyiz demiştim! Doğduğumdan beri mi bekliyom napıyom! Ben lisedeydim, başlamıştı Hobbit geliyomuş muhabbetleri dpajsoıasjd  Önce bi evde twitterda 21 Aralık mevzusunu atlattık tabi doasıjdıasdj iyi espriler çıktı, ilginç bi ortak yaşanmışlığımız oldu dünya insanları olaraktan. Yetsin gitsin artık başka kıyametlere. Yalnız istediğim  kıyametin bu olmadığını da belirtmeliyim. Bende bi değişiklik yok yani.

Neyse, akşam 6 seansına gidicektik, fekat Tığçe bi işler çevirdi saat 2 de mi ne buluştuk. Saat 6ya kadar ne bok yicez daha gelicek 3 kişi var, biraz dolanıp oturduk. Yalnız nereye oturduk bakın şindi anlatıyom. Hımınıımımınııı!!! Yüzlerce masa var, bunların bi %70i boş, 4-5 masada buna mı otursak buna mı otursak diye sektik ve taam buna oturalım dedik oturduk.

Bi 10 dk sonra, bet sesli, yere atıp dövülesi bi kız geldi, ki adı Ece gibi bişeydi, biz Ece diyelim. Ablası oturuyo  arkamızda sevgilisiyle. Abla bi şeylere sinirli, kız da ağlamaklı sesle niye böyle yapıyon muhabbetinde. Abla "o yanağındaki ne?" diyo. Belli ki soğuktan kızarmış. Yok abi kız ikna edemiyo "yaa ne var yanağımda hüühühüü (HARBİCİ AĞLADI 1 SAAT)" HIMINIIKIDIIĞIM TELEFONUNUN EKRANINDAN BAK KAK TUVALETTE BAK NE AĞLIYON 1 SAAT NE VAR YANAĞIMDA DİYE! Yazdığım küfürleri siliyom lan bak bi ara tuğçe endişelendi ruh sağlığımdan öyle kaydım gittim ben, ama inat ettim de onlar kalkacak diye dıpasojdasıjdıı Neyse ablanın idda etmek istediği kızın yanağını biri "emmiş!". Ne oldu da ne oldu diye kudurdu orda. Kızın sevgilisine çemkirdi bir süre. Sonra sana verdiğim emekler muhabbetine bağladı. Nankörledi bir sürü. Kız dese ki he emdiler yanağımı olay bitecek belki ama kıdımıın ecesi bir telefon ekranından bile yanağına bakmaya aciz. Kİ YANAĞINDA Bİ BOK DA YOKTU! OF!

Sonra bak bak allam, abla diyo ki çağır Berk'i gelsin buraya, sen görüşmüyoruz diyosun onla görüşüyosun, senin ders çalışman lazım falan diyo. Bu kıdımın Berk'ine de oturdukları yeri anlatamadılar 10 saat AYAĞA KALK TEK ELİNİ HAVAYA KALDIR DE Mİ AZINA SIÇTIĞIM! Ece bu sıralarda ağlamaya devam ediyo yalnız bunu unutmayalım. Biz de bi süre  OLUM KONU CİDDEN YANAK MI LAAANNN  dedik ama harbiden yanaktı yani konu! Sonra Berk geldi, saçmalamaya devam ettiler, o da tam bir densiz çıktı "nerden öpiyim yani, yanağından öpebilir miyim peki" gibi gerzeklikler etti.

Ben bu sıralarda işte Tuğçe'nin korktuğu anları yaşattım. Gözüm dalmış bi şekilde onların konuşmalarına cevap verdim. Sonra hayatı sorguladım. Neden yüzlerce masa içinden burası dedim! Ve onlarla aynı bölgede oturan tek gerizekalılar bizdik! Resmen psikolojimin içine edildi lan! Saatler sonra espriler şakalarla mekanı terkettiler! Sonra ablanın tipi gördüm ilk olarak! Resmen ilk doctor who! Hatta burnuna müdahele ederken Sims'te elin yanlışlıkla kaymış o ibreyi en sona taşımışın. O burun! Suratına sıçsam o bok orda huzur bulamaz kayar gider sen mi benim psikolojimi bozuyon laaaaaannnnn!!!! diye sinir krizi geçirdim. Ay bak hala yaşıyom lan yok böyle huzursuz tipler!


Neyse daha fazla anlatamıcam, ekip tamamlanınca biletimizi aldık girdik. Temsili olarak bu fotoğrafı koyuyorum çünkü, Hobbit maketinin önünde çekilen toplu fotoğrafımız bende değil. Ayrıca makette Gandalf'ın kafası yoktu dpajsdoaısdj yine fakiriz yine fakir...Hatta filme geç kalıyoruz çıkınca çekeriz eğer parçaları kalmışsa dedik KALDIRMIŞLARDI!

Çipslerimiz kolalarımızla tam bir desperate housewives idik. Sinemada konuşmayı çok severim ben, suspus film izlemekten hoşlanmam. Onçün çok gitmem sinemaya çünkü rahatsız olan tiplere sinir oluyom ıpdojasıjasdıo İşte ekibin geri kalanı da öyle olunca, bi kaynamalar hoşluklar.

Kitapla kıyaslarsak çok daha espriliydi film. İlk Frodo'yu görünce resmen de ne kaa özlemişim onu farkettim. Nası tiksinsem de o kadar da seviyorum dpasjdoıasdjjasd. Martin Freeman tam bir hobbit olmak için doğmuş zaten! Gollum'un "BAGINSS" diyişini özlemişim :') Kili-Fili çiftinden Kili'ye ölüp bitenler görüyorum (misal ki her ekranda belirdiğinde el sallayan Ayşegül opdajsodıajsd) hayır burnunu görmüyonuz mu adamın? Öf neyse Kili'den hoşlanan insanlarla çok farklı zevklere sahibiz podıajsdoıasd. Thorin'in Fatih Sultan Mehmet'liği ayrıca. En tüylerimin diken diken olduğu sahne Thorin'in Azog'un üstüne koştuğu sahne, hep arkaya verilen müziklerden bunlar! Ciddi yükseklik korkusu olanlar için de hiç hoş sahneler yok yani! Bizim içimiz kalktı yiter diye!

Daha film yorumlarımızı yazcaktım ama çok uykum geldi. Yatıyom.

21 Aralık 2012 Cuma

Hayalimdeki ev (mim)

Hayalimizdeki evle ilgili bi mim gelmişti bana haftalar önce minekibuu'dan. Yaparken ağlarım, nerde yaşıyom lan ben diye hayattan iyice nefret ederim diye beklettim bak bu kaa zamandır. Kaç tane ev var delicesine istediğim, aza indirgeyebilip de sergilicem şimdi umarım.

Birincisi, bence tahmin etmek zor değil:


Weasleylerimin Kovuk'u 10 yıldır hayallerimi süsleyen 1 numaralı evdir. EVDİR! Sıcacıktır, huzurdur. Burda yaşasam muhterem babamın ve annemin bir dediğini iki etmez, sabahları kalkar bahçe cini pataklar, mutfakta bulaşıklara aklapakla yapar, çatı katındaki gülyabaniden gıdım rahatsız olmazdım. Ev cini istemez her bi köşesini kendim temizlerdim T^T Ev işlerini haleledip odama kapanır Hogwarts tarihi çalışırdım. Kankeytolarımı almaya muhterem babamdan izin aldıktan sonra uçan arabaya atlar giderdim, pislik muggleların dikkatini çekmeden.


Görmelere, okumalara dayanamadığım sahneye gelelim bir de. Sen çocukluk hayalimi na böyle yık Rowling he mi! Bizden aldıkların yetmiyomuş gibi Kovuk'u da al! AL TAAM AL! İçim cızlıyor, eziliyor lan! Hogwarts'ı falan koymuyorum hiç buralara zaten HOGWARTS IS OUR HOME!

Eveet gelelim bir sonraki ev hayalime, burda görselde emeği ve katkılarından dolayı pdasjdoaısdj Irmak'a teşekkürü borç bilirim. Çünkü ben yine twitterda çırıpınırken onun dışında kimse siklemedi beni. Hep böyle yapıyonuz. Neyse, neyse yine tek başıma düştüğüm yerden kalkarım ben! Höf taam la!


Şu saman ot bok dolu çatı katına küççükken ne özenirdim. Benim için de samanların üstüne çarşaf atsalar da yatsam derdim :') Hala özenirim. Hele o küçük yıvırlık pencere var ya :'')'))) Simste evlere hep yuvarlak pencere yaparım mesela sırf bundan sebep. Ayrıca okul yok bi bok yok, koş Heidi koş amk. Git keçi sütü iç, ben içmem ama sen iç, sonra o "allaaaaahh bunun tadı nasıl acaba yaaa ALAALLAAAA" merakımdan kudurduğum eppeklerden ye. Tamam yani, ellemiyorum.

Şimdi doğru düzgün bi görsel bulmaya üşendim ama Nana'ların evi var. O pencere kenarındaki masanın verdiği huzur :')


Japonya'da olduğu sürece herhangi bi ev olabilir. Konteynır olur, çöp olur... Olur yani. Mesela şöyle tırdiğşinıl bi evim var Japonya'da düşün ki. LİLİLİLİLİ! Doğa ve ev bi arada konseptlerine yandığımın :') Solucan çıkacak yılan çıkacak kırbağa zıplayacak diye 3 buçuk atar yine de yaşarım!

Hiç ayrıntıya girmek istemiyorum lan! Yoksa benim bilgisayarda var anamı ağlatan ev/oda fotoğrafları dolu bi dosyam! Açıp ona baksam halim ne olur ha! Zaten biliyorum ki nesil olarak kocaman dolu dolu camlara, kocaman kütüphanelere ölüyoruz. Benim seçeneklerim de çok farklı olmıcaktır. Aha bak açtım dosyayı bak, bu var mesela:

Noldu? Hiç mutlu değiliz diğ mi? Çünkü hepimiz fakir olduğumzdan şu ortama sahip olma şanısımız yüzdeliğe bile girmiyo :') Niye yaşıyoz hala anlamış değilim zaten. BI Nİİ YİİAA!
Çok mu şey istiyom, geçiyim şurda Harry Potterlarımı okuyım yağışlı ya da karlı bi günde elimde kayvemlen! Sonra zengin koca arayınca ben zengin koca arıyo oluyoruapdıajsodasjdk ÖF.

