16 Temmuz 2011 Cumartesi

Babane günlükleri

Babanem hakkında ön bilgiyi verdikten sonra ayrıntılara girmek istiyorum:

Evdeki kısıtlı etkinliklerden biri televizyon. 2 haftada bütün dizi ve programları en can alıcı noktalarına kadar özümsedim. Ama sorun şu ki televizyon evin hiç bir yerinden izlenemeyecek bi yerde. Sağır dede misali önüne bi sandalye çekip oturmak zorundasın. Onlar televizyonu hiç açmadıkları için tüm gün denize bakarakta mutlu olabildikleri için böyle bi sorunu yaşayan bi tek ben vardım. Böyle durumlarda tek başına olmak çok kötüdür. O sandalyeyi en konforlu hale getirebilmek için çok çabaladım çok.

Sonlara doğru sıkılmaktan yorulmuş bi haldeydim. Hayatım balkon salon tuvalet ve mutfak arasında geçiyodu. Kendimce ilkeler edinmiştim. Asla balkondan mutfaga direk geçiş yapmıyodum. Önce salonda biraz soluklanıp sonra mutfaga geçiyodum.

En büyük pişmanlığımda küçükken sitenin çocuklarıyla kaynaşmamış olmam. O zamanlar aşağıdan yukarı anane, babane, dede diye bağıran çocuklar büyümüş serpilmiş. Kendi arkadaş gruplarını oluşturmuş, kısıtlı alanlarda kendilerince eğleniyolardı.

Bi diğer etkinliğimde delicesine bulmaca çözmekti. Her türlüsünü elden geçirdim. Canımı acıtan noktaysa babanemin gelip geçerken bi süre başımda dikilmesi, bulmacadaki kimmiş diye düşünmesi ve "selda bağcan" diyip gitmesi.

Hiç bi zaman sorgulamadığım şeyse şudur o evde; şabo. Babanemlerin süryani kankaları. Hiç bi zaman demedim ki o isim ne öyle? Hiç merak etmedim nasıl yazılır, benimsedim. Çünkü buna fırsat vermediler. Bu geçen haftalarda tam düşünmeye başlıcaktım ki şabo geldi. 15 yıldır hiç değişikliğe uğratmadığı alman çikolataları ve şekerleri menüsüyle.

Bu heycanlı günlerime bir yenisini daha eklemek adına dedemle babanem kavga etti. Sonra dedem diğer eve geçti. Ardından 5 gün süren, hiç abartmıyorum, babane söylenmelerine tanık oldum. Sabah kahvaltı hazırlarken, ellerini yıkarken, akşam çay içerken, balkonda otururken ve bir çok mekan ve zamanda bu konuyu gündeme getirebildi. Öpüyorum gözlerinden.

1 yorum :