Mimi yaptılar mı yapmadılar mı bilmeden, Şeyma'ya, Şizo'ya, Mikal'e ve Ego'ya yolluyorum. Bay.

16 Aralık 2012 Pazar

Japonya'yı yesem daha ucuz olurdu

Bugün fırsat buldukça buluştuğumuz, liseden görüştüğüm tek arkadaşımla buluştuk, haftalardır "hele bi sushi olsa da yesseeeh" etkinliğimizi gerçekleştirdik. Açık büfeden takılalım dedik, G.O.P. Quick China'nın pazar günleri 14.00-16.00 arası 36 liraya açık büfesi var. Saat 1de Kızılayda buluşup gidicektik ama benim 50 dk. gelmeyen otobüsü beklememle 13.40ta anca buluştuk, koştur koştur tekrar otobüse bindik. Didik ki 14.30da yerimize otursak tamam yeaa, yeriz 1 buçuk saat. Sonra yanlış yerde indik. Bununla kalmadık yanlış yola saptık. Baya dolandıktan sonra neyse ki 14.29da içeri girmiş, 32 geçe yemekleri almaya kalkmıştık :')

Önce hemen acılı-ekşili çorbaya saldırdım, ço seviyom. Şimdiye kadar hep Tunalıdaki Guangzhou'da yemiştim. Dur tam adını bilmiyom restoranın bi bakıyım :') Guangzhou Wuyang'mış. Orası da küçük,şirin, hesaplı Çin ve Kore yemekleri yapan bi yer. En çok oraya gittim ama en uyuz yanı, mesela bilmem neli tavuk ya da et aldığında iskender tabağında geliyo :') Noodleı ayrı, pilavı ayrı, eti ayrı tabaklarda gelse tam uzak doğu havası hissedersin ama işte! Bi de oraya gidecek olursanız mıtlaka bol su götürün yanınızda. Orda su isteyince adam suyu size bırakmıyo! Her bardak boşaldığında gelip dolduruyo ve hep size yakın yerde duruyo. Bi 2 laf edemiyo insan. Bak gerildim bile öyle lanet bi durum! Ama fiyatlar açısından Ankara'da yiyebilceğiniz en uygun yer sanırım. İçecek, çorba ve o iskender tabağı 23-24 liradan başlıyodu sanırım. He bi de bi de, yeşilçay almayın orda. Çaydanlıkla getiriyolar hemen dolduruyolar bardağa. Bi baktım düz kaynamış su. İçilcek gibi değil, geri döktüm çaydanlığa. Adamlar hasta, boş bardak görmeye dayanamıyolar, anında gelip geri koydu yaaaahh :') 

Neyse efem. İşte Quick China'da içtiğim acılı-ekşili çorba çok daha güzeldi. Çünkü acısı ve ekşisi daha fazlaydı. Guangzhou'da biraz Türk işi yapıyolar. Hatta adam bana "bak çok acı ama" falan demişti. Seviyom olm ben acıyı halla halla! Çorbadan sonra gittim şöyle bi tabak doldurdum kendime. 


Ne yazık ki sushi çeşidi çok az, açık büfede. 4 çeşit vardı sanırım. 2 yengeçli biri vejeteryan mıdır nedir biri de somonlu. Delicesine tavuk çeşitleri vardı ama, ve hepsi çok güzeldi. Mesela hayatımın ilk ballı tavuğunu yedim, ilginç hoş bi şeydi. Sonracıma tatlı ekşi soslu tavuğu Sushiko'da ve Guangzhou'da yediğim de o kadar sevmemiştim ki bilemeniz! Çok ağır, küççük lokmada susuzluktan öldürüyo. Ama Quick China'dakini çok sevdim. Arkadaşım da tavuk seven bi insan değil pek, ama yidi yani baya tavuk.

Ben ilk tabağı yarılamışken, yanımda getirdiğim su 3 parmak bi şey kalmıştı. Ki şunu diyim, açık büfe 36 liraya patlıyo size, eğer içecek de istersen 10 lira daha vermek zorundasın. İçecek de sınırsız oluyo. Zaten 36 lira oturmuş böğrümüze bi de 10 lira içeceğe verilmez diye sularımızla geldik. 3 şişe falan anca yetermiş ama bana. Bi de içecekle fazla tıkanıp o 36 liranın layığını bulamamasına razı olamazdım!

Bu tabaktan sonra, sushi ağırlıklı bi tabak daha aldım. Bi de bi yöntem buldum kendime. Açık büfede kızartılmış mı artık bi şey yapmışlar anlamadım ama yuvarlak dilimler halinde kesilmiş portakallar vardı. Onları aldım, onun suyuyla susuzluğumu giderdim ıdojasdıajsd fakire bakar mıyız genşler??!!  Eğer yanımda 1 şişe su daha olsaydı gider bi tabak daha alırdım. Çünkü bu yediklerim kesinlikle sadece 20 liraydı pdıosajkdasıodk. Ama ben o 3 parmak suyu arkadaşım "daha tatlı alacok" diyince beklettim.


Bu pastamsı tatlının alt kısmı yeşil çaylı kek gibin bi şey heralde, arasındakini unuttum üstü de franbuazlı (oha nasıl yazılıyo la bu neyse) jölemsi bi şey. Ve tadı mikemmeldi. Suyum olaydı 2-3 tane daha alırdım da işte pdaıjsdoıasjd. Yanındaki pempiko kıvamlı möoollebi de ne olduğunu anlamadık biz. Hatta gurme yanımıza göre, böyle çilek gibi bi şeyi ezip unla karıştırmışlar. Bu olmuş. O da güzeldi ama. Tatlılar baymıyo du hoştu yani. Ama çeşitler yoktu bebişim :))))) Hani porofetorol?? Hani kızarmış annas-muz?? Bitmiş hepsi bebeyimler!

Neyse saat 4e kadar tüketip, kalktık. O 3 parmak suyu da içtikten sonra sonmuş demek ki midemde ayrılan yer, ya kuscam dedim ya mideyi patlatcam. Bi de tee kızılaya kadar yürüyelim bi rahatlayalım dedik. 1 saatte yolu bulamadık :') Yanımızdan hızla geçen biri için "ene negsel hızlı yürüyebiliyon" dedim orda biz ağlaşırken herif  salon dansı yaparak zıplayarak yürümeye başladı dajksodıasd biz arkada yığıldık tabi. Sonra ben 1 saat otobüs bekledim işte falan yine. Eele.

Sonuç olarak, ortam açısından Sushico'dan daha bi hoş buldum ben burayı. Daha rahat. Fiyatlar açısından bi karşılaştırma yapamıcam ama, zamanında Sushiko'da 35liraya yimiştik. Kursça gittiğimizde. Onda da çorba ve sonradan ortaya gelen sushiler, pilavlar, etler, tavuklar vardı. Sanırım onda bi de hocalar indirim falan yaptırtmıştı ama kalabalığız diye. Ben böyle fiyatları konuşadurayım, bi de İstanbul'daki restoranların durumunu görün http://seymsomething.blogspot.com/2012/12/uzak-dogu-restoranlar.html#comment-form Şeyma'nın blogundan. Hem de nee kaa çeşit var. Biz de işte bu kadar :')  Burda başkentik diye sürünüyoz resmen! Hem ulaşımları zor, hem de fakir öğrenciye çoh paalı!


12 Aralık 2012 Çarşamba

Yastıkaltı Yatırıma Enteresan İletişim

Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.



Bir bumads advertorial içeriğidir.

11 Aralık 2012 Salı

Ichi rittoru no namida

(Aşşa yazıda video açılıyo bloga girince, bak yine diyim de korkmayın)
1 haftadır tam gerzeğe bağladım. Drama queen yaşıyorum şu aralar. Tek zalım da 5. kez izlemeye cesaret ettiğim More Than Blue. Ben anlamıyom nasıl her seferinde daha etkili oluyo lan! İlk izlediğimde baya bi sıkılıp ee yani demiştim, filmdeki kızın açısından görene kadar tabi. Sonraki 3 izleyişimde daha play tuşuna basarken ağlıyodum. Bu sefer 8. dakkaya kadar durdum. Gurur duyyom kendimle. Ama konu bu değil.

İşte gittim sonra hızımı alamadım dram listemde tek eksik olan yıllardır da bekleyen "Ichi rittoru no namida"ya başladım. Dün gece de uyuyamadığımdan bu sabaha karşı bitirdim. Tabi yüzüm gözüm daha da eski haline döner mi bilmem pdıajsdıoasdj gülmüyom. Diziyi çoğu asyasever izlemiş, zaten izlemeyen kesim de ya dram sevmeyenler ya da cesaret edemeyenler. Cesaret edemeyenlere sesleniyorum "ÇOK ZOR GENŞLER"

Neyse şimdi fotolu gifli şarkılı bi yazıyım da rahatlıyım. Öncelikle şu şarkıyı bi açıyoruz.


(bi güzel poster yok la, sinir oldum)

Dizinin konusu gerçek yaşanmış bi olaydan alıntı. 15 yaşındaki Aya, "omurilik soğanı dejenerasyonu" hastalığına sahip bi genç kız. Yavaş yavaş yürüyemeyecek, kendi kendine yemek yiyemeyecek, konuşamayacak, yazı yazamayacak.. Hastalığı sürecinde tuttuğu günlükler "1 liter of tears" adı altında kitap olarak basılmış sanırım, dizinin sonundaki nottan aklımda kalan bu. Hastalığın tedavisi yok, dizinin de hiç bir sürprizli yanı yok tabi. Tedavisi olmayan hastalığa yakalanmış genç bi kızdan bahsediyoruz sonuçta!


İlk bölümler ağladığım tek şey dizi sonunda, Aya'nın gerçek günlüğünden alıntılar ve fotoğraflarıydı. Hastalığını öğrendikten sonra "Neden ben?" diye sorgulaması, insanın resmen boğazına takılıyo lan! Bi kaç tanesini buraya yazmak istiyorum:

-Anne, kalbimde her zaman sana güvenebileceğimi biliyorum. Bu noktadan itibaren her şeyi sana bırakıyorum. Sürekli seni endişelendirdiğim için üzgünüm.

-Bir zaman makinesi yapmak ve zamanda geri gitmek istiyorum, bu hastalık olmasaydı sadece aşık olmanın tadını çıkarmaz, aynı zamanda da başkasına güvenmek zorunda kalmadan kendi başıma yaşardım.

-Ayrıyken bile onları asla unutmayacağım, ama onların "Aya-chan gitme" deyişlerini duymayı tercih ederdim. (Kendi lisesinden ayrılıp, engelli okuluna gittiği zaman)

-Gerçek çok acımasız, çok merhametsiz. Hayal kurmaya bile hakkım yok. geleceği düşünürken, gözyaşlarım akmaya başlayacak.



Hastalığını öğrendikten sonra bunu kabullenip, mücadele etmesini izliyoruz en başta. Bi çok şeyden vazgeçmek zorunda kalıyo aynı zamanda. Hoşlandığı senpaisinin (ki Matsuyama Kenichi'yi bıldırcın halleriyle izliyoruz burda :') ), kendisine depiği vurmasıyla baya bi yürekler dağlanıyor zaten. Daha sonra yürümesinin zorlaştığı zamanlar arkadaşlarının yardımıyla merdivenleri çıkması, Aya'yı çok mahçup ediyo, ve sürekli "gomen ne"lerle bir kez daha yürekleri delik deşik ediyor! Sınıftaki bi kaç piç kurusu şikayetçi oluyo bu durumdan. Aya, derse sürekli geç kaldığı için "notları düşüyomuş" gençlerimizin. Aya istemese de okulu bırakıp engelli okuluna gidiyo. Ki burda da sınıfta çıkıp yaptığı konuşma da, bizi koltukta ordan oraya atmaya yeter.

Engelli okulundan mezun olduktan sonra hastanede kalmaya başlıyo. Konuşmak onun için çok zor hale geldikten ve yürüyemedikten sonra da tamamen umutsuzluk baş gösteriyo. Ne için yaşadığını sorguluyo sürekli, hiç bi şey yapamadığı için de kendini zorlayarak günlüklerine yazmaya devam ediyo.

Şimdi şu şarkıya geçiyok :B


Dizimizin babası, en neşeli en esprili karakterdi. O yüzden en baştan biliyosun ki bu adamı bir ağlatırlarsa yanarsın. Asou-kun'la olan diyalogları, diğer kızı Ako'ya verdiği tepkilere hala gülüyorum. Yukardaki 2 fotoğrafta, kızı sağlıklıyken ve hastalık ilerledikten sonraki farkı görüyoruz. Feci götü başı dağıttırdı yani adam.


Şu kadıncağızın sırtındaki yükü ben hissettim burda oturduğum yerde yemin ediyorum! Hem çalış hem diğer 3 çocuğunla ilgilen hem dükkana bak hem hasta kızınla ilgilen... Kızının hastalığını ilk öğrenen kişiydi, tedavisi olmadığını kabul etmeyip başka doktorlara gidiyo, araştırmalar yapıyo. Aya için engelli kartı, engelli okulu gibi zor açıklamaları yine kendisi yapıyo. Okula bırak-al, Hastaneye git-gel...Ağlarsa anam ağlar bi kadındı yani.


Ve en birinci dizi karakterim olarak tahta oturan Asou-kun. En başta soğuk bi tip olarak başlayıp, Aya'yla zaman geçirdikçe böyle gözünden şıpıdı şıpıdı yaşlar düşen biri haline geliveriyo. Çok yazıktı. Aya senpaisi tarafından terkedildiğinde, yürüyemediğinde, konuşamadığında hep yanında oldu. Gerçek Aya'nın hayatında olmayan bi karakterdi kendisi. Bu da gerçek Aya için daha bi üzülmeme sebep zaten.

Of bak yazarken yine geliyo bana sıkıntılar. Zaten oturdum burda yapacak bi şeyim yok diye ilk defa uzunlu izleme yazısı yazdım!! Gidiyom olm :'(
Bi de varsa bana dramlı tavsiye bekliyom. Tabisi Kore-Japon dizi/film olaraktan. Diğerlerine kılım kıpramıyo yoksa. Tavsiyeleri  bir dram kraliçesi olduğumu unutmadan yaparsak sevinirim pdıoajsodıasjd ölen yoksa izlemem. Bi de şunu dinleyiverin tamam. Neyse bay.

27 Kasım 2012 Salı

#bimilyonneden: Evde ilk gün

Yeni taşındığım evimde ilk günümdü. Eşyaları yerleştirme telaşına kapılmış kendimi bile unutmuşken, yeni komşularım beni unutmamış. Tüm apartman elinde tabak çanakla bana hoş geldin demeye gelmişler. Oturduk yedik içtik tanıştık kaynaştık.. Sonra hemen twitter’a koştum. Dünyayı iyi yapan #bimilyonneden’den kendi payıma düşeni herkesle paylaştım. Sizin de böyle nedenleriniz varsa paylaşın, merakla okunuyor. Bilginize =)

Bir bumads advertorial içeriğidir.

24 Kasım 2012 Cumartesi

canım bakharmısın?

Şimdi biz 31 Ekimden beri Cadılar bayramı partisi yapmaya çalışıyoruz, kimsenin boş zamanı birbirine uymadı, haftaya olsun, şu gün olsun diye diye sonunda dün gece yapabildik.
Tabi tahmin etmek zor değil ki, fakir cosplayerlar olarak fakir partisi yaşadık. Maksat sosyalleşmek ossun.  Ne zamandır sosyalleşmemişim üzerinize afiyet, çoh güzel oldu yani. Ben iyi ki okulu bıraktım lan pdojasodıjasdı Babam da çok mutlu zaten bu işe pdıjasoıdj

Neyse yazcak bi şey de yok ha bi kaç foto şaapcam gitçem. İşte 2-3 saat şunu da sürelim bunu da sürelim diye makyajla uğraştık zaten. Hele bir "metalik mor" vardı ki pdoajsdoıajd bak gülüyom, siz bilmiyonuz ama komik. Sonra ee giyindik ne bok yicez durumunu üzerimizden atamadık baya :) Yazık la. Fotoğraflar çektik bissürü. Sonra oturduk tabu oynadık, sonrası sabaha kaa kakara kikiri işte. Çok pis yeni kelimelerle döndük. İşte 1 yıl kadar herhangi bi olay karşısında verecek yeni tepkilerimiz var. Bi huzurluyum yorgunluğun yanında. Oldu tağmam bay.





Ene daha fotoğraf makinesindekiler var hiç bakmadım da çok üşeniyom. Neyse kalsın. favoreytam aşşegülün boynuzları ve tığçenin makyajı. Hadi görüşürük.

15 Kasım 2012 Perşembe

En son 4 yıl önce böyle ciddi karar almışım meğersem

Az önce annemle babamla oturup uzuuuuun bi konuşma yaptık. Bu sene okulu dondurup Japon dili için çalışmak istediğim konusunu gündeme getirdim. Bu ciddiyete önce bi donup kaldılar tabi haklı olarak. Sonra uzuuuun konuşmayla bana hak verdiler, arkamda olduklarını söylediler.

Bu meslek için gereken özgüven ve karakter yapısı bende yok. Bunu çok net bi şekilde anladım. Ha 4. yılında mı anladın derseniz, 3. yılımda anladım ama bi karara varamadığım için iş buralara kadar uzadı. Babam da dedi keşke geçen yıl açıklasaydın bize, bu kadar stres altında yaşamazdın hem de şu an 1. sınıf olurdun, diye. Adam haklı. Tabi ben bunları konuşurken verdiğim kararın ağırlığından ve stresimden salya sümük de ağlıyor olunca, güzel çözüm önerileriyle olayı bağladık. Ailem çogsel olm benim, hatta "yapabileceğini düşünüyorum"lar havada uçuştu. Çok seviyom :')

Planıma gelirsek, sınava kadar ağırlıklı olarak, okulda kütüphanede ders çalışıcam. Bu haftasonu gidip alıcam çalışma kitaplarımı. Bilmiyorum nasıl olcak 4 yıl sonra çok garip geliyo ama bu bölüm olmazsa çok üzülücem, depresyona giricem biliyorum. Okula da devam edicem ama geçiriyosan geçir, bırakıyosan bırak çok da meeh pfff meşgLsn gLba :s.S bir hayat sürücem. Hatta anemle babam seni zorlamıcak dersleri al didi, ama yok devam edicem galiba.

Grafik tasarımla alakalı olarak da sanırım web tasarımı üzerine gidicem, gelen gelir. Yani Japon dilini kazandıktan sonradan bahsediyorum. Ya kazanacam ya kazanacam arkadaş. Bi süre kafamı dinleyebilmek istiyorum lan kitap siparişlerimi veriyim, aylar oldu oturup kitap okuyamayalı çok üzülüyom.

Ay ne kaa hafifim şu an her şey tam yerine oturdu ya böyle. Oh lan! Okulla ilgili son bi serzenişte bulunacaktım ama vazgeçtim, memesi götüne giresice, konuşmıcam kafama takmıcam artıkın hiç bokunda boğulsun. Aaaayhhh gideyim çalışayım lan yarın vizem var. Hade.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Bir radikal kararla daha karşınızdayım

Az önce Şeyma'ya üniversite sınavları hakkında soru sorarken bu sene sınava girmeye karar verdim odıasjaoısdj

Şöyleki bi kaç gün önce anneme öylesine  "her an Japon dili için sınava girebilirim ha ona göre" didim (uzun zamandır aklında), "e giiiir" dedi. ANA? Ne diyon olm bakışımı içime atıp, heycanımı gizleyerek "çok üşeniyom yiaaa, sınav sistemi falan değişti ya" didim. "Neyine üşeniyosun öğren de gir" didi. LİLİLİLİLİLİİİ diyerek hayallere daldım.

Planım şuydu: asla vermeyeceğimi düşündüğüm 2 dersim var. Bu ders dışındaki derslerimi alıp, o 2 dersi bırakıp pılıpırtı toplayıp gitmek. O kadar yaptın bari mezun ol demeyin ben girmem o derslere o saatten sonra :') 
Bunları neye güvenerek yapıyorum tabi? Sonraki yıl içün sınava girip Japon dilini kazanabilmişsem diye konuşuyorum. Ama Şeyma aklıma girdi, olm bu sene bi gir sınava bi gör nasılmış diye didi. Elimi kolumu sallaya sallaya olsa da bi gircem bakcam ço heves ettim :B 4 yıldır hiç test neyn çözmüş değilim. Bi tane de çıkmış sorular kitabı alırım eele bi girer bakarım artık. Seneye de çalışır girerim sınava didim. Bakalım nereye kadar sürcek bu kararım. Beni bi kollayın da vazgeçmiyim la dpoajsdpıasjd

Bunları pazar gecesinden yazıyorum ha, ama şu blog hayatımda 2. kez taslak olayına girip bunu  taslaklara atıcam. Belkim sikko pazartesi günümde heycanlı şeyler yaşarım da buraya eklerim sonradan odıajsdıoajsdoıasjd kesin "yaşamadı" diye not düşcem ha yarın bak görürsün. Neyse gidiyom.

********

(PAZARTESİ)
Dur bi götümle güleyim kendime POJDAOSĞIDJĞPiojdğaopsıdjıoJĞASPODJIĞıojuap89uasoıdjiPIJAPOSIDŞAJSIDJHU 


8 Kasım 2012 Perşembe

Bu kadar gereksiz konuştuğum olmamıştı bence

Bana bi lanet bi şey mi yağdırdınız naptınız he? Bi söyleyin hele anonim anonim söyleyin. Zaten bana hiç heycan dolu anonim yorumlar gelmiyo çoh sıkıcısınız la insan az dur şunu sinir edem der! Şimdi kesin bi anonim yorum çıkar da o da bizim zevzek Mathi olur pdıojasdoıajsdoıasdj heves ediyo böyle şeylere ellemiyom.

Yine konu bu değil la, ama ne zamandır yazmamışım az lafı döndürme hakkına sahibim.
Neyse günlük moduma geçip, gereksiz konuşmalarıma başlıyorum.
Ene bulamadım ya la anlatacak şey dıpasjdoaısdj du bi dakka. He ortadan dalıyım dur. Tipografi dersinde çok kıvrandım ben bugün. 3 gündür canım istemediğinden bişey yiyip içmiyodum, okulda ısınmak içün içtiğim kahve ve su dışında. Dün akşam blogu açıp rehabilitemde kademe atlayınca bana bi açlık geldi o tipografi dersinde bilemen. Hoca da (ki kendisini çok severim, HOCAM :)) 1 saat teorik 2 saat uygulama yapalım diyip, yallaaahhh diyerek 3 saat teorik yaptı. Bitirecek artık belli, çünkü ders 11.45te bitiyo ama henüz görmüş değildik 12.30dan önce çıktığımızı :') Sonraki derste 1de ha bu çocuklar ne ara gidip yemek yesin diye düşünüp 13.30 olur o ders ya diye anlaşıldı yazık hocayı takan yok doıajsdıj Ay konu o değil. Neüse bi de konuşma uzarken dedi ki "vaktiniz var mı bilmiyorum ama..." net bir YOK yükseldi benden. Kime konuşuyom ama. Geçen yıllarda da "neyse geçelim bunları(beğendiğim bir çalışma için)" ve "işte kendiniz eğlenin böyle şeylerle(yaptığım bir kartvizit hakkında)" suratıma yedim hocamdan. Alışmış kudurmuştan beter. 

Ben bu konuyu nereye bağlıcamı unuttum genşler doaısjdoasıdjas boşa okuyonuz ha kapa kapa. Sağ yanım çoh ağrıyo 1 saat otobüs bekledim de yine ondan odaklanamıyom. Aha dur ona geleyim.

En son akşamki dersten de çıkınca, tam fakiltenin önünde yüzüğüm kaydı düştü. Bulamadım çoh mutsuz oldum. Sonra ordan para çekmeye gittim. Bankamatiğin orda da diğer yüzüğüm kaydı gitti. Allam tebe tebe yiiaa! Neyse ki onu elimi otbok içine sokarak aldım. Bu işi de başıma bi iş gelcek olarak yorumladık.
Otobüse binip köprüde inip tekrar otobüs beklemeye başladığımda abartısız 100e yakın insan vardı durakta. Hiç bi otobüs durmadı bu arada Ümitköy'ün de ağzına sıçarım!!!!! Boş boş geçiyo lan dolmuşlarınız İTLER!!!!!! Sinir oluyom siniirrrr!!! Bir ümitköy/çayyolunda oturamıyoruz diye bu kadar fakirlenmemeli insanlar. 

Neyse 1 saatin sonunda binebildim, bi grup insan üst üste geldik. Bu Elvankent insanı çok HAYVAN. Yemin ediyorum bu kadar öküz insan bir arada olamaz, olm yok böyle bi şey. Genelde en az 2çantam olmadan binmiyorum otobüse tarz olarak pdıasjdoaısdj. O kalabalıkta laptop çantamı koycak yer bulamıyorum. Önümdeki pezevenkde bacakları yaya yaya oturmuş. Bir kişi demiyo lan çantanızı tutayım falan! Normalde ayakta olunca vermem çantamı kimseye ama o kalabalıkta mümkün değil! Kamyonların altında kalın piçler. Bi de biri soğan yemiş ama nasıl!!! Sonra da gitmiş 10-15 sigara yemiş heralde. Döl israfı. Mis kokularda geldim. Bi adam da mercimek çorbasında söndürülmüş sigara esanslıydı. Dün bi kadın da bıyıklarından önünü göremiyodu. Nietzsche'ydi olm kadın ya!!! Pahalı bi şey değil git al 2 liraya bi suratına ağda çal de mi!!! Hof tiksiniyom hepinizden. Ben de soğanı sarımsağı yiyip diş fırçalamadan takılcam aranızda artık. Çekilmiyonuz yoksa.

Hep böyle bunları anlatıyom çünkü asıl hayatın bana bir kez  daha "ANAN ZAAAA XD" yaptığı şeyi yazmıcam odpjasodıajsd Sonra görüp canımı sıkamam hiç :') Ama bir "ne istiyon laann ne istiyonn al canımıı daha ne istiyon!!" isyanım var. Tam panpa diyip koynumda beslediğim yılana anlatıcaktım ki lafımı "bot aldım" diye böldü. Daha da giderim kenarda köşede acımı çekerim. Bi kaç gün daha aç kalır kendime gelirim artık dpoaıjsdıajsdoasıdj GÜLMÜYOM. Ene bitti ya la yazı. Hiç niye geldim, ne yazmaya geldim belli değil. Ay beni bi süre idare edin allaseniz :')

Görüşürük.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Beni bi rehabilite edersek..:')

Bu bir "küllerimden yeniden doğmaya çalışıyom" blog yazısıdır.

Son haftalarda hayatın bana "ANAN ZAAAA XD" şeklinde takılması çok sinirimi bozdu ve hala da bozmakta. Bi şekilde blogu çok yük olarak görüp habersizce erişime kapayıverdim. Benim sadık panpeytolarım düzenli olarak taciz etti opdajksdoaskd "açmıyon mu? ne zaman açcan blogu? hadiiii haddiisene" gibi şeylerle. Aslında hala hayat bana "anan zaaaa XD" çekiyo ama baktım ki daha da yapacak böyle. Nerden biliyom? Çünkü talihsiz olaylarla, gariptir ki ölmeden şu yaşıma kadar gelmiş insanım, çocukken parmağımda fındık kabuğu parçasıyla 1 hafta yaşamışlığım var. Neyse, baktım blog yük değil ihtiyaçmış benim içün. Yetti canıma başlıyom tekrar yazmaya didim. Acı çekiyom, kıvranıyom diyom bi öküzlüğümüzden kurtulup en azında "hoşgeldin canım :)))))) ayyy" neyn diyip hayata uyum sağlamam için yardım edersek sevinirim :')


Şimdi buraya da yazmıciim neler olmuş bu son haftalarda, çünkü ben bu blogu, sonradan okuyup çok gülüyom yaşadığım/yaşadığımız şeylere diye yazıyorum daısdjaosıdjas  Beele bi etırnıl sanşayn of dı sıpatlıs maynd olsa da kafamı söktürüp attırsam keşkem modundayım. Okula da yağlı saçlarımlan, bir aylaynır bilem olmayan suratımla ve bulaşıkçı kadın kıyafetlerimle gidiyom. Düşün ki babamın hırkasını giyyom. Sevgi dolu kamplımbağalarım Yoshitake ve Hiroki'ye (buralarda yokken Yoshi'ye arkadaş aldım ivit) konuşmayı falan öğretmekle meşgul olmayı düşünüyorum. Sonradan da 100 kedili kadın olarak hayatıma devam edicem. Eele bi "benden geçti artık". Gençler yaşasın hayatını. Ama bi şunu diyim bari burdan, madem kimseye söyleyemiyom. KALTAK, SÜRTÜK, OROSPU, PİÇ MUGGLE.

Böylece bu konuları da geride bırakmış olmayı dileyerekten yeni olaylar, yeni yazılarlan varlığımı sürdürmeye devam ediciim. Tasarımı da bi böyle dursun vakit olunca şaaparım he mi.


15 Ekim 2012 Pazartesi

Bizim yemekhaneyi yankeeler basdı, basıldık olm biz.

Şu yazı yazma sayfasını açar açmaz bunaldım lan! Yokmuş meğersem dicek bi şeyim. 1 haftadır sanki bir sürü dur şunu bloga yazıyım dedim hep ama dememişim meğersem.

Geçen haftam yok mesela. Çünküsü bi iş aldım tamamen aa olür yaparım team diyerek, 1 hafta gözüm başım götüm kendine gelemedi. Toparlayamadık yavrucakları. İşin sonucu tam belli olmadan bi şey demek istemiyorum şimci, ama bugün teslimi yaptım yani. Bu hafta bi açıklığa kavuşsa da bari kara bahtım kör talihim bi aydınlansa lan!

He bi de diş çektirmeyle uğraştım işte. Bu sefer hayatımın tiksintisini yaşadım o böyle kemik kırıktaması sesi dicem artık nasıl tarif etsem bilemedim. Şu 20likler çekilirken hiç duymasam o sesleri daha iyi olacak "çenem çıkacak laaannn" hissini bi kenara alırsak. Bi de benimkiler içerde yan döndükleri için. Lan demek ki orda 180 derecelik dönüş yapıp geri gideceklerdi lan!!! Belki yan yan diğer dişleri ittirme gibi bi pislik içinde değillerdi. İhtiyaç yokmuş kardeş diyip gidecekti olm dişlerim!! Ağzıma sıçtınız T^T 1 hafta maskeyle gezdim hayvani şişlikten sebep. Ağrım, acım dinmedi bi de kahrolasıca. Bugün 1 hafta oldü ancak esneyemiyom, orda artık görünürde değil ama elle hissedilen şişlik duruyo. Dikişleri aldılar bugun bakalım bir gün hayatım refah düzeyine erebilecek miydi....

Haa asıl kendi çapında bi aksiyon filmi yaşadım bugün. Yemekhaneye gittik. Afedersin ama götüm gibiydi arkadaş ya!! Bu nedir bu nedir diye atacam o rektörün önüne! 1 LİRAYA YEMEK Mİ OLUR!???! Böyle bi indirim yapıyosun bari altından kalkabileceksen yap, hepimizin burnundan geliyo yediği şey. Veremiyo mu lan insanlar 2 lira!?? Veremeyecek olsa okula da gelemez zaten. Yap şunu tekrar 2 lira bak sana söylüyom! Eski elit düzeyimize ulaşalım sayın rektör! Tuğçe diyo ki hatta "Olm 3 lira olsun dünya mutfaklarını da deneyelim" diyo, bak ilginç fikirler bunlar.

Olm aksiyonu anlatmadım ya la ıpdjasoıdjasd aha dur geliyo. Neyse yemeğimizi aldık oturduk. Tam beele çorbam bitmiş, taze fasulyeye "olmmmm buu nneeaaa yyyiiaaaaahhhh!" diyip itelemeişim, iğrenç makarnamı çatallıyorum, içeri bi güruh girdi. Aha dedim densizler yine duyuru yapacaklar! Böyle çıkış tarafına bakıyolardı, sonra bi anda bi çığlık attı hepsi, ne biçim kaçıyolar bizim tarafa doğru! Tam bizim 1-2 masa arkaya geldiler sandalyeleri cam kenarına koyup her an atlamak üzere orda duruyolar (zemin kat). Kızlı erkekli karışık bi grup. Yemekhanenin yarısı korkup kaçtı dışarı. Ben hala makarna yiyom, "olm noluyo lan? Nollmuşşş şşşş nolduuu?" diye. Tuğçe de ayağa kalkmış durumu anlamaya çalışıyo. O sırada en çok üzüldüğüm erasmuslu bi kaç çekik vardı nasıl korkup kaçtılar allahım yazık lan :'(

Neyse sonra bu güruh yavaş yavaş çıkmaya başladı dışarı, ben de merakımdan duramayıp kalktım camdan dışarı baktım. Anaaannnııııı!! Olm ağzına eşarp bağlamış elinde koca koca sopalı tipler dolanıyo!!!!! Hasss nolüüyüüü leeaaan dedim makarnamı yemeye devam ettim. Yemekhane kendine gelemedi ama, etraf yemeğini bırakıp kaçanlarla dolu. Yemekhaneden çıkarken ordaki güvenliğin peşine takıldım nolmuş duyyim diye. 2 sol görüş arasında çıkan anlaşmazlıkmış :))))) Bakın okulda okuyoz, hatta yemek yiyoz. Gelmişler başımda siyasetlerini sokuyorlar, sopalarıyla peçeleriyle! Kendi arasında anlaşamayan bu insanlar ülkeyi kurtarıyor hemi de ellerindeki sopalarla!!! Mikemmel!

Dışarı çıkarken çıkışa güvenlik dizilmiş hemen, bizi güvenli tarafa aldılar. Hemmen gözlerimlen taradım, 2 grup ortada toplanmış konuşuyo, birini seçtim direk, ellerini arkada bağlamış suratında eşarp üçgen takmış, arkada bağlı ellerinden birinde sopayı sallıyo, kafayı diklemiş diğer gruptan birini dinliyo her an dövecek şekilde. Okula giren tipe bak??! Buranın da yankeesi bu oluyosa demek. Yalnız benim bin kat daha iyi bir yankee olduğumu kabul edersek.

Meeehh daha oyun karakteri tasarlıcam laa hadi gidiyom.

5 Ekim 2012 Cuma

Bi şekilde okuyoruz işte :')

Eveet, okulun bu haftaki son gününden selam ossun! İlk günkü çilem, takip eden günlerde de devam etti. Ben twitterdan naklen aktardım olayları. Buraya da yazayım da nefretim yıllar yılı dinmesin, baktıkça unutmama imkan olmasın :)))))

İkinci gün de sabah 6da kalkıp yollara düşüp 1 bıçık saat kadar yol gidip tam vaktinde dersimi bekler olmuştum. Hatta alan dersim değil, bu öyle bir azim ki çocuk iç mimarlıktan ders alıyor arkadaşlar bi kaç dakka saygı duruşu şaapalım. Gerçi 3 yıldır geçemediğim yine bir iç mimarlık seçmelisi olan Teknik Çizim için dilekçe verip bu dersle değiştirdim ama ossun. Sınıfın yerini bulamadıysam suç benim değil. Değiştirmeyeydiniz. Neyse, baktım gelen giden yok, sekreterliğe sordum yine O HASTA didi. Yazık. Bak ya :/ Üff... Tüh lan... Hay allah :'/ Burnu falan akmadı umarım :'( Böyle şeyleri haber vermek çok zor değil aslında, hani panoya duyuru asarsın gibi şeyler :/ Yani iş işten geçtikten sonra o kapıya ders cuma gününe ertelenmiştir yazmak :)))) Hemide tam dersimin olduğu saate. Üstüne üstlük bugün kendisiyle görüşüp öğrendim ki artık cuma sabah yapılacakmış ders. Hiiç bir programa işleyeyim duyuru yapayım, bu dersi öğrenciler programlarına göre şubeleri girdi kodladı, yok anam umurlarında değil. Konuştum ben tabi, bana devam zorunluluğu yok zaten dedi. Eyi dedim o zaman, dersi nasıl halledicem ama dedim. Kendisi not vermicek, derste anlatarak o an uygulatarak gidicekmiş. Yani sınıftan birilerinden not alıp, vize final tarihlerinde diğer dersimle çakışmadan girebilirsem ne ala. Yoksa kaldım. Derste de autocad öğrenicez. Eğer autocad kullananlar varsa ciddi anlamda haftalık olarak yardım bekliyorum. Her haftanın görülecek konusu belli, çok ayrıntı bi bilgiye gerek yok. Kendi alanım olmadığı için. Ama bu iyiliği bana bi şaapıverseniz :')')')

Bunun dışında Animasyon dersini pek bi sevicem gibi durdu. Çok zorlanacağımı biliyorum ama, bi nefret etmişliğim vardı, basit bi animasyon yapımında. Ossun ama, oyun karakteri tasarlıcağımız için, araştırma ödevlerinden vakit bulduğumda LOL falan oynıcam hüf  :S.s:S.

Çarşambaya gelirsek, pazartesi günü "sınıf çoğunluğu sağlanmazsa gelmem" diyen muhterem hocamın dersi vardı yine sabah. Ne oldu, tabisi gelmedi :)))))))) Bi önceki gün okulda görmüş ve dünya tiksintisi yaşamıştım suratına suratına. Aha gelmiş yarın gelir demiştim. Neye umutlandıysam yazık... 2 dersi toptan pazartesi günü yapacakmış hadi bakalım. Reklam grafiği dersi vardı bi de, en sevdiğim hocamın dersi. Kendisi bana "saçın çok komik olmuş" diyip bi süre güldü :))))) Olsun ben de onu 26-28 yaşında sanarken, 37,5 çıktı. Hee buçuk hee pdojasoıdjasdoıajsd

Perşembe günü sabah dersimin olacağına o kadar ama o kadar emindim ki. Hatta en sevdiğim hocama her sabah dersimin iptal olduğumdan yakınırken, yarınki dersimin ne olduğunu söyleyince karşılıklı" yok o iptal olmaz, ııı ıııhh gelir gelir" yaşadık. Adamın bir gün olsun gecikmişliği, derse gelmemişliği yok! İŞTE HOCALIK BUDUR AZ DERS ALIN! O hocamla da her yıl birbirimizi bi severek başlıyoruz ama 3 yıldır bırakıyom dersi ya ortalarda ya sonlarda :))) Bu sene de aman da aman saçlar diye başladık falan, ben çogsel dinledim anlattıklarını. Yalnız cidden ansiklopedi anlatıyo, bakın gerçekten. Öyle bi dinliyorum ki hiç 2saniye önceki kelime yok aklımda arkadaş yok böyle bi şey! Cidden algılayamıyorum :')') Neyse uygulamada caymazsam işalla :') Bi de o dersle ilgili Kavaklıdere'nin tasarım yarışmasına katılıcam hayırlısıyla, günlerim araştırma yapmakla geçiyor!

Perşmbe 3 dersim var ve ikisinin saatleri çakışıyo bilmiyom napcam. Hocayı bi yakalayamadım zaten gidem konuşam hocam bakın uzucak ben sınavlara girsem çıksam dicem de.. O kesin savaşa hazırlık yapıyodur şimdi. Makarna dolduruyodur evine.

Efenime perşembe öğleden sonraki dersimle baya ticari boyutuna geçiyoruz grafik tasarımın. Gazete çıkarıcaz sanırım topluca ajans ortamı yaratarak, dergi miydi yoğsa? Neyse kaçtı orası.

Bu sabah da iple çektiğim internet ve arayüz tasarımı dersi vardı. Bil hele noldu. Hoca gelmedi :)))) Öğlen gelicekmişti, gittim kütüphanede yine araştırmalarımı yaptım. Sonra öğlen o derse gittim hoca 3dmax programını falan da vericeğdi bana. Dedim 2 de başka dersim var didim. Dersten 2 de çıktım. O dersimin hocası da gelmemiş! Hem de bunu kapıyı açmaya çalışırken güvenlikçi ağbiden öğrendim. YOH ARTIK!!! Neyse geri gittim internet arayüz dersine. Hoşbeş falan edildi programı aldım. Yine kütüphaneye gittim 120 sayfa logo araştırması yaptım hoş değil gerçekten :))))))

Bu yazı burda dursun, dönüp dönüp nefretimi alevlendireyim ben. Hele ki ulaşımda yaşadıklarıma hiç girmicem içimde çok büyük yer kaplıyolar zaten. Neyse işte, böyle de bir okul yazısı ossun.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Aklı olan okul okumaz bence (Bir ilk gün isyankarı...)

Bugün resmen 4. yılım başlamış oldu. Mis gibi tatilim sona erdi ve bitmek bilmeyecek bi güz dönemine adım attım. Ama attığım adımı götüme soktular! Şöyle ki:
Sabah 10daki dersime gitmek için 8deki otobüse bindim. Ptesi günleri yol çok hoş olduğu için erken çıkmak daha mantıklı oluyo. Bizim sitede aylardır yol inşaatı olduğu için de ego otobüsleri girmiyo herkes paralı otobüse doluşuyo. Düşünün ki bi teyze hem götünü hem memesini bana dayamıştı. Kadın kendi başına bile bu denli kalabalıkken bi otobüsü düşünün.

Tek yol inşaatı sitede değil ana yolda da var tabi. Ama sorun şu ki, yeni yol açarken eski yolu kapamamışlar. Aslen kapalı sayılır ama bi yerlerden yine giriş yapılabiliyo. Trafiği gören tüm çakallar bu yola daldı, benim otobüs dahil. 10-15 dk hiç kımıldamadığımız bile oldu. Ama yeni yolda yine yavaştan bi akış vardı. Bayaa bayaa uzun süre, yani artık derse geç kalıcam heralde dediğimde bi baktım eski yol bi yerde tamamen kapanıyo ve yeni yola çıkış yapmak zorunda kalınıyo. Tüm ama tüm sebep buymuş. Aklına sıçtığımın kıvrak zekaları :))))))))))) Ebeniz :)))))))))))))) Orda yeni yola çıkıp biraz ilerledikten sonra vili vili yol aldık 5dkya da indim :))))))

Sonra tığçeyle buluşup otostop çektik indik, fakülteye gittik. Benim de üzerinize afiyet (hep bu lafı kullanmak istedim la :') ) boğazım şişmiş kızarmış sıcak bişey alıyım dedim çay aldım. Aslında tamamen gereksiz ayrıntı bu. Ama lafı kullanıyım istedim. Sonra dışarda dururken bir kaç arkadaştan dersin olmadığını duyduk. Hemen arkaya bağlama sesini koydum tabi kafamda. Sonra yukarı çıktık gittim sordum sekreterliğe hoca yok mu diye. Cevap aynen şu "sınıf çoğunluğu sağlanırsa gelicekmiş" :::::::::::))))))))))))) Bir balta lan tek istediğim bir baltaydı o an. Odada tek bir eşya bırakmaksızın!!!! LAN!!!! Ne demek lan ne demek?!! Senin bu sınıfa verdiğin temel bir ders var, ne demek yani? 30 kişilik sınıfın 30unun da ana dersi, seçmeli bile değil. 30 kişiyle tatmin mi olamıyon? Kitlelere mi hitap etmek istiyon? Amfi mi kurak sana? NE İSTİYON LAN!!!? Verdiğin dersle aydınlanacak değilim ben o kadar çile çekip oraya geliyosam o uyuşuk götü kaldırıp gelecektin bi zahmet! Öf atamıyom olum sinirimi cidden zarar vermem lazım şu an! Ölsün istiyorum bütüüüüüüüünnnnn böylee bütüüüüünnnnn içtenliğimle, yürekten böyle na şuramdan anlatamam! Bu kadar sorumsuz okul ve sorumsuz öğretmenleri! Ben ne kadar sorumsuzsam 2 katısınız bence. Olayın üstünden 10 saat geçtiğimnde bile sinirim geçmedi de evde anneme dert yandım resmen. Bu nedir lan ağzınıza sıçam bu nedir ya!? Ben bu okulu bitirmem gençler aha da buraya yazıyom sıçarım okulunuza lan!

Hof daha atamıyom ha siniri napsam bileklerimi mi kessem kafayı oraya buraya vurup kendimi mi öldürsem allam napsam. Neyse dur geçiyom onu. Sonra çıktık, kızılayda işlerimiz vardı onunçin otostopa. Burda da çok sinir oldugum şeyler yaşadım ama zihnen yoruluyom bırak. Heh, işte yolda giderken bana bi an geldi Panora'ya gidek mi la dedim. Ben biliyodum oraya gönderilmemizin bi amacı oldugunu biliyodum!!! Yimek yedik dolandık falan..
Sonra kitapçıda ben hayatımın en güzel anlarından birini yaşamış oldum. Şöyle ki;


Bu bebeği bir an önce ele geçirmek için, dikiş makinası alıcam diye biriktirdiğim parayı hemen bu kitap için birikmek üzere yönlendiriyorum! Lakin içinde Quidditch Dünya Kupası Bileti olsun efenime Hogwarts mektubu ossun isteyebileceğim her tür şey var! Böyle kutsal kitap yani! Yaktım bi orda zaten LAAANN LAAANN diye. Alıyom bebek seni bekle.

Dur daha gönderilme amacımız bitmedi tabisi. Asıl bi de orda bi akvaryum var ya, olm millet niye olay yapıyo la burayı, önünde duruyolar izliyolar falan dedim. 2sinde de 15er dakika durduk. Hattası bi balık yüzünden gülme krizine bile girdik. Öf bak pdajsdasodkağsodkapsodkapsodk. Neyse tam o sıra biri geçiyodu. Bizim bi arkadaşa benzettim ene Mert mi lan o dedim. Tığçe baktı ene dedi. Sonra yanımızdan geçip giderken OLUM O KİM BİLİYO MUSUN?! dedi Aha dedim bana da çok tanıdık geldi kim laaa didim. Hani foxta dizi var deniz yıldızı orda oynuyo la bu dedi. ENENEE diyip resmen bankta zıpladık lan. Olm bu kadar... öf bilmiyom ekranda bi görünse yetiyo galiba bizim kriterlerimiz için. Çok heycanlandım ha bilemeniz, hemen o heycanla koştum pantolon aldım kendime. Hee bebenin adı da Ozanmış la dizi de. Tüh. Neyse ama BEN GÖRDÜM SONUÇTA ONU FAKİR FAKİR TAKILIN ;)

Bi de, bize bi anda gelen su kamplımbaası alalım mı lan hevesiyle gittik aldık. Sankisi böyle kalem defter alırmış gibi bi çırpıda. İşte ailesi kedi köpeğe izin vermeyen çocutların can dostusu su kamplımbaası :')
Beyle o kadar bağlandım ki bilemeniz la, ne zaman ölcek bu? Ölünce çok üzülcem ha :'('('( Adını ne koydum hele bi düşün. Taam la taam taam. Yoshitake tabisi ne koyacağdım!


Ama ne kaa sevimli laa bi bakın laaa :'')')') Öf şu bitsin gidem de sevem. Olm blogumu çok seviyom ha resmen siniriim geçti bak beyle aşağı doğru indikçe yazıda :')

He bi de kakül kestirdim de saçımı hiç memnun deelim. Yani kaküller bi kıvrılıyor allaaa arkadaş bi dur köpeh beynime çıkıyor resmen! Hadi saçım düz değil bari bi kakülümü düz yapaydınız lan! Hof. Heh işte kaküllü tipimle kendimi nasıl hissettiğimi sizlerle paylaşmak istedim.



Malesef böyle evet. Böylesi hissederken dışarda mutlu dolaşmamı nasıl beklersiniz? Aha dur kendi okulun ilk günü tipimi de koyayım da kakül görüksün bi de :')

Harun Kolçak ve Yeni Türkü solisti de yok değil.
 Gidiyim Yoshitakeyle az ilgileneyim hadi :')

25 Eylül 2012 Salı

Okunan Mangalar 2

Son manga yazısından sonra 17 manga daha okudum, yarım kalan animeleri bitirme telaşına girdim. Neden? Çünkü haftaya okul başladığında hiç boş günüm olmamakla beraber pazartesi öğlene kadar ve diğer günler sabah 9 akşam 5 okulda ordan oraya sürüniciim. Hep kredi yetiştirme telaşından bunlar. 3 yıl yattım ya, az sıkı tutuyım bari 1 yıldan fazla uzamasın diye. Eğer buralarda görürseniz yarın okula gitmiyom, öf devamsızlığımda çok oldu falan diye kapın balkon demirini 3-5 vurun bana :')
Neyse mangalara geçiyorum!

Ability Shop


Kendini her şey için yetersiz gören bi çocuğun bir yetenek dükkanından yaşayacağı senelere karşılık yetenekler almasıyla ilgili bi one shot. Hele ki kızı etkilemek için aldığı yetenekle beni yerle bir etti :) Hadi biz olsak neyse erkeekkiimm diye koşarmışız da, öyle kız sanmıyorum ki tek darbede okul duvarını yıktın diye sana koşsun ;) Sonu farklı olaymış, severmişim de, yok olmadı yea!

Houkago wa Koi no Yokan (After School)


Şimdi bu manga hakkında yazacaklarım düz spoiler olacak ama, bunu demem gerekiyo yani üzgünüm genşler. Yine coolluktan ölen bir karakterimiz var ve ona aşık kız. Çocuk neden böyle depresif hallerde bilemiyoruz. Keşke öğrenmeyeydik. Olm çocukla eskiden "kekçi garsonu" diye dalga geçtikleri için bu kuul olmaya karar vermiş ya la :)))))) Çok mu aradınız ha? Daha ne kadar saçmalayabiliriz diye mi düşündünüz acaba!?  Hadi yine bişey demiyom taam.

Akai Michi


Benim bu mangayı anlamaya zekam yetmedi ya la :) Kırmızı ip ne oldu ağzına sıçtıklarım dedim ve kaldım yani. Zaten  üst üste okuyup mangaları bi bezginlik gelmişti bana, üstüne de bu eklenince hepten yaktım. 

Alive


Bu hafta okuyup en sevdiklerimden oldu Alive. 10 chapter, ilk 9 chapterı 17-18 sayfa son chapter yanlış hatırlamıyosam 50 sayfa kadardı. Keşke daha çok olaymış. Konusu da idam cezası alan bi adam, artık ne şekilde idam ediceklerdiyse, tam odaya girerken 2 seçenek sunuluyo kendisine. Ya bizimle gelirsin ya da ölürsün diye. Sonra yaşanan bi takım doğaüstü  olaylar. Hoştu bence. Yine hafızam gereği sonunu hatırlamasam da tam olarak.

Aoi Kiseki



İşte çok dellendiğim çizim tarzı. Çocuk yüzmekten deforme olmuş töbe töbe bişey olmuş yani. Leblebi kafalı,  boy nerden baksan 2 metre ayak 50 numara, el desen kafasının cılkını çıkarır teneke kutu sıkar gibi. Sayfalar da çok kalabalık benim için okuması çok yorucuydu. Ama hikaye olarak fena değil. 5 chapterlık bi shoujo manga.

Bi de yine uzunca yazmaya üşendiğim, yazcak bi şey bulamadıklarımın üstünden geçersek. Adolte and Adarte; ne yapmaya çalıştınız hiç anlamadım. Ai Kaimasee yine "olm tamam abartmayın" one shotı. Aibiki, kağıt ziyanı yaoi, 10 sayfa mı neydi, bari sadece net üzerinden yayınlamış ol yeminle içim acır. Akuma Bengoshi Kukabara, hiç hatırlamıyorum lan ama fena değildi sanki. Ame no Furu Basho, çizimden gitti gözümde, yok olmadı yani. Angel's Share 8 sayfa sonunda "neden yani? Yani ne oldu şimdi?" diye saf bakışlarla kaldım :) 5-6 tane kaldı lan yazılcak da anime bitirmem lazım!! Gidem izleyem bi sonraki manga yazısına şoolsun onlarda.




24 Eylül 2012 Pazartesi

Bugün evren bana güzel :')

Ben bugünü bi yere yazıyorum bak, evrenin "hadi la bugün bendensiniz" dediği nadir günlerdendi çünkü!

Dün gece burun tıkanıklığımla bi türlü uyuyamadım, kalktım anime izliyim dedim. Zamanında bıraktığım Special A'ya devam ediyim dedim 5te bıraktım sanıyodum öyle izleye izleye 12ye geldim, ama hala hatırlıyorum la ben bu bölümleri diyodum. Bitirdim de farkında mı değilim nedir.

Neyse sonra yeter la sabah 7de kalkıcam yatıyım diyip 4te neyn yattım. Sabah 7da kalkıp 7 bıçıkta güzelce çıkıp okuluma vardım. İşte ordan yılın ilk otostopu falanlar. Fakülteye gidip bizim kata bi çıkarım ki listeler asılmamış. ÇOCUK KAYIT YAPACAĞDI! O sırada Batü geldi. Dedik ki Beycafeye gidelim ne zamandır gidilmiyo laa dedik, karar verdik sonra bunun sevgilisi aradı, gelemüyüm diye belirdi. Defterimi çıkardım tarihle beraber not aldım bu ekmesini, bu yıl da küsücez bence. Ben olsam ben de giderdim de dkoaspdokasd olsun Batu dop sonuçta.

1 buçuk saat kadar bi süre sonra listeler asıldı. Tabi maşallah her sınıftan dersimiz oldugundan hepsini bi not alma, fotoğraf çekme telaşına girdik. Sonra laptopa sarıldık ama sistem felç :)))))))) O kadar şu gün şu ders şu saat diye beyin patlattım ama istediğimizi yazamadıktan sonra. Biz orda dellenirken çooooooo....ook sevdiğim bi arkadaşım böyle cınım binim iciğim biciğim koridorda telefonla bağırıyor şu kodu yaz şunu şu şubeyle değiştir diye komut veriyor kendisi için. Ay çok seviyom ay canım ::)))))))):))))))) İNŞ BU SENE MEZUN OLURSUN KARDEŞ!

Neyse sonra bi bağlan bi kop sisteme girdik, bi ders yazıyoruz atıyo bizi falan. Sinir harbi! En son bi baktım benim kredi 26 olmuş hoşt camış yaa en fazla da 28 alınıyomuş. Bi tane istediğim dersi gireceğdim olmadı 3 kredi diye, alttan sikko bi dersi sildim onçün, aldım yine.

Bi ders için de tığçe sabah şubesine girdi, hemen ardından benimkini yazıyoduk ki şube dolu dedi. Öğlenki şubeyi de alamıyom başka dersim var. Tığçeyle yer değişelim dedik, Tuğçe o şubeden çıktığı an ben girdim, demesin mi şube doldu :::::::::))))))))))))) resmen o saniye arada kapmış çahalın teki. Kesin çok sevdiğim bitaneciğimdir haa ::::)):))):) İşte tam o anda evren bize kucak açtı. Yanımıza gelen Ahmetlen Bora'ya (isim yazınca da günlük gibi oldu he hehehe) şu dersi aldınız mı ya, hangi şubedesiniz diyince. Sabahtayız ama öğlene geçicez demeleriyle LLAAAAĞĞĞNNN! dedim. Biri çıktığı an hemen diğerimiz girerek o dersi de öylece hallettik!

Yine kaldığımız sikko bi dersi başka dersle değiştirmek için danışman hocamıza sorularımız vardı. Öğlen yimek yiyip döndük. Hocaya sorduk ve evrenin yine alttan bizi desteklemesiylen mikemmel cevaplar aldık. Ağzım açık kaldı. Danışman hocamla resmen iletişim kurabilmiştim! Çok seviyom :B Sonuç olarak pazartesiden cumaya sabah 9 akşam 5e kadar yoğum ben genşler :'))))'))') 1 boş günüm olmadan hayata tutunucam. Hele bi de Japonca kursum da eklenirse buna naparım bilemedim. Yalnız işte tek içimde yara olan ders İllustrasyon dersini alamamaktır, kontenjan 10dan az mı neymiş hatta sanırım :) Nabıyonuz ki :) ben illüstrasyon alamadıktan sonra mezun olmuşum neye yarar! Neyse onu da seneye işşalaahh!!

Dur bitti mi sanıyon!? Haayaağğğ bitmedi! Eve gitmek üzere otostopa çıktık. Sıcaktan bezmiş haldeyken babamı aradım bizi al nollaaağğğr diye, alamadı yazık. Sonra geri döndük otostopa. İlerden bi Koreli kız geliyodu. Hemen anyonhaseyomu hazırladım. Elimi yanak kenarında bili bili diye selam pozuna geitirip anyyonn dedim ki kız döndü baktı VOOŞŞŞŞŞŞŞ!!!!! Bak bak evren geliyor! Bi kuvvet anyonumu tamamladım, o an önüme savaş topu koysanız kaldırırdım yeminle! Sonra kız merabaaa dedi ANANAASSS.... diye kaldık. Yıllardır anyonluyoz ama hiç cevap vereni çıkmamıştı! Hiç de düşünmemişiz cevap verseler ne deriz acaba diye! Sonra gittik yanına ahiihiiyiyiiy yihihihiyi diye konuşmaya başladık. Başladık diyosam kızla ben konuşuyom. Çünkü Tuğçe kenarda başka boyuta geçmişti çoktan. Allahtan Türkçe biliyomuştu kız o an neler dedim ne soruştuk birbirimize hatırlamıyom da kız neden burda belirsiz bi 2.5 aydır Türkçe öğreniyomuş onu biliyom. Adı da Haşin li bi şey ha. Ben Burcu dediğimde suratı bin parçaya bölündü voohh çok zor dedi :'))') Saçın çoksel dedi kamsamnida didim bence ben çok biliyom ha Korece dpoaskdasıkd sonra böyle ne yapsam bilemeyip biz seni tutmayalıma bağladım, napiyim orda numaranı ver kız mı diyim, öf keşkem bi Kakaotalk falan sorsaydım of allam bu arkadaşlık devam etmeliydi lan. Kendimizi aştık lan! Daha ayağıma basıp gomen diyen teyzenin karşısında sızdırıyodum ben ne demek Koreli'yle konuşmak!!!! Sonra tam ayrıldık bize de araba durdu biz binerkene bi daha döndü güle güle mi ne didi kaymışım ben hatırlamıyom, çalka dedim öf çok pis de bilirim pıdajsdoıpasdj o da çalka dedi. Daha orda olm biz naapttık lan sevincini yaşayamadan arabaya tıkılmak zordu tabi. Bulacam kızım seni dıoajsdoıasjd dur sen, daha bu iş burda bitmedi.

22 Eylül 2012 Cumartesi

İzlenen Animeler 2

Natsuyuki Rendezvous


İlk bölümü izledikten sonra Şeyma'ya haber verip, beraber gece uyumayıp bitirdiğimiz ço hoş bir seri. Josei  tutkunu olarak, böyle animeleri gözyaşı sızdırırak tutkuylan seviyorum. Son bölümün tr altyazısı olmaması sebebiyle ingilizce altyazılı izledik, ama ne çektik biz biliriz! Finalden önceki bölümü tr altyazılı izlerken "olm ben bunun türkçesini bile anlamadım ki ingilizceyi nasıl yapıcaz" muhabbeti yaşadık. Olaylar bi karıştı çünkü. Sonra finali izlerken bi ara pes edilse de "dur la anlıyorum galiba"larla devam edip çok güzel noktaladık. 12 bölümde güzel ilerleyip güzelce toparlamışlar. Sadece 1 bölümde çok sıkıldım sanırım 9du ya da 8. Havada duran hayalet bende hep bi simste bug varmış hissi uyandırdı. Kasabada bi tane sim öyle kalmış gibi pdkoasokad neden bilmiyorum :')
Neyse sonuç olarak, aradan zaman geçince daha bi sevdim ben bu seriyi. Tavsiye ederim.

Hanamaru Youchien


Bu sabah başlayıp, hasta yatağımda bi kaç saat önce bitirdiğim sevimli seri. Konu tamamen resimdeki 3 chibimizin yaşadıklarıyla alakalı. Genetiği çok yanlış anlamış insanların ürünü olan şu sarı kahve saçlı kızımız Anzu'nun öğretmenine olan aşkını ve diğer küçük chibilerimizin ona yardım etmesini 12 bölüm güle oynaya izliyoruz. Anzu'nun utanmaz ve sevimli halleri, Hii-chan'ın bilmişliği ve soğukkkanlılığı vee mikemmel kostümleri, Anzu ne kadar utanmazsa bir o kadar utangaç Koume beni yeterli miktarda güldürdü. Bitirdikten sonra kendime bir pandaneko yapmaya karar verdim! 

Mushishi


26 bölümünde de tüylerimi diken diken yapabilen ço hoş bir seri. Hiç sıkılmadan, birbirinden farklı ve ilginç olayları rahat rahat izleyebiliyosun. Ben Mononoke'den daha çok sevdim açıkcası, olayların yansıtılması açısından. Bi 2. sezonu olsa çok sevinirdim :') Bi de film izleyesim geldiği an ilk iş filmini izlicem, ço merak ediyorum.

Bunların dışında uzun uzun yazmaya üşendiklerimin üzerinden bi geçeyim. Brave 10; çok iyi başlayıp, çok havada kaldı, 2. sezon şart. Tsuritama; saçma sapan insanların olduğu ve saçma sapan olayların yaşandığı yine ço sevimli bi anime olmuş. Kyou, koi wo hajimemasu, 2 bölümlük bi shoujo, düz shoujo işte. Bakuman 2, bi ara darlanıp bıraktım ve tekrar devam ettim, son bölümler yine çok sardı ve güzel sezon finali yaptılar bi mıtlı oldum! Corpse Party: missing footage wtf did i just watch!?

21 Eylül 2012 Cuma

Biri gereksiz etkinlik mi dedi :')

Bugün Dünya Barış Çanı etkinliğine gittik. Hala soruyon mu neden diye :))))) Gerizekalılar çünkü, yapcak bi şey yok.

Dersim olsa götümü kaldırıpta gitmeyeceğim, illa gidersem de hayata lanet eden bakışlarımla insanları delerek gideceğim bi saatte yola koyuldum. Otobüs farklı yoldan gitti zaten tanıdık yerleri görene kadar ne huzursuz bakışlar attım, herkes de "ay ben her gün geçiyorum burdan" modunda, yanlış mı bindim acaba diyip çaktırmadım. Neyse, 3 kişilik kadromuz 2ye düştü buluştuğumuzda. tabisi Tığçe ve ben. Her Japon etkinliğinde olduğu gibi. İşte tee gittik Botanik Parkı'na, birileri toplaşmış, platform kurulmuş üstünde amcalar teyzeler oturuyo. O sırada biri konuşma yapıyodu biz de geçtik arkada dikiliyoruz. Biz 3 kişinin konuşması boyunca arkada durduk öyle, olm acaba herkes için değil miydi lan diye diye. Çünkü mekanda bulunanların yaşı 50+ :))))))) Neyseki sonra göründü 3-5 genç. Yazık ki böylesi önemli bir güne katılım oldukça azdı, biz bile canımızı dişimize takıp gitmdpoaskdaskdao Öf taam la, adam gibi duyurun şu işleri, hiç, kim biliyo 21 Eylül'de barış çanı çalıyomuşuk meğersem!

Kameralara yansımamasını umut ettiğimiz anlar; arkada ayakta dikilirken çevre gözlemlemesi sırasında yaptığımız konuşmalar. Şimdi anlatınca gülmiceniz o yüzden anlatmıyom odpkaspdokasd Bi en son "barış çanı nerde la" dedi tığçe, "olm galiba herkesde tarkanın zillerinden var, onları çalcaklar" diyip arkadan müzik verdik kuzu kuzunun o toz kum atma sahnesindeki. Sonra orda gülemeyince "bunu giderken bi daha de de bi rahat gülelim" dedi podasjdasıodkaspdıj çok gülüyom ben tuğçeye. Başka anlatcak yerim yok şimdi şuraya sıkışsın, geçen neye en çok güldüm bak, hala gülüyom dpkasodkapdok ortaokulda soyadı "nacitarhan" olan arkadaşım vardı dediydim buna. Olm nasıll lan nassıll laann diye 2 saat gerildi sonra olm ikna etseydiniz lan o senin ikinci adın diye dedi çok üzülmüş bi suratla daspjdopaıjdasıdjasıodj salak. GÜLMÜYONUZ MU LA?! Komik bence arkadaşım :)  Bi de son olarak bu ara en çok üzüldüğüm şey, geçenlerde "adet kanı" taklidi bilem yapmış olmamız. Yani düşün o derece yapıcak işimiz, konuşucak şeyimiz yok :')

Öf konuya dönersek, konuşmalar bittikten sonra, hadi çanı çalıyoruz dediler herkesi topladılar ortaya, biz ve 3-5 kişi hariç. Platformda oturanlardan bi teyze de aşağı incek ama platform yüksek. Yanımdaki edeme eliyle gel gel yaptı ama görmedi heral adam, ben halkın iyiliksever yankeesi olarak hemen duttum elini teyzenin. Beni görünce bi güldü kihihihi diye, ay seni, yeşilli kız, başka renk mi bulamadın ihihihi, oy ne şirinsin ay ne tatlısın diyip enseme bili bili yapıp, ordan burnuma pıtık attı. Ayaküstü tacizimi yiyip yerime geçtim. Bi süre daha takıldıktan sonra çaktırmadan nasıl gitsek lan diye düşünürken, saldık gittik. Botaniğin en sevdiğim yanı da ordan kuğuluya yürüyerek gitmek :') Nasıl basit şeylerle mutlu oluyom ben işte ama siz hayvansanız yapıcak bişey yok. Sizden kastımı bilmiyorum şu an.

Tee geçen haftaların Kore Kültür Merkezi  olayını anlatıcam bak ne zamandır ama videolu bi yazı olcağdı. Videoyu adam etmeye üşeniyorum o yüzden yine şimdilik kalsın madem. Uykum da var bak, öf çok problemliyim la haftaya ders kaydına gitcem ya hep ondan pdoaksokd Gidiyim uykumu açıyım kahve anime neyn. Hadi oldu.

19 Eylül 2012 Çarşamba

Tırtoğlu muffinleri (ekekekeke :| )

Japon sever arkadaşım Tutku'nun blogunda gördüğüm muffinlere özenip, tarifini istedim ondan bi kaç gün önce. İnternetten bulduğum tariflerle mala bağlıyorum ben çünkü. Yapmış, denemiş çevreden alınca daha bi rahat oluyo. 
Bugün mutfağa girdim tarifteki gibi yaptım. Hatta dur bak tarifi de yazıyım lan, benim gibi bu işlerin cahili varsa örnek alsın:
3 yumurta
1 çay bardağı toz şeker
2 yemek kaşığı sıvı yağ
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilin
aldığı kadar un
karıştır, çırp ve 150 derece fırına ver. Tutku'dan aldığım tarif budur. Ben aldığı kadar un olayını tam çözememişim sanırım. Çünkü onun fotoğraflarına bakınca bonibonları gayet muffinlerin üstünde kalmış, benimkiler dibe battı, ne yazık :')  Neyse ama ilk denemem için iyiydi bence pdajsdpoasdas. Ay dur bu ilk deneme değil. Şimdi sizi  bambaşka bi dünyaya götürücem. Sene 2010 Tığçeyle ilk muffinimizi yapmışız. Aha buraya tıkla hele.


Neyse o konuyu atlattıysak, yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü üzre çogsel kabarttım. Tadı da gayet iyi. Ama jelibonlar sorun çıkardı! Ben bu muffinleri jelibonlu yapıcam arkadaş! Taktım bu işe! Bu mesele çözülecek!
Ben eriyip dibe çökmez de en azından dibe yakın bi yerlerde kalır diye bi umutluydum, ama yukardaki o kabarık muffinlerin alt kısmı aşağıdaki fotoğraf gibiydi. Yani hamur gitmiş sadece jelibon kalmış.


Öf çok sevimli görüntü lan dpokasdpoıaksd blogum yaşadığı en sevimli anları yaşıyo bence. Az ellemeyin. 

Acaba hamura biraz daha un koyup katılaştırsam nolur? Jelibonlar batar mı ki yine, ya da hamurun kabarmaması gibi bi şey olur mu?
Ya da zemine hamuru dökmeden önce başka bi şey mi koysam? Denişik muffin olsun diye. Ama hiç bilmiyom napsam. Mutfak işlerinde deneyimli olanlarda tavsiye istiyorum boynum bükük :')

Kesin hiç bilen biri yorum yapmıcak lan dpoaksdpoakdads bilmiyom sanki sizi :'(
 Neyse ossun.